KIBRIS’A ÇIKARTMA KARARINI ERBAKAN VERDİ

“Gerçek Kıbrıs Fatihi Erbakan’dır” şeklinde bir başlık düşünürken, Erbakan gibi dünyadaki tüm insanlığa hitab eden evrensel birini sadece Kıbrıs’la sınırlamanın doğru olmayacağını, bunun noksan bir ifade olacağını düşünüp vazgeçtim. Bu Kıbrıs açısından doğruydu. Fakat Türkiye açısından o evrensel bir liderdi. Kıbrıs konusunda o kadar çok saklı gerçekler ve hatta öylesine yanlış bilinen dedikodular vardı ki bir vurgu olması için bu konuyu ele almaya karar verdim. Kıbrıs Harekâtı’nın emrini veren Bülent Ecevit değil, dönemin Başbakan Yardımcısı Prof. Dr. Necmettin Erbakan’dır. Peki, nasıl oluyor da Bülent Ecevit “Kıbrıs Fatih’i” olarak anılıyor?..

1689 Karlofça’dan beri sürekli toprak kaybettikten sonra ilk defa toprak kazanmanın adıdır “Kıbrıs Zaferi”. CHP’liler seçimlerde etkili olsun diye önce “Kıbrıs Fatihi” dediler, sonra yetmedi “Kenya Fatihi” diyerek dağa taşa “Karaoğlan Ecevit” yazdılar. “Asker gemiye bindi mi bir daha inmez” deyip askerle bir araya gelerek bir oldubitti ile emri veren Erbakan şahsına en veciz teşekkürleri hak ettiği halde ayıp değil miydi sırf başbakan idi diye bunda rızası bile olmayan birini “Kıbrıs Fatihi” ilan etmek?.. Erbakan’a haksızlık yapıldı! Kararı Erbakan verdi ama Ecevit parlatıldı! TBMM’de 26 Nisan 1980’de dış politika konulu oturumda Milli Selamet Partisi (MSP) Genel Başkanı sıfatıyla konuşmasının başlarında demişti ki, “İnşaallah şu toplantının sonuna kadar TRT’nin trafoları patlamaz!..” Fakat makam ve maddi kazancın sefasını süren vekiller ağlayacak hallerine gülmüşlerdi. Erbakan Hoca sözlerine şöyle devam etmişti: “… Geçen sefer burada dış politikayı konuşurken, TRT bilahare kendi görüşüne göre özetledi ve bizim çok mühim dış politika konuları hakkındaki görüşlerimizi millete yansıtmak yerine, sadece konuşmanın girişini vererek, onları gözden kaçırmayı tercih etti. Bu noktaya da işaret etmeyi bir vazife sayıyorum; ancak, zaman çok kıymetli olduğu için, hemen ana konuların içerisine girmek mecburiyetindeyiz.” Yani Erbakan Hoca medyadan yana daima mahzun, mahmur, mazlum, mağdur ve masum olmuştur. İşte Kıbrıs konusunda da medya ile arasındaki durum böyledir…

Türkiye’de 1990 Temmuz ve Ağustos’u boyunca yedi sekiz bölümlük “Kıbrıs Belgeseli” yayınlanmıştı. Ben de izledim. Fakat baştan sona Ecevit... Yazıklar olsun! Aslında sonradan çok sempatik de bulduğum Birand’a o zamanlar çok kızmıştım. Belgesel, 20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’nı sadece o günkü Hükümet’in iki ortağından birisinin gözüyle anlatmıştı. Hem de Harekâta kararı Hükümetin ortağı MSP ve onun lideri Başbakan Yardımcısı Prof. Dr. Necmettin Erbakan verdiği halde. Belgeselin Yönetmeni Mehmet Ali Birand, Erbakan’la tam bir saatlik televizyon röportajı yaptığı halde sadece 3 dakikası yayınlanmıştı. Şimdi bu hak mıydı? Gazetecilik bu muydu? Gazetecilik özgür olsa ne olur adil olmadıktan sonra? MSP, Kıbrıs Barış Harekâtı’nın fiilen başlamasında en önemli tarihi rolü oynamıştı.

MSP milli duygularla harekâta kararlıydı. Hatta Peygamberimizin Halası Ümmü Haram’ın türbesinin Larnaka’da bulunması bile bu kararlılıkta etkiliydi. Fakat başta Ecevit olmak üzere diğer parti liderleri her ne kadar harekâtın yapılmasını arzu ediyorlardıysa da tereddütlerinden dolayı MSP kadar ısrarlı ve kararlı değildiler. Deniz Baykal bu müzakerelerin bizzat şahidiydi. Ecevit kesin bir emir vermekten çekiniyordu. Ecevit Afyon’a gittikten sonra MSP acilen Genel İdare Kurulu toplantısı yaptı ve müdahale kararı kesinleşti. MSP, “Garantör devlet isek vazifemizi yapalım” diyordu.

