KÖY ENSTİTÜSÜ'LERİ VE FEODAL DEVRİMCİLİK

Köy enstitüsü’lerinin Türkiye’ye zararlarından, kötülüklerinden biri de Türkiye’ye feodallik, Türkiye gençliğine de feodal devrimcilik kültürü aşılamasıdır bence.

 

Köy enstitüsü uygulamasına felsefel açıdan bakıldığında bu uygulamanın beyini, ruhu, soyutluğu değil de bedeni egemen, baştaçı, önder, lider yaptığı anlaşılır; yani ‘köy’demek ne demektir; felsefe, bilim, düşünürlük(filozofluk), alimlik, alimelik, bilgelik, akademisyenlik değil; yani köy demek beden, beden gücü, beden emeği, bedenle yaşamak, bedenle üretmek, hayata-dünyaya bedenle bakmak, yalnızca geçimi-hayatı-beslenmeyi-barınmayı sağlamak gibi amaçlar kültürüdür yani köyler düşünür, alim, alime, bilge, bilimci yetiştirme yerileri(yerleri) değil sebze, meyva(meyve), süt, peynir, yoğurt, et, yumurta, tereyağı, zeytin yağı gibi şeyler yetiştirme yeridir yani amaç olarak köye sarılmak, köye yapışmak zaten daha en başta, felsefeye göre yanlışa, geriliğe, niceliğe, duyulara, sanılara sarılmaktır ki böyle bir hal de buna uygun bir insan, toplum ve hayat yaratır yani köy demek feodallik, köy enstitüsü demek te felsefel açıdan, feodallik demektir; işe alet, araç üretimi, onarımı, icadı gibi şeylerin görmesi durumu felsefel açıdan değiştirmez. Böyle bir halin de hali Sovyetler birliği’ne ve Çin’e yönlendirmek sonuçunu(sonucunu), dönemin özelliği olarak kaçınılmaz yapar. Oysa yapılması gereken şey Köy enstitüsü’leri değil felsefe, bilim, düşünürlük(filozofluk), alimlik, alimelik, bilgelik, yazarlık, şairlik eğitimi kurmaktı; böylece özelde insanlar, genelde toplum bedene değil beyine, geriye değil ileriye, somutluğa değil soyutluğa yönelirdi ki ilerlemek te budur zaten.

 

Bu halin devrimciliğe, ilericiliğe, aydınlığa, hayata, beyine, ruha da feodal bir içerik ve yön vermesi kaçınılmazdı. Bu nedenle de Türkiye’de devrimcilik yani sol feodal bir kültür, öz, anlayış içine girdi; ve devrimci diye ortaya düşünürler, alimler, alimeler, bilgeler, bilimciler, yazarlar, şairler değil ya Sovyet yanlısı ya Çin yanlısı anlayışlar çıktı; oysa yönelinmesi gereken şey genelde beden, beden emeği, özelde ise Sovyetler ya da Çin değil felsefe, bilim, düşünürlük, alimlik, alimelik, bilgelikti.

 

Yani felsefel açıdan şu ki Köy enstitüsü demek bedeni, beden emeğini, niceliği, kütleyi beyinden, ruhtan üstün tutmak oldu. Bunun sonuçunda da devrimci diye ortaya düşünürler, alimler, alimeler, bilgeler, bilimciler, yazarlar, şairler değil örnek ki Deniz Gezmiş’ler, Mahir Çayan’lar, Akrep Nalan’lar yani feodal devrimciler, devrimciliğe feodal yaklaşımlar çıktı, ve sol bu süreçte düşünürler, alimler, alimeler, bilgeler, bilimciler, yazarlar, şairler yetiştirmekten, yaratmaktan uzak, yoksun kaldı yani devrim adı altında bir gençlik kitlesi feodal devrimcilik anlayışı yüzünden heba oldu; Atatürk ‘En doğrusu bilim ve ahlaktır’ demesine karşın; öyle ki gerçeği, doğruyu anlamış olan Deniz Gezmiş de idamın önce şöyle dedi: ‘Kardeşimin bilimci olmasını istiyorum’; yani üstelik te Chp’ci Hasan Ali Yücel, ve Köy enstitüsüleri ülkeye hem o dönemde hem de sonraki dönemlerde yarardan çok zarar getirmiş oldu yani Köy enstitüsü uygulaması Türkiye’ye aydınlanma değil Türk kararma getirdi.

 

Ziraat marşı da denilen Köy enstitüsü marşı Köy enstitüsü kültürünün ve uygulamasının içerdiği feodal hali açıkça göstermekte: ‘Sürer, eker, biçeriz, güvenip ötesine
Milletin her kazancı milletin kesesine
Toplandık baş çiftçinin Atatürk’ün sesine
Toprakla savaş için ziraat cephesine,

Biz ulusal varlığın temeliyiz, köküyüz.
Biz yurdun öz sahibi, efendisi, köylüyüz,

İnsanı insan eden, ilkin bu soy, bu toprak
En yeni aletlerle en içten çalışarak
Türk için yine yakın dünyaya örnek olmak
Kafa dinç, el nasırlı, gönül rahat, alın ak,

