'' MEFTUNE ''

                                                               

 

 

Belki birazdan Hakk’a yürüyeceğim. Tereddütlerle , keşkelerle ve belki de yarım kalan aşkım ile beraber.Odam da sadece ben ve yalnızlığım var. Gözyaşı ve elem dolu bir hayatın belki de son dakikalarını yaşamaktayım. Göz yaşlarımı henüz yazmaya başladığım hatıratıma akıtmamak için gayret göstereceğim. Zira her bir göz yaşı sayfaların aşınmasını ve çürümesini kolaylaştırabilir. En fazla ehemmiyet verdiğim mesele ise , belki bir gün biri benim bu yazmış olduğum hatıratı bulur..

 

Neresinden başlayabilirim, nasıl başlayabilirim diye düşünüyorum. Belki de size en başından beri herşeyi anlatmak daha münasip olabilir.. 

 

 

                                                          ‘’    MEFTUNE   ‘’

                                             1.BÖLÜM HAYATA GÖZLERİMİ AÇTIM

 

Makedonya vilayetinin  Raptiştah kasabasında doğdum. Raptiştah, Vardar nehrine yakın, Polok Vadisinin batısında, Türklerin Yahudilerin ve bir çok etnik kökenden Osmanlı’nın yaşadığı çok güzel bir kasabadır. Yıl 1830’lu yıllar. Rusların kan kokan siyaseti, adeta bizi birbirimize düşürmek isteyen oyunları işe yaramıyordu ve hepimiz herşeye rağmen kardeş gibi yaşıyorduk.

 

Beyaz renkli, bahçesi olan güzel bir evde doğdum. Bahçe de oynamayı fidanlarımızı sulamayı onlara adeta çocuklarım gibi bakmayı çok severdim. Hatta yazın mis gibi gül kokuları içinde sıcak yatağımdan ayrılıp, bahçe de uyuya kalmışlığım çok fazladır. O kadar yaramaz bir çocuktum ki, tüm esnaf benden adeta bıkmışlardı. Birisi vardı ama ismini şu an için hatırlayamadım. Bizim evin çok uzağında tatlı satan bir esnaf vardı.Ben genel de kızdıracağım kişileri evimin çok uzağında seçerdim ki, beni bulamasın ve anneme şikayet edemesin. Çocuk aklı işte. Halbuki sadece iki sokak ötede bir dükkan ama bana göre çok uzak geliyordu. Bir gün okuldan çıkmıştık arkadaşlarımla eve doğru geliyordum. Bu sefer gözüme biraz daha yakın bir yeri kestirdim. Ama bu sefer çok daha büyük bir yaramazlık yapacaktım.Muhtelif bir çok tatlısı olan, adeta çikolata kokularının sokak başından duyulduğu bir dükkandı. Hemde halk o kadar rağbet göstermişti ki, adam kısa süre içinde paralarını biriktirdi ve Üsküp’te daha gösterişli bir hayata sahip oldu. Sokak başına geldiğimizde arkadaşlarımdan bir an için ayrıldım. 

 

