BEŞ VAKİT NAMAZIN İSPATI BAHSİ

Kur’an-ı Şerif izinden gidenleri şereflendirir. İslam var oluş nedenimizi açıklayan bir kılavuzdur. Her önemli ve gerekli şey Allah’ın kitabında mevcuttur. Maide 3’ten anlaşıldığına göre Allah dinini tamamlamıştır. Dinimiz tamamlandığında henüz Resulullah bile sağ idi. Fakat sanki dinimiz tamamlanmamış gibi onu tamamlama cüretinde bulunanlar maalesef haramlar ve helaller icat etmişlerdir. Oysaki Hakka suresinin 44. ayetine göre Resulullah bile dine kendinden bir şey katamamaktadır. Aksi takdirde tehdit edilmektedir. Tahrim Suresi’nin ilk ayetini de hatırlayınız…

Biz gerekli her şeyin Kur’an’da olduğunu iddia ettiğimizde gereksiz şeyleri soruyorlar. Magazin sorulara da Kur’an’da cevap bulurken anlıyoruz ki gereksiz konulara mesai ayırmamız ve avunmamız doğru değil. Böylece anlıyoruz ki elbette gerekli olan her şey Kur’an’da var. Gereksiz şeyleri orada bulamayanlar sorunu kendilerinde aramalıdırlar. Senin avunacak vaktinin olması nasıl mümkün olabilmiştir?

Kur’an-ı Şerif apaçık ve anlaşılır bir kitaptır (1).  Allah Teâlâ sorun yaşamayalım diye kitabı apaçık kılmış iken ve bununla da övünürken biz hala ona kapalı muamelesi yapar ve verilen misallere kulaklarımızı ve gözlerimizi kaparsak sorumlu oluruz. O bizim temel başvuru kaynağımızdır (2). “Kur’an’da beş vakit namaz geçiyor mu?” sorusuna kimisi beş vakit namaz olmadığını, kimisi kapalı olarak olduğunu, kimisi açık olarak olduğunu iddia etmişlerdir. Fakat açık olarak olduğu noktasında maalesef ispatlamalarda yetersiz kalmışlardır. Peki, bu çok mu önemlidir?

Kur’an’ın herhangi bir ayetinin ne olduğunu anlayamayışımız bütünü ve üslubu hakkındaki fikirsizliğimizden kaynaklanmaktadır. Bu durumdan kurtuluşu zan katmakta arıyoruz. Zan katınca mesele kalmıyor zannediyoruz. Biri “ben bu ayetten bunu anlıyorum” diyor, diğeri “ben ise bunu anlıyorum” diyor. Başka biri başka bir şeyi… İyi de bakalım Allah bu ayetle neyi anlatıyor? Belki de sen anlatılanı anlatmıyor ve anlatılmayanı anlayıp anlatıyorsundur.

Hayır! Kur’an apaçık bir kitaptır. Onunla yatıp onunla kalkan ve onu yaşayan hem takva hem ön yargısız araştırmacılar için onda herhangi bir kapalılık yoktur. Senin kapalı sandığın bir şeye herkes senin gibi yaklaşır mı sanıyorsun? Ancak Kur’an’ı referans aldığında istemediğin bir sonuçla karşılaşırsan Yahudiler ve Hıristiyanlar gibi kenarından köşesinden kendi istediğin anlamı kazandırmak için ayetleri zorlayamazsın.

Tartışma konusu yapılsa da ve bazıları hadisle ispatlamaya kadar işi vardırsalar da Kur’an’da beş vakit namaz bakalım var mı ve olup olmaması ne anlama gelir? İncelemeden evvel son söyleyeceğimiz bir durumu peşinen söyleyelim: Sabah, öğlen ve akşam namazları konusunda İslam dünyasında ittifak vardır; bu vakitlerin tartışılmaları söz konusu değildir.

