NEREDE YANLIŞ YAPILDI? (6)

Emine Erdoğan’la samimiyetiyle bilinen Sibel Eraslan, “Saadet Partisi ve Saadet Partisi’nden bazı taşınmalar” başlıklı köşesinde, Saadet Partisi’nin son mahalli seçimlerde özellikle İstanbul ve Ankara'da kilit rol oynadığını kabul etti. “Saadet'in oyları AK Parti'de olsaydı, bu son krizleri yaşamayabilirdik” diyen Sibel Eraslan sözlerinin devamında, “Saadet inatçılık etti, gitti CHP ile ortaklık etti. Ama AK Parti de hatalıydı, Saadet’i yeterince ciddiye almadı, hatta zaman zaman kırıcı dışlayıcı oldu. Saçma sapan bir inat uğruna İstanbul ve Ankara'da bu depremi yaşadık” dedi. Haklı tarafı var. Saadet’in “particik” olarak görüldüğü, küçümsendiği, ciddiye alınmadığı, zaman zaman hakaret edilip dışlandığı fakat kilit parti olduğu doğrudur. Fakat ben neredeyse Tayyip Bey kadar eski bir Milli Görüş’lü olarak diyorum ki Sibel Hanım Saadet’i iyi tanımıyor. Saadet marjinal bir partidir. Mensupları içinde bulundukları teşkilatı bile bir “parti” olarak değil, bir “dava” olarak görürler ve davada asla “inat” yer almaz. Böyle örgütlerde beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz, oy verirsiniz ya da oy vermezsiniz “inat” değil, “Allah rızası” esas alınır. Allah’ın rızasına uygunluğunu elbette tartışabilirsiniz. Ama niyetleri budur; inat değildir. CHP ile ortaklık etmesi iftiradır. Hiçbir Saadet’li CHP’ye oy vermez. 31 Mart’ta yapılacak yerel seçimlere 1389 seçim çevresinde tek başına seçime girdiği halde yani Türkiye’nin her yerinde tek başına seçimlere giren tek parti olduğu halde hala “ortaklık yaptığı” bilgisizliği veya eğer bilerek söyleniyor ise yalan ve iftirası kol geziyor. Adil olmak gerekirse siz, “Saadet'in oyları AK Parti'de olsaydı” derken, Saadet’liler de “Onlar bizi böldüler; onların oyu bizde olsaydı” demekteler. Yanlış tahlillerle Erdoğan’ı hep yanılttınız… Zarar verdiniz…

Sibel Hanım sözlerinin devamında, “…Jest sahibi ve centilmen kişiliği ile tanıdığımız Temel Bey'in Kıbleye yönelip namaza duracak insanlar için açılmış bir camiyi eleştirmesini anlayamadım ben. Vallahi çok üzüldüm. Tamam ayrı partilerdensiniz. Tamam mimari zevkini güzel bulmadınız. Tamam da. Cami, İslam mührüdür…” derken başta kendini yanıltmaktadır. Sibel Eraslan, Karamollaoğlu’nun caminin mimari zevkini güzel bulmadığını nerede çıkarmıştır? İfadelerini öyle kullanıyor ki, onun zannına göre bütün Türkiye ATV, TRT izliyor kimse Temel Beyin neyi eleştirdiğini dinlemedi… Onun eleştirisi ücra ve uç bir yerde o kadar büyük bir camiyi israf görmesi. Nüfus yoğunluğunun olduğu bir yerde yapmana bir şey demiyor. İsraf görüyor. Yoksa kendisinin camilere antipati duymayacağını bütün Türkiye bilse gerek… Saptırma var. Fakat her saptırma Reis’e de zarar veriyor. Reis’e ne faydalı olur biliyor musunuz? Dürüstlük ve şeffaflık. Reis’in, “Kimsenin gözünün yaşına bakmayacağım, tepeden tırnağa değişim olacak. Ama bunu gazete köşelerinde yazanlarla, troller istedi diye değil vatandaşın mesajı doğrultusunda gerçekleştireceğiz” demesi hoşuma gitti. Erdoğan’ın bu sözleri “2002 politikalarına dönüş” olarak yorumladı…

