TÖVBEKÂR OLMADAN MÜSLÜMAN OLMAK

Beş vakit namazı kıldığı halde tatil köylerinde kaçamak bira içebiliyor yahut fırsatı olursa zinaya teslim olabiliyor. Hacı olduğu halde “kırk yılın başı ne olacak, o kadar da olsun” deyip düğününde dansöz oynatabiliyor. Hoca olduğu halde kızını damadın takvasına değil pahalı hırkasına bakarak karar verebiliyor. 12 Haziran 2018 tarihli gazetelerde en sonunda şunu da duyduk: “Kadıköy’de Kadir Gecesi’nde yaşanan hırsızlık “bu kadarına da pes” dedirtti. Dolapları karıştırırken bulduğu Kur-an'ı Kerim'i öperek başına koyan zanlı, ardından hırsızlığa devam etti.” Fakat her nedense Youtube gibi video barındırma web sitelerinde herkesin rahatlıkla izleyebileceği bu görüntü ulusal medyada çok duyurulmadı. Neden olabiliyor bu tenakuz? Çünkü o hırsız bir gün mübarek bir gecede tövbe ederse affedileceğini sanıyor. Yoksa hırsızlık yaptığı dükkânda Kur’an’ı öpemez… Öptüğü Kur’an kul hakkını reddediyor.

Bu durumda denilebilir ki, “Beş vakit namaz kılıyor ama o gerçek namaz değil.”  Yahut denilebilir ki, “Müslüman Allah’a teslim olandır ama o tam olarak teslim değil.” Bazısı “O kadar olur, insanoğluyuz” diyerek dini hafife bile alabilir.

Müslümanlar neden bilerek günah işleyebiliyorlar? “Nefis işte” deyip geçiştirmeyin. Cevabı bu kadar basit değil. Bu üzerinde çok durulması gereken bir problemdir. Biz bunun cevabını verirken ezber bozmak istiyoruz.

İslam’a en çok zarar veren bir ictihad günahkâr Müslümanların günah işleseler bile iman etmiş oldukları için cehennemde günahlarının cezasını ödeyip eninde sonunda cennete gidecek olmaları zannıdır. Bu ictihad gevşekliğe neden olmakta ve daha bir cesaretle günaha hem de bile bile girilmektedir. Çünkü ona göre nasıl olsa cehennemde kâfirler gibi ebedi kalmayacaktır…

Allah’ın şirk dışında günahları bağışlaması (1) ayetinde gördüğümüz üzere tövbeyi dünyada yapsak da bağışlanma ahrette gerçekleşecektir. Çünkü bu nasuh (2) yani pişmanlıkla gerçekleşen samimi ve bozulmamış bir tövbedir ki ayette dikkat edilirse “nasuh tövbe edin ki affetsin ve altlarından ırmaklar akan cennetlerine koysun” buyruluyor. Yani tövbenin hemen ardından af ve cennet var. Demek ki tövbenin ardından bozmak yok. İmam Gazalî, İbn Arabî, İbn Hacer gibi İslâm âlimleri tövbeyi farklı şekillerde tarif etmeleri (3) farklı bakış açılarından bakmalarından kaynaklanmaktadır. Kimi Kur’ani bakar, kimi zan ve rivayet katar. Mesela nasıl olur da hacda bütün günahlarına tövbe ettiğinde kul hakkı hariç affedilip anasından doğduğu gibi tertemiz oluyor? Bunla ilgili hadis var (4) ve hatta umre iki umre arasındakileri siliyor (5). Bu hadisleri Resulullah’ın söylemeyeceğini düşünmemizin bir nedeni günahın bir kısmının silinip bir kısmının kalması icadıdır. Fakat tövbe bir günahı yaptıktan sonra sadece onu bir daha yapmamaya söz vermek değil, hiçbir günahı yapmamaya ve tövbekâr yaşamaya söz vermektir. Yani “şu günahı bir daha yapmayacağıma söz veriyorum diğerlerine değil” şeklinde bir tövbe olmaz. Fakat “şu günahı bir daha yapıp da emrettiğin gibi dosdoğru olmayı bozmayacağım” şeklinde olur. Allah’a bir kısım konularda teslim olup bir kısmında olmamak Müslüman olmak değildir. Patronunuzun bile her verdiği işi yapıyor iş seçemiyorsunuz; iş konusundaki itaatiniz elinizden geldiğince oluyor. Patrona bile “dediğin işi dediğin gibi yaparım ama dediğin zamanda değil” şeklinde seçme hakkın olamıyor.

