Ümmetin kafası neden karıştı? (6)

Hadisi Kur’an’a arz etmek Resulullah’a atılan iftiralara karşı alınacak en önemli önlemdir. Resulullah sağ iken onu iftiralardan korumak ne kadar salih bir amel ise vefatından sonra da iftiralardan korumak bir o kadar salih ameldir. Maksadımız asla hadis düşmanlığı ya da karşıtlığı değil, Resulullah’ı iftiralardan uzak tutmaktır… Onu olmadığı gibi tanıtmaktan uzak tutmaktır. Resulün kesin olan Kur’an ahlakını uyduruk bir zan ahlakına tercih etmemektir. Onu abartarak mitolojik bir hale getirenlere savunmaktır. Sünnete bid’at karıştıranlarla mücahede etmektir. Unutulmasın ki, sünnetin Kur’an’daki tanımını bulamayanlar sünneti Kur’an’da aramayan ve yanlış tanıtanlardır. Sünnetle ilgili kafanıza göre tanım yapmadan evvel önce şunu fark ediniz: Siz Kur’an’dan sonra ikinci ölçü olarak sünneti getiriyorsunuz ama böyle bir sünnet tanımı Kur’an’da yok. İkinci öneme sahip olmak gibi çok önemli bir yere oturtuyorsunuz ama eğer senin sünnet tanımın doğru olsaydı ve senin tanımın senin sandığın kadar önemli olsaydı Kur’an’da hiç söz edilmemesi mümkün müydü? Düşünsenize; “Kur’an’dan sonra en önemli ölçü…” Gerçi neden elçi hakkında “sünnet” sözcüğünün geçmediğini, fakat neden Allah hakkında geçtiğini biliyorum ve bu bana son derece anlamlı geldiğinden bundan manen çok etkileniyorum ya neyse…

Buraya kadarki rivayetlerde gördük ki Ebu Hureyre, Resulullah’ın zaten son dört yılında Müslüman olmuş olup Resul ile yakın bir arkadaşlık yapmadıkları halde astronomik sayıda hadis rivayet etmiştir. Ayrıca çok sayıda hadisleri Kur’an ve sunnetullah’a aykırı görünmektedir. Hadisleri hadis külliyatından değil de takvim yapraklarından okuyanlardan buna itiraz edenler olabilir. Diğer dönemlere nispeten en iyi dönemlerinden birinde Diyanet bile 2011 yılında 100 uzmanın katıldığı ‘Hadis Külliyatı’ çalışmasıyla 204 bin hadisi ayıklarken 30 bin civarındaki hadisin sahihliğini saptamıştı (92). 2013 yılında elden geçen hadisler 400 bini bulmuş, fakat sahihlerin sayısı 20 bine düşmüştü (93). Daha bu gündeme gelir gelmez karşı çıkan yayın organları oldu (94). Kimi Nihat Hatipoğlu gibi dinin ikinci kaynağı gördü (95), kimi Süleyman Ateş gibi hadisin Kur’an düşüncesine uyması gerektiğini şart koştu (96). Ne gariptir ki Suat Yıldırım, Raşit Küçük, Abdullah Aydınlı, Nurettin Yıldız, Cübbeli Ahmed Ünlü, Ömer Döngeloğlu, Cevat Akşit, İhsan Şenocak, Fatih Çıtak, Serdar Tuncer, Ebubekir Sifil, Mehmet Şevket Eygi, Necmettin Nursaçan, Muhammet Emin Yıldırım gibi iyi niyetli isimler, fikirlerini hiç tasvib etmediğim Fethullah Gülen ve Adnan Oktar gibi sapkın ve itici isimlerle aynı geleneksel hadis anlayışındadırlar! Bu ifademe itiraz etmeden evvel bu kişileri karşılaştırın bunu apaçık göreceksiniz. Youtube da ortada. İlahiyatçı yönü de olan politikacı Haydar Baş da gelenekçi düşüncesiyle aynı din anlayışına ve aynı ölçülere sahiptir; hatta bütün cemaat ve tarikatlar da… Bu isimlerin hepsinin eserlerini incelemeden bana itiraz etmeyiniz… Bunların hepsi “Kur’an Müslümanlığı” ifadesinden şiddetle rahatsız olurlar. Ayet-i kerimede, “Onlara apaçık ayetlerimiz okunduğunda inkâr edenlerin yüzlerindeki hoşnutsuzluğu anlarsın. Neredeyse, kendilerine ayetlerimizi okuyanlara saldıracaklar…”(97) buyruğundaki hoşnutsuzluğa benzer bir tutumla rivayetleri inkâr etmekle sizi suçlarlar. Eğer siz bu ayeti hatırlatırsanız onlar da elbette inkârcı olmadıklarını hatırlatırlar; fakat onların “peygamber sözü” diye saygı duyarak getirdiği o korunmasız rivayetler onlar için bu ayetler kadar itiraz edilemez saygınlıktadır. Onlar bu ayetlere hadislerle rahatça yön verebilmek için dinde tek ölçünün Kur’an olduğunu duymaktan rahatsız olurlar. Onlar için Buhari’siz Kur’an peygambersiz Kur’an’dır. Buhari’yi aradan çıkarmak peygamberi aradan çıkarmaktır. Buhari’ye karşı çıkmak peygambere karşı çıkmaktır. İş o noktaya geldi dayandı ki, artık Buhari’ye peygamber dememelerine şükrediyoruz. Ayetleri kurcalamanın yolu mealler içine parantezler ve açıklamalar yerleştirmek, ayetlerden arzu edilen mesajı almanın yolu ise rivayet ve içtihadları dinde ölçü kabul etmektir. Bu kötü niyetlilerin bir tuzağı olup iyi niyetliler için çok kaygan bir zemindir.