Şu ayet namazla ilişkilendiriliyor: “…tesbih et hamd ile rabbini güneş doğmadan önce ve batmadan önce ve gece vakitleri böylece tesbih et ve gündüzün etrafında…” (…kalbe tuluışşemsi ve kalbe gurubiha ve min anailleyli fessebbih…) (3). Dikkat edilirse burada namaz anlamında kullanılan “salât” sözcüğü geçmemektedir. Fakat namazda gerçekleştirilen bir eylem olan “tesbih” ve namazın geleneksel olarak kılına geldiği saatler birbirleriyle örtüşmekteler. Çünkü bu saatlerde yapılan tesbih namaz içinde gerçekleşmektedir. Bunların sabah ve akşam vakti oldukları bellidir. Fakat yine de namaz tesbihin bir parçasıdır; aynısı değildir. Çünkü secdesiz, rükûsuz, kıyamsız da tesbih etmek mümkündür. Sonuç olarak salât geçmediği için doğrudan namaz vaktidir diyemeyiz.

 “…Öyleyse Allah’ı tesbih edin akşamladığınızda ve sabahladığınızda…” (…fesubhanallahi hıyne tümsune ve hıyne tusbihun…) (4). Arapça kaynaktan da öğrenebileceğiniz üzere “tümsune” akşam, “tusbihun” sabah anlamındadır. Bunların da sabah ve akşam vakti oldukları bellidir. Ancak yine de şunu söylemekten kendimi alamıyorum: Burada da salât geçmiyor. Neden namaz anlamı verelim? Fakat vakitleri tevakuf ediyor.

 “…ve hamd Onadır semalarda ve arzda ve yatsı ve öğle olduğunda.” (…ve lehulhamdü fiysemavati velardı ve aşiyyen ve hıyne tuzhirun.) (5). Arapça’da “aşiyyen” güneşin batışından sonraki süredir; yani insanlar güneş battıktan sonraki yatsı vaktini anlarlar. Güneş batmadan önce akşam, battıktan sonra yatsı vaktidir. Arapça “tuzhirun” zahir, apaydınlık, zuhur, her şeyin ayan beyan ortada olduğu ve güneşin en dik olarak ışık vurduğu öğle saatidir. Peki, yatsı ve öğle vaktinin namaz vakti olduğunu nasıl anlarız? Dikkat edilirse yine hamd ederken belirlenen vakitler namazın malum vakitleridir. Ama burada da salât geçmemektedir ve hamd namazla ilgilidir ama namazın kendisi değildir.

Geriye ikindi namazı kaldı. İkindiyi yatsı ve öğle kelimelerini aradığı gibi arayanlar elbette bulamazlar. “…ikame et namazı güneşin yönelmesinden gecenin kararmasına dek…” (…ekımıssalate li dulıkişşemsi ila gasakılleyli…) (6). Bunun hangi vakit olduğunu nasıl anlarız? Güneşin yöneldiğini ne zaman fark ederiz? Sabah fark ederiz ve bu gün boyu devam ederek hava kararana kadar sürer. Yani gündüzün bütününde. Ayet emir kipiyle gelmiş. Gündüzleyin mutlaka namaz kılacağız ama hangi saatlerde? O günün müslümanına malum saatlerde. Yani gündüz hangi saatlerde kılındığına şahit olunuyorsa o saatlerde. Devamında sabah okumasını da tam bir dikkat ve duyarlıkla gerçekleştirmemiz gerektiğini, çünkü sabah okumasında insanın gerçekten de ulvi olan her şeye açık olduğunu öğreniyoruz. Bu okuma namazda Kur’an’dan bir kısmının okunması yahut namaz dışında Kur’an’ın okunması da olabilir. Unutmayın “leyl” gecenin tamamıdır. O asrın müslümanına malum olan bizim için meçhulse, o asra sağlıklı bir şekilde ulaştırıcı metotlar kullanmalıyız.

