İNSANİ TERBİYENİN KÖKENİ

Televizyon haberlerine dikkat ediyorum da bazen beni derin düşüncelere sevk ediyor. Özellikle insanların hayvanlık yaptığı haberler üzerinde durmak istiyorum…

Bir haberde parkta spor yapan bir kadın hiç tanımadığı ve hiçbir hukukunun bulunmadığı bir erkek tarafından darp ediliyor. Herife neden böyle yaptığı sorulduğunda bir gerekçe yok. O bunu söyleyemiyor. Ama ben biliyorum… Bir haberde çocuk kaçırılarak bir ormana gömülüyor. Alçak katile nedenini sorsan nedeni yok. Ama ben biliyorum… Başka bir haberde ise sahipsiz bir kadın bir genç tarafından öldürülüyor; sonra parçalanıyor ve her parçası ayrı ayrı bir çöp tenekesine konuluyor. Zannediliyor ki anlaşılamayacak. Neden yaptığının elbette mantıklı bir açıklaması yok ama ben biliyorum… Başka bir haberde de evde tek başına olan engelli bir genci darp ettikten sonra delik deşik ediyorlar.  Nedenini biliyorum… İnsan nasıl olur da bu kadar “vahşi” olabilir? İnsan mademki insandır hayvanlaşamayacağı bir sınırı olmalı değil miydi? İnsanın hayvanla hiç alakası yoksa insanlık sınırlarından dışarı çıkamaması gerekmiyor muydu? Ama çıkıyor işte…

Bu alçak caniler İslam terbiyesiyle yetişmedikleri için akıl ve gönül dünyaları temiz değil. Düşünce dünyaları iğrenç olunca yüzlerine, tavırlarına ve davranışlarına yansıyor.

Evrimcilerin insan soyunu hayvanlara dayandıran teorilerini haklı çıkaracak kadar iğrençler. Hayvanları inceleseniz böyle iğrenç saldırganlıkları sürekli yaşıyorlar. Kedi fareyi yakalıyor boğuyor. Farenin böceği görmesi yeterli oluyor parçalayıp yemesi için. Köpekbalığı 5 kilometre uzaklıktan kandamlasını bile hissedebiliyor. Karıncayiyen her gün 35 bin adet karınca yiyor. Kurtlar her gün 9 kilogram et yiyorlar. Tarantula avını sıvılaştırıp içiyor. Erkek tarantula, peygamberdevesi ve akrep dişisini yiyor. Ahtapot eşini boğuyor. Kar baykuşu her gün dört kadar sıçan yiyor. Hayvanlar öldürür, hayvanlar vahşi. Fakat insanlar niçin vahşi? Yani dedirtiyor ki: “Ey insan! Sen vahşiydin sonradan din sayesinde terbiye oldun. Terbiye olmadığın takdirde aslına rücu ediyorsun. Tekrar hayvanlaşıyorsun.” Böyle olmasaydı bir insan nasıl hayvan hatta hayvandan da aşağı olabilirdi ki?

Hayvan belgesellerinde zaman zaman hayvanların dahi adeta insani davrandıklarına şahit oluyoruz. Bir leoparın maymun yavrusunu yemediğine şahit olmuştum. Hatta onu yalayıp kokluyor ve koruyordu. Hayvan belgeselinde bir aslanın yeni doğmuş bir geyiği yemediğini izlemiştim. Eğer merhamet bizi hayvandan ayıracaksa bazı hayvanların merhametli olmaları ve bazı insanların merhametsiz olmaları neyi ifade eder? Hayvanların bu özellikleri sonraki asırlarda insanlarda akıl ve vahiyle terbiyeye dönüşecek “iyilik dürtüleri”dir. Bu dürtüler insanda akıl ve vahiy sayesinde gelişip olgunlaşıyor.

Demek ki burada belirleyici olan hayvan ya da insan olmak değil, “din terbiyesi”dir. Bu terbiye “akıl”la gerçekleşir. Aklı olmayanın dini olmayacağı için önce akıl, sonra din gelir. Önce akıl sonra din gelirse doğru dini bulursun. Ama önce din sonra akıl gelirse hangi toplumda hangi dinin müntesibi olarak dünyaya gelirsen o dine körü körüne bağlanırsın. Akıl körü körüne işlediğinde kötü kullanılmış olur.

İslam dini haktır ve ta ilk elçilerden beri son elçiye kadar sürekli olarak Allah’tan terbiye (vahiy) alan Âdemoğlu bu sayede insan gibidir. Bu terbiyeden yoksun olduklarında elbette katleder ve insan parçalarını çöp tenekelerine atar. Kur’an’da Allah yeryüzünde halife “yaratacağını” değil, “seçeceğini” söylüyor. Melekler ilkel insansıların haline bakarak “yeryüzünde kan dökecek bozgunculuk yapacak birini mi seçeceksin?” diye sorduklarında, Allah tealanın “Ben sizin bilmediklerinizi bilirim” demesinin ardında yatan gerçek sonradan anlaşılacaktı ki meğer bu ilahi terbiye imiş. Âdem’in önderliğinde gelişen akılla sorumlu tutulan insanlık, akılsız dağların yüklenemeyeceği yükü taşıyacak olan akıl nimetine sahiptir.

Değersiz bir vahşilikten modern dünyalara yelken açan insanoğlunun aklı gelişmeseydi, din ile sorumlu olamayacak, yeryüzünde kan dökerek ve bozgunculuk yaparak hayvanlığın bir kolu olmayı sürdüreceklerdi.