YENİ FURYA SAHTE MİLLİYETÇİLİK

Artık yerel seçimlere 2 aydan daha kısa bir süre kaldı. Partiler belediyelerdeki başkan adaylarını açıklayarak, meydanlara inmenin hazırlığını yapıyorlar. Yapılan bu tercihlerin parti tabanlarında karşılığı olması gerekiyor. Ancak bazı ilçelere baktığımızda, bu ilçelerde veya şehirlerdeki adaylara tepkilerin olduğunu görüyoruz. CHP Kadıköy Belediye Başkan adayı Şerdil Dara Odabaşı bu eleştirilerin odağında. Millet İttifakında özellikle büyük şehirlerde, İstanbul'da Ekrem İmamoğlu, Ankara'da Mansur Yavaş, İzmir'de Tunç Soyer başta olmak üzere, çıkartılan adaylar bana göre son derece doğru.

 

Ancak İstanbul'daki çoğu ilçelerin belediye başkan adaylarını '' 10 Aralık hareketi '' diye bildiğimiz hareketi başlatan kişiler mi atıyor ?. Bu sorunun cevabı elbette öyle. Şerdil Odabaşı'nın Kadıköye en az 31 oyla seçilmesi gerekirken, 30 oyla seçilmesini ve parti tabanının karşı çıkmasına rağmen seçilmesini nasıl açıklayabiliriz ?. Eleştirilerim sadece İstanbul'daki belediyelerle sınırlı. 

Çünkü İstanbul'daki her ilçe için, inanılmaz bir rant var. Oğuz Kağan Salıcı, Canan Kaftancıoğlu, Erdoğan Toprak, Tuncay Özkan, Seyit Torun ve Şerdil Odabaşı'nın başını çektiği bir grup var. 10 Aralık hareketi olarak bildiğimiz, '' Mustafa Kemal'in askerleriyiz '' diyemeyen, kendilerini liberal demokrat olarak tanımlayan, Kemalist olmayan bir kesim, 10 Aralık haretini gerçekleştiren kişiler. Yani biraz daha Marjinal Sol veya Radikal Sol diyelim.

 

Sadece İstanbul içi, olmak kaydıyla İstanbul'daki adaylar için bu kişiler ağırlıklarını koyuyorlar. Ama sadece İstanbul ilçelelerinde, üstüne basa basa yazıyorum. Zira eğer, yurt genelinde istediklerini yaptırabilselerdi, çok büyük bir hata yaparak Tuncay Özkan'ı İzmir'e aday yaptırabilirlerdi. Yani güçleri sadece İstanbul ile sınırlı. Nitekim Canan Kaftancıoğlunu istifadan vaz geçirip, getirenlerde yine bu söylediğim 10 Aralıkçılardır. Bu kesim ile, Kılıçdaroğlu arasında ciddi bir münasebet var. Kılıçdaroğlu bu kesime karşı değil, bu kesimle hareket eden taraftadır.

Yani İstanbul'daki ilçeler için çıkartılan adaylarda biraz daha öz veri görmek isterdim. Daha fazla parti tabanının sesine kulak verilmesini isterdim. 

Akp ve Mhp ise pazarlıklara devam ediyor.. Şu şehir senin bu şehir benim diye tartışamalar birbirini kovalıyor. İstifalar havalarda uçuşuyor.. En son MHP Ulubey belediye başkan adayı Alparslan Çalışkan, Cumhur İttifakı kapsamında, MHP aday çıkartmayacağı için istifa edip bağımsız aday oldu.Partiden ihraç edilen MHP Samsun Milletvekili Erhan Usta'da sert bir video çekerek, Samsun'dan bağımsız aday olacağını belirtmişti.

AKP içinde ise, Binali Yıldırım'ın adaylığına sıcak bakmayan bir kesimin olduğunu biliyoruz. Siyasi olarak yorulmuş bir siyasetçinin, İstanbul gibi dinamik bir şehirde aday yapılmasına bazı Akp'lilerin tepki gösterdiklerini, ancak Erdoğan'ın baskısı sebebiyle bu düşüncelerini açıklayamadıkları gelen bilgiler arasında. 

Halk'ın ise tek gündemi ekonomi. Pazara çıkan vatandaş eli boş evine dönüyor. Fiyatlar el yakıyor, enflasyon oranı %20'nin üstünde. Şu sıralarda vatandaşa kim mikrofon uzatsa alacağı cevap şu oluyor '' Bu zamana kadar hep AKP'ye oy verdim, ama artık yeter. Cezalandıracağım ''. Yani halk artık Akp'ye karşı sabrının sonuna gelmiş durumda. Bende şahsım adına, AKP'nin ülke ekonomisini getirdiği durum sebebiyle, halk tarafından cezalandırılacağını düşünüyorum.

 

Bu hafta içinde tartışılan bir diğer konuda, Tunç Soyer'in adaylığı oldu. Neymiş Tunç Soyer'in babası Nurettin Soyer, Türkeş hakkında idam kararı vermiş. Nurettin Soyer'in o dönemde aldığı kararlar ve hapislerde insanların gördüğü zulümler elbette en sert şekilde kınanacaktır, bende aynı görüşteyim. Ancak, babası için Tunç Soyer'e tepki gösterenler keşke, milliyetçiliği ayaklar altına alan Erdoğan ile ittifak yapan Bahçeli'ye tepki gösterseler, keşke ülkücülerin idamını onaylayan, Nursafa Pandar'ın MHP'ye genel sekreter yapılmasınada tepki gösterselerdi. Ayrıca bir insan babasının verdiği kararlardan dolayı asla suçlanamaz ancak Bahçeli kendi verdiği kararlardan dolayı suçlanabilir.

