ERBAKAN İÇİN KIBRIS NE Kİ?

Cumhuriyet tarihimiz boyunca ilk defa Türk ordusunun kendi sınırlarının dışına yaptığı Kıbrıs çıkartması durduk yere gerçekleşmedi. Kıbrıs’ta Rumlar Müslümanlara büyük zulümler yapıyorlardı. Müslüman Türkler, “Mücahitler” olarak direnişe geçmişlerdi ancak Kıbrıs’taki Rumlar Yunanistan’ın desteğiyle ağır silahlarla köy ve şehirlere saldırıyorlardı. Kıbrıs Müslümanları Türkiye’den yardım istedilerse de o zamana kadar herhangi bir adım atılmadı. İnönü’nün Başbakan olduğu dönemde Kıbrıs’a askeri müdahale için izin çıkmasına rağmen herhangi bir girişimde bulunulmadı. Batı ülkeleri Türkiye’yi ağır kıskaca almışlardı. İnönü’den sonra sakallı hacı takkeli amcaların oyuyla iktidara gelen İslamköy’lü Süleyman Demirel tek başına iktidarda olduğu halde Kıbrıs için herhangi bir şey yapmadı. Hükümette Erbakan’ın olması Siyonizm ve onların bilumum piyonlarının işine gelmeyeceği için bunlara yol verildi. Erbakan Nihat Erim gibi, “Biz İsmet İnönü ekolünden yetişmiş kimseleriz, İsmet Paşa sağlığında bize, Amerika'dan yazılı muvafakat gelmedikçe sakın çıkartma yapmayın diye tembih etmişti. Bu itibarla çıkartmayı tasvip edemem” demedi. Aksine Erbakan her defasında taklitçilere tam da milletimize yakışan büyük bir onurla dedi ki: “Bana ne Amerika’dan! Bana ne Amerika’dan!”

Ecevit Batılı güçleri karşısına almak istememiştir. Onların ortayı bulması beklentisi zaman kaybı nedenidir. Erbakan ise hiçbir Batılı gücün Kıbrıs’taki zulmü durdurmayacağını ve tek çözümün Türk Silahlı Kuvvetleri olduğunu savunmuştur. Buna rağmen Ecevit İngiltere’ye görüşmelere gitmişti. Onlara gerek olmadığını söyleyen Erbakan onu durduramamıştı. Sonra o da Erbakan’ın çıkartma emri verdiğini duyunca anladı ki Erbakan’ı da durdurmak kolay değildi…

Ecevit acilen Bakanlar Kurulunu toplantıya çağırdı. Erbakan’ın Başbakan’a vekâlet ettiği sürede çıkartma emri vermesi üzerine Ecevit’in hükümet bozulana kadar bir daha yurtdışına çıkmaya adeta yüzü olmadı ve Erbakan’a daha da Başbakanlık vekâletini vermedi. Ok yaydan çıktığı ve ordumuz gerekli bütün hazırlıkları yaptığı için Bakanlar Kurulu kararının alınmasına razı oldu. Dönemin Adalet Partisi Genel Başkanı Süleyman Demirel ise hala “Bu bir maceradır. Katılmamız söz konusu değildir” demeye devam ediyordu. Ne kadar sıradan bir ifade… Tam da ecnebilerin istediği gibi…

Türk Silahlı Kuvvetleri çıkartmanın başından beri büyük bir hızla ilerleyerek Rumları yenilgiye uğrattı. Aynı gün gece yarısında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ateşkes kararı aldı. Ecevit, Bakanlar Kurulunu olağanüstü acil toplantıya çağırdı. Ecevit’in Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin kararını yerine getirerek şirin görünme peşindeydi. Bakanlar Kurulunu topladı. Toplantıda MSP tarafı harekâtın her şeye rağmen devam etmesini savunurken Ecevit ve Bakanları askerin hemen durmasını istediler. Ecevit, “Sayın Erbakan, her mühim işte senin dediğin oldu. Bu kez de benim dediğim olsun, ne olur hemen Kıbrıs’ta ateşkes kararı alalım. Ben Sancar Paşa ile de konuştum. Talebimi kabul et. Sayın Erbakan, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi olay hakkında ateşkes kararı aldı. Biz üye sıfatıyla bu karara uymak zorundayız.”

