ÜLKEYE CUMHURBAŞKANI VE BAŞBAKAN GEREK

Ülkeye enazından(en azından), şimdilik doğru cumhurbaşkanı ve doğru başbakan gerek; 'doğru' çünkü var olan halleri felsefeye, bilime ve dini tanımlayan Din hadisileri'ne göre hem de çok yanlış haller.

Uçamayan kuş uçan kuştan; yürüyen balık yürüyemeyen balıktan üstündür, ileridir, niteldir. Bir balık düşünün ki suyu sevmesin. Ancak gökyüzünü sevmeyen kuş var: Tavuk, horoz'. Yani hayat felsefe, bilim, ve dini tanımlayan Din hadisileri lehine yani doğru özgürlük lehine şaşırtıcı ve yaratıcı olmalı. Siyaset deyince akılınıza(aklınıza) ne gelir, hep seçim, oy; yani felsefe, bilim, Din hadisileri hiç gelmez. Siyaset bir incir çekirdeği ise siyasi demokrasi yani felsefe, bilim ve ahlak üzerine kurulu olmayan nicel demokrasi de o incir çekirdeğinin içine kurulmuş bir dünya haline gelmiş, getirilmiş haldedir tüm dünyada. Yani bakın Avrupa kendisine demokrasi diyor ancak hala hükümdarları var, cici de olsalar hükümdarlar; geçenlerde bir İngiliz pırensesi(prensesi) genç kız memeleri(sütlükleri) açıkta güneşleniyordu pılajda(plajda), herkesin içinde yani demokrasi ile hükümdarlıkı(hükümdarlığı) içiçe(iç içe) getiren bir dünya kuşkusuz ki zeka ile mantıkı(mantığı) da yanyana(yan yana) getiremez; bu nedenle Türkiye'nin de, dünyanın da yönü ne Batı ne Doğu değil, Felsefe-Bilim-Din hadisileri ülkesi ya da düzeni(sistemi) olmalıdır.

Ülkemizde de demokrasi ya da laiklik ile demokrasi yani laiklik düşmanı siyasi partiler de; demokrasi ile, demokrasi düşmanı siyasi partilere izin veren hal de aynı haldedir yani tıpkı Avrupa gibi.

Düşünün ki bir muhtar hem 'Ben bu ilin/şehirin belediye başkanıyım' hem de 'Muhtarıyım' diyor. Tuhaf birşey olurdu değil mi?

Açık ki ülkede Akp padişah, Mhp sadrazam gibi bir halde ya da öyle bir hal dilemekteler çünkü görülmekte ki Akp ne kadar gürlüyorsa Mhp iki katı gürlemeye çalışıyor.

Ne demişti sanal sayfasında, Akp'nin motorcu milletvekili, ayakkabılı ayaklarını makam masasının üzerine uzatıp, yanındaki iki devlet memuruna 'Emir erlerim' demişdi(demişti); Osmanlı ağızına çevirirsek 'Sadrazamlarım' ya da Güney Kore dizisileri(dizileri) dili ile söylersek 'Naiplerim'.

Oysa Tbmm seçim sandıkılarının değil; felsefenin, bilimin ve Din hadisileri'nin seçtiği düşünürler(filozoflar), alimler, alimeler, bilgeler, bilimciler, yazarlar, şairler, sanatçılar dolmalıdır.

Ülkeye cumhurbaşkanı ve başbakan gerek. Gerçekte ise FBDH düzeni(sistemi) yani felsefe, bilim, ve dini tanımlayan Din hadisileri düzeni gerek.

Ülkeye cumhurbaşkanı gerek çünkü genel kavram yani genel sözcük anlamı olarak cumhur 'halk' demek; özel anlam olarak ise cumhur 'topluluk' demek. Yani bu iki anlam açısından cumhur sözcüğü 'Doluyakoysanalmazboşakoysandolmaz/Doluya koysan almaz, boşa koysan dolmaz' gibi bir hal çünkü 'halk' demek millet/ulus demek değil yani bu açıdan cumhurbaşkanı demek 'Millet başkanı, milletin başkanı' demek olmuyor; 'topluluk' anlamı açısından ise cumhurbaşkanı tüm halkın ya da tüm milletin ya da tüm toplumun başkanı olmak zorunda olmuyor yani ülkedeki yalnızca bir topluluğun başı, başkanı olsa yeter hali oluyor; yani 'cumhurbaşkanı' bir millet ya da toplum ya da ülke için her iki açıdan da çözüm olmuyor yani bir ülkeye tüm milletin, tüm toplumun, tüm insanların başkanı olacak, başkanlığını yapacak kişi gerek ki bu hal hükümdarlık ile cumhurbaşkanlığına göre daha ileri, daha üstün bir aşama olur çünkü hükümdar demek tüm toplumun efendisi demektir ancak o da hem var olan sömürü düzeninin kişisi demek olduğundan var olan sömürü düzenine karşı olanların da hükümdarı olamaz bir haldedir.

