Ümmetin kafası neden karıştı? (1)

Önceki ümmetlerin durumlarına bakmadan bizim durumumuzu anlamak zordur. Tevrat içindeki yazılarla değiştirilmedi mi? Ayetlere müdahale edilmedi mi? Kendi elleriyle yazılar ilave edilmedi mi? İncil de içinden değiştirilmedi mi? Bunları değiştirenler sıradan vatandaşlar mıydı? Hayır! Tevrat’a ve İncil’e en büyük zararı kendi amirleri ve kendi âlimleri verdiler. Amirler menfaatine uygun olanı istediler; âlimler de kendi elleriyle yazıp ilahi olana beşer katarak bozdular. İşte “ilahi olana beşer karıştırmak” geçmiş ümmetlerin en büyük belası oldu. Doğal olarak biz de bu hususta temkinli olmalıyız. Bizde içinden değiştirilemedi. Çünkü Allah’ın koruma vaadi var (1). Bin beş yüz yıldır aralıksız bulunan hafızlık geleneği var. Fakat yazılanı bozamazsa bile maalesef algılananı bozabilir. Bunu sağlamanın ilk şartı şudur: “Kardeşim” diyeceksin, “Kur’an Allah tarafından korunarak indirilmiş ilahi bir kitaptır. Bu yüzden Kur’an’a olduğu gibi iman ediyoruz. Tefsir, hadis, fıkıh ilimdir; ancak korunmuş değildir; bize yani beşere aittir; din değildir. Yahudiler ve Hıristiyanlar kendi yazdıklarını dine dâhil ettikleri için müşrik oldular. Onların imanını sadece Allah’ın indirdikleri değil indirmedikleri de oluşturuyor.” Demek ki “ana problem meselelere usullü yaklaşmayıp bodoslama yaklaşmak”tır. Unutulan bir şey de şu: Siz İslam âlimlerinin eserlerini okuyup bir kanaate vardınız ama İslam âlimlerinin hepsinin bütün eserleri Türkçeye çevrilmedi ki. Siz bizim ülkemizde Türkçeleşenlere göre şekillendiniz. Araplardan sonra Müslüman olanların ülkelerinde önce hangi âlimlerin eserleri kendi dillerine çevrildiyse ona göre biçim aldılar. Öyleyse tümünü tanımadan fikir sahibi olmak noksanlık taşır. Gerçi Araplarda da farklı usul hataları var ya neyse…

Düşünsenize inen son ayette Allah dinini kemale erdirip tamamlandığını (2) söylerken henüz Resulullah hayattadır. Yani din hiçbir beşer karıştırılmadan tamamlanmıştı. Ayette “etmemtu” geçiyor; dikkat edin içinde “tamam” sözcüğü var.  Fakat sonradan gelenler arasındaki fikri tartışmalar, bazılarını “edil-i şeriyye” ile dini tamamlamaya götürecektir. Nedir bu? Kitab, sünnet, icma, kıyas. “Kitab” tamam; Kur’an, eyvallah…

