MEKKE FETHEDİLMEDİ İSTANBUL İŞGAL EDİLDİ SAVIM

Türk dil kurumu sözlüğüne göre 'fetih' Arabça bir sözcük, ve 'Bir şehir veya ülkeyi savaşarak alma' demek. Yani vurgulanmak istenilen 'savaşarak almak, savaşla almak'; yani bu almak savaşsız ise fetih olmuyor.

Türk dil kurumu sözlüğüne göre 'işgal' de Arabça bir sözcük, ve 'Biryeri ele geçirmek' demek, yani işgalde savaş vurgusu yok. Yani bu durumda; Yunan ordusu İzmir'i işgal etmemiş, fetih etmiş oluyor çünkü İzmir'e çıkan Yunan ordusu silahlı idi ve karşı çıkanları öldürmek amaçlı idi, yani karşısına bir ordu çıkmaması, İzmir'de bir savaş olmaması Yunan ordusunun İzmir'e çıkmasını bir fetih olmaktan çıkarmaz bu durumda.

Yani Yunan ordusu İzmir'i ya fetih etmiştir ya işgal; ya da padişah İzmir'i Yunanlılara 'kendi isteği' ile, 'kendi rızası' ile vermiştir, zorla değil de.

Yani belli ki fetih en başından savaş içeren bir durum; işgal ise en sonda belli olan yani eğer düşman savaşmazsa oluşan bir durum. Yani belli ki her fetih işgal niyeti ile başlıyor yani belli ki fetih ve işgal özde aynı; yani vatanları ellerinden alınanlar için işgal, vatanları alanlar için fetih oluyor. Öyle ise konuya neden tek yanlı bakılsın; bilimde, felsefede ve dinde konuya tek yanlı bakmak yanlıştır.

Yani bu durumda eğer Bizans İstanbul'u savaşmadan, gönül rızası ile verse idi İstanbul fetih değil işgal edilmiş olacaktı ancak amaç zaten İstanbul'u almaktı değil mi? Ve tehdit yoksa kim kime vatanını verir? Yani açık ki fetihte de, işgalde de bir tehdit var; vatan savaşları boyutunda; yani belli ki vatan savaşları boyutunda işgalin anlamı örnek ki işportacıların ya da gecekonduların işgal etmesi gibi birşey değil olsa gerek.

Yani vatan boyutunda fetih te, işgal de 'başkalarının vatanlarını, savaşlı ya da savaşsız, zorla almak' anlamında, içeriğinde. Yani İzmirliler İzmir'i Yunan ordusuna, Bizans İstanbul'u Osmanlı'ya gönül rızası ile vermiş olmasalar gerek değil mi?

Yani adı fetih te olsa, işgal de olsa; konu aklanamaz. Yani 'Biz işgal etmedik, fetih ettik' demek sorunu çözmez, aklamaz. Bu açıdan olarak felsefe, bilim diyor ki Osmanlıca İstanbul'un alınması da, Türklerce Anadolu'nun alınması da işgaldir. Ancak burada şu var: Doğrunun işgali yanlışın işgalinden, iyinin işgali kötünün işgalinden doğrudur, iyidir, üstündür; yani bu mantığa göre birgün tüm ülkeler, tüm dünya felsefeye, bilime ve dini tanımlayan Din hadisileri'ne göre işgal edilecektir, ve edilmek zorundadır da çünkü yoksa ülkeler ve dünya felsefeye, bilime, Din hadisileri'ne aykırılığın yani cehaletin, nefsin, barbarlığın, zulümün, adaletsizliğin, insanlığa aykırılığın ve öyle ki ahlaka aykırılığın işgalinde olacaktır; bakın genelevlere, ahlaka aykırı pılajlara(plajlara), akıldışı-ahlakdışı modaya, zina serbestliğine, eşcinsellik serbestliğine, siyaset denilen cehalete ve nefse ya da barbarlığa, insanlığa aykırı savaşlara, teröre, ve daha birçok şeye. Yani açık ki doğru, iyi, güzel, insanca bir ülke ve dünya; felsefenin, bilimin ve Din hadisileri'nin işgalinden yani egemenliğinden geçer.