Başbakan Yardımcısı Prof. Dr. Necmettin Erbakan, “Ateşkes ne demek? Biz bundan çok daha büyük işler başarmış bir milletin mensuplarıyız. Benimle istişare etmeden Sancar Paşa'ya ateş keseceğimizi nasıl söylersiniz? Bu hükümet ortak bir hükümettir. Bizden izin almadan ateş keseceğiz diyemezsiniz. Sayın Ecevit, neden Güvenlik Konseyi'nin kararına uymak zorunda olalım? Şu beğenmediğimiz İsrail, Birleşmiş Milletlerin 100’e yakın kararına uymadı da ne oldu? Biz o kadar yok muyuz? Kesinlikle böyle şey olmaz. Harekât devam edecektir.”

Rumlar, Türkiye’nin 1963 ve 1967’deki gibi Ada’ya müdahale edemeyeceğini düşündüklerinden başlangıçta etkili müdahale edememiş, akşama doğru karşı harekâta başlamışlardı. Rumların karşı taarruzu 20 Temmuz akşamından 21 Temmuz sabahına kadar sürdü. Fakat Türk kuvvetleri mevzilerini korumayı başardılar. Ertesi gün tekrar ilerlemeye devam eden 4. Paraşüt Taburu, Rum birlikleri tarafından saldırıya uğrayan Kıbrıs Türk Alayı ile birleşerek Lefkoşa Havalimanı ve Kaymaklı bölgesine taarruz etti. 2. ve 3. Türk Komando Taburları da Zeytinli istikametinde ilerlediler. 22 Temmuz’da 3. Paraşüt Taburu’nun taarruzu sonucu, Deliktepe’nin ele geçirilmesiyle, Türk birlikleri Girne’ye girdikten sonra Lefkoşa’ya yöneldiler. Ateşkes başlamadan Girne-Lefkoşa hattı birleşti. Erbakan’ın muhalefetine rağmen Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 353 sayılı kararının 5. maddesi gereği 22 Temmuz 1974 tarihinde ateşkes ilan edildi. Erbakan’ın Ada’nın tamamını istemesi Ecevit’i daha da kaygılandırıyordu. Ecevit Kıbrıs’ı istemediğinden değil, BM’yi karşısına almayı göze alamadığından çekimserdi. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bu müdahalesinin sonucunda Yunanistan’daki cunta idaresi ve Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki Nikos Sampson Hükümeti yıkıldı.

Savaştan çok sonra Yunanistan’da darbecilerle hesaplaşan Yunan yargısı Türkiye’nin bu harekâtının haklılığını kendilerince sergiledi. Yunan Temyiz Mahkemesi cuntacılar hakkındaki dava sonunda 21 Mart 1979 günü 2558/79 sayılı şu kararı verdi: “Zürih ve Londra antlaşmalarına göre Kıbrıs’a yapılan Türk askeri müdahalesi yasaldır. Türkiye, yükümlülüklerini yerine getirme hakkı olan garantör devletlerden biridir. Esas suçlular darbeyi hazırlayan ve icra eden ve bu suretle de bu müdahalenin koşullarını hazırlayan Yunan subaylarıdır.”

Kıbrıs Barış Harekâtı sonunda Türk Silahlı Kuvvetleri 415 Kara, 65 Deniz, 5 Hava, 13 Jandarma olmak üzere toplam: 498 şehit ve 1.200 yaralı verdi. Kıbrıs Türk tarafının ise 70 mücahit ve 270 sivil şehit, 1000 yaralısı vardı. Kıbrıs Türkleri genel olarak 1672 şehit ve binlerce yaralı verdiler. Rumlar ve Yunanlılar ise 4 binden fazla ölü ve 12.000 yaralı vermişti. Savaşın dışında olmasına rağmen BM Barış Gücü askerlerinin 3 Avusturyalı askeri öldü, 24 Avusturyalı, 17 Finlandiyalı, 4 İngiliz ve 3 Kanadalı askeri yaralandı. 1975’te Kıbrıs Türk Federe Devleti, 15 Kasım 1983’te ise Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kuruldu.

