NEREDE YANLIŞ YAPILDI? (5)

Seçimlerde Cumhur ittifakınca “beka”dan söz edilirken “özelleştirme” adı altında ülkenin önemli tesisleri satıldığı halde artan kamu borçları, varlık fonu satışa çıkarıldı. Ülkenin elde kalan en değerli kurumlarından biri olan ve ülkemizin küresel düzlemdeki en büyük markası olan Türk Hava Yolları’nın % 49’unun Katarlılara satışı halkın dikkatini bile çekmedi. Esnaf kazanamadığı halde şükretti. Siftah yapamadığı halde hamd etti. Sinek avladığı halde sabretti. Çünkü Hükümetin ülke genelinde oyunu koruması asi bir halk olmadığımızı gösterdi. Ancak şu da var ki Hükümetin belirlediği adaya razı olmadı. Vatandaş aday adaylarını da seçmeye talip oldu. Kimi menfaatine uygun aday istedi; kimi ise düzgün aday istedi. Ama Reis ile bir dertleri yoktu. Emekli az maaşına razı. Hükümet “Büyük sürpriz!” diyerek 250 gr çay paketleri, kek dağıttı ama bunlar kapışıldı. Dünyanın ekonomik olarak en riskli 6. ülkesi olmamız umursanmadı. Uzmanların uyarılarına kulak asmadılar. Dolar her çakılacak dediklerinde fırlasa da bir hayır umuldu. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) son yayınladığı verilere göre Ekim 2018 itibariyle ülkede işsizlik oranı yüzde 11,4’e çıktı ama o işsizler bir şekilde karınlarını doyurdular. Dilenmeyi öğrendiler ama isyankâr olmadılar. Toplam işsiz sayısı ise geçen yılın aynı dönemine göre 330 bin kişi artarak 3 milyon 749 bin kişiye ulaşsa da bu değişmedi.

Köylerde ahırlar boş, tarlalar ekilemiyor olsa bile köy kahvelerinde gençler pişpirik oynarken keyifliler. Dünyanın en geri ülkelerinden canlı hayvan (kimisi hastalıklı anguslar) ve kaynağı şaibeli kesilmiş et ithal ediyoruz ama etsiz kalmıyoruz. Buğday, arpa, mısır, soğan, patates, saman ithal ediyoruz ama istesek ekecek tarım arazilerimiz var. Patates ithalatında gümrük vergisi sıfırlandı. Birçok bölgede patates ekimi yasaklandı ama pazarda var; sessiz kalıyoruz ama patatessiz kalmıyoruz. Üç tarafı denizlerle çevrili ülkede balıkçılık dipte ama gerekirse uzman dalgıçlarımız var. Tanzim satışlarında 70’li yılların kuyrukları aynen yaşanıyor ama nostalji var. Marifet şu: üretici vergi, yakıt, gübre pahalılığı altında ezilirken üretecek... Arap Baharı’yla Batılı ve yerel maşalar; işgaller, iç savaşlar, kan ve gözyaşını mazlum halklara yaşatırken Şam’da Cuma namazı kılma hayalleriyle çıktığımız yolda şimdi Suriyeli kardeşlerimizle kan kusup kızılcık şerbeti içtik; ama şerbete kim ‘hayır’ der? Ağzımız tatlandı. Gördünüz. Önce Kudüs başkent ilan edildi ve sonra sırasıyla bazı ülkeler büyükelçilerini Kudüs’e taşıdılar. Sırada Suriye’nin tahliyesi sonrasında stratejik açıdan büyük önemi olan Filistin’in nefes borusu Golan Tepeleri'nin, İsraillilerce apaçık işgal edilerek tanınması aşamasında çevrilmesi var. Mesaj ültimatom gibi oldu. Golan'a el atmakla Büyük Ortadoğu Projesinin 'bütün resmi'nin yapbozunun (puzzle) bir parçası daha yerine kondu.

Hükümet yöneticilerinin Erbakan’a ceza/hapis verilmesindeki tutumlarını ve BBP Genel Başkanı Destici’nin TBMM’deki kaza araştırma komisyonuna katılmadığını hatırlayın. Yazıcıoğlu’nun eşi bile Destici’ye isyan etmedi mi? Bunlar bir araya geldiğinde anlam kazanıyor. Son Yenikapı Mitingi 90’lı yılların beyaz Toros’lu derin mafya devletinin mimarları Mehmet Ağar ve Tansu Çiller’i yanına alarak mesaj veriyor. Çünkü Ağar ve Çiller’in söyleyeceklerine itibar edileceğini düşündüler. Edildi de; çünkü onları unuttular. Susurluk'ların yaşandığı, failli meçhullerin en çok olduğu, PKK’nın güçlendiği, şiddetin arttığı o en kötü dönemi unuttular.

