NEREDE YANLIŞ YAPILDI? (4)

Gerek Erdoğan ve gerekse Bahçeli 31 Mart seçimlerinin sadece belediye değil aynı zamanda beka seçimleri olduğunu söylediler. Bu seçimlerde Cumhur İttifakı’nın en büyük ilk birkaç belediyeyi kaybetmiş olmaları beka bakımından bir zarar verecek mi hep birlikte göreceğiz. Bunun sonucu bir dahaki belediye seçimlerinde tekrar gündeme gelecektir. Ya CHP belediyelerinin neden olduğu beka sorununu konuşacağız yahut onlar soracaklar: “Beka sorunu demiştiniz; biz gelip yönettik; hani beka sorunu?” diye.

Erdoğan’ın, “Şimdi birileri diyor ki 'Seçimler bitsin de göreceğiz. Pazar günü bir intikam seçimidir.' Be ahmak, neyin intikamı? Bunların beyni sulanmış beyni. Neyin intikamını alıyorsun? 15 Temmuz'un intikamını alıyormuş. Bu ifadeleri kullananlara yargıda gereken dersi vereceğiz” demişti. Şimdi bunu da merak ediyorum. Yargı ne diyecek? Muhalefetin 15 Temmuz’un intikamını alacağını söylediğini ben duymadım. Ama bunu diyemez olmalı. Çünkü onların söylemlerinde hiç rastlamadım ve milletin hoşlanmadığı bir söyleme cesaret edemezler.

Erdoğan, “Türkiye’nin başkenti Ankara’yı 2023’ün Türkiye’sine taşıyacak, şehrimizi başarıdan başarıya koşturacak bir kadroyu sizlerin takdirine sunduk” demişti. Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mehmet Özhaseki’nin geçmişinin başarılarla dolu olduğunu kaydeden Erdoğan, tam 5 dönem, art arda 25 sene Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanlığını rekor oy oranlarıyla yürüttüğünü, Kayserili vatandaşların sevgisini, takdirini kazandığını vurguladı. Erdoğan, “Özhaseki, belediye hizmetlerinde 25 yıllık tecrübesi olan, ülkemizin parmakla gösterilen belediye başkanlarından biridir” dedi ama burası Kayseri değildi ki. Ankara’ya Ankaralı bir aday koymalıydı. Seçmen kendi ilinden aday istiyor ve bunu çok önemsiyor. Özhaseki'nin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yapması hatta diyelim ki başarılı bir bakan olması bile onu Ankaralı yapmaz.

Erdoğan’ın şu ifadelerinin çok oy topladığını düşünüyorum: “Ya sen kimsin ya? Türkiye'de Kürdistan diye bölge var mı? Bizim Güney Doğu’muz var, Doğu Anadolu’muz var, Karadeniz’imiz var, Akdeniz’imiz var, Orta Anadolu’muz var, Ege’miz var, Marmara’mız var. Ama Türkiye’de Kürdistan diye bir bölge yok. Irak’ın kuzeyinde var. Çok seviyorsan al yanına sevenlerini defolun gidin orada yaşayın. Size biz bu toprakları böldürtmeyeceğiz. Bu can bu tende oldukça size bu fırsatı vermeyeceğiz.”

Fakat toplumun büyük çoğunluğunun çok hoşuna giden bu ifadenin arkasından CHP, HDP, İYİ Parti ve Saadet Partisi arasındaki dörtlü mekanizmayı Kandil’in ve terör örgütünün yönettiğini söylemesi güveni sarstı. Medyanın neredeyse tamamının Hükümet yanlısı olmasına rağmen Saadet’in seçimlere tüm illerde tek başına giren tek parti olduğunu görmek istemeyenler ve sadece Cumhur İttifakı’nı takip edenler dışında herkes biliyordu. Buna rağmen millet ittifakı’na dâhilmiş gibi servis edilmesi inandırıcı olmadı. Şartlananlar dışında hiç kimse Saadet’in HDP ile işbirliğine inanmıyor. Buna en başta Ak Parti’lilerin ve HDP’lilerin kendileri inanmıyor olmalılar ki Doğu’da Saadet’e değil, Ak Parti’ye oy verdiler.

