Uluslararası Teşkilatların Politika Öyküsü

Daha ziyade ulus-devletlerin yayılıp devletlerarası ilişkilerin arttığı 19. yüzyılda rastladığımız uluslararası teşkilatlar ulus-devletin ortaya çıkarak uluslararası sisteme hâkim olmasıyla oluştu. Böylece artık teknik ve fonksiyonel işbirliğinin önüne geçildi. Gerek güvenlikle gerekse evrensel barışla alakalı Milletler Cemiyeti (League of Nations) ve Birleşmiş Milletler (United Nations) gibi küresel teşkilatlar uluslararası teşkilatlanmada devrim yaşattı.

1648’de Westphalia Antlaşması sayesine“dünyanın en kanlı savaşları” olarak bilinen Avrupa’daki 30 Yıl Savaşları biterek uluslararası sistemi temelinden sarsan bir egemenlik anlayışı geçerli oldu. Bu barış evrensel imparatorluklara karşı “ulus-devlet” olmanın zaferiydi. 1618-1648 arası Protestan-Katolik karşıtlığının yol açtığı 30 Yıl Savaşları sonrasında yaşanan Kutsal Roma-Cermen İmparatorluğu’na bağlı prenslikler bağımsız politik birimlere dönüştüler. Uluslararası alanda devletler hem “eşit” hem “egemen”diler. Nihayet dünya sistemi eşit ve egemen devletlerden kurulu siyasi bir sürece girince çok uluslu imparatorlukların yerini ulus-devletler aldı. Gidişata Fransız İhtilalı’nın ve devamındaki Napolyon Savaşları’nın Doğu Avrupa’ya doğru geliştirdiği “milliyetçilik hareketi” de eklenince ortam daha da hareketlendi ve nihayet dünya sistemine “uluslararası sistem” denmeye başlandı. Ülkesel (teritoryal) devlet milli bir nitelik kazandı; ülkesel-ulus devlet modeli Avrupa’da siyasi egemenlikle kamuoyunu etkiledi. Çok uluslu imparatorluklardaki “toprak imparatorun mülküdür; halk kölesidir” gerçeği tarih oldu. Eşit ve egemen olduğuna inanan devletler uluslararası sitemi oluşturdular. Lakin merkezi bir otorite bile olmayıp devletlerin güvenlik kaygıları devam ediyordu. Uluslararası literatürde “anarşi” kargaşa değildir; merkezi otoritenin olmamasıdır. Ancak soru şu: Güvenlik endişesine rağmen işbirliği (bütünleşme) nasıl gerçekleşecekti?

Uluslararası teşkilatlar nedeniyle Westphalia Antlaşması’nın getirdiği eşitlik ve egemenlik anlayışı etkili olunca yeni uluslararası sitem (Westphalian System) devletlerin rekabetini artırırken, söz konusu rekabete rağmen uluslararası teşkilatlar işbirliği yapmanın yanı sıra özerklik kazandılar. Evrensel imparatorluklara karşı sınırlı bir toprak üzerinde kendi siyasal varlığını kendisinden alan, ülkesi siyasi kimliğinin parçası olan teritoryal devletin toprakları sömürge sayesinde genişlese de merkezi aynıdır; vatanı daima çekirdeğidir. Böyle ülkelerin çok uluslu küresel egemenlik iddiasındaki imparatorluklara karşı elde ettiği zafer dünyada politik ve ekonomik sistemi bile değiştirmiştir.

1815 Viyana Kongresi’yle ortaya çıkan “Avrupa Uyumu” işbirliği ortamının oluşmasıyla uluslararası teşkilatlar kurulabildi. Ren Nehri’nde kurulan merkezi komisyon çağdaş uluslararası teşkilatların ilkidir. Daha sonraları da 1821’de Elbe Nehri’nde, 1856’da Tuna Nehri’nde trafik oluşturmak için benzer teşkilatlar kuruldu. 1818’de teknik işbirliği anlaşması için Alman devletleri aralarında Zollverein Gümrük Birliği’ni oluşturarak Alman Siyasi Birliği’nin temelini attılar. 19. yüzyılın ikinci yarısında ticaretin gelişmesiyle ortaya çıkan ihtiyaçları gidermek için iletişim, ulaşım ve ticaretle ilgili teşkilatlar kuruldu.