Bu yüzden bazı hadislerde “Amellerin hangisi daha faziletlidir?” gibi sorulara verilen cevaplar tatmin edici değildir; zira bir hadis iman, cihad, hac diye sıralayınca (6) ne yaptığın nasıl yaptığından üstün oluyor. Bu hesaba göre mesela cihad hacdan üstün oluyor ama eğer Allah yolunda gibi göründüğü halde mal için cihad ettiyse, huşu içinde yapılmış bir hac görevinden nasıl üstün olabilir? Demek ki “ne?” değil, “nasıl?” sorusu önemli. Çünkü hangisi yapılırsa yapılsın yapan “takva” mıdır? Üstünlüğü bu belirler. Takvanın haccı cihadından daha değerli ya da değersiz olmuyor; zira tavanın kendisi kâfidir. Takva olarak ne yaparsan yap Allah razıdır. Takva değilsen namaz kılarken kasların gelişse yahut oruç tutarken diyetisyenleri hayran bıraksan yine de hikâye… Her nasıl değeri ne yaptığın vermiyorsa nerede yaptığın da vermiyor. İster Kâbe’de yap ister evinin kuytu köşesinde… Amel salih midir? Birr sahibi misin? Takva mısın? Bütün mesele bu. Bazı hadislerin hac ve umrede duaların ve tövbelerin kabul edilmesi (7) söz konusu ettiğimiz şartlara bağlıdır. Hacc ya da umreden döndükten sonra tövbekar olmaya devam edecek misin? Milyarlarca Müslüman hacc ve umrede dua ettiği halde bugün dünyada acınacak halde olmamız duanın kabul edilmediğini gösteriyor. Çünkü tövbeden sonra sözümüzü tutmuyor ve takva olmuyoruz. Bu iki ibadetin fakirliği ortadan kaldırması (8) da doğru çıkmıyor. Zira zaten parası olan hem de defalarca hacca veya umreye gidiyor; gariban zaten defalarca gidemiyor. O bölgede yaşayan garibanlar da çalışıp çabalamadan umre yapmakla zengin olamıyorlar.

İmam Sadık şöyle buyurmuş: “İnsan her hangi bir günaha bulaştığı vakit akşama kadar ona mühlet veriliyor. Eğer istiğfarını dilerse onun işlemiş olduğu o ameli dikkate alınmaz ve göz ardı ediliyor” (9). Bu ifadeyi ben Kur’an’a uygun görmüyorum. Çünkü günahlar, Allah’ın meleklerinin bekleye bekleye yazdıkları ve yazdığını gerekirse sildikleri yaz boz tahtasına yazılmıyor. Adeta bir muhasebe defteri gibi bütün yaptıklarımız zapta geçiyor. Hesap günü ise iyilik tarafımızın mı kötülük tarafımızın mı ağır geleceği önemli olacak.