Erdoğan ve arkadaşları ekonomide “faizci kapitalist düzeni” yürüterek asla olumlu sonuç elde edemez. Faizin ve düzeni Allah ve Resulüne açılmış bir savaştır; bunu onlar da biliyorlar. 2019 yılı bütçesine koydukları 117 milyar faiz gideri haramdır. Erdoğan ve arkadaşlarının 17 yıllık iktidarları döneminde yaklaşık 300 milyar dolar faize para ödemiş olmaları vebaldir.

Dün melek gibi gördükleri ve ne istedilerse verdikleri FETÖ’yü bugün şeytan ilan etmek zorunda kalmaları, dün çözüm sürecinin masum tarafı olarak gördükleri HDP’yi bugün ülkeyi tehdit eden en büyük şeytan olarak takdim etmeleri, işine geldiğinde bunlardan aday gösterip milletvekili, bakan ve belediye başkanı yapmaları; fakat rakipleri bunu yaptığında “ezan, bayrak, vatan ve millet düşmanı” olarak ilan etmeleri, büyük şeytan ABD ve İsrail’i görmezlikten gelmeleri ve milleti kutuplaştırmaları yine de genel oyu etkilememiştir.

Milli Görüş gömleğini çıkarıp “muhafazakâr demokratlık” gömleğini giymeleri onların oyunu olumlu etkilemiştir. “Siyaset işi ABD’siz olmuyor, bundan böyle ABD ve İsrail stratejik ortak olarak görülecektir” deseler de, “Faiz dünya gerçeğidir, bundan böyle faize karşı bir mücadele yapılmayacaktır” deseler de bu değişmedi. AK Parti ile MHP adeta “iki lider, tek parti” gibi olsalar da böyle.

Elbistan Şeker Fabrikası satıldıktan sonra sürekli çiftçi aleyhine haberlerle gündeme gelmişti. Fabrika yönetimi, maliyetleri düşürmek için devletteyken yapılan toprak siloları yapmadığından dolayı çiftçinin pancarı kış günü tarlada kalmıştı. Çiftçi bu yıl ilk kez çamurun içinden ağır iş makineleriyle pancar taşımıştı. Tarlada yaşadığı bu mağduriyet yetmemiş gibi çiftçinin küspesi ile nakliye parasına da göz dikilmişti. Devletteyken takır takır ödenen küpse ve nakliye paraları da çiftçiye kavga dövüşle bir kısmı ancak ödenmişti. Ak Parti hem de ittifaksız olarak seçimlere girdiği Elbistan’da %46,40 oy aldı. Çiftçinin mağduriyeti bitmese de fark etmiyor. Fabrika yönetimi, çiftçiden ‘ne koparabilirsem kardır’ anlayışıyla hareket etse de fark etmiyor. Çiftçi üzerinden üç kuruşun hesabını yapan ve çiftçiyi mağdur eden fabrika patronu Birol Mutlu borsada yüklü miktarda hisse alıp satan büyük bir ‘borsacı’ olan Birol Mutlu, bir günde 175 milyon liralık hisse alsa da Elbistanlı Ak Parti’yi seviyor. Çiftçinin üç kuruşluk küspe parasını vermemek için kılı kırk yaran iş adamı borsada milyonlarla oynasa da milletin umurunda değil. Millet bunu anlayana kadar atı alan Üsküdar’ı geçer. Borsa üzerine yayın haber sitelerinin iddiasına göre bu işadamının borsada işlem gören şirketlerin finansal tablolarını ve SPK’ya bildireceği olumlu gelişmeleri herkesten önce öğrenme konusunda yeteneği büyük. Düşük fiyattan topladığı hisseleri, şirketle ilgili olumlu gelişme gerçekleşince yüksek fiyattan elinden çıkarıyor. KAP’a gönderilen duyuruya göre Elbistan Şeker Fabrikası’nı bünyesinde bulunduran Mutlucan Şeker’in Yönetim Kurulu Başkanı Birol Mutlu, bir günde 65 milyon lot Kardemir hissesi aldı. Bir günde alınan hissenin parasal değeri ise yaklaşık 175 milyon lira ediyor. 19 Mart itibariyle Kardemir’in yüzde 7.87 hissesi Birol Mutlu’nun üstünde görünüyor. Hatta Birol Mutlu’nun borsadaki operasyonu sadece Kardemir ile sınırlı değilmiş. Birol Mutlu, Vestel hisselerini 5 lira seviyelerinden alıp 11 lira seviyesinden satmış. Sonra da Kardemir hisselerini toplamış. Elbistan’da çiftçi, fabrika yönetimiyle ilgili yaşadığı güven sorunundan dolayı bu yıl pancar ekip ekmeme konusunda büyük bir kararsızlık yaşıyor diye Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan bir heyet Elbistan’a giderken, fabrika patronu sert alım ve satımlarla borsayı sallamakla meşgul. Ak Parti bu kişiye müeyyide uyguladı mı? Erdoğan birçok işadamına söz verdirdiği gibi buna da verdirdi mi? Seçimde değişen oldu mu?