O ana kadar henüz çıkartma emrini kesin olarak veren olmamıştı. Çünkü daha Ecevit İngiltere’ye gidecekti ve durumu değerlendirmesi epey zaman alacaktı. İngilizlerin ne diyeceği belli değildi. Onların kararlarını bile önemseyen Ecevit hiçbir zaman kesin emir veremedi. MSP, Milli Güvenlik Kurulu’nda konuyu konuştu. Ecevit, Afyon’da iken MSP kendi Genel İdare Kurulu toplantısını yaparken mutlaka müdahale etmenin gerektiği kanaatine varıldı. Milli Güvenlik Kurulu’nda da MSP kanadı olarak daima “Bir an evvel müdahale edilmelidir” dediler. Halk Partisi’nin önemli bir kısmı “Bu macera olur, sakın ha böyle bir şey yapılmasın, edilmesin” dediği için zaman kaybediliyordu. Bir güç içerden bizi oyalamak istiyordu…

Erbakan, bir grup MSP’li, Genelkurmay Başkanı Semih Sancar ve Kuvvet Komutanları merasimle Ecevit’i Londra’ya uğurladıktan sonra bir durum müzakeresi yapmak üzere bir odaya çekilip Kıbrıs konulu kritik bir toplantı yaptılar. Başbakan Yardımcısı Erbakan “Şimdi Ecevit İngiltere’ye gidiyor, durum nedir?” diye sorduğunda, komutanlar “Siz şimdi Başbakan vekilisiniz. Bizim şu anda dahi önemli bazı hususlarda nasıl hareket edeceğimizin bize bildirilmesine ihtiyacımız vardır” dediler. Kaybedilecek zamanlarının olmadığı anlaşıldı. Duruma bakılırsa Sampson, Ada’da ihtilal yaptığı halde herkes onu hemen kabul etmediğinden Makarios taraftarları ile Sampson arasında çeşitli yerlerde silahlı mücadeleler vardı. Erbakan ve kuvvet komutanları, “Bu durumdan nasıl yararlanırız?” diye istişare yaptılar. Erbakan bir an evvel çıkartmanın yapılmasını dillendirince Kuvvet Komutanlarının da aynı fikirde olduğunu gördü. Komutanlar, “Bunun böyle olması için bize şimdi emir verilmesi lazım” dediler.

Komutanlar emrin kesin olmasını şöyle vurguladılar: “Bize kesin emir verilmesi lazım. Çünkü bizim askerimiz, ordumuz Kıbrıs olayları tarihinde bugüne kadar iki defa bir nevi düş kırıklığına uğramıştır. Bunlardan bir tanesi İsmet İnönü zamanında “Yükleyin dendi, yükledik”. Sonra arkasından ABD Başkanı Johnson’un mektubu üzerine “Hayır, geri dönün” dediler. Biz götürdük askeri İskenderun’a çıkarttık. Ve böylece bir manevra görüntüsüne büründü yaptığımız iş. Süleyman Demirel zamanında da “Yükleyin dendi, yükledik.” Tekrar bizim topraklarımıza çıkardık. Şimdi bu aynı ordudur. Bugün bu ordunun içerisinde siz bize yükleyin ve yola çıkın derseniz ve ondan sonra da yoldan geriye çevirirseniz, biz artık bu askeri hiçbir zaman hakiki harekâtın yapılacağını inandıramayız. Bunun önemini dikkate alarak ne yapacağız söyleyin…” İşte komutanlarımız bu kadar nettiler. Erbakan sordu, “Şimdi şu anda farz edin ki biz Hükümet olarak bu emri size verdik. En erken ne zaman Girne’ye çıkartma yapacaksınız?”Dediler ki, “Bizim birtakım birliklerimiz ta İskenderun’da, Niğde’de (Komando Birliği vs). Bunları oralara getirip bütün her türlü silahlarıyla beraber gemilerin hepsini yüklemek… Oradan hareket edip Ada’ya gitmek, bütün bunların hepsi en erken Cumartesi günü sabahleyin olabilir. Eğer şimdi bu emir bize kesin olarak verilirse.”