Hükümet “Bu seçim ders verme zamanı değildir” dedi halk inandı. “Bizim adayımıza oy vermezseniz kayyum atarız” dedi halk korktu. “Bizden başka herkes hain terörist” deyince oy verenler dillerine pelesenk ettiler; vermeyenler kendilerinden şüphe ettiler. Vatandaş ne olup olmadığını anlayamadan seçime gitti; ekonomi, dış politika, eğitim, şehirleşme ve göç gibi şeyler vatandaşın aklına bile gelmedi. Millet ittifakına göre ülkeyi sözüm ona terörün cirit attığı alana çeviren ve önlem alamayan, YPG’nin burnumuzun dibine kadar sokulmasını engelleyemeyen, illegal yapıların devletin tüm sistemine sızmasına göz yumanlar bir de kalkmış beka sorunundan bahsettiler. Medyanın neredeyse tamamı Cumhur ittifakına çalıştı. Medya o kadar etkili oldu ki vatandaşın Saadet’in HDP ile ittifak yaptığına bile inandı. Bu memlekette Oslo ve Dolmabahçe görüşmelerini Saadet’in yaptığını söyleseler ona bile inanmaya hazırlar. Hendekler kazılırken Saadet’in iktidarda olduğunu söyleseler hemen inanacak olanların sayısı iktidara getirecek kadar çoktur. Medya teröristleri Habur’dan selam durarak karşılayanların Saadet’liler olduğunu söylese saf vatandaş inanmakta gecikmezdi…

Fakat bir gariplik var. “Dörtlü çete” sözü siyasi literatürümüze bu seçimde girdi. Çete de neyin nesiydi? Çete varsa hukuk neyin nesiydi? Toplumun bu kadar kamplara ayrılması ekonomiye ve geleceğe olumsuz bir etki yapmayacak mıydı? Falanca parti filanca partiyle ittifak halindeymiş gibi aslı astarı olmayan uydurma broşürler servis edildi. “Bay Kemal” diye Kılıçdaroğlu ile alay edildi. “Temel Bey ve Particiği” denilerek hor görüldü. Ama bunlar toplum nezdinde istisnalar hariç işe yaradı. Ayasofya’nın camiye dönüşmesi ve ezan okunması hususunda Reis daha önce rahip Bronson’da yaptığı hatayı yapmadı. Büyük konuşmadı. Hatta imkânsızlığı ben anladım. “Önce Sultanahmet’i doldurun, sonra gerisini düşünürüz” denilerek tepki yaptı. “Hayır” demenin bu yolunu kullandı. İddialı bir şekilde “tamam” deme hatasını yapmadı. “Bu fakir bu görevde olduğu sürece Ayasofya cami olacaktır” demedi. Ancak tepki gördü. O da işi toparlamak için müze statüsünden cami unvanına çevrileceğini ve girişin ücretsiz olacağını söyledi. Köprü gibi değil yani, gitmezseniz para ödemek yok...

"Ezan ıslıklandı..." dendi ama işe yaradı; ezanın ıslıklanmadığını bilmeyenler hala varlar... Ezana hakaret etmediklerini deklare ettiler. Ezana ıslık çalacak kadar gözü dönen birileri kalkıp da önce ıslığın başladığını, sonra ezanın başladığını, ıslığın ezan fark edilene kadar sürdüğünü söylemez. Beyan esas alınır; niyet okunmaz. Islığın ezanın başında kısa bir süre sürdüğünü ve fark edilince susulduğunu söylediler. Gerçekten ard niyetleri olsaydı ezan bitene kadar sürerdi. Toplumu germekle mesafeler açılır. “Bunlar din, iman, vatan, ezan, bayrak düşmanı teröristlerdir” şeklindeki ithamlar doğru idiyse ve eğer hukuk devleti idiysek neden hukuk devreye girmiyor? Buradan hukuken yağ çıkmaz; çünkü video ezan öncesini kapsayacak şekilde izlenirse şiddet uygulanmasına yönelik tepki olduğu aşikârdır. Geçmiş seçim dönemlerinde yarayışlı bir malzeme olarak kullanılan ve nicedir “görüntüleri var yayınlayacağız” denilen Kabataş olayının düzmece olduğu ortaya çıktıysa da toplum çoktan unuttu bile. Bu da unutulur. Mütedeyyin kesimin saygı duyduğu veya müntesibi olduğu neredeyse bütün cemaat ve tarikatlar, vakıf ve dernekler politize olma pahasına da olsa var gücüyle çalıştılar. Muhalefete oy verenleri zındıklıkla itham edenler bile oldu. “Herhangi bir kimse, din kardeşine ‘Ey kâfir!’ derse, bu tekfir sebebiyle ikisinden biri muhakkak küfre döner. Eğer o kimse dediği gibi ise ne ala. Aksi takdirde sözü kendi aleyhine döner” (4) hadisi bile onlar için itibarını yitirdi. Siyasiler ‘hainlikle’, dini güruh ise ‘zındıklıkla’ itham etti. Din, ezan, Kur’an siyaset malzemesi olarak kullanıldıkça yıpranır ve insanlar dinden imandan soğurlar. Düşünsenize ezan okurken herkese ne muhteşem bir mesaj veriyor ama birilerinin derdi ezan nasıl işimize yarar?.. Karşınızdakine olan kininiz sizi adaletli olmaktan alıkoydu.

