TIP FAKÜLTESİ YÜKSEK ZEKA DEĞİL YÜKSEK HAFIZA İSTER SAVIM

Fuhuş yapan doktorlar, zina yapan doktorlar; uyuşturucudan cinayete, terörden şiddete türlü suçlar işlemiş doktorlar; sigara, içki içen doktorlar; modanın kölesi olmuş doktorlar; bikini, mayo, mini etek, mini şort, daracık giyim, açıksaçık giyim, makyaj, pirsing(pırsing), dövme gibi şeylerle en azından bilim önünde utanmayı hiçe saymış doktorlar; alimden, alimeden, bilimciden çok mankene, modacıya benzemeye çalışan doktorlar. Ortada felsefe ve bilim adına büyük bir tuhaflık var yani.

Oysa genelde üniversite öğrencisileri ve mezunuları; özelde ise doktorlar topluma ve insanlığa doğru, iyi, güzel örnek olmalılar; felsefe, bilim ve ahlak olarak.

Yanı doktorlara yalnızca tıp, sağlık konusunda değil her konuda güvenilebilmeli; üniversite mezunularına da her konuda güvenilebilmeli. Bunu sağlamak için eğitim toplum hayatından, toplum mekanından soyutlanabilir ve eğitimde tek tip giyim olabilir çünkü üniversitenin amaçı meslek, eleman, ekmekkapısı(ekmek kapısı), parakapısı(para kapısı) yetiştirmek değil düşünür(filozof), alim, alime, bilge yetiştirmektir yani üniversite kapısı din kapısı gibi birşeydir ki üniversite de zaten üniversal yani evrensel demektir yani insanlığa eleman yetiştirmektir yani devlete ya da özel sektöre eleman yetiştirmek değil; yoksa üniversite eğitimi genelevde, meyhanede, pavyonda bile verilebilir.

Hipokrat yemini'ne tıp dışı insani değerler, erdemler de dahil edilmeli. Yani Hipokrat yemini'ne yalnızca meslek değil doktorluk dışı insanlık, doktorluk dışı ahlak, doktorluk dışı erdem de yani meslek dışı insani ve ahlaki değerler de dahil edilmeli.

Daha geçen gün bir genel cerrah doktoru bir doktor ve tıp fakültesi sevgilisi tarafından öldürüldü.

Hastahanelerde bayan doktorlar görüyorum; hemşireler, memureler görüyorum; sanki bir hastahanede, tıp hizmetinde, sağlık hizmetinde değil de moda evinde çalışıyorlar, defileye çıkacak; orası hastahane değil de moda evi, defile salonu gibiler.

Eğitimi eğitim değil; bir cehalet ve nefs olan, ve dışsal utanmazlığın çağımızdaki zirvesi olan moda elegeçirmiş(ele geçirmiş), eğitmekte sanki. Modayı eğitimden, eğitimi modadan uzaklaştırmak, koparmak gerekli; devleti de yani kamu işilerini(işlerini) de.

2017 yılında Trabzon'da yapılan fuhuş operasyonunda fuhuştan yakalananların içlerinde kendi ülkelerinde doktor, mühendis, avukat olanlar da vardı. Demek ki üniversite eğitimine moda değil ahlak dahil edilmeli.

Tıp fakültesinde okutulan birçok kitabım var, ve olanak buldukça okurum: Anatomi, genel cerrahi, farmakoloji, doğum bilgisi, pediatri falan. Para verip yani kitapçıdan almadım: Kimini eski kitap satıcısılarından, kimini de çöp toplayıcısılarından aldım; kimini de kalorifer kazanı yanına yakılmak üzere koyulmuş buldum, kimini de çöp konteynırı kıyılarına terk edilmiş olarak. Yani çöpe atılan tıp kitapları, çöpe atılan tıp kitapları, kitaplarını çöpe atan doktorlar; ülke kültürel açıdan, üniversite eğitimi açısından, tıp eğitimi açısından ve kitap sevgisi açısından bu halde işte. Eskiciye satılanlar ne ise de çöpe ve kalorifer kazanına atılanlar çok acı. Yani kitapa(kitaba) saygı duymayan insan neden üniversite okurki(okur ki). Demek ki genelde eğitim, özelde üniversite eğitimi önce kitapa saygıyı öğretmeli.

Tıp fakültesine giriş puanıları yüksek yapılıyor ve sayısal puanla öğrenci alınıyor. Görenler de sanıyorlar ki sayısal puan ve tıp fakültesine girmek, tıp okumak, doktor olmak yüksek bir zeka ve çok çalışkanlık gerektirir.

Bence öyle değil.