Onlara dedim ki ‘’ Arkadaşlar size tatlı getireyim mi ? ‘’ . Arkadaşlarım heyecanlı ve bir o kadar da meraklı bir ses tonu ile Nasıl ? dediler. ‘’Birazdan görürsünüz’’ cevabını verdikten sonra dükkana iyice yaklaştım ve kapıda Dürdane Hanım’ı gördüm. Dürdane Hanım dükkan sahibinin hanımı idi.Kendisi Bizim eve de sık sık gelirdi. Annem ‘’yine geldi bu hanım, gelme bir daha da diyemiyorum ayıp olur diye’’ derdi. Annemin hiç sevmediği bir hanımdı. Çok boş boğazlı ve mahallenin adeta tüm sırlarını bilen dedikoducu bir hanımdı. Karşısında muhabbet ettiği bir hanım vardı. Adeta çevrelerinde olan biteni unutmuş, neredeyse dükkan yansa haberleri olmayacak bir vaziyettelerdi. Fırsat ayağıma kadar gelmişti. İçeriye girdim yakınım da ne kadar çikolata,Tulumba tatlısı varsa hepsini torbaya koydum. Kısa bir süre sonra çıktım ama beni görmüştü. O an göze göze gelmiştik.Hayatımın o zamana kadar en heyecan verici  anıydı diyebilirim. Ben koşmaya başladım, arkadaşlarım ise, ‘’haydi acele et kaç ‘’ diyerek bana destek vermeye çalışıyorlardı. Sonun da nihayet kurtulmuştum. O kadar hızlı koşmuştum ki arkadaşlarım bile bana yetişemiyordu. Evime yakın bir yerde duraksadım ve adeta nefes nefese kalmıştım. Arkadaşlarımla birlikte o tatlıyı afiyetle yemiştik. Ama arkadaşlarım yanıma geldiğinde ‘’Hanım seni kadıya verecekmiş’’ dediler. Kadı mı ?. ‘’ Hani şu ceza veren hocalar mı ? ’’  dedim. Yüksek bir sesle hepsi ‘’Evet’’ dedi. Hafızam yeni yeni yerine geliyordu.Unuttuğum bir şey vardı. Yüz yüze gelmiştik ve Dürdane Hanım beni görmüştü. Muhtemelen tanıdı ve hatta evimi bile biliyordu. Ne yapacaktım ben şimdi peki. İçlerinden sadece bir arkadaşım ‘’ Keşke ben yapsaydım ben ecnebiyim beni veremezlerdi kadıya’’ dedi. İsmi Jasna idi. Jasna benim en sevdiğim arkadaşımdı. Mavi gözlü sarışın bir kızdı. Aslen sırp kökenli bir hristiyandı. Mahallede benden sonra gelen en güzel ikinci kızdı diyebilirim. Makedonya’dan taşındıktan sonra bir kez daha hiç göremedim. Arkadaşımlarımla oturduk herşeyi unuttuk tatlılarımızı yedik güldük ve eğlendik. Hiç bir şey umurumuzda değil gibiydi. Ben ise bilmem nedendir çok rahattım. Haftanın son günü arkadaşlarımla vedalaşttıktan sonra evin yolunu tuttum. Akşam güneş batmaya yakındı. Bizim oranın harika bir gün batımı manzarası vardır. Oranın halkının adını koyduğu bir tepe vardı ‘’ Güneş Tepesi ‘’ oraya çıkarlardı ve oradan güneş batımını izlerlerdi. Özellikle ilişkisi olmayanlar için adeta tanışma tepesi olarak görülürdü. Hatta bir çok baba, kızlarını bu tepede yakalamış zorla eve dahi götürmüşlerdi. Eve vardığım da annem beni yine canım kızım diyerek karşıladı. Her zaman ki gibi annem yine sofrayı hazırlamış beni bekliyordu. Odam da soyunup, dökünüp bir yandan da babamla konuşuyordum. Babam dediğim de, bir erkek oyuncak bebek yapmıştım. İşte o benim küçüklüğümden beri baba sevgisini aradığım oyuncağımdı.Ama artık ondan da sıkılmaya başlamış, on iki yaşına girmiş kocaman bir kızdım. Baba mı çok özlüyordum. İki hafta da sadece bir gün görebiliyordum.Yemeğe geçtik afiyetle yemeğimizi yedik.Annem yine her zaman ki gibi döktürmüştü. Sonra da bir kanepe de beraberce uzandık. Galiba geçmişe bir yolculuk yapacağız demeye kalmadı ki, annem bana baba mı anlatmaya başladı. Nasıl tanıştıklarını, benim nasıl dünyaya geldiği mi. Ama bu hikaye de hep bir şeyler eksikti. Niçin biz buradayız ? Niçin bizim bir tane akrabamız yok ?. Annem ise bu tür sorulara hep geçiştirerek cevap verdi. Babanın akrabaları Konya’da, benim ailem İstanbul’da diyerek geçiştiriyordu. Bu sefer sormayacağım dedim kendi kendime. Bu güzel anın mis gibi anne kokusunun tadına iyice varmak istedim. Annem bir of çekerek başladı ‘’ Yağmurlu bir günde doğmuştun. Saatlerce süren bir yağmur günüydü. Baban askeriyeden ayrılıp gelmişti. Ancak sen doğduktan sonra yetişebildi. Komşuların büyük yardımı oldu. O gün ebe bulmakta çok zorlanmıştık. Çok zor doğmuştun adeta dünyaya gelmek istemiyor gibiydin deli kız. Genç yaşta iki çocuğumu düşürmüştüm. Sen bizim canımızsın, hayata tutunduğumuz tek dalımızsın.’’ Annem bunları anlatırken bende hep bir hüzün olurdu. Özellikle kardeşlerimin olmasını çok isterdim.. Bende anneme her zaman sorduğum soruyu bir kez daha sordum ‘’ İsmimi kim koydu’’ . Annem ise, ‘’ İsmini baban koydu.’’ dedi. Babam uzun boylu çok yakışıklı biriydi. Biraz zor hatırlıyorum ama en çok hatırladığım da gözleriydi.Sarışın bir erkekti. İsmi de Derman’dı. Hatta komşular ne zaman başları sıkışsa babamı yardıma çağırıyorlarmış. Hatta Annem ‘’ Yetiş Derman paşam , derdimize Derman ol ‘’ diye çağırırlardı demişti. Babamı sadece izin zamanlarında görebiliyordum.Annem anlatmaya devam etti ‘’ Meftune ne güzel isim değil mi ? Sen bizim aşkımızın ilk meyvesisin.. Sevgi, aşk anlamına gelen , meftun olmak yani aşık olmak anlamına gelen bu ismi tereddütsüz kabul ettim bende.’’  Sonra da neşeli bir ses tonu ile ‘’ hadi bakalım bu kadar gevezelik yeter, sofrayı toplayalım sonra da keman derslerine başlayalım’’ dedi. Annem çok iyi keman çalardı. Müslüman kesimden destek görmese de, buradaki ecnebi aileler evlatlarını dersler için ona gönderiyordu. Zaten ailemizin maddi kaynaklarından biri de babamın gönderdiği para dışında bu iş di. Anneme ‘’ Bugün çalışmayalım anne lütfen, odam da istirahat etmek istiyorum‘’ dedim. Annem de beni üzmedi ve izin verdi.Ancak yüzünde öyle bir ifade vardı ki, bugünlük elimden kurtuldun der gibi bakıyordu. Odama çıkmadan anneme son bir şey daha soracaktım. ‘’ Anne Babam ne zaman teşrif edecek ‘’ dedim. Annem ise tek kelime ‘’ Yarın ‘’ dedi. O kadar mesud olmuştum ki, bağırtımdan neredeyse tüm mahalle hatta vilayet ayağa kalkabilirdi. Babam geliyordu hayatımın anlamı geliyordu artık.