 “…ve ikame edin namazı iki tarafında gündüzün ve gecenin başlarında…” (…ve akımıssalate tarafeyinnehari ve zülefen minelleyl…) (7). Emir kipiyle doğrudan doğruya salâtın hem de ikame etmek gibi bir eylemle bir arada geçtiği bir ayet daha önümüze çıktı. Gündüzün iki ucu sabah ve akşamdır. Akşam denildikten sonra gecenin yakınından kasıt elbette yatsı dediğimiz vakittir. Yatsı vakti gecenin yakın saatidir ve uzak saati ise gece yarısından sonrasıdır. Bunun bizdeki adı yatsıdır. Fakat o zamanki Arap Müslümanlar buna “zülefen minelleyl namazı” demişler.  Gecenin yakını olan namaz… Burada sabah tartışılmasa da gündüzün diğer ucu tartışılmış ve ikindi olabileceği de düşünülmüştür. O günün müslümanına beş vakit namaz malum olduğu için bu ayetten anladığım şu: Hani beş vakit namaz kılıyorsun ya onu yap. Gündüzün iki tarafında ve gecenin başlarında kıl; yani Resul’ün gündüzün erken saatinde (sabah) namaz kıldığını görüyorsun; gündüzün daha sonraki saatlerinde (öğle, ikindi) kıldığını da görüyorsun. Bir de gecenin başlarında (akşam, yatsı) kıldığını görüyorsun. Sen de böyle yerine getir. Gündüzün iki tarafı sabah ile (ikindi veya) akşam olabilir; gecenin başları da (akşam veya) yatsı.

Bazıları şu ayeti yatsı namazının farziyetine delil olarak getiriyorlar. Oysa bu ayetteki, “…sabah namazından önce, öğleyin elbiselerinizi çıkardığınız vakit ve yatsı namazından sonra (yanınıza girecekleri zaman) sizden izin istesinler. Bu üç vakit sizin soyunup dökündüğünüz vakitlerdir…” (8) kısmında geçen salatu’l işa (yatsı namazı) emredilerek geçmediği için yatsı namazının emredildiğine delil oluşturmaz. Burada giysileri soyunurken yakalanmamak için yatsı gibi saatlerde izinsiz girmemek konu ediliyor, yatsıyı ikame edin denilmiyor. Fakat yine de Resulullahın sabah, öğle ve yatsı namazı kıldığını bu ayetten anlıyoruz. Allah Resulullahın bu uygulamasından hoşnut olmasaydı elçisini beş vakit namaz kılmaması hususunda uyarırdı. Allah tam şu saatte tam olarak şunu yap demediği için yani gündüz ve gece namaz kıl dediği için Resulullahın belirlediği beş vakte itiraz etmiyor. Çünkü bu ameli bir ibadettir. Gündüz ibadet etmesi istenmiş o da belirlemiş; hava kararınca da ibadet etmesi istenmiş onu da belirlemiş. Ne mi yapmış? Salat, tesbih, zikr…

Yatsı namazına sağlam delil Hud:114’tür. Bu durumda sabah, akşam ve yatsı vakitleri emredilmiştir. Yatsı, ikindi ve öğle vakti yapılan tesbih ya da hamd yahut zikrin “ikame” sözcüğü geçmediği halde salât (namaz) olduğunu örften ya da mütevatir gelenekten anlamak için tefekkür etmeye bile gerek yok.

