CUMHURBAŞKANINI YARGILAMAMAK YARGILAMASI

Özel sektör yani kapitalizım(kapitalizm) incirçekirdeği(incir çekirdeği) bir dünya, incirçekirdeği bir dünya da incirçekirdeği bir siyaset yaratır. Ve bu çekirdek cehalet ve nefs çekirdeğidir; ve bu çekirdeğin en büyük özelliği mantıksızlıktır ve tutarsızlıktır; bu çekirdeğin daha da en büyük özelliği de felsefeden, bilimden ve dini tanımlayan Din hadisileri'ne aykırılıktır.

Demokrasi gerçekte halk iradesi, halkın kendikendini yönetimi gibi şeyler değil de felsefe, bilim, medenilik, ahlak, vicdan, adillik, dürüstlük gibi erdemler olmasına karşın demokrasinin ülkemizde ve dünyada getirildiği nokta bu erdemlere aykırılıktır.

Tbmm'de ne yazıyor? 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' yazıyor. Peki millet düşünür(filozof), alim, alime, bilge, bilimci mi? Değilse; demek ki bu egemenlik gerçekleri ve doğruları yani bilimi dışlayan bir egemenlik olur yani tam da özel sektörün ve siyasetin yani cehaletin ve nefsin yani felsefeye, bilime ve Din hadisileri'ne aykırılığın istediği bir egemenlik.

Peki mahkemelerde ne yazıyor? 'Adalet mülkün temelidir' yazıyor. Yani bu durumda; mahkemeler Tbmm'den gerçeğe ve doğruya daha yakın bir haldeler.

Yani Tbmm'deki 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' ile mahkemelerdeki 'Adalet mülkün temelidir' çelişmektedir, çelişki içindedir çünkü mülk demek devlet demek o sözde. Tbmm yani egemenlik ne; devlet; yani bu durumda devlet milletin değil adaletin egemenliğinde olmalıdır.

'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir'i kim söylemiş? Atatürk. Peki Atatürk başka ne demiş; 'Hayatta en doğru yol gösterici ilimdir/bilimdir', 'Ben sıporcunun/siporcunun(sıporcunun)/insanın ahlaklısını severim' ve 'Benim sözlerimle bilimin sözleri çelişirse beni değil bilimi dinleyin' demiş. Yani bu durumda; Tbmm'de yazılı 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' sözü gerçekte, o üç sözün ışığında, 'Egemenlik kayıtsız şartsız bilimin ve ahlakındır' demektir; bu da demokrasi ve Türkiye kayıtsız şartsız bilimin ve ahlakındır, ya da ahlaktır, demektir. Bu da 'seçimler halk ya da millet ile ya da seçim sandıkıları(sandığıları) ya da siyasi partilerle ya da siyasetçilerle ya da siyasetle değil bilim ve ahlak ile yapılmalıdır' demektir. Yani bakın burada özel sektörün ve siyasetin hem Atatürk'ün sözülerini(sözlerini) hem de demokrasiyi ve Türkiye'yi nasıl yozlaştırdığını da görüyoruz, ve bu yozlaşma öyle zirveye ulaşmış ki Atatürk düşmanları ve demokrasi düşmanları yani demokrasinin temelilerinden(temellerinden) olan laiklike(laikliğe) düşmanlar bile siyasi parti, siyasetçi olarak Tbmm'ye dolmuşlar. Bu bağlamdan olarak Diyanet'e sormak gerekir: 'Kadronda hiç dinsiz ya da Hıristiyan(Hristiyan) ya da Yahudi var mı?'; büyük olasılıkla yoktur ancak ne tuhaf ki Atatürk'ün kurduğu Tbmm'de Atatürk düşmanıları da var, demokrasi yani laiklik düşmanıları da. Görülmekte ki siyasetin de, özel sektörün de işi ya da işlevi ülkeyi yozlaştırmaktır, gerçeklerden ve doğrulardan uzaklaştırmaktır, mantıksızlık ve tutarsızlık içine sokmaktır.

Gerçek şu ki Tbmm'deki o sözün üzerine mahkemelerdeki o sözü; ve mahkemelerdeki o sözün üzerine de Atatürk'ün öteki üç sözünü ekleyin; işte o zaman Atatürk'ü de, Atatürk'ün ne demek istediğini de, Tbmm'nin nasıl olması gerektiğini de, Türkiye'yi de, Türkiye'nin nasıl yönetilmesi gerektiğini de, eğitimin nasıl olması gerektiğini de, Türk milletinin nasıl olması gerektiğini de, devletin nasıl olması gerektiğini de, ekonominin nasıl olması gerektiğini de, sanatın nasıl olması gerektiğini de anlarsınız. Yani yalnızca 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' sözünün arkasına sığınmak Atatürk'e de, millete de, Türkiye'ye de, insanlığa da, demokrasiye de ihanettir.

Gerçek ki incirçekirdeği dünyalar yalnızca şeyleri ya da tek birşeyi görürler ve onlar ya da şeyler arasında ilişki kuramazlar. Gerçek ki felsefe, bilim ve Din hadisileri yerine özel sektör ve siyaset artık çağ öncesi, bilimdışı, akıldışı ve insanlıkdışı kalmış hallerdir yani göçebe devlet halidir, barbar dünya halidir; medeni devlet hali değil, bilimsel devlet hali değil, insani dünya hali değil.

