NEREDE YANLIŞ YAPILDI? (2)

Temel Karamollaoğlu, Malatya’nın Pütürge ilçesinde hayatını kaybeden sandık görevlilerinin yakınlarına taziyelerini bildirdikten sonra savaşa değil, seçime gidildiğinin bilinmesi gerektiğini; siyasi mücadelenin düşmanlar arasında değil, rakipler arasında olduğunun farkına varılması gerektiğini ifade etti. Bu cinayet beni derinden üzdü. Nitekim insanlık tarihinde Kabil, Habil’i öldürmeye hep devam etti. Karamollaoğlu’nun şu ifadesi düşündürücüydü: “Malatya Pütürge’de AK Parti adayının yeğeninin saldırısı sonucu biri sandık görevlisi diğeri müşahit iki partilimiz vefat etmiştir. Yaşanan olay basit bir husumet değil, sandık başında açık oy kullandırılmak istenmiş ve bu duruma itiraz eden müşahitlerimiz katledilmiştir.” Hakkını arayan insanın canına kıyılır mı? İşte Habil olmak budur. Yazıklar olsun bütün Kabil’lere! Yazıklar olsun! Yazıklar olsun! İdam böyle katiller için gelmelidir… Karamollaoğlu sözlerini şöyle sürdürdü: “Alacağınız birkaç fazla oy yerin dibine batsın. Bu elim hadisede hayatını kaybeden kardeşlerimiz Hasan Aktaş ve İlyas Aktaş’a Allah’tan rahmet acılı ailesine ve bütün milletimize başsağlığı diliyorum.”

Karamollaoğlu cenaze konusunda, “Bu memleket hepimizin. Farklı kanaatlerimiz, düşüncelerimiz olabilir. Keşke olmasaydı diyoruz. Ama iş işten geçti. Maalesef hadise oldu. Hükümetten, özellikle de Sayın Cumhurbaşkanından ve yetkililerden ricam, hadisenin üstü örtülmemesi gerektiğine inandığımı söylemek istiyorum” dedi. Fakat şu sözlerini de ben çok önemsedim: “Biz bu hadiselerin tekerrür etmemesi için tedbir almakla mükellefiz. Hükümetin üzerine düşen vazife, bundan dolayı kışkırtmacı bir üslup, hasım üreten bir üslup, 'bendensen vatansever, değilsen hain' gibi bir üslup, insanları bu noktada cinnet geçirecek hale getiriyor. Buna şahit olduk. Bugün onun için bunun üstü örtülmemeli. Ancak yetkililer, siyasiler, hepimiz bunun içindeyiz ders çıkarmalıyız. Bu hadiseden ders çıkarmalıyız. İnşallah bu seçimlerin huzur içinde tamamlanması için geri kalan illerinde, ilçelerinde ve beldelerinde bu hadiselerin olmamasını Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyorum. Başta camiamız olmak üzere tüm vatandaşlarımıza, bir iç hesaplaşma yapmalarını, nereden geldik, nereye gidiyoruz, bu yanlışlıklar nasıl önlenir, bunun üzerine düşünmeye davet ediyorum.”

Gerçekten de siyasi liderlerin ve onların kurmaylarının kamuoyuna verdikleri mesajlar ve kullandıkları üsluplar çok önemlidir. Mesela İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yu bu konuda çok sert buluyorum. Kemal Kılıçdaroğlu’nun Soylu hakkında bazı bilgiler açıklayacağını söylemesi üzerine öfkelenen Soylu: “Kılıçdaroğlu, senin aklın gibi ipin de çürüktür, sen onu da beceremezsin. Kılıçdaroğlu, sana açık açık söylüyorum sen bittin” dediğinde tarih 10 Aralık 2017’yi gösteriyordu. Türkiye genelinde PKK ile irtibatlı 325 kişinin belediye meclis üyeliği için aday yapıldığını belirterek, “İltisakını, irtibatını tespit ettiğimiz anda seçilse dahi görev yaptırmayız” demişti. Erdoğan, Saadetlilere ses çıkarana kadar hiç ses çıkarmadı. Zaten Erdoğan sigara hakkında ağır konuşunca nihayet Diyanet bile haram diyebildi. Erdoğan Erbakan’la ilgili sustuğu o ilk zamanlarda kurmayları da sustular; Erdoğan Erbakan’a çatıp Milli Görüş gömleğini çıkardığını söyleyince kurmayları da söylediler; ne zaman ki Erdoğan, Erbakan’ın vefatından sonra onun yolunda olduğunu söyledi, kurmayları da Erbakan’ı övmeye başladılar. Şimdi siz Erdoğan’ın kurmaylarına güvenebilir misiniz? Bu millet bunlara şahit oldu. Erdoğan kime çatsa kurmayları ona çatma cesareti gösterdiler. Çünkü Erdoğan’dan çekindiklerinden hata yapmamaya çalışıyorlar…

