İşte Bu Bizim Hikayemiz

Hayat sürprizlerle dolu.. Kimisi umut ve heyecan verici.. Kimisi üzüntü ve keder.. Bu süprizlere karşı ilk tepkilerimiz “Ne kadar şanslıyım! Harika bir şey oldu!” ya da “Lanet olsun, bir kere kader yüzüme gülmedi! Ben ne kadar şansızım! Vah, vah! Tüh! Tüh!” şeklindedir.. Bazen bu tepkileri kendi kendimize veririz.. Bazen de başkaları dışarıdan bakıp, bizim için aynı tepkileri verir. Oysa ki bu tepkiler sadece o ana göre birer yorumdur, kesin kanaat, kesin sonuç değildir..

Bunu en iyi anlatan hikayelerden biridir şimdi aşağıda okuyacağınız hikaye.. Belki de tek hikaye, başka benzer temalı kıssalar, masallar var mı bilmiyorum. İnsanoğlunun bilmediği ne çok şey var, değil mi?

Bu hikaye “Yaşlı bir adam, atı ve genç oğlu” ile ilgili...

 “Bir köyde yaşlı ve fakir bir adam yaşarmış ve bu adamın dillere destan, kralların bile güzellik ve asalette kıskandığı için sahip olmak istediği beyaz bir atı varmış. Bir gün Kral atı bu adamdan satın almak istemiş ve muhteşem bir fiyat teklif etmiş, ancak yaşlı adam "Bu at benim için at değil, bir yoldaş, bir arkadaştır. O bir mülk değil. İnsan nasıl bir arkadaşını satabilir? Hayır, mümkün değil." demiş.

Bir sabah adam uyanmış ve birdenbire atın ahırda olmadığını fark etmiş. Bütün köy toplanmış ve adama "Seni ihtiyar bunak, biz önceden, bir gün atın çalınacağını biliyorduk. Bu atı sana bırakırlar mı? Zaten yaşlı ve fakir durumdasın, satmanın daha iyi olacağı atı neden elinde saklarsın ki? Şimdi ne paran var ne de atın var. Kraldan bu at için harika bir ücret alabilirdin, diyerek ne kadar şanssız olduğundan bahsetmişler..  (işte burası yazının başında yazdığım üzüntü, keder, ah’lanıp vah’lanma durumları yani olaylar karşısındaki yorumlarımız; ister biz yapalım bu yorumları, ister çevremizdeki insanlar..)

Yaşlı adam "Karar vermek için acele etmeyin. sadece at ahırda değil ve kayıp demelisiniz, (çünkü elimizde somut olarak sadece bu gerçeklik var, demek istiyor şair burada) çünkü gerçek bu. Diğer her şey sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? Bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez. Nasıl bu durumu yargılarsınız?" demiş. 

Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler.  

Olaydan 15 gün sonra aniden bir gece at geri dönmüş. Meğer atı kimse çalmamış; kendi kendine vahşi doğaya kaçmış ve bir düzine de vahşi atla beraber geri dönmüş. 

Köylüler yine toplanmış ve "Yaşlı adam, sen haklıydın ve biz yanılmışız, bir talihsizlik değil, bir şans ve bir nimet olduğunu bize kanıtladın. Düşüncemizde ısrar ettiğimiz için özür dileriz. " demişler. (aslında olaylar karşısında sadece köylüler yani bizim dışımızdakiler yorumlarda bulunmaz; bizler de kendi başımıza gelen şeylerin ne kadar harika, ne kadar şahane olduğunu ne büyük şans içinde olduğumuzu düşünürüz.)
Yaşlı adam " Karar vermek için yine acele ediyorsunuz, sadece atın geri döndüğünü ve beraberinde on iki vahşi atla birlikte geldiğini söyleyin. Yargılamayın. (Olayları, duygusal yorumlamayın, masalın ana fikri olabilir mi?) Bunun nimet olup olmadığını kim bilebilir?  Bu sadece olayın bir parçası .Bütün öyküyü bilmiyorsanız, nasıl değerlendiriyorsunuz? Kimse ne olduğunu bilmiyor ve benim kararımda olmadığım için mutluyum, beni rahatsız etmeyin lütfen. "

Bu sefer köylüler yaşlı adamla dalga geçmemişler. Belki de yaşlı adam haklı diye düşünmüşler. Böylece sessiz kalmışlar ama içlerinden bu adamın akli dengesi yerinde değil diye alay etmişler. Yaşlı adamın ati ile birlikte 12 tane daha muhteşem at geldi. Küçük bir eğitim ile hepsi satılabilir ve çok para getirebilirdi bu atlar.