Bence tıp eğitimi yüksek zeka değil yüksek hafıza(bellek) gerektiriyor. Nicel, resimsel(fotoğrafsal) ve diktatörsel yani boyuneğmiş(boyun eğmiş) bellek çünkü tıp eğitimi ya da bilimi 'Bu böyle olacak, ben ne dersem öyle olacak' türü birşey ki bu da zorunlu zaten yani hiçkimse 'Ben kalbi' ya da 'böbreği yerinden alıp bedenin başka yerine takacağım' diyemez. Yani tıp eğitimi nasıl ise öyle olur, öyle olmalı yani konunun, tıp biliminin gereği bu. Ancak örnek ki elektıronik(elektronik) mühendisliğinde bir tıransistör(transistör) herhangi biryere de takılabilir, hiç takılmayabilir de; tıransistörün yerine başka birşey de takılabilir de. Hukuk ta(da) aynı; hukuk ta ezber işidir ancak görsel değil işitsel ve nitel ezber işidir çünkü hukukta ezberlenmesi gereken şekiller yoktur, ve hukukta herşey başka türlü yorumlanabilir, ve hukuk sürekli değişen birşeydir yani her siyasi iktidar hukuku, kanunları değiştirebilir. Mühendislik te nicel yüksek zeka da içerir, yüksek nicel bellek yanında çünkü mühendislikte de 'var olan gibi davranmak' zorunluluğu yoktur yani örnek ki kimya mühendisliğinde bir madde birçok madde ile karıştırılabilir. Yani ezberi güçlü olan kişi tıp fakültesini birincilikle bile bitirebilir. Tıp biliminde ezberi aşan kişiler de çıkar örnek ki Pırof(Prof) Canan Karatay gibi, ve onlar da ezbercilerden tarafından adeta linç edilmeye kalkılır, dışlanır.

Tıp fakültesi okumak gördüğüm kadarı ile nicel ezber yani kalıp ezber yani nicel bellek yani resimsel bellek üzerine dayalı çünkü ezberlenmesi gereken sayısız şekil, çizim, fotoğraf, görüntü var; ezber de genelde genetik ve kalıtımsaldır yani nicel; yani bakın ki küçücük çocuklar bile koskoca Kuran'ı ezberleyebiliyorlar, bu hal genetik yatkınlık, genetik olanak olmadan olanaksız bence ancak Kuran'ı ezberlemek nitel bellek gerektirir çünkü Kuran'da her sözcük farklı kişilerde farklı anlamlar, farklı hayaller, farklı amaçlar oluşturabilir. Bu nedenle savım ki tıp okumak yüksek zeka değil yüksek nicel, genetik, kalıtımsal bellek gerektirir; nitel zeka ise ezberden sıkılır, düzene yani kalıba uymamak ister, yaratıcı olmak ister. Ve bunu önlemek gerekir çünkü insanlığın en yüksek zeka biçimi genelde niteldir yani nitel zekadır. Bu nedenle tıp fakültesilerine felsefe dersi de dahil edilmelidir. Tüm eğitime de hem felsefe hem edebiyat hem de ahlak eğitimi dahil edilmelidir, ve tüm eğitimden moda dışarı çıkarılmalıdır çünkü moda nefstir, nefs ise hem en büyük cehalettir hem de her kötülüğün hem nedeni hem amaçıdır(amacıdır), ve genelde nefs, özelde ise moda önce akılı alır, sonra ahlakı yani insanca herşeyi; yani eğitimden modayı dışlamamak ciğeri kediye emanet etmek gibidir.

Yani tıp fakültesine giriş nicel bellek, nicel ve şekilsel ezber sınavı ile yapılmalı; tıp eğitimine felsefe, edebiyat ve ahlak da dahil olmalı. Bunu sağlamak için de liselerde tıp dersi olmalı ki öğrenciler daha lisede tıppın ne olduğunu öğrenmeliler, anlamalılar yani doktorlara özenip tıppı seçerlerse yanılırlar.

Yani eğitimden, gençlikten, okullardan önce moda dışarı; felsefe ve ahlak içeri. Yoksa ezberlemiş ancak öğrenmemiş yani nitellenememiş; üniversite mezunu olan ancak alimlikle, alimelikle ilgisi olmayan bir nesil oluşur.

Yani kitapa saygı göstermeyen insan da, ahlaka saygı göstermeyen insan da bilime yani insanlığa saygı göstermiyor demektir, ve üniversite işi yoktur. Yani düşünür, alim, alime, bilge olmak isteyemenlerin de, olamayacakların da üniversiteye alınmaması gerekir; isterlerse 100 üzerinden 100 alsınlar. Yani üniversite eğitimi önce görünüme, sonra beyine ve amaçlara bakmalıdır. Eğitim şart ta, önce ahlak şart çünkü ahlak beyinin en üst nitel aşamasıdır felsefel, bilimsel açıdan yani ahlak insanı hayvandan ayıran en önemli şeydir, bu olmayınca eğitimin ne önemi var, köpekler bile eğitilebiliyor iş eğitimse. Yani utanması olmayan kişinin üniversitede yeri yok ki zaten Atatürk te 'Ben insanın/sıporcunun ahlaklısını severim', hadis de 'Din ahlaktır, ahlak olmayan yerde din de olmaz' dedi; öyleyse ahlak olmayan yerde doğru eğitim, doğru okul, doğru üniversite de olmaz.

Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 11.12.18/06.57