Bu Soylu değil miydi Ak Partili olmadan evvel Erdoğan’a en ağır hakaretleri yapan? Tarih 20 Nisan 2008’de Erdoğan ata binip düştüğünde ben şahsen üzülmüştüm; televizyona bile bakamamıştım; “eyvah” demiştim, mahcub olacak şimdi” diye. Fakat Soylu İzmir Aliağa’da halka hitap ederken, “At üstünde durmayı beceremeyen Başbakan” diyerek sözüm ona küçük düşürmüştü. Ben Erbakan hocanın talebesiyim. Soylu kimin talebesi bilmem. Ama teşkilatçılığı iyi bilirim. Fakat yine de Soylu bakan olur; biz de bakana yan bakan oluruz… Aynı soylu aynı tarihte, “Türkiye’nin 1923′ten 2002 yılına kadar 220 milyar dolar borcu vardı. AKP iktidarıyla birlikte bu borç 6 yılda 260 milyar dolar daha artarak 480 milyar dolara ulaştı. Bu ülkenin herkese çatan ve kaos yaratan bir Başbakanı var ki, akşam evine gittiğinde karısına ve çocuklarına boynu bükük kalan esnafın, çiftçinin yerine kendini koymuyor. Kendisi evindekilerin yüzüne nasıl bakıyor. AKP iktidarından önce işsizlik yüzde 6′ydı bugün 11.3′e çıktı. Başbakan at üstünde durmayı nasıl beceremediyse, ülke yönetmeyi de aynı şekilde beceremedi” demişti. Bu bir alay değil midir?

Sadece bu mu? Hayır. 10 Aralık 2008’de İzmir’de Erdoğan hakkında “Paçalarından yolsuzluk akıyor” gibi kolay yutulur olmayan bir laf ortaya atmıştı. Demişti ki: “29 Mart yerel seçimlerinde halk AKP hükümetine sarı, DP ise kırmızı kart gösterecek. AKP hükümeti, yanlış ekonomi politikası sonucu bayramları da millete zehir etti. İnsanlarımız gülmeyi unuttu. Beceriksizlik ve yetersizlikle, Türkiye’yi krizle karşı karşıya bıraktılar. Paçalarından yolsuzluk akıyor. Türkiye'de ihale ve yandaş belediyeciliği yapılmaktadır.”

Çok geçmeden 31 Aralık 2008’de “Boyan döküldü Recep Tayyip Erdoğan” derken ne demek istemişti? Bu sorumuzu Soylu’nun kendisi açıklasın; demişti ki: “Çeviriyorsun, boş geliyor. Bir daha çeviriyorsun, pas geliyor. Günlerdir, Filistin'de Müslüman kardeşlerimizin yaşadığı acılar ciğerimize saplandı. Sen Olmert’le görüşüyorsun, ertesi gün bu katliamlar oluyor. Eğer Kırat iktidarda olsaydı, gök kubbe bu katliamı yapanların başına yıkılırdı. Önce çıktın, ‘Arabulucuyum' dedin, şimdi bölgedeki Müslüman ülkelerin kalbini almakla görevlendirildin. Ey Recep Tayyip Erdoğan, boyun eydin, emir eri oldun, milletin ümitlerini boşa çıkardın. Boyan döküldü Tayip Erdoğan.”

Soylu, 25 Şubat 2009 tarihinde Derince’mizde,“Başbakan rantın babasını getirdi” demişti. Dahası demişti ki: “Yolsuzluklarla mücadele edeceğim diyen hükümet, Türkiye’yi yolsuzluk çukuru içine batırdı. Tüyü bitmemişin hakkını yedirmeyeceğim dediler. Her gün tüyü bitmemiş yetimin üzerinden siyaset yapıyorlar. Bu ülkeyi rant ülkesi yapmayacağım dedi sayın Başbakan, rantın babasını getirdi. Bunlar yarım doktor, yarım hoca.” Hatta bunu demeden önce Kocaeli’de halka hitap ederken şöyle bir hesap yapmıştı: “Halk 29 Mart’ta hükümete zıkkımın kökünü gösterecek Her üç gençten birisi işsizlik girdabı içinde. Son 5 ayda 650 bin insanımız işsiz kaldı. Fabrikalar kapanmış, vergisini, elektrik, doğalgazını ödeyemeyen esnaf kepenk kapatıyor. Bu hükümet 6.5 yılda 220 milyar dolar borçtan 507 milyar dolar borca çıkarttı.”