Bu nedenle diyorum ki: Türkiye devletçi ekonomiye ve siyasetsiz devlet yönetimine yani bilimci ve ahlakçı yapıya, sisteme, düzene geçmelidir.

Bu bağlamdan olarak anlatmak istediğim konu şudur: Cumhurbaşkanı da hukuku, kanunları çiğnediğinde ya da demokrasiye aykırı davrandığında adaletçe doğrudan yargılanmalıdır; yani 'cumhurbaşkanı Tbmm'de yargılanması yönünde oy çoğunluğu olursa yargılanır' gibi kanun, hukuk adalete de, demokrasiye de aykırıdır çünkü bir vatandaş suç işlediğinde yargılanması mahallesinde ya da ailesinde, yargılanması için oy çoğunluğu olursa mı yapılıyor? Hukuk, kanunlar, adalet herkes içindir; 'hukuk önünde erkek te, kadın da eşittir' diyenler acaba neden 'Hukuk önünde cumhurbaşkanı da herkes gibidir' demiyor? Yani bakın; yalnızca cumhurbaşkanı değil, herhangi bir memur bile ancak amiri izin verirse yargılanıyor; hani hukuk herkes için eşit idi? Gerçek ki felsefenin, bilimin, Din hadisileri'nin olmadığı yerde de; özel sektörün ve siyasetin olduğu yerde ne mantık, tutarlılık amaçtır ne de adillik. Yani bunlar demokrasi değildir; hükümdarlık kalıntısı yani demokrasiye aykırı şeylerdir. Yani suç işlemiş insanların yargılanmaları nasıl ki izine bağlı değildir, cumhurbaşkanının ve öteki memurların, memurelerin yargılanması da izine bağlı olmamalıdır; yoksa Tbmm duvarına 'Atatürk' yazmanın da, mahkeme duvarına 'Adalet mülkün temelidir' yazmanın da anlamı kalmaz. Cumhurbaşkanının ve öteki memurların, memurelerin yargılanmalarını izine bağlamak 'Adalet mülkün temelidir' dememektir, 'Cumhurbaşkanı ve siyaset adaletten üstündür, büyüktür' demektir gerçekte yani hükümdarlıktır yani demokrasi değildir. Örnek ki cumhurbaşkanı 'İki ayyaş' dediğinde de hemen yargılanmalı idi çünkü o sözü Atatürk ve İnönü için söylediği iddia edildi; Akp'ye muhalif kişilere hakaret ettiğinde de hemen yargılanmalı idi yani herkes için suç olan şeyler cumhurbaşkanıları için de suç olmalıdır yoksa cumhurbaşkanı değil hükümdar olurlar ya da diktatörlük olurlar. Adalette hiçkimsenin dokunulmazlığı olmaz; bu nedenle ki genelde hükümdarlık, özelde ise Osmanlı İslamiyet'e de, demokrasiye de, bilime de, insanlığa da, medeniliğe de aykırıdır.

Öyle ise bir ülkede demokrasi; ülkeyi yönetenlerin de her vatandaş gibi yargılanabilmesileri(yargılanabilmeleri) olanağı, hukuku, kanunu, adaleti ile başlar yoksa suç işlemiş ülkeyi yönetenleri yargılamamak yargılama olur ki bu da doğru hukuk, doğru adalet olmaz.

Vatandaş için tek suç vatanaihanet suçu değil ki cumhurbaşkanıları yalnızca bu suçu işlediklerinde yargılansınlar. O zaman herkesi de yalnızca bu suçu işlediklerinde yargılayın. Felsefe, bilim ve Din hadisileri sistemi ile yönetilmeyen, Tek adam ya da hükümdar ile yönetilen ülkelerde, devleti yönetenleri yargılamak ya da hapise atmak sorun olabilir ancak.

Üniversite diplomasına değil; kafadaki felsefeye, bilime, Din hadisileri'ne, mantıklılığa, tutarlılığa bakın. Felsefeden, bilimden ve Din hadisileri'nden uzak kafa bin üniversite mezunu olsa da cehalet kafasıdır, cehalet dünyasıdır.

Önderleri, liderleri herkes gibi yargılanamayan ülke doğru devlet değildir, demokrasi değildir. Bir ülkenin önderi, lideri adalet önünde de masum, masume, temiz olacak kadar önder, lider olmalıdır.

Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 28.12.18/10.27

 


Başlık Kategori Yayın Tarihi
HELAL GIDA YİYİP İÇİN AHLAKDIŞI ÜNLÜLERİ SEVMEK Felsefe 16.07.2019
BRAHMANCILIK VE İSLAMİYET Felsefe 15.07.2019
YAHUDİLİK İNSANLIK SUÇU OLARAK YASAKLANMALIDIR Felsefe 14.07.2019
SARIŞINLAR APTAL OLUR'UN GENELLEŞMESİ DURUMU Felsefe 13.07.2019
ABD'NİN GÜVENLİK GİDERİ SORUNU Felsefe 12.07.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
SANRILAR İMPARATORLUĞUNDAN AHLAKİ NORMOLOJİYE Felsefe 29.06.2019
DOĞRUNUN PİTORESKİ Felsefe 26.06.2019
MÜMKÜNSÜZLÜĞÜN İPİNCE SIRTI Felsefe 22.06.2019
ARGÜMANTASYONU ŞEKİL OLANIN İKİ DÜNYASI BERBAT OLUR Felsefe 18.06.2019
Dini Aforizmalarım (2) Felsefe 03.05.2019