Ecevit gitmeden önce yapılan Bakanlar Kurulu ve Milli Güvenlik Kurulu’nun arkasından MSP de toplantısını yaptı. Halk Partisi’nin bir kısmı MSP’yi destekledi. Bir kısmı ise “Bu macera olur, sakın böyle bir şey yapılmasın bu bütün dünyaya karşı savaş açmak demektir” dediler. MSP sürekli onları ikna etmek için savundu durdu.  Onlar, “Peki hele bir İngiltere’ye bakalım” diye bir nevi zaman kazanmaya çalışırken oyalanıyorlardı. Demirel de “Macera olur” diyenlerdendi. Bir tanesi de “Amerika’dan yazılı muvafakat almadan bu harekâta kalkışmayın” diyecek kadar utanılacak bir teklifte bulundu.

Erbakan şunu düşündü: Ecevit gelecek Perşembe günü akşamı. Geldiği zaman gemiler, bu hazırlıklar yapılacak, yüklenecek ancak harekât Cuma sabahı olabilecek. Şayet bir aksilik olur ille de “hayır yapılmasın, edilmesin” derlerse bu takdirde gemileri hareket ettirmek veya harekâtı tekrar bizim kıyılarımıza çıkartmak eski hükümetlerin yaptığının bir tekrarına dönüşecek. Erbakan diğer bir ihtimali de dikkate aldı: Ecevit gitmeden önce İngiliz bölgesine çıkartalım gerekirse diye düşünüyordu. Oysaki İngilizlerle yapılacak harekât bu adanın dolaylı yoldan yine Yunanlılara verilmesi demekti…

Bir kısım Halk Partililer çıkartma istemiyor diye Erbakan geri adım atacak adam mıydı? Erbakan baktı ki komutanlar kendisiyle aynı fikirde Bakanlar Kurulu ve Milli Güvenlik Kurulu olarak kesin bir karar verilmediği bu aşamada olayın gecikmemesi gerektiğini de gördüğünden, Kuvvet Komutanları’na “Yükleyin askerleri, bindirin, toplayın. Harekât bir nevi fiilen başlasın” dedi. Onlar da Erbakan’ı dinlediler. Hatta gün ve saatini bile belirledi: “Çıkartma önümüzdeki Cuma günü sabahı başlasın. Nasıl olsa İngilizler taleplerimizi ret edecekler, biz beyhude vakit kaybetmeyelim, Cuma sabahı mübarek sabahtır.”

Bu açık teklif karşısında heyecanlanan şanlı komutan Genel Kurmay Başkanımız Semih Sancar, “Allah sizden razı olsun. 13 senedir haysiyeti Makarios tarafından rencide edilen bir ordunun kumandanıyım. Bu günleri de Allah bize gösterdi. Ama şimdi ben çıkartma için gemilerimize hareket emri versem onlar ancak Cumartesi sabahına adaya erişebilirler. Çünkü eski tank motorları monte ettik, saatte beş altı milden fazla sürat yapamazlar” dedi.

Ecevit geldiği zaman gemiler zaten yüklenmiş ertesi sabah limandan ayrılacak durumdaydı… Artık bir daha İnönü ve Demirel Hükümetlerinin durumuna düşmemek için kumandanlarla bir olup Ecevit’i bu işe ikna etmek gerekiyordu. Artık dönüşün olmayacağını savunmak için bir hazırlık yaptılar. Ecevit Londra’daki görüşmelerini anlattı. Erbakan da Türkiye’de neler yapıldı onu anlattı ve sonunda “Şu anda gemiler yüklenmiştir. Ok yaydan çıkmıştır. Bunun dönüşü yoktur. Eğer dönülecek olursa bak işte askerler burada “Bir daha bu harekâtı yapamayız” diyorlar” deyince, bunu belki kendisi de arzu ederdi ama ecnebilerle de kötü olmak istemiyordu; kafasında böyle bir kanaat oluşmadığından olsa gerek Ecevit birden bire telaşlandı. Ama gördü ki bu iş başlamış ve artık dönüşü yok, kendisini buna hazırlayıp o şekilde meseleyi düşünmeye çalıştı. Ecevit, Kuvvet Komutanları’na, “Harekâta gidersek muhabereyi yürütecek gücümüz var mıdır, yok mudur?” diye tekrar sorduğu zaman Deniz Kuvvetleri Komutanımız Oramiral Kemal Kayacan “Ben Karedeniz çocuğuyum. Takalarla, kayıklarla bile adaya çıkarız. Ama yeter ki eskiden olduğu gibi yan yoldan geri çağrılmayalım” dedi. Onun bu sözü Erbakan ve komutanlarımıza destek mahiyetinde hoşlarına gitti. Hatta başta Semih Sancar Paşa olmak üzere “Bunun yürütülmesi lazımdır” noktasında ısrar edince Ecevit okun yaydan çıktığını iyice anladı ve Bakanlar Kurulunu toplayıp orada konuşulmasına karar verildi. Bakanlar Kurulu’nda bu sefer Halk Partili bir takım bakanlar baktılar ki bu iş çok ciddileşmiş bunun üzerine kırk dereden su getirmeye başladılar: “…üzerimize şu da gelir, bu da gelir, bütün dünyaya karşı harp açıyorsunuz, nasıl olur? Bunun önü var, sonu var...” Saatlerce tartışıldı… Defaatle ikna edildiler…