Sünnet ne? Kavli, fiili ve takriri diye üçe ayırmışlar. Bunu sahabeye söyleseniz hayret ederdi. “Peygamberimizin sözleri kavlî sünnet” demişler. İyi de Resulullahın sözleri sadece muhatabı tarafından duyulmuştu. Uzak muhatablar için onun sözü yoktur ki. Kavli sünneti sahabe konuşabilir. Bu durumda biz kim oluyoruz da hala böyle bir sünnetin şahitliğini yapıyoruz? Öyleyse sahabe için “Resulullahın sözü” demek olur. Tabiin için “Resulullahın söylediğine dair rivayet” demek olur. Tebe-i tabiin için ise “Resulullahın söylediğine dair rivayetin rivayeti” demek olur. Vedâ Haccında arefe günü Arafat’ta dinin kemale erdiğini bildiren “son ahkâm âyeti” (3) vahyedilmiş ve ertesi gün Mina’da son ayet (4) inmiş. Din tamamlanarak bitmiş; şu halde tıpkı Yahudiler ve Hıristiyanlar gibi siz de bir şey ekleyemezsiniz. Ha Resulullah sağ iken eklediniz, ha onun vefatından sonra ne fark eder? Kendisi bile ekleyemiyor (5). Çünkü bu Allah’ın dinidir (6). Resulullahın işlerine “fiilî sünnet” demişler. Bunun da şahidi sadece sahabedir. Sahabelerden birinin söylediği bir sözden yahut işlediğini gördüğü bir işten, Resulullahın onu men etmeyip susmasına da “takrirî sünnet” demişler. Bunun da şahidi sadece sahabedir. Bu durumda bu üç sünneti de sadece sahabe yerine getirebilir. Biz ne diyeceğiz? Biz de “sünnet” diyelim ama bunu derken kendimizi sahabe yerine koymadan diyelim. Algıya bakın hele: Resulullahın bir fiiline bizzat şahid olan sahabe Ömer için sünnet; fakat biz bizzat şahid olmadığımız halde, bu bilgi bize rivayetle geldiği halde hatta bu fiili belki de Resulullah hiç yapmamış olabileceği halde bize de sünnet. Böylece sahabe şahid olduğu için kesin olarak sünnete uyarken bizimki kesin bile değildir. Ama yine de sahabe gibi biz de sünnete uyduğumuzu söylüyoruz. İlle de sünnet demek istiyorsak bari “ilmen sünnet” diyelim de sahabe havasına girip kendimizi bir şey sanmayalım… “Biz de sünnet desek ne olacak?” demeyin. Çünkü sünnet demekle iktifa edilmiyor; Kur’an’daki dinî hükümlere bir açıklık ve tefsir getirilmeye cüret ediliyor hatta sünnet adı altında Kur’an’da olmayan yeni hükümler otaya konuyor.

Hal böyle olunca “icma” ne olur? “Bir asırda bulunan İslâm müctehidlerinin bir mesele üzerinde ictihad yoluyla verdikleri hükümlerinde ittifak etmeleri” olarak tanımlıyorlar ama bir belirsizlik var. Dinin değil mezhebin tanımı bu. Fakat dinin ölçüsü olarak getiriliyor. Hangi âlimi İslam müçtehidi olarak kabul edeceğiz? İslam âleminin Resulullahın vefatından bu zamana dek mutabık kaldığı tek bir tane âlim adı verebilir misiniz? İki milyara yaklaşan Müslüman nüfusun hepsi ümmet ise hepsinin icma ettiği bir mesele söyleyebilirseniz ona “icmâ’-ı ümmet” diyebilirsiniz. Ümmet dendiği zaman “bir yürek” olur. Var mı bu? Yok. Ayrı kavram ve tanımlarla paramparça edilmişiz. Ümmet kâğıt üstünde var; realitede acınacak halde. Arap dünyasının hali gayretullah’a dokunuyor. Mısır’da Sisi mücahid düşmanı! Suud’da kral Amerika uşağı! Hiçbir tane İslam ülkesi yok. Hepsi mezheb ülkeleri.

Hal böyle olunca “kıyas” ne olur? “Kur’an ve sünnet(?)e istinad eden şer’î ve dinî delil” olarak tanımlanan “kıyas”, “bir mesele hakkında Kitab ve Sünnette bulunan şer’î bir hükmü, aralarındaki illet ve sebeb benzerliğinden dolayı diğer bir mesele hakkında da vermek” demek olmuyor. Kıyas yapılmasın demiyorum; yapılsın. Ama doğru tanımlansın. Mesela densin ki: Kıyas, bir mesele hakkında Kitabta ve ilmi araştırmalarla tesbit edilen rivayetlerde bulunan şer’î bir hükmü, aralarındaki illet ve sebeb benzerliğinden dolayı diğer bir mesele hakkında da vermektir. Tanım yanlışlığı yanlış algıdan kaynaklandığı için asla doğru algıya götüremez. Bizler kavramların içini farklı farklı doldurdukça parçalandık…

