Hayata Tutunanlar

Farkındalığımızı ve hayretimizi kaybettiğimiz rutin hayatın gel gitlerinde gözümüzden kaçan ayrıntılar, bir instangram gönderisinde veyahut bi+r “Hayırlı Cumalar” mesajında karşımıza gelen bazı görüntülerde vardır.

Bir betonun çatlağında neşv-ü neva bulmuş sarı bir hindiba çiçeği.. Çatının pimaşlarında yeşeren otlar ve aralarında açan mor renkli yabani çiçekler... Kurumuş bir çam kütüğün karnında dünyaya gelen bir ceviz fidanı.. Dördüncü katın balkonunda yetişen çiçeğin, arnavut kaldırımları arasına düşen tohumundan yeniden hayata tutunması gibi..  

Bitkinin yaptığı tek şey, düştüğü yerde bir zerre dahi olsa toprak bulup yeniden hayata tutunmak..

Gövdesinden kırılıp ayrılan yaprak, su ile buluşur yapraklıktan çıkar kök vermeye başlar ve birken çok olur, neslini sürdürür...

Oysaki bunları yaparken hiçbir planı yoktur. Ne kendi halinde saksıda dururken ne de bir sebep onu gövdesinden, yerinden yurdundan, eşinden dostundan ayırırken bir planı vardır.

En çok bitkilerin bu hayata tutunma azmini seviyorum... Azim diyorum ama  oysa bitkilerin bilinçli bir azmi yoktur.. ya da bilinçli bir gayreti.. Hele hele insan gibi kaderi kendi çabasına (yapıp ettiklerine) bağlanmamıştır.. “Yapmamak” diye bir seçenekleri yoktur onların... ve dahi, bitkilerin seçenekleri yoktur.. her şey “yap” a endekslidir.. İlahi bir sevk ile yapması gerekeni yaparlar.. Tam öldüklerini düşündüğünüzde bile bir yerden yeniden tutunurlar hayata... Bu enerji ne harikulade bir şey!

İnsanlarda ise durum bambaşkadır.. Bir yaşa kadar ihtiyaçların ebeveynleri karşılar ve çocuklarının ellerinden tutup oları bir yere getirir.. Belki aileden gelen bir eğitimle belki de sonradan edindikleri yetkinliklerle bazı insanlar iç motivasyona sahiptirler.. Düştükleri yerden, silkelenip kalkar ve yollarına devam ederler.

Onlarca kere iflas eder, evine haciz gelir ama pes etmez, elindeki bir işi istediği gibi yapana kadar uğraşırlar.. Etrafımızda buna benzer örnekler maalesef parmakla sayılacak kadar azdır.  

Hayatı, döllenme ile başlayan bir yarışa benzetiyorum. Yumurtanın döllenmesini sağlayan o tek bir sperm milyonlar içinde en seçilmişidir.. Hayat bir yarıştır.. Hayata devam etme ve hayatta kalma yarışıdır. Önce yarışmada olduğunu kabul etmeli insan.. Yarışmak, aslında birilerini geçmek veya elemek ya da birinci olmak için değil, bu hayatı düşe kalka tamamlamak içindir...

Devam etmek, her ne olursa olsun, helal (sosyal ve bireysel hayatı en sağlıklı en hayırlı yönde etkileyecek) bir çıkış yolu bulmak ve hayatta kalan olmak bizden beklenilen ve bizi diri tutan bir eylemdir.

Bu yarışın kaybedeni yok aslında.. Düşeni, yaralananı, geride kalanı, çamurlara bulananı var ama kaybedeni yok.. “Düştüm” diye orada kalmak yerine, ya da bir süre kaldıktan sonra, nasıl kalkacağını düşünmek ve bir daha düşmemek için gereken tedbiri alıp, hemen yola devam edebilir.. Yaralandıysak, tedavi yöntemlerine başvurup, uygulamalıyız.. geride kaldıysak, üzülmeyelim... Belki önden gidenlerin görmediği güzellikleri farkedeceğiz.. çamurlara mı bulandık, yıkanırız geçer...Yaşam devam ettiği sürece, kalkıp, toparlanmak, yaraları sarmak için süremiz var. Bu sürenin ne kadar olduğunu bilmediğimizden kalkıp devam etmek için elimizi çabuk tutmalıyız..

Bitkilerden öğrenecek ne çok şey var.. ve biz çok şanslıyız ki Yaratan kaderimizi gayretimize, çabamıza, yapıp ettiklerimize bağlamış..

Haydi kalkın ayağa..

 


Başlık Kategori Yayın Tarihi
İşte Bu Bizim Hikayemiz Yaşam 14.12.2018
Tek Tanrı, Tek Eş Felsefe 09.10.2017
Mademki Sen Bensin, Ben de Senim, Niye Bu Ötekileştirme Felsefe 07.10.2017
Hedonizm Üzerine Bir Deneme Felsefe 05.05.2017
"Bu Meydan Kanlı Meydan" Politika 13.10.2015
Başlık Kategori Yayın Tarihi
Ayrımcılık ve Dışlamak Yaşam 13.12.2018
Elimizden düşmeyen telefonlar Yaşam 12.12.2018
Her Kadın Bir Çiçektir Yaşam 11.12.2018
ÇOCUKLARIMIZI TACİZDEN TECAVÜZDEN BU TÜR SAVCILAR KORUYABİLİR Mİ? Yaşam 05.12.2018
Asılsız İthan ve İftiralar Yaşam 26.11.2018

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.