'' MEFTUNE'' 3.BÖLÜM SEVGİ ÇEMBERİM

                                

                                                       ‘’ MEFTUNE ‘’

2.Bölüm sonu

Uykumda babamı görmüştüm.. Ona sarılmıştım ve hiç bırakmamıştım. Artık gün aydınlamaya başlıyor , güneş odamı ısıtıyordu.Horozların sesiyle uyanmak en sevdiğim şeydi. İşte tam o esnada kapımıza biri narin elleriyle vuruyordu.. İşte o an benim için herşeyin en güzeliydi. Ve ben yatağımdan fırladığım gibi ona doğru gidiyordum..

 

                                                              ‘’ MEFTUNE ‘’

                                            ‘’ MEFTUNE ‘’ 3.BÖLÜM SEVGİ ÇEMBERİM

Merdivenlerden o kadar hızlı iniyordum ki, sevinçten adeta ayaklarım yerden kesilmişti. Ama aşağıya indiğim vakit, annemin çoktan ayakta olduğunu ve kahvaltıyı bile hazırladığını gördüm. Kapının önün de ise birbirlerine sevgiyle sarılan bir çift görüyordum. Ama bu olamazdı. Babama ilk önce ben sarılmak arzusu içindeydim. Meğerse annemin sevgisi ne kadar güçlüymüş o anda bir kez daha anlamıştım. Daha sonra Babam beni ''canım kızım'' diyerek havaya kaldırdı. Beni çok özlemişti ve bende onu çok özlemiştim. Beraberce hasret giderdikten sonra, babam ''kahvaltı da eksik bir şeyler var mı ?'' diye anneme sormuştu. Annem ‘’ evet bir kaç birşey eksik, önceki gün alamadım’’  deyince babam, ‘’ tamam ben şimdi hallederim’’ dedi. Ancak bende gitmek istiyordum. Büyük bir arzu ile babamın elini tuttum ‘’ bende seninle gelmek istiyorum baba ‘’ dedikten sonra, babam gülümseyerek ‘’ peki deli kız hadi bakalım gidelim’’ dedi.

 

 

