CUMHURBAŞKANLIĞINA UÇAK ÜSTÜNE UÇAK VE FIBROSCAN CİHAZI

Bolluk içinde yokluk bir ülke gibiyiz. Örnek ki bir doktorun kendi alanı dışındaki hastalıklardan anlamamasının sanki topluma yaygınlanmış hali gibi birşey: Örnek ki bir kamu hastahanesine telefon ettiğinizde karşınıza çıkan ve genelde de genç bir bayan olan kişiye 'Röntgeni kaça çekiyorsunuz?' ya da 'Hastahanenizde fibroscan cihazı var mı?' diye sorduğunuzda alacağınız şey yanıt almaktan çok sizin zamanınızın boşuna alınması olacaktır büyük olasılıkla. Yani ülkemiz sanki 'Deniz içinde balık'larla dolu bir haldedir. Ya da gereksiniminiz olan şey çok pahalıdır ya da size göre çok pahalıdır alamazsınız ancak o şey vardır ülkede. Yani bakanlar, cumhurbaşkanı kamu kurumlarına telefon açıp denesinler ülke ne durumda. Yani ülkemiz erişim ve bilgilenme açısılarından hem pasta hem ekmek olan bir haldedir ancak hayata sanki cehalet ve nefs içindeki insanlar yüzünden 'Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler' egemendir yani kimkimedumduma(kim kime dum duma) bir hal.

Duyumlarından biliyorum; ülkemizde gerekli tıbbi cihazların tümünün olmadığı kamu hastahanesileri var. Oysa devlet hem herşeyi sunan hem de herşeyin en doğrusunu ve en iyisini sunandır ya da en azından 'Doğru, gerçek, olması gereken devlet' türü. Ancak siyasetin her girdabının bulunabileceği ülkemizde en önemli şeylerden olan sağlıkta çözüme giden her yolu bulmak olanaklı değil.

Ülkemiz gençlere emanet edilmiş durumda. Gençlik ise bir cehalet ve nefs dünyası olan modaya emanet edilmiş halde. Yani olanaklara ulaşılmamasının bir nedeni de bu durum bence. Akılı  kitap okumak, bilim öğrenmek, düşünmek yerine modada, modaya köle olmuş sanatçılarda ve sanal dünyada olan bir gençlikten düşünürlere, alimlere, alimelere, bilgelere yakışır bir tavır beklemek zor. Ne diyordu ortalıkta hoplayanzıplayan genç, ünlü bir sözde müzik sanatçısı; 'Ben Neşet Ertaş'ı tanımıyorum' diyordu oysa henüz hayatta idi o zamanlar, ve radyoda hergün türküsü çalınıyor. Sonra da demiş ki 'Neşat Ertaş'ı sevenlerden özür dilerim'. Oysa önce müzik sanatından ve Türkiye'den özür dilemeli idi. Felsefenin, bilimin ve dini tanımlayan Din hadisileri'nin egemen olmadığı; bir cehalet ve nefs olan modanın egemen olduğu bir dünyada bu durumlar zaten zorunludur.

Cumhurbaşkanlığına uçak üstüne uçak alınmış. Sayısı 8 diyen de var, 11 diyen de. En son; Katar'ca hediye edilen Katar uçağı vardı; 500 milyon Dolar değerinde imiş. İşin daha kötü yanı bu uçak önce para ile ve 300 milyon Dolar'a satın alınmaya çalışılmış medyadaki bilgiye göre; yani cumhurbaşkanlığı bunca uçağına karşın bir uçak daha satın almak istiyormuş, Katar emiri bunu öğrenmiş ve bir uçağını cumhurbaşkanlığına hediye etmiş. 

Biyopsi denilen birşey var. Örnek ki karaciğer biyopsisi için 15, 20 Cm'lik, 1.2-1.6 mm kalınlığındaki bir iğne karaciğere batırılır. Ve az da olsa ölüm riski vardır. 'Elin gavuru' bu işi 19. yüzyılda icat etmiş ancak 21. yüzyılda bir de fibroscan icat etmiş yani iğne kullanılmadan, ultrason gibi tarama ile biyopsi yöntemi, ve ölüm riski de sıfır. Biyopside neden ölsün insanlar başka yolu varken, değil mi?

Ülkemizde doğu insanları var; hastalandıklarında ülkenin batısına giderler, tedavi olmak için, çünkü bölgelerinde gerekli tıbbi cihaz ya da gerekli doktor türü yoktur. Örnek ki ülkemizde kaç devlet hastahanesinde ultrason, bilgisayarlı tomografi, Mr cihazı var? 'Elin gavur'u bir de 'İnsanlarım zarar görmesin' diye fibroscan cihazı icat etmiş. İnternete baktım; internette bile satılıyor; fiyatı Tl ile en fazla 50 bin Tl falan; belki daha iyisi, daha pahalısı vardır, olsun ki 100 bin Tl.