Aynı zamanda bir şehit babası olan Saadet Partisi Elmadağ Belediye Başkan adayı Nuri Yurdakul’un son anda adaylıktan çekilerek Ak Parti’yi destekleyeceği haberi, toplumda hiç beklenmedik bir durum olarak karşılandı. Hükümet yanlıları bunu bir tepki olarak duyurdular. Fakat toplumun kafasında bu konuda baskı olduğuna dair duyumlar var…

Yeniden seçim talep eden Ak Partililer bence işi daha kötü hale getirirler. Daha az meclis üyesiyle geri dönerler. Toplumda bu konuda can sıkıntısı var; neden kabul etmiyorlar diye… Öfke var... Ak Parti öndeyken yavaş yavaş fark azalıyor. Derken adeta daha da azalmadan ve yenilgiye uğramadan alelacele Binali Bey adeta sinyal komutu verir gibi zafer ilan ettikten sonra veri girişi, veri akışı pat diye 13 saat kadar duruyor… Olacak iş mi? CHP’yi hiç hazzetmem ama bu kadarına da razı değilim. Geçen seçim Mansur Yavaş az farkla kaybedince oyların sayılmasını istediğinde “Geçersiz oyları yeniden sayamayız” demişlerdi. Şerh düşülmesinin gerektiğini ama artık geç kalındığını söylemişlerdi. Bu seçimde İstanbul’da da şerh düşülmediği halde her nedense oylar sayıldı. Hem de YSK’nın başındaki Sami Güven o zaman da bu görevdeydi. Neymiş sayım başlamış, durduramıyormuş. Sen emredeceksin de durmayacaklar, öyle mi?  O zaman da Mansur Yavaş az farkla kaybetmişti. Fakat o seçimde alınan derse göre bu seçimde hareket ettiler. Sandık müşahitlerine tutanak tutturdular. Ellerinde birer nüsha olduğundan üzerinde oynama yapma şansı yok. Yoğun bakımda bekleyen bir hasta gibi er geç İmamoğlu’nun kazandığı haberi verilecek diye umuyorum. Bütün bunları söylerken haklı bulduğum için söylüyorum; yoksa kendimi partisine yakın bulduğum için değil. Binali’yi bilmem de Erdoğan ile ortak tarafım daha çok… Onun başarısız olmasını asla istemem. Her ne kadar hepsine kızdığım gibi ona da kızıyor olsam da…

Erdoğan, “Ben bu tavrın Saadet Partisi'ne gönül vermiş tüm kardeşlerime Elmadağ, diğer ilçelerimiz ve Türkiye genelinde örnek olmasını temenni ediyorum. İnşallah bununla birlikte Saadet Partisi'nden diğer illerde ilçelerde böyle bir yanlışın içerisine girmiş olanların da istifalarını vermek sureti ile aynı safta birleşmeye davet ediyorum” dediğinde Saadet’liler ne dediğini keşke duyabilseydi. Söylediği sözler menzile varmadı. Saadet’lilere göre pırlanta gibi dürüst adaylar belirlenmiş; neden istifa etsinler? Sicilleri tertemiz. Haa, şundan dolayı Erdoğan’a göre: “… Zira bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız.” Erbakan vaktiyle bunu istediğinde hepimiz başparmağımızı kaldırarak bir olmak için söz vermemiş miydik? Vermiştik. Söz nedir? Basit bir şey değildir. Neden böldün? İşte buna ikna edici bir cevap verirsen Saadet’li etkilenir. Öyle başkalarını yanına çektiğin gibi Saadet’liyi çekemezsin… En çıkarsız insanlar bunlar… Senin eski dava arkadaşların hep burada… Çıkarcı olsalar ne işleri var %1’lik, 2’lik bir partide? Ama bu birlik bozuldu… Kök duruyor… Fatih Erbakan’da bir dilim kesti. Bölünen köktür. Ama bölen, bölünmeye de namzettir. Dikkat edin: Karamollaoğlu’nun edasında bir öğüt var; nasihat var; uyarı var. Fakat Kemal Kılıçdaroğlu ve Meral Akşener suç duyurusunda bulunuyor gibiler… Bu çok ciddi bir farktır. Menfaat odakları çatlak verdi mi yıkılış akıbettir. Sadece İstanbul Belediyesi’nin kaybı bile kocaman bir ‘çatlak verme’dir. Bence Erdoğan “Her bir kardeşimin mutlaka sandığa gidip aklının ve vicdanın gösterdiği şekilde oyunu kullanmasını istiyorum” derken, sandığa gitmeyecek olanların çoğunluğunun kendi partilisi olacağını görmüştü.