Biz babamla yola koyulurken, annem de ev işleriyle uğraşıyordu. Ama evimizin sınırlarından henüz dışarıya çıkmamıştık. Evimizin bahçesinde biraz duraksamıştık. Babam sevecen ve bir o kadar da meraklı bir ses tonu ile ‘’ Benim sana emanet ettiğim çiçeklerimi suluyorsun değil mi ? . Güzel bakıyorsun onlara değil mi ? ‘’ diye sordu. Bende ‘’ Elbette babacağım sizin emanetiniz onlar bana, annemde bende canımız gibi bakıyoruz’’ dedim. Babam ise saçlarımı okşayarak, ‘’Aferin benim güzel kızıma’’ dedi. Birlikte yola koyulduk.Bahçemizin kapısını araladık ve artık özlediğim an gelmişti. Babamla birlikte el ele alışverişe çıkmıştık. Artık başka bir zaman, başka bir dünyadaydım sanki. Herkes bize bakıyor adeta bizi kıskanıyor gibiydi. Babamla ayrı kaldığım iki hafta sanki bana iki yıl gibi geliyordu. Daha önceleri hep ben bakardım mutlu ailelere, bakardım ve sadece baktığımla, üzüldüğümle kalırdım. Yürürken etrafımızdaki kişilerin seslerini duyuyordum. ‘’ Derman paşa gelmiş’’ ‘’ Derman paşa değil mi o’’ diye konuşmalar duyuyordum. Yanımıza geliyorlar hoş geldiniz diyip, birazda benim yanağımı okşayıp gidiyorlardı.Yolda ilerlemeye bir yandan da eksiklerimizi tamamlamaya devam ediyorduk. Tam o esnada, üç yıl önce bitirdiğim sıbyan mektebinin önünden geçiyorduk. İçeride tatil günü olmasına rağmen öğrenciler vardı. Sıbyan mekteplerinde, derslerde başarısız olanlar haftasonları da okula çağrılıyordu. Ama şükür ki ben orada değildim, babamla el ele tutuşup özgürlüğün tadını çıkarıyordum. Sıbyan eğitimleri benim zamanımda üç yıldı, şu anda dört yıla çıktı. Ne kadar talihsizlerdi. Artık alışverişimizi tamamlamış eve doğru geliyorduk..Tam o esnada babam bana macun almaya karar verdi. Ben macunu çok severdim. Hemen macun satan beyin tarafına doğru yöneldik. Babamın gözlerinin içine bakıyordum ve çok mesuttum. Arkamızdan bir ses duyduk. Bu ses Dürdane Hanımın sesiydi. Bağıra bağıra görgüsüzce ‘’ Hoşgeldiniz Derman paşam’’ diyordu. Babam hoş bulduk deyince de, ‘’sizin kızınız varya sizin kızınız’’ deyip tam ağzındaki baklayı çıkartacaktı ki, Dürdane hanımın eşi Derviş Bey imdadıma yetişmişti. Adeta lafı Dürdane hanımın ağzından almıştı. Babam ve Derviş beyin sarılması görülmeye değerdi. Derviş bey bizi ailecek evine davet etmişti. Babam ise yarın akşam deyince ben biraz şaşırmıştım. Zira babamın izni esasen bir gündü. Bu sözden sonra sevincim daha da artmıştı. Babam iki günlüğüne gelmişti bu sefer. Alışverişimizi yaptık eve doğru yola koyulduk. Babam yoldayken biraz sessizleşti. Elbetteki yorulmuştuk ve ben o esnada herhalde bu yüzden sessiz diyordum. Babam devletimize  kol ağası olarak hizmet veriyor, Sırpların büyük taşkınlık çıkardığı bölgelerde askerlik vazifesini ifa ediyordu. Evimize artık çok az bir mesafe kalmıştı ki babam ağzındanki baklayı çıkardı. ‘’Dürdane hanım ne diyordu kızım öyle’’. Ben ise korkarak ama bir o kadar da bu durumu babama belli etmemeye çalışarak ‘’ Bilmiyorum ki baba ben o esnada duymadım.’’ diyordum. Babam ise gülümseyerek ‘’yine bir yaramazlık yaptın kesin’’ diyor ve olayı şimdilik kapatıyordu. Evimize gelmiştik. Hemen babamın önüne geçerek koşarak gittim ve evin kapısına vurdum. Annem nerede kaldınız diye hayıflanıyordu. Babam, annemin gönlünü alarak yolda arkadaşlarını gördüğünü ve bu sebeple geciktiğimizi söylemişti. 

 