 

Daha sonra odama çıktım ve babam için hazırlık yapmaya başladım. Saçlarımı tarıyor ertesi günün heyecanı ile içim kıpır kıpır ediyordu. Ben hazırlığımı yaptığım esnada evimizin kapısı tekmelenmeye başladı. Merdivenlerden aşağı ağır ağır iniyordum annemi başını örtmüş bir şekilde biriyle konuşurken görüyordum. Ama annemin karşısındaki kişiyi görmek için merdivenden biraz daha inmem gerekiyordu.. 

 

1. BÖLÜM SONU 

Bu romandaki kişiler tamamen hayal ürünüdür. Gerçekle hiç bir alakası yoktur. Roman bizzat şahsıma aittir..

Twitter adresim ; twitter.com/Yigit_KrTpRk

Facebook adresim ; https://www.facebook.com/yigit.karatoprak.3

İnstagram adresim ; https://www.instagram.com/ygt_k89

Youtube kanalım ; YİĞİT KARATOPRAK

 


Başlık Kategori Yayın Tarihi
'' MEFTUNE'' 5.BÖLÜM BABAM İLE SON VEDA Edebiyat 14.10.2018
  ‘’ MEFTUNE ’’ 4.BÖLÜM  ÖLÜMÜN KIYISINDA Edebiyat 13.10.2018
'' MEFTUNE'' 3.BÖLÜM SEVGİ ÇEMBERİM Edebiyat 12.10.2018
'' MEFTUNE'' 2.BÖLÜM İLK PİŞMANLIĞIM İLK ÜZÜNTÜM Edebiyat 11.10.2018
CUMHUR İTTİFAKI BİTİYOR MU ? Politika 06.10.2018
Başlık Kategori Yayın Tarihi
ışığın kurtuluşu Edebiyat 29.09.2018
öyle ya ömür dediğin şey . Edebiyat 13.09.2018
Yaşadığıma Şahit Arıyorum Edebiyat 07.09.2018
Gerçekliğinizin Okları Edebiyat 15.08.2018
Uzaktaki Dosta Edebiyat 12.08.2018

Yazıya yapılan bütün yorumlar

Mine 10.10.2018

Zevkle okudum.Tarih öğretmeni olarak bu tür roman ya da filmlerin arada gerçek kişilere ve olaylara değinmesi eseri daha çarpıcı yapar diye düşünüyorum.

Meral Özcan 10.10.2018

Harika bir anlatım,okumaya başlayınca hemen içine alan hikayesiyle müthiş olmuş. Kaleminize ve yüreğinize sağlık.

Kadir Poyraz 10.10.2018

İnanılmaz bir hikaye inanılmaz bir anlatım. Devamını merakla bekliyorum kardeşim. Ama dikkat etmeni tavsiye ederim. Biraz dikkat çekici bir roman gibi. Çalabilirler böyle şeyler çok oluyor. Başarıların daim olsun.

Bülent Reyhan 10.10.2018

Sürükleyici, o yılların yaşantı ve kurallarını yansıtıyor.Elinize sağlık,teşekkür ederim.

Bu yazıya sizde kendi yorumunuzu yazabilirsiniz.