“Aşiyyi vel ibkâri” (9) sözcüklerinden yatsı ve henüz kullanılmamış gün yahut sabah anlaşılabilir. Bazı ayetlerde “sabah akşam” ifadesi süreklilik anlamında kullanılır (10); süreklilik yalvarmada ya da duada devamlılık anlamında da kullanılır (11); sabah akşam tesbihte devamlılık (12); hamdda devamlılık (13), hatta gecenin bir kısmında olarak (14); zikirde devamlılık (15). Secdede süreklilikle ilgili ayet de vardır (16). Bazı ayetlerde ise sabahleyin ve akşamleyin zikretmek sessizce zikretmemiz istenir (17). Geceyi secde ve kıyamla geçirmekten de bahsedilir (18). Bu durumda gündüz vakti salat emredilmiştir ve sabah, öğlen ve ikindi vakitleri salat etmek Resulullahın sünneti olduğundan üzerimize farzdır; hava kararınca da salat emredilmiştir ve akşam ile yatsı vakitleri salat etmek Resulullahın sünneti olduğundan üzerimize farzdır.

Farkındaysanız geleneksel fıkhın “sünnet”i “farz” veya “emir”den ayıran ve “farz” ile “emir”i birbirine müsavi görme hatasını yapmadan bir yol haritası çizdik.

Bazıları her ne kadar Bakara suresinin 238. ayetinde geçen “salat’il vusta” kelimesini “orta namaz” olarak öğle ya da ikindi anlasalar da siyak ve sibak usulüyle böyle olmadığı aşikârdır. Bu konuda çok saçma hesaplar yapılmıştır. 5 vakit namazın ortası 3 imiş; üçüncü sırada ikindi varmış; böylece ikindi namazı imiş. Günün ve gündüzün ortası öğle vaktiymiş; böylece öğle namazı imiş ve saire. Belli bir vaktin namazı olamaz çünkü Allah belli bir vaktin namazını diğerlerinin hepsinden daha fazla önemsemez. Meallerin çoğunda bu namaz özellikle önemsenerek vurgulanıyor ki bu yanlıştır. Öyleyse başka ne olabilir?

Burada “vusta” kelimesi geçmektedir. Bu “vasat” demektir. Başka bir ayette vasat bir ümmet (ummeten vasatan) olduğumuz belirtilmektedir (19). Biz vasat yani mutedil bir ümmetiz. İfrata ve tefrite kaçmayan, dengeli, ölçülü, aşırıya kaçmayan… Öyleyse salât’ın vasatı nasıl olur? Mutedil salât. Burada salât’ı “namaz” olarak anlayacaksak ayette namazı en uygun şekilde ifa etmeye dikkat etmemiz ve Allah'ın huzurunda içten bir bağlılıkla durmamız isteniyor. Yani bizim namazımız da mutedildir.

Resulullahtan nasıl gördüyseler öyle yaparlar. Ne çok hızlı ne çok yavaş. Ondan ne rekât çıkarır ne de ona rekât eklerler; ne namazda ne yapılacağını unutacak kadar derinlere dalar ne de dünya hesaplarıyla namazı geçirecek kadar kayıtsız kalırlar; yani namazda ne okuduğumuzu dikkate almayacak kadar dünyaya ne de kaçıncı rekâtta olduğumuzu unutacak kadar ahirete dalmamalıyız. Tam kıvamında olmak, ne çiğ ne de yanmış… Namazımızın orta olması da işte bu anlamdadır. Mutedil bir namaz…

Bizler bu çağın Müslümanları olarak birtakım geleneksel birikimlerimiz nedeniyle o dönemin hakikati üzerine atılan hurafe küllerini üfleyip atamadığımızdan Kur’an’da yatsı ya da ikindi gibi kelimeler arayarak çok vakit kaybettik ve çok yanlış yönlendirmelerde bulunduk. Hiç düşünmedik ki bunlar kelime olarak değil de, kelimelerin açılımları olarak Kur’an’da yer alıyor olabilir…  Böylece mikro gözlükler evrensel gerçekleri gösteremedi. Kendimizi o dönemin müslümanı yerine koyamadık. Sanki Sahabe Ebu Bekir “niyet ettim ikindi namazını kılmaya” diyor... Ah şu üçüncü sınıf ilmihaller yok mu?

