EDİRNE VE SPOR ALANI

Osmanlılar, Edirne’yi aldıktan sonra bu şehrin askeri bakımdan önemini ve Resulullah’ın Sarı Saltuk’un rüyasına girip, “Bu yer Dar al nasırdır, bu yeri elden komasınlar…” diye söylemiş olduğu rivayeti bazı tarihlerde yazılmış olduğundan, Osmanlı padişahları buraya önem vererek “Dar al Saltana” ve “Dar al Fath” gibi isimlerle andılar.

Edirne kale içinde küçük bir şehir iken, Osmanlıların zabtından sonra camiler, köşkler, saraylar, kervansaraylar, mesire yerleri ve spor alanları yapılarak çok büyüdü. Spor yarışmalarının ve avların yapıldığı bu yerlerin bir kısmı bugün hudutlarımız dışında kalmıştır. Bir kısım spor alanları ise kullanılmadığından yok olup gitmiştir. Halen kullanılmakta olan tek spor alanı Sarayiçi’dir. Çağımızda Sarayiçi denilen yer, Tunca Nehri’nin iki adasından büyüğü olan ve halk arasında Tavukormanı diye anılan adanın güney ucundaki bölümüdür. Bu yer Osmanlılar zamanında Adameydanı diye anılırdı. Yenisaray’ın hasbahçesi içinde cirid oynamak ve cündilerin gösterileri için ayrılmış bir spor alanı olup, diğer kısımları çok güzel çiçekler ve ağaçlarla bezenmiş gerçekten eşi bulunmaz bir bahçe idi (1).

1953’te bu bahçeyi gezmiş olan Evliya Çelebi der ki: “…Bu çemenzarın tam ortasında göğe uzanmış bir yüksek sütun olup tepesinde altın top vardır. O topa bütün ok atıcı ve silahşör pehlivanlar ok ve kurşun atarak maharetlerini gösterip ihsanlar alırlar...” (2). Buradan da anlaşılmaktadır ki, ismine Ada Meydanı denilen bu alan yalnızca spor yapmak için ayrılmış ve düzenlenmiştir. Yenisaray’ı ve Sarayiçi’ni görerek belgeleyenlerden biri de 1837’de Sultan II. Mahmud tarafından Türkiye’ye müşavir olarak getirilen Prusya ordusu binbaşılarından (Mareşal) Helmuth Karl Molteke’dir. Molteke’lerin müşavirliğine muhtaç olan sahte aydınlarla bir yere varılamadı.

Osmanlılar zamanında Tunca kenarında ilk defa köşk yaptıran padişah Sultan II. Murad’dır. Sultan Murad, Kavak Meydanı’ndaki Eskisaray’ın bahçesi olmadığından Mamak (Mumuk) denilen yerde bir bahçe ve köşk yaptırdı. Çoğu zaman buraya gelir, eğlenir ve önündeki Saray Ovası’nda padişahları, beyleri ve askerleriyle cirid oynar, hatta elçilerin önünde sırığın tepesine konulmuş kabağa atını koştururken ok atardı (3). Çok yüksek ağaçların gölgelediği ve güzel binaların süslediği bu cennet gibi şirin spor alanının orta yerine dikilmiş uzun bir sırığın tepesine altından yapılmış bir top konulmuştu. Adalet Kasrı denilen su kulesinin önüne sıra ile dizilmiş altı tane “İbret Taşı” onyedinci yüzyıl ortalarında Sarayiçi’nin görünümünü tamamlıyordu.

Sarayiçi pek çok defalar spor ve tarihi olaya sahne olmuştur: 25 Mayıs 1663 Cuma günü öğle vakti namazdan sonra, Asa Meydanı’na kurulan çayırda Sultan IV. Murad cirid seyrediyordu. O günkü Cuma namazında sesinin güzelliğinin etkisinde kalan başimamlar, Kastamonulu Hafız Mehmed Efendi’yi ödüllendirmeyi düşündüler ve Anadolu kazaskeri yaptılar. Sarayiçi Edirnelilerin güreştikleri en başta gelen bir yer oldu. Ancak Kırkpınar güreşleri yine Edirne-Ortaköy şosesi üzerindeki Siavina Köyü ile Sarıhızır Köyü arasındaki Kırkpınar’da yapılıyordu. Balkan Savaşı’nda (1912-1913) Edirne düşman işgaline uğrayınca (16 Mart 1913), Sarayiçi çok acıklı olaylara sahne oldu. Buraya hapsedilen Türk esirleri açlıktan ağaç kabuklarını yemek zorunda bırakıldıkları için çoğu öldüler (4). Balkan Savaşı ve onu takiben çıkan I. Dünya Savaşı nedeniyle, 1912’den sonra -1914-1918 arası- bir süre Sarayiçi’nde güreş ve Ruz-ı Hızır eğlenceleri yapılamadı.

1919 Haziranı’nda Edirne’ye Polonyalı bir güreşçi gelerek güreşmek isteyince o zaman Kirişhane Mahallesi’nde oturmakta olan Adalı Halil Pehlivan’ın bu güreşçiyle 6 Haziran 1919 Cuma günü Sarayiçi’nde güreştirilmesi kararlaştırıldı. Ancak Polonyalı güreşçi, “Adalı Halil Pehlivan beni Avrupa’da iki defa yendi. Ben onunla güreşemem…” diyerek güreşmedi. Adalı Halil Pehlivan da o gün Çömlekköy’lü Kara Emin ile Sarayiçi’nde yağlı güreş yaptı. Bu güreşte Adalı Halil kazkanadı çarpması yaparken Kara Emin’in bacağı sakatlanınca güreş sonuçlanamadı. Emin’in kisbeti kesilerek çıkarıldı. Adalı Halil ile güreşmek sadece yenilgiyle değil böyle istenmeyen kazalarla da sonuçlanabiliyordu.