Yaşlı adamın yalnızca bir oğlu varmış. Genç oğlu vahşi atları eğitmeye başlamış; Sadece bir hafta sonra vahşi bir atın üstünden düşmüş ve oğlunun bacakları kırılmış. Köylüler tekrar toplanmış. (bil bakalım ne yapmışlar? Yine ah'lanıp vah'lanmışlar, yine yorumlar yapmışlar) "Haklıydın, yine haklıydın, nimet değildi, yine bir talihsizlikti. Tek oğlun bacaklarını kaybetti ve Bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa şimdi sana bakacak başka kimsen de yok. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın.” demişler.

İhtiyar “Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz. O kadar acele etmeyin, oğlumun bacağı kırıldı, gerçek bu, ötesi sizin yorumunuzdur. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size bildirilmez.”

Bitti mi? Bitmedi.. Efendim hikaye şöyle devam ediyor:

Birkaç hafta sonra ülke komşu bir ülke ile savaşa girmiş ve kasabadaki tüm gençler ordu için zorla askere alınmış. Sadece Yaşlı adamın oğlu sakat olduğundan evde kalmış. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini, ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş. Köylüler, gene ihtiyara gelmişler. “Gene haklı olduğun kanıtlandı. Oğlunun bacağı kırık ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler belki asla geri dönmeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer.” demişler.

“Siz erken karar vermeye devam edin”  demiş, ihtiyar devam etmiş "oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var, benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Tanrı bilir.” demiş.

Bu hikayeyi seviyorum... bizim hikayelerimiz de bu hikaye gibi..

Her insanın hayatında “Eyvah!!”ları, “Allam mutluluktan ölebilirim!”leri vardır.

Karşılaştığımız her olay, bizim tarafımızdan veyahut çevremizdekilerin tarafından büyük şans ya da büyük şansızlık olarak yorumlanır oysa ki hikayenin dediği gibi bunlar roman içindeki parçalardır, asıl hikaye romanın sonunda netleşir..

Şimdilik benim de tek bildiğim yürüyemediğim.. Belki bir müddet, belki uzun bir müddet.. Belki bu benim için büyük şans belki büyük talihsizlik.. Orasını Allah bilir.. Şu anki planım: “Olanda mutlaka hayır vardır” diyerek, elimdeki güzelliklere şükredip, fiziksel kısıtlanan hareketliliğimi, düşünsel boyuta taşımak ve olacakları sükunetle takip etmek..

Not 1: Yazının başında bu tarz başka hikaye kıssa var mı, bilmiyorum, demiştim ama şimdi aklıma Kur’an-ı Kerim’de geçen Rabbimizin bize anlattığı Hz. Hızır İle Hz. Musa’nın yolculuğu geldi.. Bkz. Kehf suresi, 65 ila 82. Ayetler.

Not 2 : Yaşlı adam ve atının hikayesini ben birinden dinlemiştim uzun zaman önce.. fakat, daha derli toplu yazmak için internette var mı diye araştırdığımda https://ceotudent.com/yargilamanin-aptalligi-yasli-adam-ve-atinin-hikayesi sitesinde Muhammed R. Yavuz tarafından yazılmış olduğunu gördüm.

 


Başlık Kategori Yayın Tarihi
Kendi Kendime Konuşuyorum.... Edebiyat 06.08.2019
Zihnen ve Bedenen Tadilata İhtiyacımız Var Yaşam 04.04.2019
Stratejik Olmak Zorundasınız Kadın / Aile 22.12.2018
Hayata Tutunanlar Yaşam 28.11.2018
Tek Tanrı, Tek Eş Felsefe 09.10.2017
Başlık Kategori Yayın Tarihi
Kadın İsterse Yaşam 12.08.2019
Bayanlar İffetli Olur (Amaç Asimilasyon) Yaşam 28.07.2019
Mehmet Ali Timur (MAT) Yaşam 19.07.2019
Babalar günü Yaşam 14.07.2019
Hayat Yaşam 14.07.2019

Yazıya yapılan bütün yorumlar

K. Turgut Göle 09.05.2019

Merhaba Hazal Hanım,Bir yazınızda dediğiniz gibi "attan düşenin halinden attan düşer anlar"... Sizinle ortak yönümüz 17 Ağustos depremini yaşamış olmak ve sonrasında yaklaşık on yıldır tekerlekli sandalyeye mahkum olmak gibi... Tıpkı sizin gibi yaşamdan kopmadım. Yeniden üniversite okudum (açık öğretim) Geçmişte okuduğum veya okumayı düşündüğüm kitapları okudum Ayda en az birkaç okumaya devam ediyorum ve tiyatro ve çeşitli etkinlikler vazgeçilmezim... Hayat her şeye rağmen devam ediyor... Size sağlık ve afiyetler diliyorum. Güzel kızınıza da sağlıklı uzun ömürler dileklerimle, hoşça ve dostça kalınız. Kaleminiz ve kelamınız daim olsun....

Zübde_i Alem 16.12.2018

“Olanda mutlaka hayır vardır “ Yüreğine sağlık.....

Bu yazıya sizde kendi yorumunuzu yazabilirsiniz.