Çok güzel bir kahvaltı sonrasında babam, annemden güzel bir Türk kahvesi rica etti. Bende biraz odama çıkıp, odama çeki düzen vermek istemiştim. Ancak buna lüzum kalmamıştı. Merdivenlerden üst kata, odama çıktığım zaman annemin odamı pırıl pırıl, derli toplu bir hâle getirdiğini görmüştüm. Yatağıma uzandım biraz hayal kurmak istemiştim. Ancak uyuya kalmıştım. Rüyam da  Yem yeşil bir ormanda, babamla el ele yürüyüşe çıkmış gibiydik. Herşey çok güzeldi, çok mutluydum. Derken babam bir anda'' işte burada yollarımız ayrılıyor'' dedi. Neden baba ? Neden gidiyorsun ? dediğim zaman da, ''emri hak vaki oldu kızım. Gitme vakti geldi''  diyordu. Rüyamın sadece bu kısmını hatırlıyorum. Daha sonra irkilip kendime geldim. Biraz zaman ilerlemiş gibiydi. Sanki öğlen saatlerindeydik, güneş ışıklarından anlamıştım. Bu rüyanın etkisinde kalmış olacaktım ki, hemen merdivenlerden aşağıya koşup ‘’Babam nerede’’ diyordum. Tam o esnada babamın sesini duymuştum. İçim rahatlamıştı. Babam ile annem hâlâ muhabbet ediyorlardı. Sanırım yaklaşık bir saat civarında uyuya kalmıştım. Ancak duyduklarım hiç hoşuma gitmemişti. Babam annemle tartışıyor, ben ise olan biteni anlamaya çalışıyordum. ‘’ Ne oluyor ?’’  ‘’Kavganın sebebi ne ?’’  diye kendi kendime söyleniyordum. Babamın anneme ‘’ Devlet-i aliyye zor durumda. Bir taraftan Sırplar diğer taraftan da rumlar ile mücadele ediyoruz. Yakın bir zaman da Türk soydaşlarımız bu bölgeye göç edecekler. Onları göçe zorluyorlar Hümeyra’’ dediğini duydum. Bu bizim için ne anlama geliyordu. ‘’ Yakın bir zaman da balkanların büyük bölümü elimizden çıkacak. Bu isyanların Batı Trakya’da olmasından endişe ediyorum. Vatan topraklarımız elimizden gidiyor Hümeyra. Şiddetli çatışmalar yaşanıyor. Kahraman zabitlerim, kahraman askerlerim kahramanca dövüşüyorlar. Ancak bu gidişle vatanımız gitti gider’’. Annem bu sözlerden çok müteessir olmuştu. Endişeli bir ses tonu ile ‘’ Burasıda elden çıkar mı’’ diye sordu babama. Babam ise ‘’ Buraya birşey olmaz.Güvenli bir bölge Raptiştah. Ancak ilerleyen yıllarda ne olacağını da kimse bilemez’’ diyordu. ‘’ En yakın bir zaman da daha güvenli bir bölgeye gideceksiniz. Misal Anadolu. Çok şiddetli çatışmalar oluyor Hümeyra. Bana söz ver. Eğer bana bir şey olursa, Konya’da kız kardeşimin yanına gideceksiniz. Anlaştık mı ? ’’. Annem ‘’ Allah korusun. Allah seni bize bağışlasın. El kadar yavrumuz var neler söylüyorsun.’’ deyince, babam ‘’ Şehitlikten daha yüce bir mevki yoktur. Sen bana sadece söz ver’’ diyordu. Annem ise ‘’ Söz bir tanecik sevgilim söz’’ diyerek babamı mesud etmişti. Ben o esnada merdivenlerin başında idim. Annemin ''yavaş kızımız uyuyor'' dediğini duyduktan sonra bulunduğum yerde kalıp dinlemeyi tercih etmiştim. Zira aşağıya indiğim vakit konuyu kapatacaklardı. Merdivenlerden aşağı indiğimimde babam, ‘’ Canım kızım kalkmış mı bakayım'' diyerek kollarını bana açmıştı. Ben ise ona sıkı sıkı sarılıp hasret gideriyordum. Babam dersler nasıl diye soruyor ben ise, doğruyu söyleyerek iyi babacağım sadece rizaziye dersini sevmiyorum demiştim. Sayılarla aram pek yoktu açıkçası. 

 