Böylece Ecevit, Londra dönüşü adeta bir emrivakiiyle karşılaşmış oldu. O yüklemelerin ve planların yapılmış olacağını tahmin edememişti…

Nihayet o gece o harekâtın yapılmasına Bakanlar Kurulu olarak karar verildi. Bakanlar Kurulu kararı işte böyle ısrarlar sonucu alındı. MSP’li bir vekil Halk Partili bir Bakana “Bak tarihi bir karar aldık. Şimdi de işte bugün Cuma günü gelmiştir. Hep beraber gelin Cuma namazını Kocatepe Camii’nde kılalım. Kimseye bir şey hissettirmeyiz ama Cenabı Hakk’tan zafer nasip etmesi için dua ederiz” dediyse de ertesi gün Kocatepe’ye sadece MSP’li Bakanlar geldi. Halk Partili Bakanlar başka camiye mi gittiler yoksa gelmeyi uygun mu görmediler artık orasını bilemiyoruz…

Devlet Bakanı Arif Emre, Mersin’e giderek gemiler sahilden ayrılmadan önce orada Diyanet İşleri Başkanı’na askerlerimizin başarısı için dua ettirdi.

Kıbrıs Barış Harekâtı emri verildikten sonra askeri kuvvetlerimiz beş günlük noktaya üç günde ulaştılar. Harekâtın başladığı ve o gün daha hemen akşamleyin Sisco (ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Kissenger), harekât başlarken hemen doğruca havaalanına koşup Atina’ya gitti. Orada bir muhatap bulamayınca akşamüzeri tekrar Türkiye’ye dönüp geldi ve tabii Ecevit’le görüştü. O gün de Birleşmiş Milletler saat 5’te “Ateşkes olacak!” diye karar almıştı. Sisko o kararı da hatırlatıp Amerika’nın emirlerini bildirirken, “Ateşi kesin, olduğunuz yerde durun, daha ileriye gitmeyin!” diyerek Ecevit’i sıkıştırdı. Fakat bu görüşmede Erbakan ve hiçbir MSP’li yoktu. Ecevit bunun üzerine Bakanlar Kurulu’nu toplayınca tabi MSP’lilerle tekrar yüzleşti. Birleşmiş Milletler’in bu kararına karşı MSP tepki yaparken ilginç haberler gündeme getirildi. Gelen haberler o kadar tereddütlüydü ki o gece Yunan alayının bir mukabil taarruza geçtiği haberi bile geldi. Biz daha Ada’da yerleşmiş bile değilken bu da neyin nesiydi? “Acaba topyekûn denize mi dökülüyoruz” diye tereddüt bile ettiler. Tam da en önemli bir aşamada fitneye bakın hele... Henüz Ada’ya kesin olarak yerleşmediğimiz halde, “Ateşi kesin de sizi denize döksünler!” demek mümkün müydü?..

Harekâtın seyriyle ilgili hararetle kat’i bir karar alındı. Önce G-5 hattına kadar gelecektik. Yani ilk önce büyük bir harekât yapılacak sonra ikinci kısım devam edecekti… Her defasında Birleşmiş Milletler’in karar aldığı hatırlatıldığında Erbakan ısrarla karşı çıkarken nihayet tarihi bir ifade kullandı: “Birleşmiş Milletler’in aldığı hangi karara bu İsrail bugüne kadar uydu? Yani karar alınıyor biz uyacağız başkası uymayacak. Böylesine önemli bir hayati meselede bu kararlar gözetilmez. Mutlaka yerine gelecek…”

Ecevit ikna edildi. Gidişat öyle bir noktaya geldi ki Ecevit bile, MSP kanadına “Teşekkür ederim. Bizi bir yanılgıdan kurtardılar” demişti. Hatta bir gazetedeki açıklamalarında bu olayı tekrar etti. Fakat ateşkes işi bununla bitmedi…

