'' MEFTUNE'' 5.BÖLÜM BABAM İLE SON VEDA

Kahvaltımızı yaptık ve misafir hazırlığına başladık. Hiç sevmediğim bir eve gitmeye hazırlanıyordum. Tam o esnada evimizin kapısına vuruluyordu, gelen Jasna’nın babasıydı. Jasna’nın babası çok üzgün bir şekilde içeriye girdi. O kadar üzgündü ki, sanki gece boyunca evinde kandiller hiç sönmemişti. Uyumuşa benzer bir hali yoktu. Gözlerinin altı şişmiş adeta pişmanlığının ve duyduğu vicdan azabının altında acılar içinde kıvranıyordu. Babam o esnada devreye girmiş ‘’ Haydi öp kızım babanın elini’’ demişti. Ancak babamın unuttuğu bir şey vardı, hristiyan inancında el öpme diye bir gelenek yoktu. Daha sonra mahçup olsada gülümseyerek ‘’ Hadi o zaman adetiniz ne ise, o şekilde barışın’’ dedi. Artık Jasna ile babası barışmıştı. Ben ise haklı başarımın gururu içindeydim. Üzüntü ve sevinci aynı gün yaşamıştım. Ancak henüz daha tecrübe etmediğim duygularda vardı. İftiraya uğramak gibi, İntikam gibi, aşk gibi duygular... Zamanla bu duygularında ne demek olduğunu anlayacaktım...

 

4.BÖLÜM SONU

 

 

                                            ‘’MEFTUNE’’  5.BÖLÜM BABAM İLE SON VEDA

 

Artık Jasna’yı babası ile barıştırmıştık. Jasna’yı evine uğurladığımızda babam neşeli ve gururlu bir ses tonu ile ‘’hanım yap bana şöyle güzel bir türk kahvesi’’  dedi. Bir anda hepimizin neşesi yerine gelmişti. Bu olay babamın içindeki elemi ve ızdırabı bir nebze olsun dindiriyordu. Artık ilk geldiği günkü gibi değildi babam. Daha neşeli, daha huzurlu ve herşeyden ötesi daha bir umutluydu. Babam geldiği gün daha bir mutsuz gözüküyordu. Sanki gözleri ile geleceği görüyor, bir kez daha evini göremeyecek olmanın tedirginliğini yaşıyordu. Ama bütün bunları o zamanlarda anlamam elbetteki mümkün değildi. Çocuktum ve sadece şahit olduklarımı hatırlıyor, olayların sebeplerini yada insanların davranışlarını tam olarak o yaşlarda idrak edemiyordum.

 

Babam bana bu hayatta bir çok şey öğretti. İnsanları sevmeyi, yardım etmeyi, hoş görülü olmayı. Hayatımın geri kalanında, babamın söylediği tüm bu vasıfları göstermiştim. Ancak muvaffak olabildim mi ? diye soracak olursanız da, maalesef olamadım. Bu hatıratı yazarken zaman zaman göz yaşlarıma mani olamıyorum. Bunlar ızdırap dolu hayatımın sadece beni yakan ve kül eden kısımları. Bütün bir hayatımı yazmak isterdim. Ancak bunun için hem fazla vaktim yok, hemde dayanacak gücüm yok. İstanbul’da, karlı bir kış gecesi sizlere bu hatıratı bırakacağım. Ancak henüz değil. Henüz sizlere anlatacağım daha çok fazla hadise var. 

