BAŞKASININ HAKKINI SOFRAYA KOYMA

Erbakan Hoca’nın nasihatlerini maddeler haline getirerek bir kitapçık yapsanız ve bu kitapçığa “anayasa” sözcüğünden ilham alarak “anasiyaset” deseniz; sonra da bu nasihatlere uygun bir siyaset sergileseniz kanseri ilk evresinde değil ama ikinci evresinde yakalayabilirsiniz. Eğer üçüncü evresinde yakalarsanız “yavaşça”, dördüncü evresinde yakalarsanız “hızlıca” erirsiniz. Bizim gibi köklü devletlerin ilk evresi uzun sürer; lakin ocaklara ateş düşer…

Biz en başta Suriye’ye olan tavrımızı ABD’nin tavrı ile belirlemeseydik hem ABD’yi “abi gibi” şımartmazdık hem de İran’a “Amerika ile birlikte hareket etme” suçlamasını yaptırmazdık. Doğumuzdaki ülkelere ne gibi bir tavır sergileyeceğimize elbette konjonktürü de dikkate alarak biz karar vermeliyiz. Güçlü ülkelerin önderliğinde değil, bağımsız hareket etmeliyiz. Güçlü ülkelerle de komşu ülkelerle de çıkar paralelliğinde ilişki kurmalıyız. Fakat şunu unutmamalıyız: Komşu ülkelerin bir kısmı senin din kardeşindir ve onlara karşı ecnebilerle bir olup savaş açamazsın! “Komşu düşmanlığı” çok tehlikelidir… Aksine komşuların birliği gitgide büyüyen bir beraberliğe dönüşmelidir. Zulme hiç aralık vermeden büyümelidir. Sadece komşular geçinse dünyada savaş olmaz. Zalimleri küpküçük kodeslere atın ki, dünya mazlumların bümbüyük kodesi olmasın.

Komşunun düşmanlığını kazanırsan teröristler için geçiş kapısı (koridor) açtırırsın. Bir devlet için en kötü olabilecek bir düzine sebep sıralayacak olursak bunlardan biri kesinlikle “komşu düşmanlığı”dır. Normalde aynı din mensubiyeti olan komşuluğun bozulması ayrı din mensubiyeti olanlara nispeten daha zordur. Aramızı açmak isteyenler gizli hesaplarını yaparlarken bunu dikkate alırlar. ABD’de Yahudi lobisi Hükümete hükmettikçe hiçbir ülkenin süper güç olmaktan başka bir kurtuluş ve çıkış yolu yoktur. Ne zaman ki milletçe yan gelip yatar, işte o zaman vatan teknesi batar.

Din kardeşimiz olan komşu ülkelerle mezheb taassubu içinde ilişkilere girilmemelidir. İran’da mezheb taassubu olan ve olmayan siyasetçiler var. Taassubu olmayan siyasetçileri haklı çıkaracak tavırlarımız olmalıdır. Eğer biz de böyle bir taassuba alet olursak “politikacıların şeytan tarafı”ndaki diğer örgütlerin (mesela siyonizmin) işine gelir ve taassubu olmayan Türkiyeli ve İranlı erdem adamları kötü sonu izlemekten başka bir şey yapamazlar. Ahtapotun kollarıyla tokalaşmaya kalkan iki kolunu da kaptırır.

“Orada zulme uğrayan bir millet var” diyeceksiniz; evet ama biz Kanuni’nin Osmanlı’sı değiliz. “O milletin içinde Türkler de var” diyeceksiniz. Bütün bu düşünceler Esad’ın zalim olduğu gerçeğini değiştirmese bile, hâlihazırda başında bir zalim bulunmayan kaç ülke var? Zalimi zalimlerle bir olup ortadan kaldırsak yerine adil biri mi geçecek? Varsa gücümüz -onu ortadan kaldırmak yetmez- adil birini getirelim. Emin olun ABD, İsrail ve İngiltere’nin tercih edeceği bir zalimi Esad’a tercih etmezsiniz. Müslümanların ve Türklerin zulme uğradığı ülke sayısı çok ve biz öyle her zalime posta koyacak güçte değiliz. Güçlülere karşı cesaretimizin olması yetmez; cesaretin yanında akıl “temkinli olmayı” getirir. Rusya ile barışmak zorunda kalan Türkiye, bunu Suriye ile de gerçekleştirebilseydi belki masa başında problem çözülür ve mazlumların sayısı gitgide artmazdı. Bir çoban başka bir çobana çobanlık yapamaz; çoban için koyun, koyun için çoban fark etmez. Güdülmekten vaz geçmeyen hiçbir koyunun akıbeti değişmez.

