Stratejik Olmak Zorundasınız

11 Haziran 2016 idi, 18 haftalık gebeliğimin sona erdiği tarih.. Bebeğin dünyaya gelmekten vazgeçişinden ziyade, bunu kardeşini dört gözle bekleyen kızıma nasıl anlatacağım düşüncesi beni hem üzüyor hem de endişelendiriyordu.

Bir pedagog arkadaşımı aradım. “Ne yapmalıyım, nasıl yapmalıyım ki, bu durumu bir travmaya dönüşmeden anlatabileyim” diye derdimi anlattım.. Bana tavsiyesi şu oldu: “Ölüm, kader, kelimelerini kullanmadan, duygularını kelimelere yansıtmadan, kısa cümleler kur. Soyut kavramları anlayamazlar ve en önemlisi senin ruh halin, üzüntün, endişen, kaygın, ses tonun ve kelimelerinle ona aktarılır, buna dikkat et.”

Herkesi tembihledim. Kimse benden önce, hiçbir şey anlatmasın.. İlk benden duymalı.. Beni ziyaret geldiğinde kızım “Anne kardeşime bir şey mi oldu? diye sordu. O vakit gelene kadar, pedegog arkadaşımın tavsiyesi ile kendi kendime hazırlanmıştım. Ses tonumda ve kullanacağım kelimelerde kızımı travmaya götürecek tüm yolları kapatacaktım. Duygularımı kızımı ne kadar çok sevdiğime yönlendirip, giden bebeğim için ise üzerinde duygusal konuşmalar yapmadan sadece olanı söyleyerek, durumu dil çabukluğu ile geçiştirecektim. Benim ne hissettiğimden daha çok, kızımın psikolojik durumu, yaşanılan bu olayın onun şu anda ve ileride içine düşebileceği bir travmaya dönüşmemesi, başına gelebilecek sıkıntılara karşı nasıl tepkiler vermesi gerektiğini öğrenmesi açısından da çok önemliydi.. Kuracağım cümleler üzerinde çalıştım... Duygularımı, üzüntümü, hayal kırıklıklarımı bir trajediye, arkada samanyolu fon müziği olmadan, vak’ayı nasıl aktaracağım üzerinde çalıştım. Beden dilimi, mimiklerimi her şeyi gözden geçirdim.  Allah’a dua ettim, bana yardımcı olması için. Ve o an geldi.

Kızım, eşimle hastaneye geldi. Benim kucağıma oturdu. Anne kardeşime bir şey mi oldu? diye sordu. “Annecim, onu kaybettik; gelmekten vazgeçti.” dedim. Ses tonumda kardeşinin öldüğünü söyleyen bir tınıdan ziyade, “akşam yemeğe, pırasa yemeği yaptım” türünden bir ton vardı. Durdu. İkinci bir soru sordu: “Hiç mi gelmeyecek?” “Hayır annecim, gelmeyecek” dedim.. Sanırım bu da “Ispanaktan başka yemek yok”, gibiydi.. Sevgi ile alnına bir öpücük kondurdum. Yüzümde acıdan, üzüntüden eser yoktu. Üçüncü soru geldi: “sen ne zaman eve geleceksin” “İnşallah yarın geleceğim, şimdi dinlenmem lazım biraz.” ve kızıma sıkıca sarılıp, onu öpücüklere boğdum..

Anneannem vefat etmişti.. Sanırım ben 8-9 yaşlarındaydım.. Annem bir kere bile bizim yanımızda ağlamadı ama ben annem banyodayken, suyun seslerine göz yaşlarının aktığını duyardım..

Bugün bir ses kaydı dinledim... Yavrum nasıl büyük bir acı içinde “bu imtihan bana çok!” diye ağlayarak bağırıyordu. Annesi o küçük çocuğa imtihanı anlatıyordu.. Büyüklerin anlamlandıramadığı “imtihan”ı o küçücük yavrucak anlayabilir mi? Onun sevilmeye, yoksunluk çektiği baba hasretini gidermek için anne veya ailesinin diğer fertleri ile yapacağı oyunlara ve aktivitelere, güvende olduğunu bilmeye, sevilme hacminin azalmadığını hissetmeye ihtiyacı var. Yaralı annenin ses tonundan “ben de acı içindeyim, çaresizim” enerjisi olduğu gibi çocuğa akıyor, hem de sular seller gibi.. Anneciğin yaşadığı çok zor bir durum ama acılarımızı dostlarımızla yaşayıp, çocuklarımız için rollerimizi oynamamız gerekiyor.

Peki neler yapılmalı? Öncelikle, mutlaka bir profesyonelden yardım alınmalı.. Bunun dışında, babanın evden ayrılmasından önce neler yapılıyorsa o rutin bozulmamalı ve hatta daha fazlası yapılmalı.. Doğum günleri kutlanmalı, oyunlar oynanmalı, şarkılar söylenmeli, ev yas evinden çıkarılıp, bir eğitim kurumuna dönüştürülmeli.. yeri gelip at olmalı, onlar sırtımızda şaha kalkmalıyız, yeri gelmeli çocuklarımızla güreşmeliyiz, vicdan, adalet ve özgürlük adına savaşan kahramanların masalları anlatılmalı hatta bu kahraman, somutlaştırılarak babanın şahsı ile örneklendirilmelidir..

Yaşananları cümlenin içinde geçen bir “imtihan” kelimesi ile anlatmak yerine, her şeyin bizim gelişimimiz, dünyanın adaletsizliği karşısında güçlü duruşumuz, evrensel değerler ve doğrularımız için diklenmeden dik duruşumuzun altı çizilerek kişilerle somutlaştırarak örneklendirebiliriz.. Böylece çocuklarımızı, geleceğin sivil toplum örgütlerinin gönüllü ve fahri üyeleri olarak, dünyayı daha yaşanabilir kılmak adına sevgi, güven ve adalet duygusu ile donatmış olacağız.

Ebeveynler stratejik olmak zorundalar.. Duygularla büyüyen ve şekillenen çocukların geleceklerini daha güzel inşaa etmek için üzüntü, kaygı, isyan, nefret gibi negatif duyguların da onlara aktarıldığını her zaman akıllarında tutmaları gerekiyor.

Çocuklarımıza aktaracağımız en güzel duygu sevgi ve güvendir.. Bir anne ve bir baba olmuş isek bunun  sorumluğunu kabul etmeli ve bize verilen rolü en muhteşem şekilde oynamalıyız..

Bunu tek başımıza da başarabiliriz..  


Başlık Kategori Yayın Tarihi
Zihnen ve Bedenen Tadilata İhtiyacımız Var Yaşam 04.04.2019
İşte Bu Bizim Hikayemiz Yaşam 14.12.2018
Hayata Tutunanlar Yaşam 28.11.2018
Tek Tanrı, Tek Eş Felsefe 09.10.2017
Mademki Sen Bensin, Ben de Senim, Niye Bu Ötekileştirme Felsefe 07.10.2017
Başlık Kategori Yayın Tarihi
Olgun Başaklar Gibi Kadın Kadın / Aile 09.03.2019
Kadınlar Günü Kadın / Aile 06.03.2019
BEBEĞİ'Nİ ÖLDÜREN ANNE Kadın / Aile 21.02.2019
Kadının adını koyamadığı eğilimi Kadın / Aile 30.10.2018
Çocukların Oyuncağı Olan Anne Babalar. Kadın / Aile 23.10.2018

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.