Seçim günü yaklaştıkça kaybedeceklerini de görmüştü. Bu yüzden seçim yaklaştıkça vaadler de arttı. Arttı ama kısıtlı. İstemeden veren el gibi. Mesela Erdoğan, Ankara’da Ankapark’ın açılışı sonrasında 5 milyon kişinin ziyaret ettiğini ifade ederek, “Bugün Sayın Başkandan söz aldım. Bakın Sayın Başkan diyorum, böyle inanıyorum. Sizin de inanmanız lazım inşallah. Diyorum ki 31 Mart akşamına kadar değil inşallah seçilip seçilmez bir Meclis kararıyla 23 Nisan akşamına kadar Ankapark’ı ücretsiz hale getirseniz hayırlı olur diyorum. Anlaştık. Tamam. Gönül yaralarımızın, yaşadığımız kırgınların kesinlikle aklımızı ve vicdanımızı esir almasına müsaade etmemeliyiz” demişti. Niye 23 Nisan akşamına kadar Ankapark ücretsiz? Niye sürekli değil? Çünkü kendisinin de ifade ettiği gibi: 5 milyon kişi ziyaret etmiş… Bu ve benzeri cimri tutumlar da zarar verdi…

Hakaret ve ağır ithamlar da partilere zarar verdi…

31 Mart Yerel Seçimleri için AKP ve MHP Cumhur İttifakı ile CHP ve İYİ Parti de Millet İttifakı ile ortaklık kurarak ortak belediye başkan adayları belirlediler. Bazı şehirlerde aday göstermeyip ittifak ortağı partinin adayını destekleme kararı aldılar. Seçime kendi adayları ile giren tek parti olan Saadet Partisi ise miting ve açılış törenlerindeki konuşmalarında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hedefi oldu… Saadet Partisi’nin 31 Mart Yerel Seçimlerine tek başına katılması kamuoyu tarafından bilinmesine ve herhangi bir ittifaka dâhil olmamasına rağmen, Cumhurbaşkanı ve Ak Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Saadet Partisi’ni diğer partilerle yan yana sayarak ittifak içerisinde gibi göstermesi ona oy veren Saadet’lilerin de canlarını sıktı. Özellikle son süreçte sık sık Saadet Partisi aleyhine ifadeler kullanan Erdoğan’ın ötekileştirici ve dışlayıcı üslubundan rahatsızlığını dile getiren Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Erdoğan’ın söz konusu söyleminin yanlış olduğunu belirten açıklamalar yapmıştı. Karamollaoğlu da, “Biz Türkiye'nin her yerinde seçime giriyoruz. Bizden başka Türkiye'nin tüm bölgelerinde belediye başkanlığı seçimlerine giren hiçbir parti yok. Buna rağmen de bizi başkalarıyla iş yapmakla itham etmekten çekinmiyorlar. Allah kuru iftiradan saklasın” demişti.

Siyaset yasağı henüz kalkmış olan Erbakan Hoca, 29 Mart 2009 seçimlerinin hemen sonrasında ne demişti hatırlatalım: “Saadet Partimiz seçimlerde önemli bir başarı elde etmiştir. İktidara yürüyeceğiz, Türkiye ve insanlık bu şahlanışla kurtulacak.” “Bizim için neferlik ile liderliğin hiçbir farkı yok. Biz ‘aktif siyaset, siyaset’ diye bir şey kabul etmiyoruz. Biz bunu ibadet aşkıyla yapıyoruz. Elbette bu aktif olacak, bütün gayretimizle ne yapabileceksek yapacağız. ‘Siyasete girdim, çıktım’. Bizde böyle şey yok. Biz, buradan çıkamayız. Bütün gücümüzle vatan, millet için çalışmaya mecburuz.” “Her zaman belirttiğimiz gibi kapının dışında hangi levhanın asılı olduğu değil, kalbin içinde hangi gaye ve gayretin bulunduğu önemlidir.” “Milli Görüş 29 Mart seçimlerinde yüzde 5.2 oy alarak üçüncü şahlanışını başlattı. Saadet Partisi ‘parlayan bir yıldız’ haline geldi. AKP, Milli Görüş gömleğini çıkartıp işbirlikçilik gömleğini giyen bir politika yürüttüğü için 29 Mart seçimlerinde yüzde 48’den yüzde 38’e düşmüş ve ufalanarak kaybolma trendine girmiştir. Saadet Partisi büyük bir atılımla yeniden iktidara gelecektir.” “AK Parti’deki kardeşlerimiz bizim evlatlarımızdır. Biz onların şahıslarına karşı sevgimizi aynen muhafaza ediyoruz. Onların da bize olan sevgilerini muhafaza ettiklerini biliyorum ve söylüyorum. Bizim tenkitlerimiz politikalarının yanlışlığınadır. Bir babanın hata yapan evladına ikazıdır bizim yaptığımız. ‘Evladım şu içki yerine gitme, şu kumarhaneye gitme...’ Nasıl baba evladına böyle tembih ederse biz onlara ‘bakın şu kapitalizmin peşine gitmeyin, işbirlikçilik yapmayın’ diye bir baba şefkatiyle bunları söylüyoruz.” “AK Parti’deki kardeşlerimiz eninde sonunda bu yanlış politikaları bırakarak yuvaya dönecekler. Bu böyle gitmez. Bugünkü ekonomik krizi, işsizliği bu tuttukları yoldan önleyemezler. Türkiye’nin temel meselelerini bu politikalarla çözemezler. Mutlaka yuvaya dönecekler, yeniden Milli Görüş gömleğini giyecekler. O gömleği çıkarttığınız zaman haliniz böyle olur, 15 milyon işsiz olursunuz, insanların dörtte üçü açlık sınırının altında olur ve böylece krizlerin içerisinde kıvranır durursunuz.”