Edirne, Yunanlılardan kurtulduktan sonra Sarayiçi’nde ilk güreş 30 Mayıs 1924 Cuma günü yapıldı. Edirne’ye Milli Eğitim Müdürü olarak yeni atanmış bulunan İsmail Habib Sevük (1892-1954) Türkocağı başkanı iken spor kolunun düzenlediği 23 Nisan şenliklerinde Ramazan ayı nedeniyle yapılamayan güreşler 30 Mayıs Cuma günü Sarayiçi’nde yapıldı. İşte bu güreşler Cumhuriyet döneminde Sarayiçi’nde yapılan Kırkpınar Güreşlerinin ilkidir.

Demirtaş Ovası, Edirne’nin güneyinde 6 km uzaklıkta ve 5 km genişliğinde düz, çimenlik bir spor alanıydı. Bu ovaya Demirtaş denilmesinin nedeni, Sultan I. Murad ve oğlu Sultan Yıldırım Bayezid çağı Beylerbeyi’lerinden Timurtaş Paşa’nın Arnavutluk ve Sırbistan’a yaptığı akınlardan Edirne’ye döndüğünde askerlerini bu ovada konaklatması ve eğitimini burada yaptırmasıdır.

Avcı Sultan Mehmed’in 1675’te Edirne’de yaptırdığı sünnet düğününün ilk günü (15 Haziran 1675), Demirtaş Ovası’nda otağlar kurulup at koşuları yapıldı. Bu düğünden bir hafta sonra da Hatice Sultan ile Musahib Mustafa Paşa’nın evlilik düğünleri başladı. Bu düğünün de on yedinci günü (10 Temmuz 1675) Demirtaş Ovası’nda at ve yaya koşuları yapıldı; ödüller verildi (5). Demirtaş ovasında ok atışı da yapılmıştır. Ancak Edirne’nin esas ok meydanı Musalla (Namazgâh) ve Sarayovaları olduğundan burada yalnız bir menzil açılmıştır.

Sultan II. Murad olsun Sultan Avcı Mehmed olsun avlanmayı çok severdi…  Saray Ovası, Yenisaray’ın Bab-ı Hümayun Kapısı önünden başlayıp kuzey batıya doğru ve Tunca’ya kadar uzanan düzlüktür. Sultan Avcı Mehmed huzurunda bu meydanda ok atmış ve cündilik gösterileri yapmış olan “Tezkire-i Rımat” yazarı Abdullah Efendi, Edirneli Kayyumzade Ahmed Efendi’den bahsederken, “Edirne’de Sırık Meydanı’nda yeksüvar menzilinde baş taşı dikmiş olan…” diye yazıyor (6). Silahdar Mehmd Ağa, Sultan II. Ahmed’in baş cariyesi Rabia Kadın’ın 4 Ekim 1692 günü bir batında iki erkek çocuk doğurması nedeniyle yapılan şenlikleri anlatırken, “O gün Padişah Hazretleri Alay Köşkü’ne teşrif eyleyip karşısında olan Sırık Meydanı’nda dört güne değin gündüzleri tabılhane ile pehlivan güreştirip ciritler oynattı…” diyor (7). Cevri Çelebi de bakın ne demiş: “Merhum Sultan Ahmed Han 1605 tarihinde ağırlıksız ve acele Edirne’ye geldiği zaman, Yenisaray içindeki Cihannüma Kasrı’nın ötesinden bir gün gürz atub kasrın üzerinden aşırarak Saray Ovası’nın ortasına düşürdüğü o yere Sırık Meydanı denilmiştir. Fakat sonradan yıkılıp sütunun konulduğu yerin taşları dahi yağma edildi.” Bu ova adından da anlaşılacağı gibi Yenisaray’ın önünde olması nedeniyle genellikle padişahların ilgileneceği spor gösterilerine, yarışmalarına, geçit törenlerine ve şenliklerine mahsus bir alandı.

KAYNAKLAR:

1. Abdi Paşa, “Vakayi’namah” (Tarih-i Muhammed Rabi) Köprülü Kütüphanesi Nr. 216 ve Milli Kütüphane M.F. A.Nr. 237, yk. 127a ve 156 a ve Mehmed Ağa, “Tarih-i Silahdar”, İstanbul, 1928, C.1.s.254.

2. Evliya Çelebi, “Seyahatname”.

3. Hünername, Mehmed Bey’in yaptığı minyatüre bakılabilir, yk. 138 a.

4. Fransız ressam Georges Scott’un bizzat görerek yaptığı bununla ilgili acıklı sahneleri canlandıran resimler “I’llustration Dergisi”nin 19 Nisan 1913 tarihli sayısında yayımlanmıştır.

5. Mehmed Ağa, “Tarih-i Silahdar”, İstanbul, 1928, C.1, s. 254.

6. Abdullah Efendi, “Tezkire-i Rımat”

7. Mehmed Ağa, “Tarih-i Silahdar”

http://www.bizimyaka.com/yazar-91849-Edirne-ve-spor-alani

 


Başlık Kategori Yayın Tarihi
Şampiyon Galatasaray!! Spor 20.05.2019
Bitmeyen çile Spor 16.04.2019
Endustriyel futbol Spor 12.04.2019
Galatasaray,ın Fetret devri Spor 04.04.2019
Futbolda Bedava Tiyatro! Spor 10.02.2019