Öfkelenmekte haklı olmak başka, strateji gereği öfkeyi yenmek başka sonuçlar verir. Bizler sonuçları dikkate alarak karar vermeliyiz. Doğumuzdaki Arab ülkeleri tek tek ABD’nin istediği gibi dizayn edildiler diye zannedildi ki Suriye’de öyle olacak. Rusya, Çin, İran hep beraber Suriye’ye destek olunca ABD geri çekildi ve ABD’nin pimini çektiği bomba ilk destekçisi olan bizde kaldı. Şimdi ne bırakabiliyoruz ne de tutabiliyoruz. Suriye’nin başında zalim bir Esad var ama ABD’nin meclisinde Esad’lardan çok var. Hakkı olmadan çok uzaklardan gelip polislik yapmaya kalkan ecnebi bir serseriyle bir olup yan mahallenin serserisini “ben de seninle bir olurum” diyerek dövmeye kalkmanın âlemi yok. Delikanlıya bu yakışmaz. Alınan kararların ne kadar doğu olduğunu sonuçları belirler; herkesin kendine göre haklı olmuş olmaları değil. Ecnebilerin gücüne bakıp da onlarla sofra kurup; başkasının hakkını sofraya koyma.

Ben derim ki: Ne istediğimiz ne kadar belirgin olursa yapacağımız şeyler de o kadar belirgin olur. Muallâklık var. Hükümet yanlısı olarak ne kadar politize olursanız o kadar kafa sallar ve o kadar uysallaşırsınız. Hükümet inananlara serbestlik getirdikçe gevşeme de getiriyor. Baskı iktidarları nasıl cihada sevk ediyorsa, serbestlik de aksine gevşetiyor. Bu bizde bir “gönül problemi”dir. Sivil toplum kuruluşları gık çıkaramıyorlar. Sendikaların varlık gerekçesi kalmadı. Özelleştirme adeta tipik bir “Özallaştırma”ya dönüştü. Geçmişte solcuların yaptığı hatalardan güç alıyoruz. Tamam, “solcular gibi yasakçı” olmadığınız doğru ama hiç olmazsa diğer konularda “daha iyi olamama” probleminizin olduğunu özeleştiriyle kabul etmeliyiz. Spordan sanata medyadan bürokrasiye ve sair her şey siyasallaşıyor. Öyleyse siz belki birçok bakımdan “daha kötü” değilsiniz; lakin onlardan iyi olmanız sizi “iyi” yapmaz…

NOT: Bu yazı ilk olarak 14.12.2016 tarihinde kaleme alınmıştır.

http://www.bizimyaka.com/yazar-91527-Baskasinin-hakkini-sofraya-koyma

 


Başlık Kategori Yayın Tarihi
GERÇEĞİN TAHLİLİ Felsefe 06.09.2019
SIRRIN LİMİTLERİ Felsefe 31.08.2019
DİNE KATILAN HURAFEYİ SORGULAYIN Genel 28.08.2019
Ümmetin kafası neden karıştı? (17) Genel 27.08.2019
MÜSLÜMANLARIN KAÇIRDIĞI TARİHİ FIRSAT Politika 12.08.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
MHP, KEMALİST BİR PARTİ’YE DÖNÜŞÜR MÜ ? Politika 15.09.2019
ÜLKEMİZDE SU YÖNETİMİ VE ÇARE ! Politika 09.09.2019
Tahir Çalgüner ; YENİ MERKEZ PARTİ 'nin SİNYALLERİNİ VERDİ.. Politika 08.09.2019
Vay Terörist!!!!!! Politika 03.09.2019
Sudan Haberler Politika 02.09.2019