O gün çok mutluyduk. Ancak babamında izninin son günüydü. Bu benim için o zamanlarda sıradan, rutin bir veda gibiydi. Nasıl olsa iki hafta sonra yeniden görecektim babamı değil mi ?. Misafirliğe gitmeye hazırlanıyorduk. Dürdane hanımlara gidecektik. Ancak içimizde bir endişe vardı. Gitmeli miydik ? acaba diye kendi kendimize söyleniyorduk. Sanki kötü bir şeyler olacaktı. Babam ile Annem evde hazırlığını yaptığı sırada ben dışarıya çıkıp biraz gezmek istemiştim. Canım sıkılıyordu. Babam gidiyor yine uzak kalacağım, düşüncesi ile hava almak için dışarıya çıktım. Evimizin önünde güzel bir istirahat yeri vardı. İnsanlar oraya gelir dinlenir, sohbet ederler kahvelerini içerler ve giderlerdi. Hiç bir kavga ve vukuat yaşanmazdı. Oraya doğru gidip oturmak istedim. Oturmuştum ama bir taraftan da gözüm bahçe kapımızdaydı. Zira her an bizimkiler dışarıya çıkabilirlerdi. Ben oturuyor bir yandan da mutsuz bir şekilde etrafımızdaki insanların muhabbetlerini dinliyordum. Bizim Raptiştah o kadar kozmopolit bir şehirdi ki, bir çok dili konuşan insan vardı. Ama sonuçta hepimizin dili birdi. İnsanlık ve kardeşlik. Yada en azından ben öyle sanıyordum. Herkesin aklı önceki gün yaşanan hadisede kalmış gibiydi.Hani Jasna intihar edecekti de, son anda vaz geçip caymıştı ya, işte o hadise. Jasna’nın bizim evde kalmasını konuşuyorlardı. Ben adeta minik bir tabure de kaybolmuş gibiydim. Onlar beni göremiyor ben ise onlar konuştukça hem utanıyor hemde daha fazla görünmemek için eğiliyordum. Konuştukları mevzu babam ve Jasna idi. ‘’ Olur mu canım Derman Paşa yapar mı öyle şey ‘’. ‘’ Yakışmadı Derman Paşa’ya ‘’. ‘’ Hanımı evdeymiş ayrıca Derman Paşa kızı gibi sever’’ diyorlardı. Bazıları kim söylemiş, siz nereden biliyorsunuz diye soruyordu. Cevap olarak ise ‘’ Dürdane hanım bizim hanıma söylemiş’’ cevabını duyuyordum. İşi gücü dedikodudan ibaret bir hanımdan başka birşey beklenmezdi ya değil mi ?. Gitmiş ve bütün kasabaya yetiştirmiş. O gün hayatımda yeni bir tecrübe edinmiştim. O tecrübenin adı da iftira idi. Bu sözleri duyduğumda hem çok üzülmüş hemde çok utanmıştım. Oysaki ben o yaşlarda her meseleye toz pembe bakıyordum. İnsanların dertlerine derman olabilmek, kederlerine merhem olabilmek için tüm gayreti, çabayı gösteriyordum. Meğerse insanlar ne kadar ön yargılı ve acımasızlarmış. Dedikoduyu, iftirayı ve ön yargılı davranmayı ilk orada öğrenmiştim. Babam ve annemin o esnada bahçe kapımızdan dışarıya çıktılarını gördüm. Hemen koşarak babamın yanına gittim. Koşarken bir yandan da arkamdan sesler geliyordu şaşkın bir ses tonu ile ‘’ Meftune değil mi o’’ ‘’ buradamıymış’’ ‘’ ne işi var erkeklerin içinde’’ gibi konuşmaları duyuyordum. Hemen babamın yanına gittim. Babam ‘’ Haydi meftune gidiyoruz’’ demişti.Ancak gözlerimde bir tutam göz yaşı kalmıştı ki, o göz yaşıda babamın dikkatini çekti. O esnada ‘’ Ne oldu kızım ağlıyor musun sen ? ‘’ diye bana sordu. Benim ise gerçeği mutlaka babamdan saklamam lazımdı. Babamın izni bitiyor, görevine geri dönmeye hazırlanıyordu zira. Böyle tatsız mevzularla babamın zihnini bulandırmamam ve onu üzmemem gerekiyordu. Ailecek Dürdane hanımların evine doğru giderken arkama bir dönüp bakmak istemiştim. Arkama döndüğümde gördüğüm vaziyet, elli tane adam ve bir çoğuda pişman bir şekilde, üzgün bir şekilde bize bakıyorlardı.Ancak hepsi üzgün değildi muhakkak. Böyle kirli bir iftirayı atan azınlık nasıl pişman olabilirdi ki !.