Devlet başkanı denilse; o da devletin başıdır, toplumun, milletin değil ki bu durumda yalnızca tıpkı hükümdar gibi yalnızca devletin başı olması yeter ki bu da toplumda yalnızca bir topluluğun, bir kesimin savunmanı, dostu, yandaşı olmayı önlemez.

Öteyandan(Öte yandan); 'cumhurbaşkanı' değil 'cumhur başkanı' yazılmalıdır çünkü bu kişi mecaz ya da hayali bir kişi değil gerçek bir kişidir yani tıpkı Keloğlan ve kel oğlan arasındaki fark gibi bir hal var 'cumhurbaşkanı' ile 'cumhur başkanı' arasındaki bu da zaten ülkenin, devletin, vatanın, milletin, toplumun felsefe, bilim, mantık üzerine kurulmadığını yani ayrıntıları yani gerçekleri ve doğruları önemsemediğini gösterir ki bu da zaten yanlış birşeydir yani 'cumhurbaşkanı' yazılan bir ülke zaten felsefeye, bilime yani nitel demokrasiye yanlış bir yolda, ve hükümdarlık benzeri bir yolda demektir ki bu durumda ülkedeki sorunların ekonomi ilerlemesine, gelişmesine karşın çoğalmasına şaşırmamak gerekir.

Kavram yani kuram olarak açık ki cumhurbaşkanı varlığı felsefeye, bilime göre yanlış yoldadır.

Eylem, uygulama olarak ta cumhurbaşkanlığı yanlış yoldadır artık çünkü Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi denilen tuhaf sistemde cumhurbaşkanı bir de bir siyasi partinin de başkanıdır, ve daha da vahimi bir siyasi parti başkanı gibi davranmak hakkına da sahiptir ki bunun tarihsel anlamı hükümdarlıktır yani demokrasinin yani bilimsel yönetimin olmamasıdır yani düşünün ki bir insan hem yargıç hem savcı ya da hem bilimci hem medyum yani okullarda kimya diye simya okutmak gibi bir hal.

Cumhur başkanına ya da cumhurbaşkanına herkesin güvenmesi ve inanması gerekir ki bu halin tarihsel eski türü hükümdarlıktır yani hükümdarlık en masum yani en doğru hali ile 'güvenilirlik ve inanırlılık' yani dürüstlük demektir oysa bir siyasi parti başkanı ne kadar güvenilir ve inanılırdır, üstelik te siyaset bir cehalet ve nefs hali iken?

Anlam yani öz olarak yolaçıkarsak(yola çıkarsak) doğru hükümdarlık güvenilirlik ve inanılırlık demektir, bu açıdan doğru cumhurbaşkanlığı da güvenilirlik ve inanılırlık demektir yani doğru hükümdarlıkta da, doğru cumhurbaşkanlığında da, doğru devlet başkanlığında da temel amaç güvenilirlik ve inanılırlılıktır yani gerçekler ve doğrulardır. Gerçeklerin ve doğruların en üstün hali ise felsefe, bilim, ve dini tanımlayan Din hadisleri'dir yani doğru dindir. Yani bu durumda; bir toplum ya da millet ya da halk eğer gerçekten doğruyu ve gerçeği yani dürüstlüğü istiyorsa felsefe, bilim, ve Din hadisileri yani din ile yönetilmeyi seçmelidir, yönetim biçimi olarak. Yani gerçekte cumhurbaşkanlığı da, başbakanlık ta çözüm değildir çünkü tek çözüm FBDH'dir ancak o aşamaya gidinceye kadar isteniliyorsa cumhurbaşkanı ve başbakan da olabilir ancak doğru cumhurbaşkanı ve doğru başbakan yani siyasetçi olarak değil gerçeği ve doğruyu temsil eden insanlar olarak ki bu durumda başbakan ki o da 'başbakan' değil 'baş bakan' yazılmalıdır çünkü gerçek bakanların başı gerçek bir kişidir yani hayali bir kişi değildir, cumhurbaşkanının da sözcüsü konumunda da olur çünkü cumhurbaşkanı demek gerçekler ve doğrular demekse buna sözcülük etmek te doğru, iyi birşey olur yoksa en doğrusu cumhurbaşkanlığının da, başbakanlığının da kaldırılması ve ülkenin felsefe, bilim, ve Din hadisileri ile yönetilmesidir yani tahta hükümdarın yerine felsefenin, bilimin, Din hadisileri'nin geçmesidir ki bence insanlığın en doğru ve en iyi yönetim, var oluş biçimi de budur.