14 Mart 2009 tarihinde Kastamonu’da Erdoğan hakkında “Kendisini padişah olarak görüyor” diyen de Soylu idi. Demişti ki: “Seçim sürecinde Türkiye’de çok manidar işler oluyor. AKP mensupları uzun zamandır genel başkanları ve başbakanlarını, Başbakan da kendisini padişah olarak görmek istiyor. Ülkemizde sadaka kültürü var. Türkiye’de 3 kişiden biri fukaralık sınırının altındadır. Eleştirilmesi gerekenler insanları bu duruma düşüren hükümettir.”

Youtube’a bir girdim, aman Allah’ım! Soylu neler neler diyor… Posta bile koyuyor: “Tayyip Erdoğan’a gününü göstereceğiz” diyor. “Bana AKP’li olacak diyenler Yassıada zihniyetinin ürünleridir” bile demiş. Ne oldu da Yassıada zihniyetini haklı çıkardın? Hatta TÜİK’e “Tayyibi Üzmeyen İstatistikler Kurumu” bile diyebilmiş… “2002’den beri Türkiye’de hangi değişim var, hangi anlayış var. İşsizlik mi düştü? Üretecinin, çiftçinin hakkı mı yükseldi?”, “Bu millet sandıkta AKP’ye zıkkımın kökünü gösterecek. Yazıklar olsun size bir koltuk uğruna oynadığınız siyaset oyununa”, “Türkiye’de siyaseti bitirdiler. Türk siyasetini pelteye dönüştürdüler. Vahşi, acımasız ve ahlaksız bir siyasete dönüştürdüler. Buradan AKP ve CHP’ye sesleniyorum. Ey AKP, ey CHP, oynadığınız bu siyaset oyunu sadece milletin kaderini, geleceğini etkilemekle kalmıyor. Milleti yok eden bu ahlaksız oyundan vazgeçin. Benim milletimin ne derdi var başörtüsüyle, birbirlerinin inancıyla? Sorun bunların siyaset anlayışında. Ey millet size soruyorum. Erdoğan’ın, Baykal’ın banka hortumcularından ne farkı var?”, “AKP hükûmeti, millî iradeyi hoyratça kullanma ve içini tamamen boşaltmaktadır. Halkın %47’sinin oyunu almış bir partinin kapatılmayı bekliyor olması ne kadar üzücü. Bu utanç verici bir durum. Buradan sesleniyorum; AKP’yi kapatmayın. Onu yolsuzluğu, başarısızlığı, beceriksizliği ve samimiyetsizliğiyle baş başa bırakalım. Ona can simidi atmayın. 39 yaşında olan bir Türk gencine, bana bırakın. Bırakın ki millet iradesini nasıl duvara toslattırdıklarını anlatayım. AKP’ye millet iradesini mahkeme kapılarına düşürmenin bedelini ödeteceğiz. Bırakın bunların defterini millet dürsün” diyen ben değildim, 2009’a kadar Soylu idi.

Sonra hangi sihirli değnek dokunup ışın çıkararak değişime uğrattı da dört yıl sonra (2013) “Allah’a yemin ederim ki, Türkiye’deki bütün meselelerin çözülmesinde en yetkili lider Recep Tayyip Erdoğan’dır. Bu millet kararlıdır. Dün bu milletin Menderes’ini aldınız, dün bu milletin Özal’ını aldınız. Vallahi de, billahi de, tallahi de, bu millet size Erdoğan’ı vermeyecek, sahip çıkacaktır” dedin? Ardından bir daha övdü. “Türkiye’de Tayyip Erdoğan, başkanlık sistemini kendisi için istememektedir. Vallahi de billahi de istememektedir. Türkiye’nin geleceği için istemektedir. Onun karizması, onun yaptığı hizmetler onun Türkiye ve milletle birlikte bütünleşmesinde Başkanlık sistemine zaten ihtiyaç yoktur ki. Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin ilelebet ve ebedi başkanıdır.” Tabi gazeteciler bu 180 derece dönüşü kendisine hatırlatınca bütün bu eleştirilerin “iktidarı daha iyi çalışmaya yöneltmek” için pozitif muhalefet olduğunu söyleyecektir. Kimine göre alay kimine göre hakaret içeren cümleleri hep pozitif muhalefet imiş… Kendi ifadesine göre mevki makam derdinde değilmiş; ama benim ifademe göre de kendisi İçişleri Bakanı.