İmam Rıza şöyle buyurmuş: “Günahlarını af ettirecek amelleri yapmaya gücü yetmeyen bir kimse Muhammed (s.a.a.) ve onun Ehlibeytine (a.s.) çok salavat göndersin. Bu amel onun günahlarını aradan götürür yok eder” (10). Bu ifade de Kur’an’daki salâvatla alakasızdır. Böyle “bonus” ibadetlerle dünyada garantilemek yoktur. Garanti hesap günü belli olacaktır. Şaban ayında oruç tutmak (11),  mazluma yardım etmek ve müminlerin sıkıntılarını gidermek (12), ölmek için üzülmek (13),  müezzinin azanından sora namaz kılmak için camiye gitmek (14), Kuran okumak (15), İmam Hüseyin’in (a.s.) başına getirilen musibetler için ağlamak (16), Peygamberin (s.a.a.) ve Masum İmamların (a.s.) kabrini ziyaret etmek (17), Allah’ın evine (Kâbe’ye) bakmak (18), halvet ve tenha yerlerde Allahtan hayâ ederek günah işlememek (19) hasta olan bir müminin ihtiyaçlarının giderilmesi için çabalamak (20), Ramazan ayında oruç tutmak ve ramazan ayında midesini korumak, cinsel arzularını ve dilini kontrol etmek (21) gibi şeylerin günahların silinmesine yardımcı olacağı inancı kullar tarafından tahmin edilmiş zanlardır. Günahı neyin nasıl sileceği kulların zan ve rivayetinden beri olan, apaçık olan ve korunmuş olan Kur’an’dan öğrenilmelidir. Mezhepleri sempazitanları hem tipik bir din haline getirdiler hem de tefrikalara ayrılıp mezhep savaşlarıyla kan ve gözyaşı döktüler. Bu İslam dinine dünya kamuoyunda zarar verdi. Bunların yüzünden insanlık âlemi İslamın hak ettiği kadar akın akın İslama koşmuyor…

Nihat Hatipoğlu, M. Fatih Çıtlak, Ömer Döngeloğlu gibi televizyonlarda yüklü para alarak sözüm ona dini anlatanlar dini doğru anlatsalardı sadece para karşılığı anlatmanın hesabını vereceklerdi… Ancak uydurma rivayetlerle uydurulmuş dini anlatarak inzal edilen dini gizlemiş olmalarının hesabını Allah’a nasıl verecekler? Muhammed Emin Yıldırım, Yusuf Kavaklı, Cevat Akşit, Faruk Beşer, Ebubekir Sifil, Mehmet Yaşar Kandemir, Osman Nuri Topbaş, Abdurrahman Büyükkörükçü, Hamdi Döndüren, Halil İbrahim Kutlay, İhsan Şenocak gibi ilahiyatçılar da onlar gibi hurafeciler ama sanırım onlar kadar para kazanmıyorlar. Parayı pek dert de etmiyorlar. Mesela Necati Hutoğlu beş kuruş para almıyor. Fakat Cübbeli Ahmet Ünlü din ticaretini apaçık reklamlara çıkarak yapacak kadar ileri gitmiş durumda ve “kabirde yakmayan kefen” satabiliyor. Bunlar taş dolu çuvalda birkaç pirinç tanesi taşıyorlar. İlahiyat fakültelerimizde bilimsel normlara uygun şekilde metodolojik araştırmalar yapılması daha isabetli olacaktır. Daha da önemlisi Müslümanlar bizzat kendileri kolları sıvamalıdırlar. Bu millet böyle ilahiyatçıların ve resmiyetsiz mollaların ağzına bakmak yerine bizzat kendileri araştırmalıdırlar. Görecekler ki kısa zamanda onlardan istifade edemeyecek kadar ilerleyeceklerdir. Bunların bozuk sistemden şikâyet etmelerini beklemeyin; bunlara para kazandıran sistemden şikâyetçi olmazlar. Bilinçlenmeyen halk magazin sorular sorar. Magazin rivayetli o kadar çok uydurma hadisler var ki her birinin yedi ceddi hurafeden para kazanabilir. Bak küçük Hatipoğlu babasının izinde aynı model takipte. Böyleleri benzerlerini türetirler. Bir de bunların bir model üstü var: Mustafa Karataş, Ali Rıza Demircan, Nurettin Yıldız gibi. Onların her sözü hurafe değil. Ama pirinç çuvallarının çeyreği taş dolu. Fethullah Gülen’in hurafeleri ile bunların hurafeleri arasında hiç fark bulamazsınız. Adnan Oktar da hurafeci ama o ilahiyatçı ya da âlim olmadığından tümüyle kopyacı.

Takvasız yani bütünüyle düzelmeden manevi sağlık söz konusu olamaz. Tıpkı şunun gibi: Adamın karaciğeri problemli; diğer organların sağlığı onu kurtarır mı? Hayır. Adam kalp krizinden ölünce dişlerinin bakımlı, bembeyaz ve sağlıklı olmasının cesedine ne faydası var? İşte takva olmayan birinin iyi taraflarının olması onu kurtarmıyor. İyilik ağır basmalı. Takva olmayanda iyilik ağır basmaz. Şirksiz inanırken günaha çekilemeyen; aksine, salih amel işleyen dürüst kişilikli müslümanlara Allah şefaat eder. Mükemmel olamayan ama yine de iyi tarafı ağır basanlardır onlar.