İslam bir haberdir. Bunun akademisi olmaz. Müslümanlar akademisyenlerden kurtulmadıkça hakikatler boğuntuya gelecektir. Dinsel konularda akademisyenlik olmasın demiyorum. Ama saf, katıksız, Kur’an endeksli bir İslam anlayışı üzerine bina edilmelidir. Sorumluluklarımız basittir. Bunların dışında teferruatlı konularda akademik çalışmalar yapılabilir. İslamdan haberdar et, İslami konulardaki araştırmalarını paylaş, öğret, ilet… İslamın değil; tarihinin, hadisinin, kelamının, fıkhının akademisi olmalıdır. Her Arapça bilen âlim geçinir olmuştur. Suud’da çoluk çocuk Arapça bilmektedir ama bu onları âlim yapmaz. İlim “gerçeğe ulaştırıyorsa” vardır! Kur’an âlimin Allah olduğunu haber veriyor. Biz sadece haberci olabiliriz ve âlimliğimizi bildiğimiz bilgilerin çokluğu değil, gerçeğe uygunluğu belirler. Daha ileri gidenlerimiz akademisyen olabilirler ve gerçekleri yakaladıkları kadar âlim olabilirler. Apaçık bir haberi âlimin yitik malı olsun diye zan katarak örtmenin gereği yoktur. Bu haber çok zeki olmayı değil, çok dikkatli olmayı gerektirirken içindeki bir sözü başka bir sözüyle açıklayan bir haberdir.

Sonuç olarak Sabah namazını (20), Öğle namazını (21), İkindi namazını (22), Akşam namazını (23) ve Yatsı namazını (24) her ne kadar vaktin tevakufu ve isabeti bakımından tesbit ediyor gibi bir izlenimimiz olsa bile önerimiz şudur: Metodlu yaklaşmalıyız. O takdirde kendimizin Resulullaha direkt hatta dolaylı bile değil, uzak muhatab olduğumuzun farkına varırız. Mademki biz uzak muhatabız bilmeliyiz ki, bu namaz vakitleri direkt muhatablarına açıktı ve dolaylı muhatab da onlardan gördü. Bizler gibi uzak muhatablara da mütevatir bir gelenekle intikal etti. Bugünkü beş vakit namazı uzak muhatab olmamız hasebiyle belki ayetlerde apaçık gösteremeyebiliriz ama bugünkü beş vakit namaz uygulaması itikadda tek ölçümüz olan Kur’an’a ters de değildir. Bugünkü beş vakit namaz uygulaması Kur’an’a ters düşmeyen hadislerde de benzerdir. Mütevatir gelenekten sonra bu hadisler amelde üçüncü ölçümüzdürler. Namazın biçimi bellidir, vakitleri bellidir, meramı bellidir; zorlamaya gerek yoktur. Allah içinde bulunduğumuz imkânlara göre yargılayacaktır. Beş vakit namaz kılmak, namaz kılmamaktan ve özellikle bu konuda azınlığı taklit etmekten iyidir. Gündüzün uçlarında ve karanlıkta namazın olduğu hem kesindir hem de emredilmiştir. Resulullah bu vakitleri disipline ederek beşe bölmüştür. Allah’ın namaz vakitleri hususunda herhangi bir uyarısı söz konusu olmamıştır. Buradan da anlaşılıyor ki Allah elçisinin disipline ettiği bu saatlerden razı olmuştur.