Şunu bile dedi be: “Türkiye’de Tayyip Erdoğan, başkanlık sistemini kendisi için istememektedir. Vallahi de billahi de istememektedir. Türkiye’nin geleceği için istemektedir. Onun karizması, onun yaptığı hizmetler onun Türkiye ve milletle birlikte bütünleşmesinde Başkanlık sistemine zaten ihtiyaç yoktur ki. Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin ilelebet ve ebedi başkanıdır.” Hatta şu sözleri de tarihe geçti: “Allah’a yemin ederim ki, Türkiye’deki bütün meselelerin çözülmesinde en yetkili lider Recep Tayyip Erdoğan’dır. Bu millet kararlıdır. Dün bu milletin Menderes’ini aldınız, dün bu milletin Özal’ını aldınız, Vallahi de, billahi de, tallahi de, bu millet size Erdoğan’ı vermeyecek, sahip çıkacaktır.”

Bu Soylu, yerel seçimlerde bile, “Tayyip Erdoğan futbolu biliyor değil mi? Ayağına top yakışıyor mu? 4,5 yılda şu Tayyip Erdoğan’ın ayağına şu topu verin de şu zillet ittifakının, şu Kılıçdaroğlu’nun kalesine bir doksandan çaksın” demişti. Her fırsatta olabildiğince övüyor…

Şimdi övmekte olduğu MHP hakkında 2014’te, “MHP’yi bu Devlet Bahçeli’nin getirdiği hâli görüyor musunuz? Koskoca CHP’ye metres yaptı MHP’yi. MHP'li kardeşlerimiz Bahçeli’yi affetmeyecek. MHP’li ve CHP’li kardeşlerime sesleniyorum” demişti.  

7 Haziran öncesi “Allah şahittir ki bütün bedenim kan gölüne dönse de Erdoğan'dan ayrılmayacağım” şeklinde adeta söz verir gibi cümleler sarf edince ise bu makamlar önüne açıldı. Şimdi kalkmışsın Temel Karamollaoğlu’nu kötülüyorsun… Bahçeli’de daha önce en ağır hakaret ve ithamlarda bulunduğu Erdoğan ile birlik halde. Toplum bütün bunları görüyor. Kafalarda soru işaretleri uçuşuyor. Kanaat yavaş yavaş oluşuyor. Şimdilerde etkisi bu oldu. Zamanla etkisi artabilir. Ak Parti daha büyük kayıplar yaşayabilir. Üretmemesi başına bela olacak. Borçla bir yere kadar gidilebilir. Oyuna talip olmak varken Saadet’i bütünüyle hedef alması zarar verdi. Saadet’lilerin oyunu da yeterince alamamış oldu. Afyonkarahisar’daki mitinginde Saadet’i küçük gördü, “Bir de adı SAADET olan particik var” diyerek dalga geçti. 2017’de “Saadet’e gönül vermiş kardeşlerim” diyen Erdoğan gitmiş yerine Saadet’i  HDP ile bir gören bir Erdoğan gelmişti. Hiçbir Saadet’li HDP’yi destekleyeceğini söylemediği halde, HDP’li biri Saadet’i destekleyeceğini söylese bunda bile Saadet’i suçluyordu. Fakat gel gelelim, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde HDP’liler Saadet’e değil, hep Ak Parti’ye oy vermişlerdi. Doğu’da HDP’ye oy vermenin tek alternatifi kendi partileriydi. Bu fotoğrafı görmek istemediler. Ama şu fotoğrafı gördüler: İstanbul’daki belediye seçiminde “adı SAADET olan particik” diyerek hakir gördüğü Saadet partililer, Ak Parti’ye oy verseydi CHP’ye fark atacaklardı ve o farka “cik” demeyeceklerdi. Zoruma giden haksızlık yapmaları…

Tarih bunları kayıt altına aldı...