PEŞİNDE OLDUĞUMUZ

Şükrü Kahraman

sukrukahramannn@gmail.com

       28 Temmuz 2018

           Cumartesi

İçinde bulunduğumuz 21.yüzyıl aklınıza gelebilecek her şeyin çok hızlı tüketildiği, her şeyden çok çabuk vazgeçilebilindiği, sürekli ve gözü dönmüşçesine bir arayış ve bu arayışın ardından sonu gelmeyen doyumsuzlukların yakamızı bir türlü bırakmadığı garip bir yüzyıl.

İnsanların gerçek yüzlerini olağanüstü bir çabayla saklayabilmeyi başardıkları, büyük balık olabilme adına hiçbir ahlaki düstur tanımadıkları, insani özelliklerini hayvandan dahi aşağıda tanımsız bir varlık ile değiştirmeyi göze alan sahte hayatların sunum pazarı halini almış bir yüzyıl bu yüzyıl.

Aklınıza gelebilecek her sahada müthiş rekabetler, sonsuz ihtiraslar bu yüzyılın en belirleyici kare kodları olmayı sürdürecek bana göre.

Ta ki insanlık dünyayı tüketene kadar...

Peki ya sonra?

Kimimiz bu dünyanın tüm nimetlerine, tüm zenginliklerine, tüm haz noktalarına erişmiş, fakat aradığını yine de bulamamış, tatmin olma noktasına yine de ulaşamamış bir şekilde çatlayacak, kimimiz de ömür boyunca sarayın has odasından tam da büyük baskını gerçekleştirmeye çalışırken, tüm sarayın en has odasından en virane müştemilatına kadar yerle bir olduğu senaryosuyla mı karşılaşacağız?

Ya da tüm bunların dışında asıl zenginliğin, ferahlığın ve mutluluğun bilginin, düşüncenin, felsefenin ardında gizli olduğunu, bunlarda belli bir seviyeyi aşabildikten sonra asıl adilce bir yaşamın var olabildiği, tüm felsefi siyasi disiplinlerin de peşinde olduğu gerçekliği yakalayabildiğinde mi ortak ve büyük mutluluğa erişmiş olacağız?

Asırlardır felsefi sistemlerin peşinde olduğu gerçeklik ile insanlığın yaşamındaki gerçekliğin örtüşme noktası huzur ve mutluluğun kapısı ise, insanlığın yönünü içinde bulunduğu minvalden daha farklı yönlere çevirmesi elzem değil midir öyleyse?

En azından nihayetinde bir insan olduğunu unutmasa dahi, bu yönde ilerlediğinin bir kanıtını sunmaya yeterlidir bu durum.

Yaşamının kaynağını kendi ürettiği bir düşünüşte bulabilen insanlık, ideal bir yaşamın ve de mutluluğun kapısını aralamaya muktedir değil midir yoksa?

Mutlak kaderci anlayışla, her şeyin merkezine insanı yerleştiren acımasız ve de isyankâr bakış açılarının arasında örselenmiş, hırpalanmış insanlığın tüm dengelerinin sağlanmış bir şekilde mutluluğa erişebilmesi en mantıklı ve en makul olanı değil midir sizce de?

Ne çağın gerekliliklerinden kaçarak, ne de çağın birbirinden farklı sistemlerinin dişlilerine kapılarak...

Yeterli değil midir işte bu düstur tüm insanlığa?

Samimiyet ile...

 SÖZ MECLİSİ

Mücadeleniz ne kadar haklı bir sahada olursa olsun, insanlığınızı yitirmişseniz siz de, mücadelesini verdiğiniz her neyse de haksız siz ve o sözde mücadeleniz olur.

 

 

 

 

 


Başlık Kategori Yayın Tarihi
SEÇİM İSTATİSTİKLERİ Politika 28.06.2018
SİYASİ ETİK MESELESİ Politika 04.06.2018
DEVŞİRME TARİH Tarih 15.01.2018
DEVŞİRME TARİH Tarih 14.01.2018
EGE Genel 24.10.2017
Başlık Kategori Yayın Tarihi
CESUR DEĞİL AHLAKLI OLUN Felsefe 12.12.2018
AKP'NİN FRANSA'YA PRENS SALMAN CEZASI MI? Felsefe 11.12.2018
"GELDİKLERİ GİBİ GİDECEKLER" Felsefe 11.12.2018
CUMHURİYET BAYRAMI'NDA CUMHURİYETE YENİÇERİLİ SALDIRILAR Felsefe 09.12.2018
G-20 DEĞİL M-20 GEREKLİ Felsefe 07.12.2018

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.