 

Dürdane hanımların evine gelmiştik artık. Dürdane hanımların iki çocuğu vardı. Erkek olan benden yaşça büyüktü. Adı İbrahim’di. Kız olan ise benimle aynı yaşlardaydı, adı da Esma idi. İbrahim müezzin veya din alimi olmak istiyordu. Eğitimini bu yönde devam ettirip, ileride Kadı veya Şeyhülİslam olmak istediğini söylüyordu. Biraz daha içine kapanık bir çocuktu. Esma daha bir cana yakın, daha arkadaş canlısı biriydi. Kapıya vurduğumuzda Dürdane hanım kapıyı açtı ve ‘’ Hoşgeldiniz’’ diyerek bizi içeriye buyur etti. Ancak geldiğimize sevinmemişti tahmin edeceğiniz gibi. Biz içeriye geçtiğimiz anda Esma’yı üzgün bir vaziyette görüyordum. Anladım ki bize söyleyecekleri her ne ise esma’yı üzecek bir şeydi. Selamlar, muhabbetler, kahvelerden sonra sonunda muhabbet iyice koyulaşmıştı. Derviş bey ağzının içinde bir şeyler geveleyip duruyordu. Söylemekle, söylememek arasında kalırsınız ya bazen, işte öyle bir hissiyatı vardı. Derviş bey ‘’ Bizim işler çok iyi gidiyor biliyor musun Derman. O kadar iyi ki, ne sen sor ne ben söyleyeyim’’ diyordu. Babam ise ‘’ ne var canım bunda. İşlerin iyi gidiyorsa daha ne istiyorsun. Allah daha çok versin canım kardeşim’’ demiş adeta işleri daha da zorlaştırmıştı. O anda Esma bana dönerek ‘’ Meftune biliyor musun biz taşınıyoruz ‘’ demişti. Derviş beyin anlatamadığını, Esma tek bir cümle ile anlatı vermişti. Ancak Esma bunu söylerken tabii ki babası anlatamıyor diye değil, boş bulunduğundan söylemişti. Babam  ve ben büyük bir üzüntü yaşıyorduk. Ben Esma’dan, babam da en sevdiği dostundan ayrılıyordu artık. Babam o sıra ‘’ Karar senin Derviş kardeşim. Bu kararı verirken iyi düşünüp, herşeyi hesaba katarak böyle bir karar aldıysan, bize söyleyecek söz düşmez’’ demiş ve mutsuz da olsa o anda hiç belli etmemişti. O esnada evin oğlu İbrahim de odaya girdi. Çok değişik bir çocuktu. Anneme bakmıyor, kız gördüğü zaman kaçıyordu. Ona göre kızların gözünün içine bakmak bile günahtı. Hiç bana göre bir erkek değildi. Hemen bir köşeye oturmuş sessiz, sedasız muhabbeti dinlemeye koyulmuştu. Derviş bey ‘’ Evet kardeşim bu kararı alırken çok düşündük. Üsküp’e yerleşeceğiz. Evimiz bile hazır. Hatta öyleki, yeni açacağım dükkan bile hazır. Tüm hazırlıklarımızı yaptık haftaya yola revan olmuş oluruz.Ayrıca oğlumun eğitimine, oradaki medresede devam etmesini çok istiyorum.’’ deyince babam ‘’ Madem böyle düşünüyorsun bize sadece hoşçakal demek düşer’’ dedi. Babamın konuşmanın başında kırgın bir sesi vardı. Ancak daha sonra üzülmediğini anladım. Dostu için en iyisini düşünüyordu ve dostu için en iyisi gitmekti. Bazen istemediğiniz bir şeyde olsa, dostunuz için en iyisini düşünmek zorundasınız. İşte buda öyle birşeydi. Artık kalkmaya hazırlanıyorduk, babam ve Derviş bey’in sarılması sanki birbirlerine son veda gibiydi. Sanki Babam bir daha en yakın dostunu göremeyecek gibi sarılıyordu. Bu son vedalaşmada babamın gözlerinden yaşlar dökülüyordu. O mert adamı, koca adamı ağlarken ilk kez görüyordum. Bu ne hüzünlü bir veda idi. Dürdane hanımın ise ağzını bıçak açmıyordu. Ne bir tebessüm gösteriyordu, nede muhabbete giriyordu. Ağzından sadece kısa kısa kelimeler çıkıyordu ‘’Evet’’ ‘’ Katılıyorum’’ gibi anlamsız ve sıradan kelimeler ile muhabbete iştirak ediyordu. Ancak öyle bir yüz ifadesi vardı ki, bunu bize bakışları ile anlatıyordu. Sanki, ‘’size bir şey söyleyeceğim ama zamanını bekliyorum’’ der gibi bir yüz ifadesi vardı.Ancak benim herşeyden haberim vardı tabii ki. Hemen, yola çıkmadan önce evimizin önündeki istirahat yerinde yaşadığım aklıma geldi. Orada duyduklarımı söyleyecekti. Dürdane hanım o esnada ‘’ Jasna’yı da getirseydiniz. Duyduğuma göre sizin kızınız olmuş.’’ diyor annem ise ‘’ Evet evimize aldık. Bunu hangi mana da söylediğinize anlam veremedim’’ diyordu. Dürdane hanım açık açık babamı zina ile suçluyordu. Bu nasıl bir terbiyesizlikti. İnsan olan evine misafir gelmiş birine bunu reva görür müydü ?.Ayrıca evimize alma sebebimiz de belli iken, nasıl böyle bir iftira atabilirdi ?. Annem bu sözü duyduğunda adeta çılgına dönmüş, Dürdane hanımın üstüne yürümüştü. Annem çok yaman bir kadındı. Elide oldukça sertti. Annem vurdukça Dürdane hanım ‘’komşular görmüş, herkes bu olayı konuşuyor’’ diye devam ediyordu. Babam, Derviş bey ve ev ahalisi iki bayanı ayırmaya çalışıyor bir yandan da, Dürdane hanım ‘’haneye tecavüz var komşular yetişin’’ diye bağırıyordu. Gerçekten yaşadığımız şaşkınlığı anlatmaya kelimeler kifayetsiz kalır. Bu bağrışmalar ve arbede uzunca bir süre devam etti. Ben bir ara kavgayı ayırmaya son verdim. Zira bir köşede ağlayan Esma’yı görmüştüm. Hemen onun yanına gittim. Bir tarafta kavga edilirken, bir tarafta ben Esma ile konuşuyordum. ‘’Ağlama Esma. Ne olur ağlama. Bir gün mutlaka karşılaşacağız. Beni mektuplarınla haberdar et tamam mı ?’’ demiştim. Kavgayı ayırıp meseleyi kapatmıştık. Zaten ilerleyen günlerde, kasaba ahalisi de gerçeğin Dürdane hanımın anlattığı gibi olmadığını anlamıştı. Zaten babamdan kimse şüphe etmiyordu ve edemezdi. Bu olay Dürdane hanımın fesatlığından kaynaklanmıştı. Dürdane hanımlardan ayrılıp evimize doğru gelirken, ben yolda babama herşeyi anlatmıştım. Dürdane hanımlara gelirken aslında ağladığımı, bizim hakkımızda böyle düşünüyorlar demiştim babama. O esnada babam hemen evimizin karşısındaki istirahat yerine geldi. Bağırarak ve kızgın bir şekilde ‘’ Kızımın bana anlattıklarına göre benim hakkımda zinacı suçlaması yapmışsınız. Ayıptır, günahtır be. Ben sizlere kardeşim dedim. Ne zaman zor durumda olsanız yardım elimi uzattım. Bu bana yapılır mı ?.Üstelik ben Jasna’yı kızım gibi severim hepiniz bilirsiniz. Hele birde asker olarak bu vatana hizmet eden birine bu iftira atılır mı ?. Eğer bu şekilde düşünen varsa şu anda karşıma çıksın. Evet bekliyorum.’’ Babamın bu sözleri adeta ahaliyi kahretmişti. Babam çok yürekli, mert bir adamdı. Bunu her fırsatta hatıratıma yazıyorum. Daha sonra herkes pişman bir şekilde ‘’ Senin hakkında böyle düşünen namus yoksunudur. İçimizden bazılarımız Dürdane hanım’ın dolduruşuna geldik. Senden asla şüphelenmedik ve şüphelenmeyiz. Bu söylentiyi çıkaranlar adına hepimiz özür dileriz’’. Bu sözlerden sonra babam tanıdığı bir çok esnaf ve kasaba insanı ile sarıldı. Tüm olanları unuttu. Zira o kadar içten bir özür dilemeydi ki bu, babam içindeki tüm kızgınlığı atmıştı. Ben ise bugün bile iyi ki içimde saklamamışım diyorum. Eğer içimde saklasaydım babam kendini aklayamazdı ve bir iftira uğruna ilelebet böyle bir suçlama ile anılırdı. Maalesef babamın kendini savunacak ikinci bir fırsatı olmayacaktı. Bugün kasaba ahalisini son kez görüyordu..