Halkın yarısından biraz çoğu Hükümetin AB ile yaptığı tek taraflı kabule dayalı anlaşmaları, TV dizilerinin ve programların verdiği mesajları, eğitim sistemimizi beğeniyor. Hükümet iktidara geldiğinde doğan çocuklar bugün üniversiteye hazırlanıyorlar. Tüketen, günü yaşayan, pop dinleyen, top izleyen, beyin fırtınasından korunan gençler hallerinden memnunlar. Siyasi, medyatik, bürokratik ve ekonomik bütün güç Hükümette…  92 milyon seçim yardımı yaptıkları HDP’yi PKK ile bir gördüğü halde seçilme hakkı tanıyor. “Neden?” diye sorup cevap alamasanız da problem değil; yeter ki problemi sorgulamakta ısrar etmeyin.  Muhalefet diyor ki: “Valileri, kaymakamları, daire amirlerini partili gibi çalıştırıp Cumhur İttifakı’na oy toplattırıyorlar. Kolluk kuvvetlerini, kendi kuvvetleriymiş gibi görüp, muhalefetin ve Saadet Partisi’nin üstüne salıyorlar. Ülkede satmadık fabrika bırakmadılar…” Peki, bu doğruysa seçimde neden genel olarak Cumhur ittifakı galiptir? Demek ki halk inanmıyor. Halk halinden memnundur. 1 Nisan sabahı birlikte gördük ki millet Reis’ten hala memnundur ama adaylarında problem yaşanmıştır. Halkın verdiği mesaj budur.

Erdoğan ve arkadaşlarının 17 yıllık iktidarına bakarak Saadet’li Erbakan Hoca’nın, “Beni niçin AK Parti’nin günahlarına ortak etmek istiyorsunuz?” sorusu sıkça hatırlatılmaktadır. Cevabı Fatih Erbakan'la ortaya konmaktadır. Hoca bunu bu manada dediyse Fatih Erbakan hem de seçimlere dört gün kala Ak Parti’yi boşuna mı övmüştür? O babasını anlamayacak mıdır? Kendisi aynen şunları hatırlatmakla, “Mevcut iktidar döneminde inanç özgürlüğü alanında önemli adımlar atılmıştır, dış güçlerin ülkemiz ve İslam âlemi aleyhinde attığı adımlara, yaptıkları haksızlıklara en azından sözlü olarak da olsa karşı çıkılmıştır. Köprüler, duble yollar, hızlı tren hatları, hastaneler, okullar, 26 adet yeni havalimanı ve İstanbul 3. Havalimanı gibi önemli altyapı ve üst yapı hizmetleri yapılmıştır. TSK'nin kullandığı yerli ve milli silah ve teçhizatın oranı önemli ölçüde artırılmıştır. Son derece önemli belediyecilik hizmetleri yapılmış, şehirlerimizin çehresi değişmiştir. TOKİ eliyle vatandaşımızın konut sorunu büyük ölçüde çözülmüş, bunların hepsini takdir ve tebrik ediyoruz…” demekle Hükümeti övgülere boğmuştur. Hatta dahası da var da uzatmadım… Vatandaş Erbakan hocayı oğul Fatih Erbakan’dan hem de seçime dört gün kala dinlerse ve aynı oğul Fatih Erbakan, Saadet Partisi’nin Milli Görüş’ü temsil etmediğini söylerse, sizce sözlerini “…seçmenlerimizin ve tüm memleket evlatlarının sandık başına gitmesinin ve işaret ettiğimiz bu gerçekleri göz önünde bulundurarak oylarını kullanmalarının ülkemiz ve milletimiz için daha faydalı olacağına inanıyoruz…” şeklinde bağlayan Fatih Erbakan’ı dinleyen kesim kime oy verecektir? Elbette Cumhur İttifakına…

KAYNAK: 4. Müslim, 1/319


Başlık Kategori Yayın Tarihi
MÜSLÜMANLARIN KAÇIRDIĞI TARİHİ FIRSAT Politika 12.08.2019
JEET KUNE DO KULELKAVİDO YARIŞMASI Spor 07.08.2019
ZAN VE RİVAYETÇİLERİN ÇIKMAZLARI Genel 06.08.2019
Dini Aforizmalarım (3) Genel 27.07.2019
Ümmetin kafası neden karıştı? (16) Genel 26.07.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
Terör Politika 12.08.2019
Hazırlanın, Değişiyoruz ! Politika 06.08.2019
Kurban Ve Kurbanlıklar 1 Politika 01.08.2019
ARTIK AB HADDİNİ BİLSİN Politika 20.07.2019
Yeni (mi) Parti Politika 19.07.2019