Bu haber üzerine sabahleyin tekrar Bakanlar Kurulu toplandı. Sabahki Bakanlar Kurulu’nda Halk Partili Bakanların bir kısmı susuyorlardı… Fakat diğer bir kısmı MSP’lilerin üzerine üzerine giderken diyorlardı ki, “Gördünüz mü bakın şimdi. Taşucu’ndaki telsizimiz çalışmıyor. Eee işte şimdi gördünüz mü; füzeler tükeniyor.” Erbakan da onlara dedi ki, “Sizin verdiğiniz bilgilere inanmıyoruz. Askerin durumunu bizzat askerlerimizden dinleyelim.” Bunun üzerine Plan ve Prensipler Dairesi Başkanı olan Necdet Uruğ Paşa, diğer bir generalle beraber Bakanlar Kurulu’na geldiler. Şevket Kazan komutanlara diğer Halk Partili bakanların söylediği sözleri aktardı, “Taşucu’ndaki telsizimiz bozulmuş doğru mu?” diye. “Hayır, kim söyledi bunu?” diye yanıtladılar. “Füzelerimiz tükeniyormuş doğru mu?” diye sorunca da “Bunun gibi 5 tane harekâtı yapacak füzemiz var” denildi. Bir bakan “Askerlere politik sual soruyorsunuz? Ben bu toplantıda bulunamam” bile deyip dışarıya çıktıysa da bu hiç bir şeyi değiştirmedi. Utanmazlar! Biri utanıp çıktı diyeceğim ama diyemiyorum; çünkü o da kıvırıp ‘politik sual sorma’ bahanesiyle iyice köşeye sıkışmamak için dışarı kaçtı… Yuh sizin politikacılığınıza ve yavru vatanseverliğinize be!..

Erbakan bu müzakerenin sonunda sadece bu ateşkes için değil, bilahare harekâtın sonuna dek mutlaka gidilmesi gerektiğini söyledikten sonra askerlere son olarak şu suali sordu: “Şu bulunduğunuz yerde veya G-5’te bizim kendimizi savunmamız mümkün mü?”  dediler ki, “Biz oraya götürdüğümüz birlikleri yerleştirmek isteseydik bu bahçe kadarlık yere zaten yerleştiremeyiz. Burada durmak mümkün değildir. Kaldı ki bir muhaberedeyiz. Böyle yoğun bir yerleşme halinde yoğun bir bombardımana maruz kalacak olursak çok büyük zayiat veririz. Askeri bakımdan buralarda durmak hiç mümkün değil.”

Erbakan onlara teşekkür etti. Ondan sonra işimiz kolaylaştı ve o gün ikinci defa Pazar sabahı ateşkes önlendi. Ve Ecevit Sisko’ya giderek “Hedeflere ulaşıncaya kadar yapılacak bir şey yoktur” dedi. Ancak iş gene de bitmedi tabi…

Kaynaklar: “32. Gün” Mehmet Ali Birand, Ağustos 1990 röportajı. Ayrıca İngiltere’de Arapça yayınlanan Eş-Şarku’l Evsat Gazetesi röportajı, 3822-23-24 no’lu sayıları. Ayrıca TV 5’te Mustafa Kurdaş ile 25.03.2004 tarihli röportaj).

Not: Bu yazı sosyal medyada merhum Ecevit’in vefat yıldönümünde merhum Erbakan Hoca’ma atılan iftiralara karşı savunma amacıyla hazırlanmıştır.

http://www.bizimyaka.com/yazar-90628-Kibrisa-cikartma-kararini-Erbakan-verdi-1

http://www.bizimyaka.com/yazar-90806-Kibrisa-cikartma-kararini-Erbakan-verdi-2

 


Başlık Kategori Yayın Tarihi
ERBAKAN İÇİN KIBRIS NE Kİ? Politika 14.12.2018
İngiliz Arşivinde Erbakan ve Kıbrıs Politika 03.12.2018
Başbakan Ecevit’in Kıbrıs gafı! Politika 23.11.2018
İNSANİ TERBİYENİN KÖKENİ Genel 08.11.2018
“Maymunlar üzerinden Buhari’ye saldırı” Yazısına Tenkit (2) Genel 04.11.2018
Başlık Kategori Yayın Tarihi
SADECE ADI YÜKSEKÖĞRETİM Politika 13.12.2018
İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ YERLERDE Politika 12.12.2018
DİN OLMALI MI? Politika 09.12.2018
NEREDEN ÇIKTI DEMEYİN Politika 09.12.2018
Bazı Siyasi Tezlerim Politika 08.12.2018