Islamı doğru anlamak.. -4-

Birde bu ayete göz atıp Islamın dinin doğru olduğunu bir kez daha şahit olalım:

„Şüphesiz Allah katında din İslamdır. Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra sırf, aralarındaki ihtiras ve aşırılık yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allahın ayetlerini inkar ederse, bilsin ki Allah hesabı çok çabuk görendir.“

( Âli İmrân Suresi 19. Ayet )

Islam, Hak ve Hakikatın ta kendisidir. Hep vardı idi o Allah katında. Hak Kelamı olan Kur’an-i Kerim sonra gelmiş bir Kitap olsa bile İslamiyetin yolu sonrada gelmiş bir din olarak düşünmek yanlıştır. Allahu Teala Hazretlerin „haşa“ başlangıcı ve sonu yoktur. Ölmeyecek bir varlık varsa ancak ve ancak odur. Ölmeyen ve Yüce bir Ilah olan Allah celle cellahu Islamı baştan beri yani yer ve gök yaratılmadan önce kendi nezdinde  kayıt tutmuştur ve Kiyamete kayıt tutacağını dair söz vermiştir. Dört Ilahi Kitabı gelmiştir ve sonuncu Kitap olan Kur’an ile yolumuza etmek mükellifiz. Bu Kitap şu dine bağlıdır ve öbür Kitap şu dine bağlıdır diye asla söz konusu olamaz. Bütün Kitaplar hatta  bütün Sahifeler bile Islama aittirler. Bu aksine savunanlar ise yalan söylemiş ve Cenabı Allaha iftira atmış olur. Bir Müslüman sadece Kur’ana iman edip diğer Kitaplara iman etmezse buda doğru olmaz. Ezelden beri Allah ne gönderdiyse ve emrettiyse onlara inanmak ve iman etmek farzdır. Kitaplarına iman edilmesini istediği gibi Kendisine, Peygamberlerine, Meleklerine, Ahiret Hayatına, Kaderin, hayrın ve şerrin kendisinden geldiğini de iman edilmesini ister. Hazreti Peygamerin sallahu aleyhi ve sellem’den ve şimdi de geçerli kanun olan Ku’ran Islamı kanunudur. Dünya Hayatının sonuna kadar bu kanundan başka bir kanun tanılmayacaktır.

Âli İmrân Suresi 19. Ayetini Diyanet İşleri Başkanlığı şöyle tefsir etmiştir;

„Bütün ilâhî dinler Allah’ın birliği esasına dayalı olduğu için, Hz. Muhammed’in tebliğ ettiği İslâm dini ile diğer peygamberlerin getirdiği dinler temelde birleşirler. Bununla beraber müslüman bilginlerin bir kısmına göre İslâm dini ve İslâm ümmeti tabirleri sadece Hz. Muhammed’in getirdiği din ve onun mensupları için kullanılabilir. İslâmiyet önceki hak dinlerle temelde uyuşsa bile, bu dinin kendine ait özellikleri ve mensubu olan ümmete özgü hükümleri vardır. Diğer bir grup müslüman bilgine göre ise, önceki ilâhî menşeli dinlerin de İslâm olarak anılması mümkündür. Onlara göre Kur’ân-ı Kerîm’de bu anlayışı destekleyen birçok âyet vardır: Hz. Îsâ’nın havârilerinin cevabının “Şahit ol ki bizler müslümanlarız” (Âl-i İmrân 3/52) şeklinde ifade edilmesi, Hz. İbrâhim hakkında “O hanîf bir müslümandı” (Âl-i İmrân 3/67) buyurulması, yine “O size daha önce de bunda da ‘müslümanlar’ adını verdi” (Hac 22/78) şeklinde genel bir nitelendirilmeye yer verilmesi bunlara örnektir. Karşı görüş sahiplerine göre ise bu tür nitelendirmeler peygamberlerle alâkalıdır. 

 

 Kanaatimize göre Kur’ân-ı Kerîm dışındaki ilâhî kitaplarda o kitaba tâbi olacaklar için bir din adı konmadığı, Yahudilik ve Hıristiyanlık gibi isimlendirmelerin daha sonra ortaya çıktığı ve bunların o peygamberin tâbilerine sonradan verilen adlar olduğu dikkate alınırsa “Doğrusu Allah katında din İslâm’dır” ifadesinin anlamı daha iyi anlaşılır. Her ne kadar Hz. Muhammed’in tebliğ ettiği dinin kendine özgü hükümleri varsa da, Kur’an’da bu kitabın önceki peygamberlerin getirdiklerini onaylama özelliği üzerinde ısrarla durulması, onların bildirdiklerinin de temelde İslâm dairesi içinde olduğunu, ancak ilâhî hikmet gereği bu öğretilerin en mükemmel şekline Hz. Muhammed’in gönderilmesi ile ulaşıldığını (bk. Mâide 5/3) gösterir. Şu halde yüce Allah’ın hoşnutluğunu elde etmenin yegâne yolu O’nun bildirdiklerine bütünüyle inanmaktır. Buna göre olgudan hareketle ve belirli kesimleri ifade için başka din isimlerinden söz edilebilirse de, nihaî hedef gerçeği arayanların Allah Teâlâ’nın razı olduğu çerçevede buluşmalarıdır ve ilâhî bildirimler için geçerli olan bu sürecin insanlığın aklına ve vicdanına yansıması kaçınılmazdır. İslâm bilginleri bu anlayışı “ümmet-i icâbet” ve “ümmet-i dâvet” şeklinde kavramlaştırmışlardır; bunlardan birincisi Hz. Muhammed’in bildirdiklerine bilfiil ve açık biçimde tâbi olma iradesini ortaya koyanları, ikincisi ise henüz bu düzeyde olmayan fakat işaret edilen yansıma süreci içinde bulunan potansiyel kitleyi ifade etmektedir. Bu itibarla “Mûsevîlik” ve “Îsevîlik” gibi isimlendirmelere kıyasla bazı Batılı yazarların İslâmiyet’i “Muhammedîlik” şeklinde sınırlayıcı bir adla anmaları isabetli değildir; zira bu hem gerçeği yansıtmaktan uzaktır, hem de sözü edilen iletişimi ve kaynaşmayı önleyici niteliktedir.