Ne var ki teşkilatlanmaya rağmen 1. Dünya Savaşı’nın çıkması önlenemedi. Ulus-devletlerin rekabetleri, güç artırma stratejileri, askeri harekete geçiren politik gerginlikler Avrupa’yı 1914’te çok kanlı bir savaşa sürükledi. Uluslararası teşkilatlar savaşı engelleyemediyseler de savaşı bitirmek adına 1919 Paris Barış Konferansı sonrasında 1920’de kurulan Milletler Cemiyeti bir “girişim” olarak tarihe damgasını vurdu. Dönemin ABD Başkanı Woodrow Wilson’ın liberal görüşleri ve uluslararası politika yaklaşımı işi bitirdi. Hatta “siyasal felsefe”de bu yaklaşıma “idealizm” denilir. 1918’de onun ABD Kongresi’ndeki 14 maddelik ilkeleri ve savaş sonrası için teklif ettiği düzen tarihe kaydoldu. Uluslararası hukuk ve uluslararası kurumların hâkimiyetiyle evrensel ilkeler uluslararası sisteme yön verirse kalıcı barışın gerçekleşeceğini savundu. Böylece uluslararası teşkilatlar yoluyla liberal ve bütüncül bir anlayışın hâkimiyetiyle savaşın önüne geçilecekti. Geleneksel realist anlayışın hep savaş, kan ve gözyaşı getirdiği çok kez tecrübe edilmişti. İşte bu fikir ve çabalarla Milletler Cemiyeti kurulduğu halde iç siyasetinden kaynaklanan mazeretlerle ABD’nin üye olmaması teşkilatta sorunları artırdı. İki büyük savaş arasında temel sorunlar hukuk ve diplomasiyle giderilemediyse de büyük bir “politik uluslararası teşkilat modeli” olarak tarihe geçti. Hani bir aile düşünün, evin babası yatalak ve felçlidir; ama yine de vardır. İkinci Dünya Savaşı’nın çıkmasını engelleyemeyince 1946’da dağılmasına neden oldu. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra bu teşkilat Birleşmiş Milletler adını aldı.

Şartların değişmesi ihtiyaçları değiştirince devletlerarası ilişkiler yeni işbirliği modellerini gerektirdi. Caporaso ve Pelowski’ye göre, öncekine nispeten daha kapsayıcı yeni yapı ve fonksiyonlar uluslararası ilişkilerde ortaya çıkarak uluslararası politikanın doğasını değiştirdiler (1). Gilpin, bu değişimi büyük devletlere bağlar; onların çıkarları ve güç dengeleri ekonomik, teknolojik ve diğer gelişmelerle değişerek uluslararası sistemin ve politikanın da değişimini etkiler. Ortaya çıkan yeni örgütsel ağ ve beraberinde gelişen uluslararası meşruiyete sahip küresel kurallar uluslararası politikanın işleyişini etkiledi (2).

Aslında yeni durum işbirliği ve barışı ön plana çıkarıyordu. Uluslararası teşkilatlar disiplini yıllarca çatışma ve şiddete dayalı güç ve çıkar odaklı gelişti; değişim ve dönüşüm yeni ve eski güç sahipleri arasında şiddetli çatışmalara neden olurken bile gelişim devam etti. İşbirliği sayesinde barış gündeme iyice oturunca anlaşıldı ki ille de savaşılacak diye bir kaide yoktu. Uluslararası teşkilatlar ve uluslararası hukuk geliştikçe şiddet kullanımı azaldı ve tehditler etkisizleşti. Uluslararası ilişkilerde liberal akım içinde barış ve devletlerarası işbirliği esansiyeldir. Liberalizm bir yandan bireysel hak ve özgürlükleri savunurken diğer yandan ulus ötesi aktörlerin güçlendiği ve bireyin hakkını savunan bir politik yapının uluslararası platformda yayılmasını planlar. Ancak uluslararası ilişkiler disiplininde realizm liberalizmin karşıtıdır.

Her kurum ille de bir teşkilat gerektirmediği halde teşkilat, bir ya da çok sayıda kurumu içine alabilir. Uluslararası teşkilatların kuralları zamanla kurumsallaşarak bu prosese katkı sağlayabilir. Sosyal ölçüler temeli üzerine eklenen kurallar ve pratik rejimler zamanla teşkilatlaşabilir. Uluslararası teşkilatlar gündemi belirleme gücüne sahip olup küçük devletlere kararlarını duyurma imkânı verirler.

Kaynaklar:

1. (J.A.Caporaso & A.L.Pelowski, (1971), “Economic and Political Integration in Europe: A Time-Series Quasi-Experimental Analysis”. “American Political Science Review”. Vol: 65, June).

2. (R.Gilpin, (1981), “War and Change in World Politics”, New York: Cambridge University, Belmont).

YÜKSEL YILMAZ http://www.bizimyaka.com/yazar-88593-Uluslararasi-Teskilatlarin-Politika-Oykusu


Başlık Kategori Yayın Tarihi
Paran Düşmezse Dolar Yükselemez Ekonomi 17.08.2018
TARİHÇİ AHMET ŞİMŞİRGİL’E CEVAP Genel 10.08.2018
BURSA VE SPOR ALANI Genel 30.07.2018
TÖVBEKÂR OLMADAN MÜSLÜMAN OLMAK Genel 23.07.2018
BURSA MENZİLLERİ Genel 06.07.2018
Başlık Kategori Yayın Tarihi
ERDOĞAN ARTIK RAKİPSİZ Politika 19.08.2018
Siyonizm Politika 17.08.2018
DOLAR VE AMERİKA(BATIYORMUYUZ?) Politika 12.08.2018
ABD - TÜRKİYE KRİZİNDE ASIL HEDEF NE ? Politika 10.08.2018
Terörist Nedir? (Açıklama) Politika 08.08.2018