 

Artık gün bitmiş evimize gelmiştik. Annem ‘’ Hakikaten bu Dürdane denen kadın gitsin, yoksa ben taşınıp gideceğim’’ diyor adeta sinirden eli ayağı titriyordu. Dürdane hanım ile kavga etmişlerdi ve ‘’onu affetmeyeceğim’’ diye söyleniyordu. Ama affedip affetmeyeceğini bize zaman gösterecekti. Ben ise tam merdivenlerden odama çıkacaktım ki, annemin miğdesinin bulandığını gördüm. Annem bana ‘’ bir şey yok kızım. aylardır böyleyim, kısa bir müddet oluyor ve sonra geçiyor’’ deyince telaşımın boşa olduğunu anlamıştım. Acaba gerçekten öylemiydi ? Yoksa başka bir şey mi vardı. 

Babam ise o esnada dışarıdaydı. Evimizin bahçesinde fidanlarla uğraşıyordu. Zira çapa sesleri geliyordu. Yukarıya üstümü değiştirmeye çıktım.. Aradan kısa bir müddet geçmedi ki, annem bana seslendi. ‘’ Meftune baban seni çağırıyor’’. Hemen koşarak merdivenlerden aşağıya indim. Kapıyı açtığımda babamı göremedim. ‘’ Baba neredesin’’ deyince babam ‘’ Arka taraftayım kızım arkaya gel’’ dedi. Hemen arka tarafa gittim. Babamın yeni bir fidan diktiğini gördüm. Evimizin arka tarafı ağaç dikme mevzusunda çok müsait idi. Babam beni yanına çağırdı ve beraberce bir fidan dikmiştik. Babam şefkatli bir ses tonu ile ‘’ Bak yavrum bu ağaç bundan sonra ikimizin ağacı. Bu ağaca her baktığında babacığını hatırla tamam mı ?..Bu ilk döktüğümüz suyun adı can suyudur. Artık bu fidanın adı, ‘’Meftune’’ tamam mı kızım ?.’’ demiş ve ilk suyu beraber dökmüştük. Ancak nereden bilebilirdim babamın aslında kendi canını bu ağaca verdiğini..

 

Babamla eve girdiğimizde annem keman çalıyordu. O gecemiz çok güzel geçmişti. Hiç uyumamıştık. Hep birlikte sabahlamıştık. Artık gün ağarmıştı. Babam ile veda ediyorduk.. Babamı son kez göreceğimden habersiz sıkı sıkıya sarılıyordum.Artık benim için tüm zorluklar bundan sonra başlayacaktı..

 

5.BÖLÜM SONU

Bu romandaki kişiler tamamen hayal ürünüdür. Gerçekle hiç bir alakası yoktur. Roman bizzat şahsıma aittir. Romanımın son bölümünü yayınlamış oldum böylece. Aylar sonra satışa çıkartılacak. Devamını kitabı satın alarak okuyabileceksiniz.

Twitter adresim ; twitter.com/Yigit_KrTpRk

Facebook adresim ; https://www.facebook.com/yigit.karatoprak.3

İnstagram adresim ; https://www.instagram.com/ygt_k89

Youtube kanalım ; YİĞİT KARATOPRAK

 


Başlık Kategori Yayın Tarihi
HAFTALIK GÜNDEM ANALİZİ Politika 27.10.2018
  ‘’ MEFTUNE ’’ 4.BÖLÜM  ÖLÜMÜN KIYISINDA Edebiyat 13.10.2018
'' MEFTUNE'' 3.BÖLÜM SEVGİ ÇEMBERİM Edebiyat 12.10.2018
'' MEFTUNE'' 2.BÖLÜM İLK PİŞMANLIĞIM İLK ÜZÜNTÜM Edebiyat 11.10.2018
'' MEFTUNE '' Edebiyat 10.10.2018
Başlık Kategori Yayın Tarihi
Bir yudum hikaye (1/2) Edebiyat 15.11.2018
İyi Kötü Savaşı Edebiyat 01.11.2018
ışığın kurtuluşu Edebiyat 29.09.2018
öyle ya ömür dediğin şey . Edebiyat 13.09.2018
Yaşadığıma Şahit Arıyorum Edebiyat 07.09.2018

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.