Özetle: Ebu Hureyre’nin hocası kendi üzerinde hep şüpheler bırakan Yahudi kökenli Kab el Ahbar’dır. Kab’ın talebesi Abdullah bin Amr hadis yarıştırmada Ebu Hureyre’yi bile geçmeyi başarmıştır ve yaydığı hadisler Kur’an ve sunnetullah’a aykırı görünmektedir. “Kab’ın karısının oğlu” terkibiyle tanıtılan önemli isimler tarafından yalancılıkla suçlanan Nevf de Kur’an ve sunnetullah’a aykırı hadisler yaymıştır. Yine “Kab’ın karısının oğlu” terkibiyle tanıtılan diğer bir kişi olan Tübey sonradan Müslüman olanların unvanını taşıdığından dikkat çekmektedir; hadi bunu bir kenara atsak onun da Kur’an ve sunnetullah’a aykırı hadisler yayması tesadüf değildir.

Düşünsenize: Hepimizin çok sevdiği Ebu Hanife’ye bile tahammül edilemeyen bir dönemden geçilirken onun gibi daha niceleri şehid edilmiştir. Ebu Hanife çok dürüst bir insan olduğu halde dönemin Hükümetlerini zalim görmesi sebebiyle gerek Emeviler ve gerekse Abbasiler tarafından hapse atılmıştı. Bu durum bazı âlimleri korkutunca onlar da Hükümete yaranmak için Ebu Hanife’nin arkasından atıp tuttular. Çünkü bir insan otorite tarafından suçlanınca suçlanana karşı çıkanlar aklanarak Hükümet yanlısı olduklarını sergilemiş olurlar. Ebu Hanife şehid edilince yüzlerce yıl hep zalimler iktidar oldular ve onu kötüleme dedikoduları sürdü. Bu zalim iktidarlar döneminde çok hadisler uyduruldu. Esmekte olan fitneye bakın ki Buhari, Ebu Hanife’den hadis almayı bile uygun görmedi. Buhari, şehid allame Ebu Hanife hakkında “Güvenilmez adam” (98), “Sapık Mürcie mezhebinin mensubu” (99) ve “Küfründen dönmesi için iki defa tövbeye çağrılan adam” (100) gibi ifadeleri kullandıysa bunların incelenmesi ve dikkate alınması gerekir. İlahiyatçılar tarafından bunlar tartışmaya açılmamaktadır. Bu zıdlık halktan kaçırılmaktadır. Halktan saklama hususunda çoğunun iyi niyetli olduklarını düşünüyorum. Kötü niyetli olanlar mantıksız oldukları için taraftar kaybetme kaygısındadırlar. Bunların bir kısmı körü körüne inananların sırtından dünya menfaati elde etmektedirler. Kimi para, kimi makam, kimi hatır kazanmaktadır. İyi niyetli olanlar, sorgulamaya başlayan halkın işin içinden çıkamama durumunda inancını kaybetmesinden korkmaktalar. Çünkü bunu operasyon için masaya yatırdığınızda hasta masada kalabilir; yani altından kalkamayabilir. Yine çünkü “pirinç çuvalında taş değil, kum çuvalında pirinç var” durumu söz konusudur. Oysaki gerçeklere ulaşmak her akıl sahibinin hakkıdır. Ancak sorgulayanlar gerçeği öğrenmeyi hak ediyorlar. Nitekim Allah da sorgulayanlara bunu nasib ediyor. Ancak sorgulayanların da masada kalmamaları için metodlu sorgulamaları gerekiyor. Dinin (naklin) kendisi ile dini ilimlerin (zannın) söylediklerini ayırmak gerekiyor. Çünkü “zan” (içtihad ve rivayet) beşeridir; ilahi değildir. Allah, korunmasız rivayeti (hadisi), korunmuş ayetle denk görenlere bunun hesabını soracaktır.

KAYNAKLAR:

92. Bknz. Milliyet Gazetesi, 04.01.2011.

93. Bknz. Star Gazetesi, 31.01.2013.

94. Bknz. Milli Gazete, 20.06.2006.

95. Bknz. Hürriyet Gazetesi, 02.10.2009.

96. Bknz. Gazete Vatan, 25.06.2006.

97. Hac, 72.

98. Buhari et-Tarihul Kebir c. 8 s.81.

99. Buhari et-Tarihul Evsat c.2 s.93.

100. Buhari Kitab’uz-Zuafa s.132.

http://www.bizimyaka.com/yazar-93837-Ummetin-kafasi-neden-karisti-6