Babamla o esnada güzel bir sohbet ediyor annemde gülümseyerek bize bakıyordu. Hep hayalini kurduğum mutlu aile tasvirinin tam içindeydim. O sıralarda sokaktan bir tellal geçiyordu. ‘’ Ey ahali, bugün akşam vaktine kadar, Polok vadisinde piknik yapılacaktır. Tüm ahali davetlidir’’ diyerek, kasabaya duyuru yapıyordu. Babam ayağa kalkarak hiç düşünmeden kesin bir ifade ile ‘’ Haydi gidiyoruz’’ dedi. Annem ‘’ İyi ama hazırlık yapmak icap eder’’ deyince babam ‘’ Hadi siz hazırlığınızı yapın bende biraz bahçede hava alayım’’ dedi.. Biz annemle hazırlığımızı yapmıştık. Öğlen saatlerini biraz geçmiştik. Herşey hazırdı pikniğe gidiyorduk. Hazırlıklarımızı tamamladıktan sonra babama haber vermek için yanına gittim. Ama babam çok kederliydi. Herhalde annemle konuştuğu mevzu yüzündendi. Yanına gidip hazır olduğumuzu annemin de birazdan geleceğini söyledim. Kapı aralandı ve annem de teşrif etti. Sonradan hep birlikte her aile için özel tahsis edilen at arabamız ile beraber piknik yerine doğru yola çıktık. Vadiye vardığımızda çok kalabalıktı. Neredeyse tüm kasaba pikniğe gelmiş gibiydi. Yanıma hemen en çok sevdiğim arkadaşım Jasna geldi. Jasna sırp kökenli hristiyan bir kızdı. Babam Jasna’nın babasını çok severdi. Bazı geceler Jasna'nın babası ile beraber Rom içerlerdi. Zira bizim buralarda müslüman kesimin içki ile pek arası yoktu. Babam ise hep bir taneden bir şey olmaz diyerek içerdi. Zannedersem İstanbul'da askeri talebe iken alışmış.Hep birlikte müsait bir yere kurulduk. Eğlenceler yapılıyor, insanlar en sevdiği oyunları oynuyor, etler yanıyor, binbir gece masalları gibi..

Çocuklar ortada oyunlar oynuyordu. Ben ise daha yeni gelmiştim. Oyunlarını bölmek istemiyordum. Ayrıca hırsız muamelesi görmekten korkuyordum. Geçtiğimiz gün şaka olsun diye aldığım çikolata belki bugün bana hırsız muamelesini getirecekti.Oyuna nasıl dahil olacağımı da bilmiyordum. O tarafa gidip, gitmemekle tereddüt yaşıyordum. Babam ‘’ Gitsene kızım bak ne güzel oynuyorlar’’ deyip beni teşvik etmeye çalışıyordu. Ben ise gidemiyordum. Babam en sonunda beni ensesine oturttu. Oraya kadar götürdü. Çocuklarla konuşarak, beni oyuna dahil etti.

 

Oyunumuzu oynuyor, eğleniyorduk.. Yemek vakti geldiğinde yemeklerimizi yedik. Ardından arkadaşlarımın bir çember oluşturduklarını gördüm. Biz bu çembere ‘’ Sevgi çemberi’’ diyorduk. Çemberin ortasına birini oturtuyor etrafında dönerek bir şeyler söylüyorduk. Bu oyunu büyüklerde izliyordu. Bu bir gelenek gibi bir şeydir. Her piknikte bu oyun oynanır ve aile büyükleri izleyip alkışlar. Çemberin ortasına Jasna’yı almıştık. ‘’ Jasna çok güzel bir kızdır’’ ‘’Jasna çok güzel bir kızdır’’ diyerek el ele tutuşmuş bir vaziyette etrafında tur atıyorduk. Üç tur atıldıktan sonra Jasna yerine geçmişti. Sıra bana gelmişti. Çok heyecanlanmıştım. Acaba benim hakkımda ne söyleyeceklerdi. O heyecanla çemberin tam ortasına geçmiştim. İşte tam o esnada Dürdane hanımın sesini duydum. Hâlâ o vahim olayı unutmamış, annemin maddi ve manevi borcumuzu ödemesine rağmen siniri geçmemişti. Dürdane hanım'ın ‘’ Hırsızları oyununuza almayın çocuklar’’ dediğini duymuştum. Herkes şaşkına döndü. Ne diyordu bu kadın. Dürdane hanım'ın eşi Derman bey'in suratı kızarmış adeta utancından yerin dibine girmişti. Babam çok sinirlenmiş bir şekilde ‘’Ne demek oluyor bütün bunlar’’ diyerek öfkesini kontrol edemiyordu. Babam ve Dürdane hanımın tam olarak ne konuştuklarını duyamıyordum, sanırım fenalaşmıştım. Artık çevremdeki insanları seçememeye başladım. İşte tam o sırada Jasna çemberdeki tüm çocuklara hep birlikte ‘’ Meftune masum, bütün suç bizim’’  diyeceksiniz diye telkinde bulunuyordu. Dürdane hanım ve babamın hararetli tartışmasını bizim sesimiz bastırmıştı. Çemberin ortasında yarı baygın bir halde kalmıştım. Ancak çocuklar etrafımda ‘’ Meftune masum bütün suç bizim’’ ‘’ Meftune masum bütün suç bizim’’ diyerek tur atıyorlardı. Bu sesi duyan tüm kasaba ahalisi dikkatini artık bize çevirmişti. İşte o anda sevginin ne kadar büyük bir kuvvet olduğunu anlamıştım. Dürdane hanım için çok talihsiz, benim için ise büyük dersler çıkaracağım bir gündü. Dürdane hanım'ın üzgün halini hiç bir zaman unutamam. Belki yalandan yere yapıyor, belki gerçekten üzgün. Ama şurası aşikardıki, çok üzgün ve ağlamaklıydı.