Tarım Kredi Kooperatiflerinin genel kurulu öncesinde Türkiye’nin dört bir tarafından gelen çiftçiler, Külliye’de düzenlenen ‘Çiftçi Buluşması’nda Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bir araya geldi ama Çifti Buluşması’nda çiftçinin en önemli gündem maddesi yani Tarım Kredi Kooperatifleri ortaklarının en büyük sorunu olan ticari faizle kredi kullanma konusu hiçbir şekilde gündeme bile gelmedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasının öncesinde Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli ile Tarım Kredi Kooperatifleri Genel Müdürü Fahrettin Poyraz, bir konuşma yapmasına rağmen bu temel soruna hiç değinmediler. Bu sorun Cumhurbaşkanı Erdoğan’a söylenmedi bile. Cumhurbaşkanına sorunla gitmemeyi tercih ettiler. Tarım Kredi Kooperatifleri’nden tarımsal kredi kullanan çiftçiler, bu krediyi ticari faiz oranı ile kullanmak zorunda bırakılıyorlar. Çiftçinin kanayan bu yarası konusu Tarım ve Orman Bakanlığı’nın ve Tarım Kredi Kooperatifleri Genel Müdürlüğü’nün gündeminde yok. Bugüne kadar yüksek faizle üretim yapmaya mahkûm bırakılan çiftçiler her şeye rağmen Ak Parti belediyesini tercih ettiler.

Çiftçi Buluşması’nda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çiftçinin kullandığı kredilerin geri ödemeleriyle ilgili verdiği oran ilginçti. Erdoğan, 2018’de çiftçiye Ziraat Bankası aracılığıyla 32 milyar lira, Tarım Kredi Kooperatifleri aracılığıyla ise 6.4 milyar lira kredi kullandırıldığını, bu kredilerde geri dönüş oranının ise yüzde 98, 99’larda olduğunu dedikten sonra, şu ifadesini ekledi: “Benim çiftçim kullandığı kredinin üstüne yatmıyor, zamanı geldiğinde ödüyor.” Tarım Kredi Kooperatifleri Genel Müdürü, Erdoğan’ı yanıltıyor; çünkü yaşanan krizden dolayı büyük firmalar bile konkordato ilan ederken, çiftçinin kullandığı kredilerin geri dönüş oranı nasıl oluyor da yüzde 98, 99’larda gerçekleşiyor? Eğer bu oranlar doğruysa kullandırılan kredi ne kadar ötelenmiştir? Ötelenen kredi miktarı çiftçinin gerçek durumunu sergiler. Kâğıt üstünde çiftçinin ödeyemediği krediyi, yeniden kredi kullanmış gibi gösterip ötelemek sorunu gidermez. Çiftçinin sırtından trilyonları götürenlere ve kamunun malını yağmalayanlar hesap vermelidir.