Oysa ülkemizde görmekteyiz ki cumhurbaşkanı cumhurun başkanı olmaktan çok Akp'nin başkanı gibi davranmakta ve konuşmaktadır öyle ki muhalefeti adeta terörcü ve düşman gibi bile ilan edebilmektedir yani bakın Erdoğan Akp toplantısında konuştuğunda da Akp yandaşı bir kısım medya Erdoğan'ın adının önüne 'Cumhurbaşkanı' yazmakta yani Akp adına, Akp için ve Akp'de konuşan bir kişi aynı zamanda nasıl cumhurbaşkanı ya da cumhur başkanı da olur yani muhalefet ki seçmenin yarısı yani seçme hakkı olan toplumun, milletin yarısı yani yumurtanın sarısının beyazı, beyazının sarısını düşman ilan etmesi gibi bir hal; yani açık ki Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi denilen şey yalnızca başbakanlıkı(başbakanlığı) değil, cumhurbaşkanlıkını(cumhurbaşkanlığını) da kaldırmış bir halde görünmektedir yani bunun tarihsel adı 'hükümdarlık'tır ki bu hale olsa olsa 'Meclisli hükümdarlık' denilebilir; modarşi de bir hükümdar devlet başkanı olur ancak bu hal bir devlet başkanının hükümdar olması hali gibidir yani buna monarşi değil de 'Monokrasi' denilebilir.

Yani düşünün ki cinayete kurban gitmiş birinin evine hem ölen kişiyi övmek adına hem de öldüren kişiyi övmek adına ziyarete gidilebilir mi?

Açık ki cumhurbaşkanının hem cumhurbaşkanı hem de bir siyasi parti başkanı olması evde hem ev sahibi hem de konuk olmak gibi tuhaf bir haldir. Yani açık ki niyet 'Cumhurbaşkanlı bir sistem' değil, hükümdarlık niyetli bir sistemdir ki heryeri feodal, sömürgeci Osmanlı hanedanlığı kültürünün sarmış olması bu olasılığı ya da hali oldukça güçlendirmektedir.

Yani görüldüğü gibi ülke yönetmek öyle halk oyu ile, millet oyu ile, siyaset ile, siyasetçi ile, seçim sandıkıları(sandıkları) ile yönetilecek kadar basit, kolay, nicel birşey değildir; felsefe, bilim, ve Din hadisileri isteyen nitel, karmaşık bir haldir.

Yani hükümdarlık olacaksa hiçdeğilse felsefenin, bilimin, ve Din hadisileri'nin yani evrensel, bilimsel gerçeklerin ve evrensel, bilimsel doğruların hükümdarlığı olsun; siyasetin keyfiliğinin ve cehaletinin ya da nefsinin değil.

Açıkça hükümdarlığa geçtiğinizde bana söyleyin ki ben de aday olayım, ve ben ülkeyi yalnızca felsefe, bilim, ve Din hadisileri ile yönetirim; bu açıdan yasaklayacağım ilk şeyler bilime ve ahlaka aykırı heryer, ve bilime ve ahlaka aykırı herşey olur örnek ki pılajlar, çıplaklık, akıldışı-ahlakdışı moda, astroloji, barlar, pavyonlar, kapitalist özel sektör ve siyaset gibi.

Benim tüm dünyaya, tüm insanlığa yönetim biçimi önerim Felsefe-Bilim-Din hadisileri diktatörlüğüdür çünkü bu dünya diktatörlükten asla kurtulamaz, hiçdeğilse bari, olacaksa Felsefe-Bilim-Din hadisileri yani doğru birşeyin diktatörlüğü olsun. Bu açıdan dünya savaşıları(savaşları) da, dünya barışı da gerçekte en büyük diktatörlük savaşılarıdır. Yani örnek ki bir ülkeyi bin cehaletin yönetmesinden ise bir alimin ya da bir bilgenin yönetmesi yeğdir.

Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 19.1.19/07.03