 

Gün bitip evimize doğru yol alırken, babam herşeyi öğrenmişti. Babam meseleyi Dürdane hanımın eşi Derviş bey’den öğrendi. Derviş bey olayı münasip bir şekilde anlatmış olmalı ki, babam bana en ufak bir şekilde kızmadı. Bahçe kapımızdan içeriye girip, evimize doğru gittiğimiz esnada, babam beni ensesine oturtarak, gel bakalım birazcık konuşacağız dedi. Annem içeriye girmiş, ben babamla çardak tarafına doğru geçmiştim. Babam bana, piknik dönüşünde olayı Derviş bey’den öğrendiğini o anda söylemişti. Bana bu hadise ile ilgili nasihatlerde bulunuyordu. Artık büyüdüğümü ve on iki yaşında kocaman bir kız olduğumu, daha olgun davranmam gerektiğini söylüyordu. 

 

Babamla konuştuktan sonra, tam içeriye girecektik ki, o sırada sokaktan bağrışma sesleri geliyordu. Bir komşu bizim bahçe kapısına dayanmış ‘’ Yetiş derman paşam derdimize derman ol’’ diye babamı çağırıyordu. Babam son derece telaşlı bir şekilde ‘’Ne oldu’’ diye sorduğunda, aldığı cevapla adeta şaşkına dönmüştü..

 

3.BÖLÜM SONU.

 

Twitter adresim ; twitter.com/Yigit_KrTpRk

Facebook adresim ; https://www.facebook.com/yigit.karatoprak.3

İnstagram adresim ; https://www.instagram.com/ygt_k89

Youtube kanalım ; YİĞİT KARATOPRAK


Başlık Kategori Yayın Tarihi
HAFTALIK GÜNDEM ANALİZİ Politika 27.10.2018
'' MEFTUNE'' 5.BÖLÜM BABAM İLE SON VEDA Edebiyat 14.10.2018
  ‘’ MEFTUNE ’’ 4.BÖLÜM  ÖLÜMÜN KIYISINDA Edebiyat 13.10.2018
'' MEFTUNE'' 2.BÖLÜM İLK PİŞMANLIĞIM İLK ÜZÜNTÜM Edebiyat 11.10.2018
'' MEFTUNE '' Edebiyat 10.10.2018
Başlık Kategori Yayın Tarihi
Bir yudum hikaye (1/2) Edebiyat 15.11.2018
İyi Kötü Savaşı Edebiyat 01.11.2018
ışığın kurtuluşu Edebiyat 29.09.2018
öyle ya ömür dediğin şey . Edebiyat 13.09.2018
Yaşadığıma Şahit Arıyorum Edebiyat 07.09.2018

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.