Evrimi ateistlere mal etmeyin!

İnsan ile maymunu benzetmeyenler maymunun kulaklarını, gözlerini, ellerini, solunum sistemini, dolaşım sistemini, sinir sistemini, sindirim sistemini ve sair canlılık sistemini insana benzetmiyor ise ekmek, taş, ağaç, gezegen gibi cansızların benzememelerini neyle açıklar acaba? Taşa benzemediği gibi maymuna da hiç benzemiyor; öyle mi?

İnsan ile maymun arasındaki benzersizliği "çünkü farklılar" diyerek açıklayanlar, benzerlikleri bir türlü açıklayamadılar gitti.

Lanet olsun; insanla zerre kadar alakasız bir maymunun neden insanda olduğu gibi bir kafası, kafasında gözleri, gözlerinde retinası, retinasında beyninden gelen damar ve sinirleri var? Benzersizliği herkes açıklar; sen benzerlik niçin var onu açıkla...

Evrim Kur'an'a aykırı olmayıp bunu ilk kez İslam âlimleri ilan ettiler... Döneminin en büyük Farisi bilgesi Nasir el-Din Tüsi, "Ahlak-i Nasıri" adlı eserinde Darwin doğmadan 600 yıl önce evrim teorisini ortaya attı. "The Vintage News" 27 Ağustos 2016 tarihinde "The first theory of evolution is 600 years older than Darwin" başlığı ile bunu konu bile ederek Lamark ve Darwin'den çok evvel bir İslam aliminin bu gerçeği bulduğunu yazmıştı. El Cahiz, İhvan el-Safa, Farabi, Biruni, İbn Miskeveyh, Îbn El - Heysem, Ragıb El-İsfehani, Seyyid Emir Ali, Mevlana, El-Kazvini, İbn Haldun, Kınalızade Ali Efendi, El-Kadir Mirza Bedel, Kurtubi, Hazini, Ebu Bekr ibn Tufeyl, Ebu el-Velid Muhammed ibn Rüşd, İbni Arabi, Erzurumlu İbrahim Hakkı ve saire evrimci İslam alimlerinin sadece bir kısmıdır.

Kur'an-ı Kerim'de "İnsanın üzerinden, henüz “anılmaya değer bir şey” değilken, uzun bir zaman geçmedi mi?" (Dehr, 1) buyrulur. Dikkat edin, Arapçasında "ed dehri" diyor; yani "çok uzun bir zaman" demektir.

Evrimi ateistlere mal etmeyin; bir gün teori olmaktan tam olarak çıkıp iyice ispatlandığında "evrim doğruymuş" deyip müslümanlığı çürüttüklerini sanmasınlar.

"Ve Allah, sizi yerden (topraktan) bir nebat (gibi) yetiştirdi (yarattı)" (Nuh, 17). Çünkü biz topraktan yaratıldıktan sonra milyarlarca yıllık serüvende bitkilere de döndük et yiyen bitkilere de...

Dinin muhteşemliğine, Allah'ın muhteşem terbiye ediciliğine bakın ki; bize nihayet akıl vererek insan olma şerefini bağışlayıp kendini tanıttı. İnsanlar henüz “insansılar” iken şu ayet geldi: "Ve Rabbin meleklere: “Muhakkak ki ben yeryüzünde bir halife kılacağım” demişti. (Melekler de): “Orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birisini mi seçeceksin? Biz Seni, hamd ile tesbih ve seni takdis ediyoruz” dediler. (Rabbin de): “Muhakkak ki ben, sizin bilmediklerinizi bilirim” buyurdu" (Bakara, 30). Melekler neden hayretle "kan dökecek birini mi seçeceksin?" diye soruyorlar? Çünkü "insansı"lar ve vahşiler. Allah'ın onlara verdiği gelişmiş düşünce yeteneği ve indirdiği ilk vahiyler sonradan onları terbiye etti. Bu dinin gerekliliği ve mucizesidir. Burada neden ayette "...Ben yeryüzünde bir halife kılacağım..." buyrulmuş? Neden "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım demiyor da, "halife kılacağım" diyor. Çünkü toplum var; içlerinde en elverişli olanı seçiyor.

Haaaa, evrime inanmazsanız geriye tek alternatif kalıyor: "Ensest ilişki ile çoğalma." Fakat bu defa da "sünnetullah"a aykırı kalıyor. Allah'ın yaratmadığı türden bir yaratma sünneti yok. Ayet sünnetullah'ta değişme olmayacağını yazıyor. Bak: Fetih, 23. Ama evrim sünnetullah'a uygun. Kardeşlerin seksiyle çoğalmaktan daha tutarlı ve daha ahlaklı. Birini seçin. Unutmayın: üçüncü seçenek yok.

