SADECE ADI YÜKSEKÖĞRETİM

Daha önceki yazılarımda da birçok kez değindim günümüz Dünyası’nda her şeyin temeli para ve bilgi. İnanalım yada inanmayalım isteyelim yada istemeyelim bunu kabullenmek zorundayız artık Türk milletinin de paranın ve bilginin gerçek güç olduğunun farkına varması gerekiyor.

Bu durumu ne kadar geç algılar ve kabul edersek geleceğimizden de o kadar kayıp yaşayacağız. Artık Dünya çok hızlı değişen ve ilerleyen bir yer 18.yy veya 19.yy gibi değil hiç bir şey, savaşlar kılıçla değil para ile yapılıyor işgaller bilgi ve parasal güç ile yapılıyor.

Şuan da neredeyse şimdiye kadar ki insanlık tarihinde edinilen bilgi belki de üstün bilgisayarlar ve devasa teleskoplar sayesinde günler yada haftalar içinde elde edilebiliyor.

Bu yüzdendir ki eğitim; bilgi ve parayı elde edebilmek için en önemli yol olarak karşımıza çıkıyor. Eğer biz her daim övündüğümüz genç nüfusumuzu güncel, teknolojiye ve günümüz dünyasının gerçeklerine uygun yetiştiremezsek önceden 100 yıl da kaybettiklerimiz belki de 1 aydan kısa bir sürede kaybedebiliriz.

Bu konuda en önemli misyon YÖK’e ait. Senelerdir tartışma ve seçim vaadi konusu olan YÖK’ün varlığı hiçbir zaman bilimsel konular ve projeler hakkında anılamadı maalesef, tabi ki bu sığ ve kısır tartışmalar üniversitelere oradan da akademisyenlere sıçradı.

YÖK’ün 2017-2018 yılı için yayınladığı verilere göre, Türkiye'de geçen yıl 151 bin 763 olan akademisyen sayısı bu yıl 158 bin 98 oldu. Akademisyenlerin 24 bin 640'ı profesör, 14 bin 456'sı doçent, 37 bin 520'si doktor öğretim üyesi, 35 bin 484'ü öğretim görevlisi, 45 bin 998'i araştırma görevlisi olarak çalışıyor. Akademisyenlerin 70 bin 235'i kadın, 87 bin 863'ü ise erkek öğretim üyelerinden oluşuyor. Üniversitelerde görev yapan kadın akademisyenlerin 7 bin 696'sını profesörler, 5 bin 611'ini doçentler, 15 bin 932'sini doktor öğretim üyeleri, 17 bin 806'sını öğretim görevlileri ve 23 bin 190'ını da araştırma görevlileri oluşturuyor. Erkek akademisyenlerin 16 bin 944'ü profesör, 8 bin 845'i doçent, 21 bin 588'i doktor öğretim üyesi, 17 bin 678'i öğretim görevlisi ve 22 bin 808'i ise araştırma görevlisi olarak hizmet veriyor.

Gördüğünüz gibi 158 bin 98 kişilik ekonomik açıdan gayet rahat bir akademisyen kadrosu var.

Peki ne yapmış bu kadro; 21 yılda 531889 yayın yapmış, atıf alınacak yani referans gösterilecek yayın oranı ise %9, yani bu veriler ile Dünya genelinde 20 inci sıradayız. 1996-2010 yılına kadar hızlı yükseliş gösteren yayın sayısı 2010 yılından sonra yavaşlamış olsa da artış göstermektedir. Fakat atıf yani referans gösterilecek yayın yüzdesinde ilk 32 ülke içerisinde sondan 3. Sıradayız. Bu ne demek derseniz;  yaptığımız onca yayın ‘Kalitesiz’ yada ‘İntihallerle dolu’ yani kopyala yapıştır yayınlar.

Sizce bu sürpriz yada bilinmeyen bir gerçek mi? ASLA!!

Örneğin; ilk 500 üniversite içerisinde Türkiye’den 1 üniversite bile yok, o övündüğümüz ODTÜ, Boğaziçi, İTÜ yoklar maalesef. Nasıl olsunlar ki?

Hitit Üniversitesi, On dokuz Mayıs Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesinin yakın geçmişine baktığınız da akraba, eş dost ilişkilerini nasıl üniversiteleri sardığını, bilim üretmesi beklenen yerlerin nasıl köreltildiğine şahit olabilirsiniz.

Yabancı dil seviyeleri yerlerde, sanayi ve sektör bilgisinden yoksun hayatları 4 duvar odadan ibaret, egolar tavan, kendilerinde başka kimseye tenezzül etmeyen, kıymet görmelerine sebep isimlerinin önündeki unvanlar olan faydadan çok zarar olan sözüm ona hoca sürüleri mevcut aldıkları tüm unvanlar soyadları sayesinde olan sözde akademisyenler.

Hal böyle iken akademisyen kalitemiz yerlerde iken nasıl yükseköğretimde başarılı olabiliriz?

Devlet olarak Ar-Ge harcamaları arttırılmadan Üniversitelerde sadece oda işgal edip derse girip çıkmaktan çoğu zamanda asistanlarını derse sokan isimlerinin önündeki unvan dışında hiçbir vasfı olmayan insanların bu kurumlardan temizlenmesi gerekmektedir.

Artık, YÖK’ün varlığını sorgulamaktan vazgeçip işlevselliğini ve yetkilerini sorgulamanın vakti gelmedi mi sizce de?


Başlık Kategori Yayın Tarihi
ASIL BEKA: EKONOMİ Politika 10.03.2019
KRİZ Mİ? SEÇİM Mİ? Politika 28.02.2019
TÜRKİYE, YOZLAŞMA VE İNANÇSIZLIK Politika 13.01.2019
ERDOĞAN’A RAĞMEN MÜMKÜN MÜ? Politika 12.01.2019
TÜRK EKONOMİSİNİ 2019 YILINDA NE BEKLİYOR? Politika 05.01.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
Ruhun Şad Olsun Reis! Politika 25.03.2019
Hedef Türkiye Politika 22.03.2019
Terör 5 Politika 19.03.2019
ŞEHİR PLANCILARI ODASI BAŞKANI  KİMİ KINIYOR ?! Politika 18.03.2019
Komplo Teorisi Politika 09.03.2019

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.