Daha başka pek çok ictihad sıralanabilir. Özellikle kaderle ilgili inançlar Müslümanların zalime boyun eğmelerine, magazinel ictihadlar Müslümanların avunmalarına ve daha saçma sapan ictihadlar imanın bozulmasına bile neden olabilmiştir. Bunların yüzünden ateistlere gün doğmuştur. Saçmalayan bir teist olmaktansa o saçmalıklarla alay eden bir ateist olmak yahut hiç olmazsa o saçmalıkları taşımayan bir deist olmak tercih edilmiştir.

Bu tür ictihadlar Kur’an’dan referans alamaz. Kur’an bilmediğimiz şeyin ardına düşmememizi emrederken (22) bilmediğimiz şeylerden ecir alamayız. Kur’an cehennemin çıkılamayacak bir yer olduğunu söylerken (23) nasıl olur da ictihadla bir çıkış kapısı bulabiliyoruz? Biraz yanıp günahlarımızın cezasını ödedikten sonra cennete gitmek gibi icatlar çıkarıyoruz… Bid’atçi işte bu kadar muhasebesiz bir cesurdur.

Tıpkı bu ictihadlar gibi dinimize çok zarar veren uydurma hadisler de vardır. Bunlar şefaat, kader, Mehdi, mübarek gece, mucize, recm, kabir ve saire hadisleridir. Özellikle bazı hadisler yoluyla Resulullah Allah’a ortak koşulmaktadır. Hacda şeytan taşlama gibi bir hurafe bile bunların yanında çok masum kalır.

“Sen olmasaydın kâinatı yaratmazdım” (24) hadisi Resulullahı mevcudatın merkezine koymaktadır. İslamda resulün varlık nedeni varlığın yaratılacak olması değil, sadece insanlar önderlik ederek örnek teşkil etmesidir (25). Bu ayete uygun hadisler de var (26). Mevcudatın varlık nedeni sadece Allah’ın bizzat kendisidir; ona kulluk edilsin diyedir (27). Zikredilen uydurma hadisle her şeyin sebebi Allah değil, peygamber kabul edilmektedir. Şirkten Allah’a sığınmak gerekir. Ne zaman Resulullah’ı Allah’a ortak koşmalarına engel olsak sanki onu bizim sevmemizden daha çok seviyorlarmış gibi bizi peygamberin değerini düşürmekle eleştiriyorlar. Resulullah’ı kimin daha çok sevdiği belki(!) tartışılabilir ama biz ölçülü olarak çok seviyoruz. Biz şirke düşmeden çok seviyoruz. Biz onu Allah’tan daha az seviyoruz diye siz Allah kadar sevince bizden çok sevmiş oluyorsunuz değil mi? Sizi gidi tevhide kafası basmayan ama paraya gelince basanlar sizi…

Kafanızdaki yanlış bilgilerin alternatifine açık olun. Aklınızı doğru işletin. Hanif bir müslümanın İslamı doğru anlamaması mümkün değildir. Yeter ki arınmış bir kalple gerçeği görmek istesin.