Ecevit’e göre müdahale İngiltere’yle birlikte yapılmalıydı. Erbakan’a göre ise garantör devlet olduğumuzdan İngiltere’ye teklif yapılsa bile teklifimize müspet cevap vermemesi durumunda Kıbrıs’taki katliam daha uzun süre devam etmeden ve Sampson duruma hâkim olup müdahalemize karşı daha güçlü bir direniş göstermesine zemin hazırlamadan bir an önce harekâtın geciktirilmeden başlatılması ve zulmün durdurulması gerekiyordu. Ecevit, Hasan Esat Işık ve Oğuzhan Asiltürk İngiltere’ye uğurlandıktan sonra Başbakan Vekili olarak Erbakan Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarıyla havaalanında adeta bir adeta “fırsat toplantısı” yaptı. Erbakan gecikmenin mahzurlarına dikkat çekerek, komutanların askeri harekât hazırlıklarını derhal başlatmaları gerektiğini söyledi. Birliklerin yerlerinden getirilip çıkarma gemilerine bindirilmesi için Hükümet emrine ihtiyaç olduğunu söylemeleri üzerine de kendilerine resmen bu emri verdi. Erbakan Hoca tam bu aşamada şunu düşündüğünü söylüyordu: “Şayet hükümet ortağımızı ikna edemezsek müdahale yapılmadan önce birlikleri geri döndürecek zamanımız olacaktı. Şayet mutabık kalırsak Sayın Ecevit'in geldiği akşamın, sabahında birliklerimiz Girne önünde bulunacaklar ve hareket geç kalmamış olacaktı. Böylece Harekât bizim ve komutanların uygun gördüğümüz şekilde başarılmış oldu.”

Orgeneral Kenan Evren bu konuda şu katkıyı yaptı: “Koalisyon kanadı Milli Selamet Partisi, Kıbrıs’ta ele geçirilen topraklardan bir karışının bile verilmesine razı olmuyor, sanki ulaşılan hedef, kazanılan araziyi kendisi kararlaştırmış gibi ‘kanla alınan toprak verilmez’ diyerek bütün görüşmeleri baltalıyordu. Hâlbuki ele geçirilen topraklar esasında kararlaştırılandan fazla idi. Sebebi de yapılacak müzakerelerde bu fazlalıklar bir taviz olarak verilebilecekti. Fakat Erbakan, her müzakereyi neticesiz bırakıyordu.”

Erbakan’ın hep geri plandaymış gibi gösterilmesi hem haksızlık hem de ayıptır. Madem bu zaferin fatihi Ecevit idi 74’te Makarios’a karşı darbeden sonra Ecevit garantör devlet olarak neden İngiltere’ye gitmek istedi? Neden bir şekilde onlardan icazet istedi? Biz garantör değil miyiz? Bizim itibarımız ne olacak? Erbakan, “İngilizler zaten çıkarmaya izin vermez” diyor ve izin beklentisine karşı çıkıyordu. Ama Ecevit yine de gitti. Gitti de ne oldu? İngilizleri şımarttı… Kendilerini bir şey sandılar… O bir şey olurken biz ne oluyorduk? Bir hiç…

Kara harekâtına Erbakan Hocanın katkıları tutanaklarla sabittir. Harekâta 1974 yılının 17 Temmuz’unda öğleden sonra saat 17’de karar veren Erbakan bu zaferin başrolünü oynadı.