 

Âyeti nihaî hedef açısından bu şekilde anlamak, nerede ve ne zaman yaşamış olursa olsun Allah’a şirk koşmaktan uzak durabilmiş ve davranışlarına bu inanca uygun biçimde yön verebilmiş herkesin Kur’an’ın telakkisine göre “müslüman” olarak nitelenmesi gerektiği teziyle (bk. M. Reşîd Rızâ, III, 257-258) çatışmaz. Gerçekten birçok âyette insanların âhiretteki kurtuluşları konusunda bu ölçütün esas alındığı görülmektedir (bk. Bakara 2/62; Âl-i İmrân 3/64).

 

Geniş anlamıyla İslâm (müslüman olma) hem kalp hem dil hem de davranışlarla teslimiyeti ifade eder. Bunlar içinde en önemli ve değerli olan teslimiyet kalple olanıdır. Kur’an’da İslâm kelimesinin, iman düzeyine ulaşmamış teslimiyeti ifade etmek üzere kullanıldığı da görülür (bk. Hucurât 49/14, 17).

 

Kaynak: Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 1 Sayfa: 522-525

 

Allahın Kainatın yaratılmadan önce ve yaratıldıktan sonra her an her zaman İslam dini ile hüküm sürüyor ve hep sürdürecektir ve adetlin en güzelini, en mükemmelini ve sağlamını ortaya koyuyor ve hep koyacaktır. Ona uyanın hükümet adamların hükümeti bu nedenle uzun ve güzel olmuştur. Böyle liderin hem Dünyası hem Ahireti saadet içinde olur. Fakat bir liderin hüküm vermesi kötü ve adeletsizce olursa ne olur? Dünyada rahat, Ahirette hali ise zelil ve perişan içinde olur. Rabbel Alemin olan Allaha uyan ve onun emredildiği gibi yaşayan iyilikleri ve güzellikleri bir kısmını Dünyada diğer kısmını (oda en büyüğü olan) Ahirette yaşar inşaallah. İslamın iyiliklerine ve güzelliklerine kulak veren Dünyada olan rahat ve güzel yaşamını Ahirette devam eder. Insanoğlu münkün olduğu müddetçe ister ki, huzur dolu bir hayat yaşasın. Bunu başarmak için elinden geleni yapar, uğraşır. Sıkıntılı ve zor olsa bile bu kararından vazgeçmez. Bazıları bu düşündüklerini maalesef sadece Dünya hayatı için gerçekleştirmeyi çalışıyor. Akıla getirmedikleri bir şey var, oda Dünya hayatından sonra bir hayat daha vardır. Dünya hayatı bitince öyle bir hayat daha olmayacak ve geri gelmeyecektir. O bitince Ahiret hayatı başlayacak, oda ise son ve süresizdir. Ya Islamiyet ile güzel bir nimet ve yurt olan Cenneti kazanacağız inşaallah veyahut ya da batıl, geçersiz ve yanlış yol ile Cehennemi hak edeceğiz. Allahu Teala bundan bizleri muhafaza buyursun. (Amin).

Bir Ayeti Kerimede Hazreti Allah celle cellahu şöyle buyurmaktadır;

“Aksine siz dünya hayatını tercih ediyorsunuz. Oysa ahiret hayatı daha üstün ve daha kalıcıdır.” ( Ala Suresi, 17.Ayeti )

 

4. Bölümün Sonu

Selam ve Dua ile..


Başlık Kategori Yayın Tarihi
Islamı doğru anlamak -6- Genel 10.12.2018
Ey Zalim Nefsim.. Şiir 05.12.2018
Sevgi denilince Gönül ne hissedebilir, ne diyebilir?.. Edebiyat 27.11.2018
Bir olalım Ey Müslümanlar.. Edebiyat 25.11.2018
Anneciğim.. Şiir 24.11.2018
Başlık Kategori Yayın Tarihi
Uşak tan koylu bakişi Genel 08.12.2018
Organize Örgüt Yapılar (Derin Çete) Genel 05.12.2018
DİLİMİZİN ESİRİ OLMAYI BİZ SEÇTİK Genel 04.12.2018
Uşak tan koylu bakişi Genel 01.12.2018
ELBET BİR GÜN Genel 01.12.2018

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.