KAYNAKLAR: 1. (Bak. Nisa, 116). 2. (Bak. Tahrim, 8). 3. (Bu tarifler için bkz., Gazâlî, Ebu Hamid Muhammed, İhyâu Ulûmi’d-Din, (trc. Ahmed Serdaroğlu), İstanbul 1974, IV, 10; Muhyiddin İbn Arabî, el-Futuhâtü’l-Mekkiyye, (thk. Osman Yahya), Kahire 1988, XIII, 298; İbn Hacer, el-Askalânî, Şihabuddin Ahmed b.Ali, Fethu’l-Bârî bi Şerhi’l-Buhârî, Kahire 1987, XI, 106). 4. (Buhari, Hac, 4). 5. (Bak. Nesai, Menasik,3-5; Müslim, Hac, 437; İbn-i Mace, Menasik, 3). 6. (Buhari, Hac, 4; Nesai, Menasik, 4). 7. (İbn-i Mace, Menasik, 5). 8. (Tirmizi, Hac, 2; Nesai, Menasik, 6; İbn-i Mace, Menasik, 3). 9. (Kuleyni, Muhammed b. Yakup, “Kafi”, Tahran: Darul Kitabul İslamiye, 1365, h.ş. c. 2, s. 437. Hadis no: 1). 10. (Meclisi, Muhammed Bakır, “Biharu’l Envar”, Beyrut: müesesetül vefa, 1404, h.k. c. 91 s. 48, Hadis no: 2). 11. (Meclisi, Muhammed Bakır, “Biharu’l Envar”, Beyrut: müesesetül vefa, 1404, h.k. c. 94, s. 91, Hadis no: 5). 12. (Meclisi, Muhammed Bakır, “Biharu’l Envar”, Beyrut: müesesetül vefa, 1404, h.k. c. 75, s. 68, Hadis no: 5). 13. (Meclisi, Muhammed Bakır, “Biharu’l Envar”, Beyrut: müesesetül vefa, 1404, h.k. c. 73,  s. 16). 14. (Meclisi, Muhammed Bakır, “Biharu’l Envar”, Beyrut: müesesetül vefa, 1404, h.k. c. 81, s. 154). 15. (Meclisi, Muhammed Bakır, “Biharu’l Envar”, Beyrut: müesesetül vefa, 1404, h.k. c. 89, s. 17, Hadis no: 18). 16. (Meclisi, Muhammed Bakır, “Biharu’l Envar”, Beyrut: müesesetül vefa, 1404, h.k. c. 44,  s. 283, Hadis no: 17). 17. (Saduk, Muhammed b. Ali, “Men la Yahduru’l Fakih”, Kum: intişarati camiatu Mudderisin, 413, h. ş., c. 2, s. 577). 18. (Saduk, Muhammed b. Ali, “Men la Yahduru’l Fakih”, Kum: intişarati camiatu Mudderisin, 413, h. ş., c. 2, s. 577. c. 2, s. 204, hadis no: 2142). 19. (Saduk, Muhammed b. Ali, “Men la Yahduru’l Fakih”, Kum: intişarati camiatu Mudderisin, 413, h. ş., c. 2, s. 577. s. 412, Hadis no: 5894). 20. (Saduk, Muhammed b. Ali, “Men la Yahduru’l Fakih”, Kum: intişarati camiatu Mudderisin, 413, h. ş., c. 2, s. 577. c. 4,  s. 412). 21. (Meclisi, Muhammed Bakır, “Biharu’l Envar”, Beyrut: müesesetü’l vefa, 1404, h.k. c. 93, s. 371, hadis no: 55). 22. (İsra, 36). 23. (Nisa, 169; Zuhruf, 74; Tevbe, 68). 24. (Müsnedi Firdevs. C.5.s.227.hn. 8031; Keşfül hafa.c.1.s.45.hn.91; Acluni, II: 164; Ed-Dürrül Mensur.c.1.s.142; Müstedrek. C.2.s.671; Hakim el Müstedrek, II: 615). 25. (Ahzab, 21). 26. (Müslim, Müsâfirîn 139. Ayrıca bk. Nesâî, Kıyâmü’l-leyl 2; Süyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, I, 12). 27. (Zariyat, 56).


Başlık Kategori Yayın Tarihi
BİR SAVUNMA YAZISI (14) Genel 26.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (13) Genel 25.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (12) Genel 24.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (11) Genel 15.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (10) Genel 14.06.2020
Başlık Kategori Yayın Tarihi
HAFTANIN SAÇMA GÜNDEMİ Genel 08.07.2020
HAFTANIN SAÇMA OLAYLARI Genel 01.07.2020
HAFTANIN SAÇMA OLAYLARI Genel 17.06.2020
HAFTANIN SAÇMALIYANLARI Genel 11.06.2020
İslam'da Güzel Ahlak Genel 03.06.2020