Dünya Müslümanlarının çoğunluğu Kur’an’ı özümseyerek okumuyorlar. Sindirmeden okuyanlar da okuduklarını yaşamıyorlar. Anlamadan okuyanların sayısı hepsinden fazla ve hala okuduğunu anlamayan hafızlar yetiştiriyoruz. Okuduğunu anlayanların çoğu deminden beri söz ettiğimiz beşeri algıları karıştırarak okuduğunu yanlış anlıyorlar ve bu yüzden de yanlış yaşıyorlar; dinden ziyade mezhebi yaşıyorlar. Oysa mezheb din değildir. Yahudiler ve Hıristiyanlar bu surette mezheplerini “din”leştirdiler. Dünyada hiç muhaddis ya da fukaha olmasaydı din yok olmazdı; ama elbette olmasın demiyoruz, fakat ilim olarak olsun. Okuduğunu anlayanların pek azı Kur’an’ın mesajlarına daha vakıf ve takvadırlar. Dini doğru anlarsak din bizim parçalanmamıza izin vermeyecektir. Kafalarda beşerle karışık bir din yapısı var. “Kesin”e “zan” katılmış; “hak”ka “batıl” karıştırılmış. Şu halimize bakıp da Allah’ın bizimle olduğunu söyleyebilir miyiz? Bu kafa yapısı bizde bin yıldan fazladır var. Ne zaman Kur’an’a gelirsek o zaman kendimize geliriz. Önce kendimize gelirsek sonra Kur’an’a da geliriz sandığımız için çok zaman kaybettik. İçimizdeki birey birey takvalar hariç, Allah şu haliyle bu ümmeti sevmiyor. Sosyal olarak bitik haldeyiz. Müslümanlara yapılan zulmü engelleyecek mecalimiz yok. Müslüman ülke liderleri manen değil, madden güçlenme derdindeler. Dini sandığımız yanlış davalarımız bile var. Öncelikli problemlerimizi görecek basiretimiz yok. Müslümanın kanı aksa yerden toz bile kıyama kalkmıyor, müslümanın kılı kıpırdamıyor; kılları diri tutan hücreler ölü. Elimizdeki en önemli silahlarımızdan “cihad” yine bu kötü algılar yüzünden “terörizm” halini almış; karikatürize olmuş. Kur’an’ı bilmeden mücahid olmaya kalkınca “İslam terörü” yaftası takılmış. Bilimsel alanı Müslüman olmayanlara bırakmışız. “Sünnettir” diye baston taşıyan Filistinliler Yahudilerin gelişmiş M-4 A1 ve M-16 silahları karşısında delik deşik edilince onların torunları taşlara sarılmışlar. Taş atıyorlar; şimdi onlar için taş bile bastondan daha sünnet. Resulullah sağ olsaydı teknolojinin en yükseğine sahip olur; düşmanı caydırarak, kullanımını bile gereksiz hale getirirdi diye düşünüyorum; asıl sünnet caydırmaktır. Kur’an’da da müslümanın cihadı caydırma amaçlıdır.

KAYNAKLAR:

1. Bknz. Hicr, 9.

2. Bknz. Maide, 3

3. Bknz. Maide, 3

4. Bknz. Bakara, 281

5. Bknz. Hakka, 44; Tahrim, 1

6. Bknz. Zümer, 3

23 Şubat 2019 tarihli yazısı   http://www.bizimyaka.com/yazar-92967-Ummetin-kafasi-neden-karisti-1


Başlık Kategori Yayın Tarihi
Ümmetin kafası neden karıştı? (10) Genel 17.05.2019
Ümmetin kafası neden karıştı? (9) Genel 11.05.2019
Ümmetin kafası neden karıştı? (8) Genel 10.05.2019
Dini Aforizmalarım (2) Felsefe 03.05.2019
İYİ NİYETLİLERLE ZARAR VERME TAKTİĞİ Genel 26.04.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
Merhaba Yazarport Ailesi, Yeniden Aranızdayım Genel 09.05.2019
BU ÇAĞ KİMİN? Genel 08.05.2019
GÖSTERİLENLER Genel 30.04.2019
KUT'ÜL AMARE (SON HİLÂL) Genel 29.04.2019
Hala olmaya az kaldı :) Genel 26.04.2019