Eski Bakan Ahmet Eşref Fakıbaba döneminde et fiyatlarındaki artışa karşı dar gelirli vatandaşın daha ucuz et tüketmesi için ‘ucuz et projesi’ gündeme getirilmişti. Hükümette bu projeyle et fiyatlarının düşeceğini, dar gelirli insanların da rahatlıkla et tüketebileceklerini söylemişlerdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan bu projeyi çok önemsemişlerdi. Ucuz et için gerekirse et ithalatından bile çekinmeyecekleri hususunda kararlı idi. O dönemin Tarım Bakanı Fakıbaba da bu projeyle dar gelirlilerin kesinlikle ucuz et yiyeceklerini iddia etmişti. Mevcut Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli de ucuz et projesine sahip çıkarak, ucuz eti sosyal sorumluluk olarak gördüklerini ve bu projeyi devam mümkün mertebe devam ettireceklerini söylemişti. Bu proje ne oldu? Ucuz et ne oldu? Et ve Süt Kurumu’ndan aldıkları karkas eti üç tane markete paketleyerek veren birkaç aracı firma köşe olmadıysa vatandaş ete mi doydu?  Yerli üreticiye oldu? Hem yerli üretici feryat etti, hem  Tarım ve Orman Bakanlığı oralı olmadı, hem de vatandaş oyunu verdi. Vatandaş ne yaparsa yapsın Ak Parti’yi seviyor. Bu sevgi artık bir karşılık bulmalı; tek taraflı sevgiye dönüşmemeli.

Ucuz et meselesi bazı yayın organlarınca ayyuka çıkınca Bakanlık ucuz et kapsamında üç markette satılan etleri incelemeye aldı ve aracı firmaların kamuyu dolandırdığını, marketlere de sözleşmeye aykırı hileli et verdiklerini tespit etti. Bunun üzerine aracı firmaların devreden çıkarılmasına karar verildi. Hatta aracı firmaların teşhir edileceği bile söylenmişti ama her nedense bundan vaz geçildi. Araya giren el; fakir fukaranın ekmeğine göz diken, hükümetin projesini suiistimal eden, kamuyu dolandıran, proje üzerinden haksız kazanç elde eden ve en önemlisi marketlere hileli et veren bu ‘et çetesiyle’ Tarım ve Orman Bakanlığı yeniden masaya oturarak hem de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın domates, biber, patlıcan terörüne karşı mücadele başlattığı bir dönemde sözleşme imzaladı.

Domates, biber, patlıcan terörü önemliydi de fakirin ekmeğine göz diken ‘et çetesi’nin yaptıkları önemsiz miydi? Neden hiçbir işlem yapılmadı? Bu ‘et çetesinin’ yaptıklarından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bilgisi var mı? Neden teşhir edilmediler? Hükümetin fakir fukaranın et yemesi için başlattığı projeyi suiistimal eden bu firmalarla neden yeniden sözleşme imzaladı? Mutlaka tatmin edici bir cevabı vardır…