Özetle: 15 Temmuz günü Milli Güvenlik Kurulu (MGK) “Darbe olur veya olmaz” düşüncesiyle toplandı. O dönemin Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, Başbakanı Bülent Ecevit, bütün bakanlar ve Necmettin Erbakan da kurulda toplantı halindeydi. Yapılan kurul toplantısında 4 sonuçlu bir karar alındı. Bu aşamaların en sonuncusunu ise “harekâtın yapılması” fikri oluşturuyordu. Harekât bundan önceki üç maddenin gerçekleşmeme durumunda devreye sokulacaktı. Hazırlık evrelerinin oluşturulması için karar alındı. 16 Temmuz’da Bolu’daki birlik aşağı bölgelere doğru harekât ettirildi. Bolu Birliği 3 buçuk günde Ada’ya indirildi. 19 Temmuz akşamı üzeri Mersin’e ulaştı. 17 Temmuz 1974 günü Ecevit İngilizlerle özel durumları görüşmek ve sözüm ona ziyaret için İngiltere’ye gidecekti. Saat 15.30’da Etimesgut’tan kalkan uçakla İngiltere’ye hareket etti. Ecevit’in yurt dışına çıkmasının hemen ardından Necmettin Erbakan, Başbakan vekili olarak Semih Sancar’a harekât için düğmeye basan yazılı bir talimat verdi. Antakya’da yer alan Amfibik birliğe17.30’da talimat verildi. Bu talimata göre çıkartma 20 Temmuz’da gerçekleştirilecekti. Böylece karaya ilk ayak basan bütün dalgıçlar ve ekibiyle Amfibik birlik oldu. Yani en seçkin askerlerden oluşan denizci ve karacılar ilk çıkarmayı gerçekleştirdiler. Ecevit, İngiltere’ye gitmeden önce Erbakan Hoca tarafından çok uyarıldı: “İngiltere’ye boşuna gitme bu Batı ülkeleri ile iş yapılmaz” diye. Hoca o kadar temkinliydi ki Ecevit’in ağzından harekâtla ilgili İngiltere’de herhangi yanlış bir kelime çıkmasın diye beraberinde en güvendiği yardımcılarından Oğuzhan Asiltürk’ü görevlendirdi. Ecevit orada bile rahat değildi…

Kıbrıs Zaferi sadece coğrafi, tarihi ve stratejik açıdan değil manevi açıdan da çok onurlu bir mesajdı. Çünkü 200 yıldır sürekli toprak kaybeden İslam coğrafyamız 200 yıl aradan sonra nihayet yeniden ilk defa toprak kazanmıştı. Bütün dünya genelinde ilk defa Doğu, Batı’dan Kıbrıs zaferiyle toprak almış oldu. Bu durum bütün İslam dünyasında büyük heyecana sebep oldu. Bu zaferle Kıbrıs Türklerinin can güvenlikleri, hak ve hürriyetleri korunmuş oldu. Kıbrıslı Rumlar ve Yunanlılar da gerekli dersi almış oldular. Aynı zamanda bir gazeteci kimliği de olan Ecevit, arkasındaki meslektaşları sayesinde medya desteği alarak pohpohlandı, Ecevit’in zaferi olarak kutlandı. Onu “Kıbrıs Fatihi” ilan ettiler. Oysa ona kalsa böyle bir harekât asla başlamayacaktı. İşin içine İngiliz çakalları girecekti. Beki Kıbrıs’ın tamamı elden çıkacaktı. Baştan beri Erbakan’ı dinleselerdi bütün Kıbrıs bizimdi…

Ecevit kesinlikle Kıbrıs Fatih’i değildir; “asıl Kıbrıs fatihi Erbakan’dır” diyeceğim ama Kıbrıs Fatih’liği dahi Erbakan’a az gelir… Çünkü Erbakan sadece Kıbrıslı mazlumların değil, bütün “dünya mazlumlarının” hatta “tüm insanlığın” kurtuluşunu hedeflemiş evrensel bir liderdi… “Erbakan için Kıbrıs ne ki” diye düşünürken elbette Kıbrıs’ı küçük gördüğüm yok; o bizim “büyük yavru vatanımız”dır; ancak Erbakan farlarını bütün dünya insanlığına yakmış bir liderdi diye böyle dedim…

Bakılabilecek Kaynaklar: “32. Gün” Mehmet Ali Birand, Ağustos 1990 röportajı. Ayrıca İngiltere’de Arapça yayınlanan Eş-Şarku’l Evsat Gazetesi röportajı, 3822-23-24 no’lu sayıları. Ayrıca TV 5’te Mustafa Kurdaş ile 25.03.2004 tarihli röportaj. Ayrıca Mustafa Uzun, “Baharın İlk Çiçeği”, Ravza Yayınları, 2017; “Kenan Evren’in Anıları”, 168. sayfa.

http://www.bizimyaka.com/yazar-91251-Erbakan-icin-Kibris-ne-ki-1

http://www.bizimyaka.com/yazar-91388-Erbakan-icin-Kibris-ne-ki-2