Aksi taktirde önümüzde Havva’nın yaratılma problemi çıkar. Buhari’lerde, Müslim’lerde bile yer almayan uydurma bir hadis şöyledir:

İbn-i Abbâs ve İbn-i Mes’ud -radıyallâhu anhümâ-’dan gelen bir rivâyete göre iblîs cennetten çıkarılıp Âdem -aleyhisselâm- oraya yerleştirildikten sonra, orada kendisiyle huzur bulacağı bir eşi olmaksızın yalnızca dolaşıyordu. Bu nîmetlere rağmen Rabbinden bir eş talebinde bulundu. Birgün uykusundan uyandığında başucunda sol eğe kemiğinden yaratılmış bir hanım gördü ve ona:

“–Sen kimsin?” diye sordu. O da:

“–Bir kadınım.” dedi. Âdem niçin yaratıldığını öğrenmek isteyince de:

“–Allâh beni, senin benimle huzur ve sükûna ermen için yarattı.” dedi.

Canlı, hayat sâhibi mânâsına gelen Havvâ’ya bu isim, “hayy” yâni “diri” olan Âdem’den yaratılmış olmasından dolayı verilmiştir.” (Taberî, Târih, I, 103-104).

Şu diyaloga bakar mısınız? Üstelik Havva’yı Âdem’in kaburgasından yarattığına inanılıyor. Buhari ve Müslim’de “kaburga kemiğinden yaratılma” ifadesi vardır ((Buhari, Enbiya,1; Müslim, Reda’, 61, 62)) ama Âdem’in adı esamesi geçmez. Kadın kaburga kemiğine benzetilerek geçer. Bu hadiste yer alan “Kadın, kaburga kemiğinden yaratılmıştır” ifadesi, Âdem’in kaburgasından yaratıldığını göstermez. Bu anlam daha çok İbn İshak’ın İbn Abbas’tan naklen rivayet ettiği “Havva, Âdem uyurken onun en kısa sol kaburga kemiğinden yaratıldı” şeklindeki hadis rivayetinden ötürü yaygınlık kazanmıştır (bk. İbn Hacer, Fethu’l-Bari 9/253). Hâlbuki İmam Nevevi bu hadis rivayetine hiç itibar etmemiş ve bu sözü bazı fakihlere dayandırmıştır. (bk. Nevevi, 10/57; İbn Hacer, Fethu’l-Bari 9/253). “Kadının eğri kaburga kemiğinden” yaratıldığını bildiren hadisi bir teşbih, bir benzetme sanatıdır.

Bu yanılgı neden söz konusu oldu? İlle bir nedeni olmalı değil mi? Mesela şu ayetin yanlış anlaşılmasından kaynaklanıyor: “O ki, sizi bir tek nefsten (Âdem Aleyhis selâm’dan) yarattı. Ve ondan zevcesini yarattı ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üretip yaydı…” (Nisa, 1). Burada olduğu gibi adı geçmediği halde parantez içine sıkıştırıyorlar. “Tek nefs” nedir? Aynı canlılıktır; canlılık nasıl başladı ve can olduysa işte ondan. Parantezin içine "Âdem Aleyhis selâm’dan" yazıp saptırıyor. Parantezi kaldırınca ayet metne daha uygun şekilde şöyle oluyor: “…O ki, sizi bir tek nefsten yarattı. Ve ondan zevcesini yarattı ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üretip yaydı…” "Ondan" yani onu da o tek dediği nefsten yarattı.

Şu ayeti de doğru okumayıp parantezle şişiriyorlar: “Sizi bir nefsten yaratan ve onunla sükûn bulmanız için, ondan onun eşini yaratan Odur…” (A’raf, 189). Bu ayetin “…ondan eşini yaratan Odur” kısmını da saptırıyorlar. O nedir? Neyden? “Âdem" diyen var? Dikkatli okunursa “ondan” yani “bir nefis”ten anlaşılabilir. Yeter ki parantezleri saptırma aracı olarak kullanıp orijinal metinden uzaklaşmayalım.

Şu ayetle artık bitirelim: “Muhakkak ki Allah’ın indinde Îsâ’nın durumu, Âdem'in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı. Sonra ona “ol” dedi, böylece oluştu” (Al-i İmran, 59). Gelenekçileri dediği gibi Adem’in hem anne hem babası yoksa nasıl oluyor İsa’nın durumu Adem gibi oluyor? Üstelik İsa’nın da annesinin var olup babasının olmadığına inanıldığı halde. Fakat işi toprağa yani evrime indirgerseniz bu paradoks ortadan kalkar. Çünkü “toprak” ilk canlılık olan amino asitle de bakteriyle de ilişkilidir. Topraktan yaratıldık demek evrim demektir. Allah her şeyi sudan yarattığını (Enbiya, 30; Nur, 45), insanı topraktan yarattığını (Taha, 55; Secde 7; Fatır, 11; Rahman, 14; Rum, 20) söyleyerek yaratılışı çok eskiye yani evrime indirger.