Biz ulusal varlığın temeliyiz, köküyüz
Biz yurdun öz sahibi, efendisi, köylüyüz,

Kuracağız öz yurtta dirliği, düzenliği
Yıkıyor engelleri ulus egemenliği
Görsün köyler bolluğu, rahatlığı, şenliği
Bizimdir o yenilmek bilmeyen Türk benliği.’. Marşa ya da şiire bakın, Türkiye’yi felsefeye, bilime, düşünürlüğe, alimliğe, alimeliğe, bilgeliğe değil tarıma ve köylülüğe eşitlemektedir, Atatürk’ü bile bir düşünür, alim olarak değil çiftçi, tarımcı olaeak göstermektedir; düşünürlüğü, alimliği, alimeliği, bilgeliği, felsefeyi, bilimi değil tarımı, köylülüğü, köyü, bedeni, kası, beden emeğini, niceliği, geçim kapısını, parayı, nefsi yani cehaleti yani feodal bir dünyayı baştaçı etmektedir; böyle bir anlayışın, böyle bir uygulamanın düşünürler, alimler, alimeler, bilgeler değil feodal devrimciler, ve devrimcilik, devrim olarak düşünürlük, alimlik, alimelik, bilgelik değil Sovyet hayranlığı, Çin hayranlığı, Küba hayranlığı yani dünya hayranlığı, nefs hayranlığı yaratacağı açıktır ki zaten nefs hem en büyük cehalettir hem de kötülüklerin hem nedeni hem amaçıdır(amacıdır); yani bence Türkiye’nin bugünkü yanlış halinde hayata, ülkeye Köy enstitüsü yaklaşımının çok büyük bir etkisi vardır, ve bu hal biran(bir an) önce felsefe, bilim, ve dini tanımlayan Din hadisileri ile temizlenmek, yok edilmek zorundadır, ve ülke, toplum düşünürlüğe, alimliğe, alimeliğe, bilgeliğe yönlendirilmek zorundadır.

 

Evet; Köy enstitüsü felsefel açıdan bir cehaletti, ve Türkiye’nin yanlış yöne yönelmesine neden oldu; işte bu nedenle ki Türkiye’de 90 yıldır, doktordan mühendise, öğretmenden akademisyene, fahişeden dansöze, sıporcudan(sporcudan) sanatçıya, patrondan eşcinsele, siyasetçiden dolandırıcıya, sigara bağımlısından uyuşturucu bağımlısına, bikinisinden tangalısına, dövmelisinden pirsinglisine herşey yetişti de düşünür, alim, alime, bilge yetişmedi ki Atatürk eğer yaşıyor olsaydı O’nu üzen en büyük şey bu olurdu.

 

Şöyle bir Türkiye’ye bakın bakalım; dünyaya, insanlığa yön veren kaç düşünürünüz, aliminiz, alimeniz, bilgeniz var?

 

Ancak zararın neresinden dönülürse kazançtır hesabı; her şey ne bitmiş ne geç durumda; hemen felsefeye, bilime, dini tanımlayan Din hadisileri’ne, düşünürlüğe, alimliğe, alimeliğe, bilgeliğe sarılmalı, ve bunlara zıt, karşıt olan her şeye son verilmelidir; aydın olmak ta, ilerlemek te, Atatürkçü olmak ta budur.

 

Kemalettin Tuğcu okumak yerine Dostoyevski, Tolstoy, Balzac okumaya yönlenildi; ne kazandırdı size Karamazof kardeşler, Anne Karenina, Vadideki zambak? Oysa Kemalettin Tuğcu okunsa idi birtakım insani ve evrensel değerler kazanılacaktı.

 

Sonuç olarak; felsefel açıdan; Köy enstitüsü beden-beyin savaşımında beyinin değil bedenin, nefssizliğin değil nefsin, niteliğin değil niceliğin yanında yer alan yanlış bir seçimdir. Yani hep dediğim gibi; Atatürk Türkiyesi’ne, Yeni Türkiye’ye farkında olmadan en büyük ilk kötülüğü yapan kişi aydınlanmak diye yerli yazarlar, yerli kitaplar yaratmak yerine Avrupa kitaplarını harıl harıl Türkçeye çevirten; toplumu felsefeye, bilime yöneltmek yerine tarıma, feodalliğe yönelten; toplumu beyine yöneltmek yerine bedene yönelten, ve üstelik te Chp’ci olan Hasan Ali Yücel’dir bence.

 

Evet; Köy enstitüsü’lerine değil; felsefeye, bilime, Din hadisileri’ne, düşünürlüğe, alimliğe, alimeliğe, bilgeliğe sarılın.

 

İşte siz bunu anlayamadığınız için bugün Akp başta; ve bu hal anlaşılamadığı için Türkiye Menderes dönemi’ni ile Atatürk Türkiyesi’nden koptu, uzaklaştı. Bu nedenle ki günümüzde Türkiye’de düşünürler, alimler, alimeler, bilgeler değil dansözler, çıplaklar, moda, nefs, yozluk, mantıksızlık, ahlaka aykırılık, utanmazlık baştaçı. Bu nedenle ki Türkiye şeyhler, dervişler, müritler ülkesi değil ancak çıplaklar, ahlaka aykırılıklar, mantıksızlıklar, yozluklar ülkesi oldu.

 

 

Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 21.4.19/03.56

(Öteki yazılarımı 'www.siir-defteri.com' sitesinde okuyabilirsiniz.)