Bu yazıyı okuyan gelenekçi kardeşlerimiz, "biz zaten 5 vakit kılıyoruz bizim ihtiyacımız yok" diyebilirler. Fakat onlar bu 5 vakti hadislerden değil gelenekten yola çıkarak ikame etmekteler. Mütevatir gelenek hadislerden daha büyük bir rol oynamaktadır. İmam Buhari hadis araştırmadan evvel nasıl namaz kılıyordu? Hadislere bakmıyordu. Babasından nasıl gördüyse öyle kılıyordu. İmam Buhari’nin babası da namaz kılıyordu ve oğlunun araştırmalarının bitmesini beklememişti. Öyleyse Kur’an’dan sonra ikinci kaynak mütevatir sünnettir. Hadislere göre namaz kılmaya kalkanın kafası karışır. Sünnet diye Cumadan sonra namaz kılmak isteyenin dört rekât kılması gerektiğini (25) söyleyen hadise mi uyacaksın, yoksa iki rekât kılması gerektiğini (26) söyleyen hadise mi? Peygamberimizin kadınlar gibi elini göğsüne koyduğuna dair hadisler de var (27) ama kadınlar hariç hiçbirimiz böyle yapmıyoruz. Kısacası Resulullahın vakit namazlarını nasıl kıldığıyla ilgili o kadar farklı hadisler var ki onlara bakarak namazı gerçekleştirmek imkânsızdır. Bugün kıldığımız yüzlerce rivayetten o da kısmen sadece biri olup Resulullah kesinlikle beş vakit namazı robotları programlamada olduğu gibi yahut bizim gibi kılmamıştır. Onun namazı bize nispeten çok daha doğaldı.

KAYNAKLAR: 1. (Bknz. Meryem, 97; Hud, 1; Nur, 18; En’am, 55, 65, 97, 114, 126). 2. (Bknz. Maide, 48, 49,50; Nisa, 105, ayrıca bknz: Muhammed:23 ve Bakara, 26). 3. (Taha, 130). 4. (Rum, 17). 5. (Rum, 18). 6. (İsra, 78). 7. (Hud 114). 8. (Nur, 58). 9. (Bknz. Al-i İmran, 41; Muminin, 55). 10. (Bknz. Kehf, 28). 11. (Bknz. En’am, 52). 12. (Bknz. Meryem, 11; Nur, 36; Rum, 17; Ahzab, 42; Mumin, 55; Fetih, 9; Enbiya, 20; Fussilet, 38). 13. (Bknz. Mumin, 55). 14. (Bknz. Kaf, 40; Tur, 49; Müzemmil, 2-6, 20; İnsan, 26). 15. (Bknz. İnsan, 25). 16. (Bknz. Ra’d, 15). 17. (Bknz. A’raf, 205). 18. (Bknz. Furkan, 64; Zümer, 9). 19. (Bknz. Bakara, 143). 20. (Bknz. Taha, 130; Rum, 17; Hud, 114). 21. (Bknz. Rum, 18). 22. (Bknz. İsra, 78). 23. (Bknz. Taha, 130; Rum, 17; Hud, 114). 24. (Bknz. Rum, 18, Hud, 114). 25. (Bknz. Ebu Davud, Salât: 26; Nesai, Cuma: 44). 26. (Bknz. Buhari, Cuma: 38; Nesai, Cuma: 42). 27. (Ebu Davud 759; Ahmed 22026; Albânî Cenaiz 150; İbni Huzeyme 479; Beyhaki 2/30).

NOT: Bu makale iki bölüm halinde gazetede yayınlanmıştır. Bu yazının devamı mahiyetindeki çok emek vererek yazdığım 40 kaynaklı üçüncü bölüm yedeklemediğim için malesef kaybolmuştur. İleriki zamanlarda hiç olmazsa benzerini yazmak umuduyla üzülerek hoşgörünüze sığınıyorum.

http://www.bizimyaka.com/yazar-89362-BES-VAKIT-NAMAZIN-ISPATI-BAHSI-1

http://www.bizimyaka.com/yazar-89519-BES-VAKIT-NAMAZIN-ISPATI-BAHSI-2


Başlık Kategori Yayın Tarihi
koylunun cinar yapraklari gibi Genel 17.11.2018
Islamı doğru anlamak.. -5- Genel 15.11.2018
Islamı doğru anlamak.. -4- Genel 12.11.2018
Uşak tan koylu bakişi Genel 10.11.2018
Islamı doğru anlamak.. -3- Genel 07.11.2018