Şu soruyuda sormak lazım, madem bu insanlar Tunç Soyer'in babasını eleştiriyor, o zaman Türkeş'ide oturun eleştirin. Türkeşde sonuç itibari ile darbeci değilmiydi ?. Menderes'i indiren en önemli subaylardan biri değilmiydi ?

Yani tamamen samimiyetsiz, tamamen Millet İttifakını bölmek niyetiyle ortaya atılmış sözlerdir. Sayın Meral Akşener'inde bu kişilerin değirmenine su taşımaması lazım. Zira Akşener'den de aynı mealde sözler geldi.

1960 darbesinde okuduğu bildiri ile, ABD'ye selam çakan Türkeşi yıllarca milliyetçi olarak tanıttılar. Ki aynı Türkeş, 1960 öncesinde Muhafazakar düşünceye ve Radikal İslamcılara karşı olan Türkeş, 1960'dan sonra Demirel ile kol kola girerek, Kemalizm'i ve Sol'u azınlık konumuna getirdi. Bu Emperyalizm'in bir isteğiydi. Zira Emperyalizm her türlü İlimden, bilimden, teknolojiden, Ulus değerlerden uzak, başında tek bir adam görmeye alışmış, düşünceden, ifade özgürlüğünden uzak yaşamaya alışmış, Muhafazakar kesimi iktidar'da tutmak istiyordu. Türkeş'de bu planın bir parçası olarak, Demirel ile yakınlaştırıldı. Kim gibi ? Bugünkü Bahçeli ve Erdoğan gibi. 

Emperyalizm'in bu topraklarda 1950'den sonra tek bir amacı oldu Kemalizmi ve Milliyetçiliği birbirinden kopararak, Kemalistlerin ve Solcuların azınlık konumuna düşmesiydi. Darbeler gerçekleştirerek ise, bu amaçlarına ulaştılar, Muhafazakar kesimi mağdur, Kemalistleri darbeci gösterdiler. Zira hiç bir darbenin Kemalist düşünceyle alakası yoktur. Tüm darbeler ABD menşeilidir.

1980 darbesi öncesinde Sağ-Sol çatışmasını organize ettiler ve bununda başında Türkeş vardı. 6. Filo'yu karşıladılar o grubun başında da Türkeş vardı. Şunuda ekleyeyim eğer Türkeş, Demirel'in yanında değil, Ecevit'in yanında olsaydı bu ülkede ne kan dökülürdü nede muhafazakarlar bir daha iktidar yüzü görürdü. Türk siyaset tarihinin akışı değişirdi. Aynı zamanda, Gazi Mustafa Kemal'de çok partili hayata geçebilseydi, yine Türk siyaset tarihinin akışı değişebilirdi. Bu mevzu o kadar uzunki, ancak özetini yazabiliyorum. Bu benim Türk siyaset tarihi ile ilgili tezimin sadece ana hatları. İşte Millet İttifakıda Türk siyaset tarihinde 60 yıldır oynanılan bu kirli oyunu bozmaktadır. Milliyetçiler, Kemalistler ve Solcular geçmişe sünger çekerek, bu ittifak altında birleşmeye başladılar.

 

Benim görüşüme göre ise '' Hiç bir milliyetçi muhafazakar olamaz. Ya Ulusçuluğu ya Ümmetçiliği seçmek zorundadır ''. Türk milliyetçiliğine Türkeş kadar zarar veren bir lider yoktur. Bahçeli'den bile daha fazla zarar vermiştir. Bende şahsım adına, Türkeş'i reddeden bir milliyetçiyim. Bunlar kabul edelim veya etmeyelim tarihi gerçeklerdir. Bu tarihi bilmez isek ancak ve ancak Sahte bir Miliyetçi oluruz. Milliyetçilik herkesin sandığı gibi, sağ tarafta olmak demek değildir, bir insan milliyetçiliği arıyor ise, bu bizzat Merkez Solda yer alır. Merkez sol ise, Merkezine Atatürkçülüğü alarak, Kemalistleri, Solcuları ve Milliyetçileri birleştirecek tek yerdir.

 

Hepinizi saygı ve hürmetle selamlıyorum..

 

 


Başlık Kategori Yayın Tarihi
AKP'YE OY VER CENNET'İ KAP Politika 27.01.2019
SURİYELİ MÜLTECİLER VE MÜNBİÇ HAREKATI Politika 29.12.2018
BİRLEŞEBİLMEK ÇOK MU ZOR ? Politika 19.12.2018
İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ YERLERDE Politika 12.12.2018
ATATÜRK'ÜN HAYATINDAKİ 19 SAYISI Genel 30.11.2018
Başlık Kategori Yayın Tarihi
NEREDE YANLIŞ YAPILDI? (7) Politika 19.04.2019
NEREDE YANLIŞ YAPILDI? (6) Politika 18.04.2019
Halka artık sıra gelmedi mi? Politika 18.04.2019
“Temel Karamollaoğlu Milli Görüşçü mü?” Yazısına Cevab Politika 17.04.2019
Temel Karamollaoğlu Milli Görüşçü mü? Politika 16.04.2019