Fetih ettiğin yerlerde kaldın mı kaldın, yani işgal ettin, değil mi? Ancak bir de 'Osmanlı'nın Avrupa'ya fetihleri' diyorlar ancak Osmanlı Avrupa'da kalmamış yani fetih demek ille de kalmak yani işgal etmek anlamı da taşımıyor bu durumda; yani Avrupa'ya gidip geri gelmek fetih ise; bu durumda İstanbul'u almak, Anadolu'yu almak işgaldir değil mi, çünkü gidilip geri gelinmemiştir anavatana yani Orta Asya'ya; Ancak Mustafa Kemal'in yaptığı ne fetihtir ne işgaldir çünkü Mustafa Kemal kendi vatanını kurtarmış olmaktadır yani Mustafa Kemal bu toprakların vatandaşıdır zaten yani başkalarından bir vatan almış olmamaktadır, başkalarından vatan alan Mustafa Kemal değil Osmanlı'dır, ve Mustafa Kemal bu topraklara dünyada olmayan bir medenilik, insanlık, ilerilik, üstünlük, hal getirmiştir.

Türkiye Türkçesi çok önemli bir dildir; öyle ki Türkiye Türkçesi olmadan felsefe de, bilim de, din de amaçlarına ulaşamaz, ve tek dünya dili yaratılamaz; bu nedenle de insanlık, dünya Dil devrimi'ni yapan Atatürk'e çok şey borçludur, öyle ki özgürlük sözcüğünün doğru anlamını bile dile, insanlığa yalnızca Atatürk Türkiyesi Türkçesi kazandırabilmiştir. Yani Türkçe çok önemlidir, çok zorunludur ve çok değerlidir; yani Türkçe olmadan konuları doğru, gerçekçi anlamak bile söz konusu olamaz.

Bu bağlamdan olarak; 'Mekke'nin fetihi' diyorlar ya da diyenler var ancak ben İslamiyet dini inançının dahi önderi Muhammed'in 'fetih' sözcüğünü kullandığını düşünmüyorum. Neden? Çünkü hem dinde fetih yani başkalarının vatanını işgal olmaz hem de Muhammed'in Mekke'yi alması fetih ya da işgal değildir, kendi vatanını kurtarmasıdır yani putçulardan yani akıldışılardan, bilimdışılardan, vicdansızlardan, merhametsizlerden yani hem akıldışı hem insanlıkdışı bir dünyadan kurtarmasıdır. Bu nedenle ki İslamiyet'in ilk savaşı olan mal savaşı da başkalarına ait olanı almak biçiminde, yağma türü, nefs türü bir savaş değildir, kendilerinin olanları putçulardan geri almak savaşıdır yani Müslümanların elkoyulan(el koyulan) mallarını putçulardan geri almak savaşıdır ki bu durum çağdaş hukukta bile, 'gasp edileni geri almak, haklı gasp' biçiminde haktır.

Yani Mekke gerçekte fetih edilmemiştir, sanıldığı gibi; Mekke Müslümanlarca geri alınmıştır yani kurtarılmıştır çünkü Mekke zaten Müslümanların da vatanı idi. Yani Mustafa Kemal de bu toprakları ne fetih etmiştir ne işgal etmiştir, yaptığı şey kendi vatanını kurtarmaktır; ancak ne Anadolu ne de İstanbul Türklerin kendi vatanları, kendi toprakları değildi, Türklerin kendi vatanları Orta Asya'da idi; yani Türklerin Anadolu'yu ve İstanbul'u fetihlerine ya da işgallerine nicelik olarak değil, daha insanca bir hayat getirmek biçiminde nitel olarak bakılmalıdır yani insanca, medenice, bilimsel bir hayat için kurtarmak fetihten de, işgalden de üstündür ve haktır, insanlık görevidir yani bu bağlamdan olarak örnek ki güçlü olmayan bebekleri, hasta bebekleri, cılız bebekleri öldüren Sparta Türkler tarafından savaşla ya da zorla alınsa idi bu bir fetih ya da işgal değil, 'kurtarmak' olacaktı; bu nedenle felsefeye, bilime ve Din hadisileri'ne aykırı hiçbir ülke, devlet, millet, halk kendini sonsuz sanmasın; yani dünyayı felsefel, bilimsel ve Din hadisileri'ne uygun uzaylılar işgal etseydi çok doğru, çok iyi, çok güzel birşey olurdu insanlık için, insanlık adına, dünya için, dünya adına ki dini inançlarda ilahların yaratılması da zaten bu amaçladır yani doğru, iyi bir gücün dünyayı işgal etmesi isteğidir, kültürüdür.