Ve cumhurbaşkanlığı var olan uçaklarının üstüne bir de uçak arıyor, satın almak için, 300 milyon Tl civarında falan imiş. Katar emiri de para almadan 500 milyon Dolar'lıkını vermiş. Acaba Katar emiri fibroscan nedir biliyor mu, bilseydi belki fibroscan hediye ederdi ve daha hora geçerdi. 

Yani 300 milyon Tl. 100 bin Tl'den hesaplasak 100 tanesi 10 milyon Tl yapar. Yani 100 milyon Tl bile değil. Türkiye'de diyelim ki bin devlet hastahanesi var, bunun altında olsa da; tümüne birer fibroscan verilse 100 milyon Tl yapar. 300 milyondan geriye kalır 200 milyon; onunla da olmayan öteki cihazlar alınsa, hem hastahaneler rahat eder hem hastalar.

Kamu hastahanesileri 2017 raporuna göre Türkiye'de hasta sayısı çoğalmış ancak hastahane sayısı azalmış; cumhurbaşkanı sayısı çoğalmıyor ancak uçak sayısı çoğalıyor.

Erdoğan demiş ki 'İtibardan tasarruf olmaz' yani 'Devletin itibarından tasarruf edilmez'. İtibara maddi, nicel bir yaklaşım; felsefeye, bilime ve dini tanımlayan Din hadisileri'ne göre. Oysa baştaçı olan, İslamiyet'in dinderi(peygamberi) Muhammed tek yeni elbisesini bir fakire verirken kendi de devleti de itibar içinde idi. Öteyandan(Öte yandan) Erdoğan'ın bir başka baştaçı olan Osmanlı da 'Olmaya devlet cihanda, sağlık gibi' demiştir. Yani halkın sağlığı da devletin itibarına dahildir yoksa 'Pasta bulamıyorlarsa ekmek yesinler' hali oluşur.

Uçakları ile Erdoğan mutlu ve itibarda; 300 milyon Tl ile devlet hastahanesilerine gerekli tıbbi cihazlar alınsaydı hem halk mutlu ve itibarda olacaktı hem de devlet, Türkiye. Hani yeri gelince 'Dünya beşten büyük' deniliyordu. Öyle ise halkın sağlığı, halkın mutluluğu yani 80 milyonun sağlığı ve mutluluğu da 1'den büyük olmalı değil mi?

Maddiyat ile itibar olmaz, itibar maneviyat ile olur. Herşeyden önce felsefeye, bilime, Din hadisileri'ne ve halkın sorunlarına itibar ile olur.

Bu ülkede örnek ki gastroloji doktoru olmayan şehir hastahanesi, üniversite hastahanesi var ancak gökte 15 cumhurbaşkanlığı uçağı var. Gök 1 tane ancak 8 olsun, 11 olsun, 15 olsun, ne olursa olsun, tüm uçaklardan daha büyük.

İlkokulda Türkçe dersi kitabında beni çok etkileyen bir öykü(hikaye) vardı: 'Bana zehir olan şeker'. Adnan Adıvar'ın. Umarım Erdoğan o öyküyü anımsar(hatırlar) ya da okumamışsa okur, ve o da 'Bana zehir olan uçak' der.

Belki cumhurbaşkanı kendisine suikast, sabotaj olasığını en az indirmek için çok sayıda uçak kullanıyordur; peki hani ya 'Kefenimizle geldik' idi? Bak, fibroscan cihazı yok diye kocaman iğneler ile biyopsiye girenler kefenleriyle giriyorlar.


Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 23.10.18/17.27

 


Başlık Kategori Yayın Tarihi
ERDOĞAN-PUTİN-TRUMP-MACRON-SALMAN BEŞGENİ Felsefe 14.12.2018
SELFIE ÇUBUĞU YERİNE ÇEKİM ÇUBUĞU ÖNERİM Felsefe 13.12.2018
CESUR DEĞİL AHLAKLI OLUN Felsefe 12.12.2018
AKP'NİN FRANSA'YA PRENS SALMAN CEZASI MI? Felsefe 11.12.2018
KÖPRÜ CEZALARI Ekonomi 10.12.2018
Başlık Kategori Yayın Tarihi
"GELDİKLERİ GİBİ GİDECEKLER" Felsefe 11.12.2018
Haklı Olmak Felsefe 13.11.2018
DEĞER KAVRAMININ ANLAŞILMASI ÜZERİNE BİR DENEME Felsefe 26.10.2018
Bir Garip Döngü Felsefe 07.10.2018
Ağustos ayında yapmadıklarım Felsefe 30.08.2018