Erdoğan Çorum’da şeker fabrikalarının özelleştirilmesinden sonraki ilk mitingini yapacakken, “bakalım” dedim, “özelleştirmelerin sonuçlarıyla ilgili olarak Çorumlulara neler söyleyecek?” Şeker fabrikasıyla ilgili tek bir cümle kurmadı. Ak Parti Çorum İl Başkanı Yusuf Ahlatçı ile Çorum Belediye Başkanı Zeki Gül, miting öncesinde satılan Çorum Şeker Fabrikası’yla ilgili Cumhurbaşkanı Erdoğan’a olumlu cümleler içeren bilgi notu vermek için sahada araştırma yapmışlar ama saha çalışmasında durumun vahim olduğunu görünce bu bilgi notundan vazgeçmişler. Bu iki kişi halktan o kadar kopmuşlar ki satılan şeker fabrikasının ilde ne kadar derin yaralar açtığını bugüne kadar görememişler. Allah’tan böyle bir saha çalışması yapmak akıllarına gelmiş de Erdoğan’ı açığa düşürmekten son anda vazgeçmişler. Miting sonrası Cumhurbaşkanı Erdoğan Çorum Belediyesi’ni ziyaret etmişti. Belediye Başkanı Zeki Gül’ün fabrikanın satılmasıyla birlikte çiftçinin ve işçinin nasıl mağdur edildiğini ve ilde ciddi bir tepkinin olduğunun bilgisini Erdoğan’a verip vermediğini bilemiyorum ama Çorum’da yaşanan bu durum, şeker özelleştirmesinde durumun vahametini gözler önüne seriyor. Hâlbuki özelleştirme öncesinde kimsenin mağdur olmayacağı ve çiftçinin bu özelleştirmeden kesinlikle karlı çıkacağı söylenmişti. Ancak gelin görün ki, daha üzerinden bir yıl geçmeden vaatlerin hepsi boş çıktı. Ülkenin Cumhurbaşkanına tepkiden çekinildiği için satılan fabrikayla ilgili bilgi notu bile verilemedi. Sadece Çorum Şeker Fabrikası değil, satılan 10 şeker fabrikasının olduğu bölgede mağdur edilirken çalışanların da kimi emekli edilerek işten çıkarıldılar kimi ise diğer illere tayin edilerek ailece mağdur edildiler. Çiftçinin asıl mağduriyeti pancar paraları ödenmeye başlandığında ortaya çıkacaktır. Çünkü satılan fabrikalarda polar oranı düşük hesaplandığından çiftçi, açıklanan pancar taban ücreti (235 TL/ton) üzerinden paralarını alamayacak. Özelleştirmenin acı faturasını işte asıl o zaman herkes daha iyi anlayacak. Çiftçinin, işçinin, tarımın, hayvancılığın aleyhine olan bu özelleştirmenin zeminini hazırlayan Özelleştirme İdaresi Başkanı Ahmet Aksu’dur.

İşte sonuç: HDP’ye Amerika’nın desteği ve AKP’nin gafletiyle bir zamanlar yüz verilmiş olduğu için PKK’lılar Suriye’de devleti azarlamaya ve ayarlamaya cüret eder hale geldiler. Fetullahçılar bu ülkenin başına bela edilmiştir. Doğu Türkistanlı sahipsizlerin, Filistinli gelinlerin, Yemenli çaresizlerin, Suriyeli gariplerin, Iraklı yetimlerin nedeni olma. Türkiye'de şu anda domuz gribi salgını yaşanıyor; komşularımızı kırıp geçiriyor ama medyada “tık” yok; domuz gribi aşımız bile yok. Birçok ilaç bulunamıyor. Hormon ilaçlarında, radyolojik tetkiklerde kullanılan ilaçlarda, özetle hemen her ilaç türünde sıkıntı var. Hükümet 2004’ten beri Avrupa’dan uzuz ilaç seçiyor; ama aynı markanın şurubunun tadı bile farklı oluyor. İlaç hangi ülkede ucuz ise o ülkenin fiyatını esas alıyor ama ilacın kalitesi düşüyor. Aspirin Almanya’da diye Almanya’nın fiyatını seçiyor ama Almanya kendi ilaç üreticisini kolluyor, sübvanse ediyor. İlaçta dışa bağımlıyız; ilaçlarımızın % 60’ı ithal; en çok satılanların ise % 95’i ithal. Dünyanın en pahalı benzinini, elektriğini, doğalgazını, ilacını kullanıyoruz. SSK’nın ilaç fabrikası niçin kapatıldı? Neden bir yandan yerli ilaç fabrikaları kapatılırken yerlerine alış veriş merkezleri açıldı? Diğer yandan askeri ilaç fabrikalarımız bile iyi durumda değil.

Biz bu durumu tarihe kaydederken yarın “biz demiştik” deme hakkına sahip olacağız… Öylesine garibanın hakkı yeniyor ki onlarla aynı dünyada şahit ama salahiyetsiz yaşadığımdan, Allah’a uyardığım insanları ve bu yazdıklarımı ahrette şahit tutacağım…