Prof. Dr. Necmettin Erbakan ‘yılmayan’ bir lider, küsmeyen bir kişilikti. Bütün hayatını istikrarlı bir şekilde Milli Görüş davasına adayan bir ‘dava’ adamıydı. Merhametliydi; iyi bir baba ve iyi bir eşti. Başbakanlık yaptığı 11 ay gibi kısa süre içinde bile büyük hizmetler yaptı, iz bıraktı; üstelik bu 11 ayın 8 ayı mahkemelerle uğraştı. En badireli ortamlarda bile yılmadı. Kapatılan Milli Nizam Partisi, Milli Selamet Partisi, Refah Partisi, Fazilet Partisi ve son olarak da Saadet Partisi Hoca’nın legal ve meşru çalışmaları illegal yöntemlerle engellendi. O İmam Hatip Liseleri’nin hamisidir. Siyasi hayatı boyunca verdiği mücadeleyle imanlı bir gençlik yetişmesi için tüm eforunu sarf ederek bu uğurda büyük kavgalar vermiş, direnmiş, gerektiğinde koalisyonlar bozmuş mümin bir liderdir. Başbakanlığı döneminde oluşturduğu ‘havuz’ sistemiyle ranttan nemalanan bazı kesimlere korkulu rüyalar yaşatan akıllı ve adil biridir. 1980 öncesinde Necmettin Erbakan’la neredeyse özdeş hale gelen ve kimileri tarafından ‘ti’ye alınan ‘Ağır Sanayi Hamlesi’nin yıllar sonra ülkenin en temel konusu olduğu malumdur. Hocamız için bir kişi bile çok önemlidir. Mitinglerini izlerken az kişiye bile seçim otobüsünü durdurup, “Bu mahşeri kalabalık” derdi. O teşkilatçıdır. Yanında hiç değişmeyen erdemli bir kadrosu hep vardı. Güzel ahlaklıydılar. Hocam en zorlu rakiplerine bile hitap ederken inceliği ve zarafeti esas almış, köklü bir aileden gelen mümtaz bir şahsiyetti. İyi bir insandı; bir fenomendi.


Başlık Kategori Yayın Tarihi
“Temel Karamollaoğlu Milli Görüşçü mü?” Yazısına Cevab Politika 17.04.2019
Ümmetin kafası neden karıştı? (7) Genel 15.04.2019
NEREDE YANLIŞ YAPILDI? (5) Politika 11.04.2019
Ümmetin kafası neden karıştı? (6) Genel 05.04.2019
NEREDE YANLIŞ YAPILDI? (3) Politika 04.04.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
Temel Karamollaoğlu Milli Görüşçü mü? Politika 16.04.2019
DEĞERSİZ YALNIZLIK Politika 14.04.2019
Türkiye'de Seçim Güvenliği Politika 13.04.2019
Terörün Amacı (2) Politika 13.04.2019
Seçim Muhasebesi Politika 11.04.2019