Yani yanlış ya da kötü olan şey fetih etmek ya da işgal etmek değil; bunu felsefe, bilim, Din hadisileri, insanlık, insancalık, medenilik adına yapmamaktır. Osmanlı hernekadar(her ne kadar) medenilik, insanlık olarak Bizans'tan üstün, ileri idi ise de taht için bebek, çocuk kardeşlerini; öz annelerini, öz babalarını bile öldürtmekle, işkence ile, keyfi adalet ile, sömürgecilik ile, haraççılık ile o da insanlığa ters düşmüştür, ve onun da yerine, Osmanlı'dan da nitelik olarak, medenilik olarak üstün olan, ve sömürgeci olmayan, haraççı olmayan Mustafa Kemal Atatürk, ve Türkiyesi gelmiştir. Yani Osmanlıcılık artık yalnızca Türkiye'ye, Türkiye halkına değil, insanlığa da ihanettir, insanlığa da saldırıdır, insanlığa da düşmanlıktır. Yani felsefeye, bilime ve Din hadisileri'ne hangi ülke uymazsa, o tarihten, dünyadan gider; tarihin gizli mantığı, gizli süreçi(süreci), gizli işlevi, gizli amaçı da işte budur. Yani tarih oya, seçim sandıkılarına(sandıklarına), halk iradesine bakmaz; felsefeye, bilime ve Din hadisileri'ne bakar ancak bunu belli etmez.

Yani 'Mekke fetih edildi' demek; ya benim dediğim gibi 'kendinin olanı geri almak' anlamındadır ya da büyük olasılıkla İslamiyet dini inançına siyaset ya da terör karıştırmak isteyen odakların işi olabilir bence; incelemek gerekir; yani birileri kelimeleri(sözcükleri) kendi çıkarları için yorumlamak istiyor olabilir; çünkü dinde fetih yani başkalarının vatanlarını kendine zorla almak olmaz, en azından.

Yani keşke Türkiye felsefe, bilim ve Din hadisileri içinde olsa da tüm dünyayı işgal etse; insanlığa, dünyaya alan(yüzey) olarak en büyük hizmeti yapmış olur. Nedir bu dünyadaki; genelevler, pılajlar, barbarlıklar, akıla aykırılıklar, bilime aykırılıklar, ahlaka aykırılıklar, vicdana aykırılıklar, insanlığa aykırılıklar, vahşetler?

Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 1.1.18/14.30


Başlık Kategori Yayın Tarihi
HELAL GIDA YİYİP İÇİN AHLAKDIŞI ÜNLÜLERİ SEVMEK Felsefe 16.07.2019
BRAHMANCILIK VE İSLAMİYET Felsefe 15.07.2019
YAHUDİLİK İNSANLIK SUÇU OLARAK YASAKLANMALIDIR Felsefe 14.07.2019
SARIŞINLAR APTAL OLUR'UN GENELLEŞMESİ DURUMU Felsefe 13.07.2019
ABD'NİN GÜVENLİK GİDERİ SORUNU Felsefe 12.07.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
SANRILAR İMPARATORLUĞUNDAN AHLAKİ NORMOLOJİYE Felsefe 29.06.2019
DOĞRUNUN PİTORESKİ Felsefe 26.06.2019
MÜMKÜNSÜZLÜĞÜN İPİNCE SIRTI Felsefe 22.06.2019
ARGÜMANTASYONU ŞEKİL OLANIN İKİ DÜNYASI BERBAT OLUR Felsefe 18.06.2019
Dini Aforizmalarım (2) Felsefe 03.05.2019