Toprağın evrimi var. “Türâb” yani toprak evresinde başlangıçta "tîn" evresi var. Yani çamur evresi (Secde, 7). Sonra “tîn-i lâzib” yani yapışkan cıvık çamur (Sâffât, 11) evresine geçiliyor. “İnsanı “sülâletin min tîn”den yarattık" (Muminun, 12) yani "süzme çamurdan” evresi de var. Bu aşama canlılığın oluşma aşaması olmalı ki “hame-i mesnûn” yani “suretlenmiş, şekil verilmiş, değişikliğe uğranmış" bir evreye geçiliyor. “Mesnun” balçık demek. "Sâlsâl" denmesinin nedeni kurumuş balçığa belli bir şekil verildikten sonra kurumaya bırakılıp iyice sertleştiğinde vurulunca ses çıkarmaya başlamasıdır. Yani şekillenen bu şey ses çıkarabiliyor (Hicr, 26-28). Hatta bir ayette “hamein mesnun” (şekil verilmiş çamur) olan salsalinden halk etme” (Hicr, 26) ifadesi geçiyor. Bir evre de “insanı, sâlsâlin kel-fahhar’dan yarattı” (Rahman, 14) yani işlenmiş pişirilmiş toprak evresi. Görüldüğü gibi canlılığın temelleri bile aşamalar yaşamıştır. En sonunda ruh verildiğini söylemesi ona vahyedildiği içindir. “Sonra onu 'düzeltip bir biçime soktu' ve ona ruhundan üfledi. Sizin için de kulak, gözler ve fuad (idrak yeteneği) var etti…” (Secde, 9). Önce şekil vermiş, sonra manevi can anlamında “ruh” vermiş. Ruh geçiyorsa vahiy söz konusudur. Yine “onu sevva ettiğim ve onun içine ruhumdan üflediğim zaman, derhal ona secde ederek yere kapanın” (Sad, 72) ayetindeki “sevva” düzenleme demektir. Benzer bir ayet daha vardır (Bak. Hicr, 29). Bu elbette aşamadır. Ruhundan üflediğinde vahiy söz konusu olduğundan artık ona itaat da söz konusu olacaktır.

"ve Allah yarattı bütün debelenenleri (hayvanları) sudan. Böylece onlardan kimi yürür karnı üzerinde ve onlardan kimi yürür iki ayak üzerinde ve onlardan kimi yürür dört (ayak) üzerinde. Allah yaratır dilediğini. Muhakkak Allah her şeye kadirdir”  (Nûr, 45). Hayvanın sudan yaratılması ayeti budur. Şu da insanın sudan yaratılması ayetidir: “Ve sudan beşeri (insanı) yaratan, Odur…” (Furkan, 54). Her canlı sudan yaratıldı ayetini de hatırlayın (Bak. Enbiya, 30). Neden hayvanları da insanları da “su” ve “toprak” gibi canlılığı var kılan iki unsura indirgiyor? Daha da eskiye gidersek canlı bitkilerin de bu iki unsura ihtiyaçları var. Düşünün…

Yeryüzünün 3/4'ü su ile kaplı olup insan vücudunun da %75'i sudur. Demek ki dünyadaki bu düzen aynen insana da intikâl ettirilmiştir. Bunlar elbette tesadüf değil, Allah’ın kudretiyledir.


Başlık Kategori Yayın Tarihi
BELGESEL TADINDA TAYLAND MACERAMIZ Spor 06.06.2018
Kur’an’daki Barış-2 Genel 05.06.2018
Kur’an’daki Barış-1 Genel 04.06.2018
YÜKSEL YILMAZ BİYOGRAFİSİ (2018) Spor 15.05.2018
KUR’AN’DAKİ ADALET Genel 26.03.2018
Başlık Kategori Yayın Tarihi
Evrim Nedir ? Ne değildir ? Evrim Hakkında Herşey Bilim / Teknik 07.06.2018
Evrim Nedir ? Ne değildir ? Evrim Hakkında Herşey Bilim / Teknik 06.06.2018
OSMANLI’DA EVRİM TEORİSİ. Bilim / Teknik 31.05.2018
KÖRELMİŞ ORGAN YALANI Bilim / Teknik 10.05.2018
Kuzugöbeğini Bulmaya İnovasyon Bilim / Teknik 17.04.2018