BELGESEL TADINDA TAYLAND MACERAMIZ

Asya Jeet Kune Do Federasyonu Genel Sekreteri Sifu Vikas Gihara beni arayarak Tayland’da birçok branşın kendi aralarında Dünya Şampiyonası yapacağını, bunlardan birinin de ilk kez Dünya Jeet Kune Do Şampiyonası olacağını ve bizi de aralarında görmek istediğini söyleyince onlara gelmeye çalışacağımı söyledim. Bütün masraflarım onlara aitti. Fakat bunu şartlar belirleyecekti. Çünkü yalnız gidemezdim. Aslında ilk JKD dünya şampiyonası teklifini Türkiye olarak biz almıştık. Bunu İstanbul ya da Kocaeli’de yapacaktık. Fakata burada söyleyemeyeceğim nedenlerden ötürü olamadı. Tarihe JKD’nin dünyada ilk kez dünya şampiyonluğunun yapıldığı yer olarak Türkiye veya Kocaeli olarak kaydolacaktı. Ayrıca ülkemizde düzenlenen ilk dünya şampiyonası olacaktı. Diğer sporları bilmiyorum ama dövüş sporlarında bu ilk olacaktı. Cumhurbaşkanımız olimpiyatlardaki başarısızlığımızdan rahatsız olmamış mıydı? O çok önemsediğiniz futbolda ne dünya ne de Avrupa şampiyonasında derece alabiliyor muyuz? Daha başta elenmiyor muyuz?

Bakın belli branşların belli ülkelerde ağırlığı vardır. Futbolda İngiltere bunlardan biridir. Yüzme’de ABD, Masa tenisi’nde Çin, Koşu’da Kenya, hiç olmazsa Güreş’te özellikle biz olmamız gerekirken Rusya, Bisiklet’te Birleşik Krallık, Binicilik’te Almanya, Judo’da Japonya falan. Wushu’nun kurmaylarından MHK Başkanı Sayın Abdulvahit Alagöz, “Türkiye her ne kadar Wushu branşında başarılı olsa bile dünyada spor politikası olarak Wushu branşında başta Çin, Rusya ve İran’ın sözü geçmektedir. Maçlarda bu ülkelere kimse haksızlık yapamaz ama onlara bu kapı açıktır. Bu yüzden Türkiye olarak tartışmaya imkân vermeyecek kadar başarılı olmak zorundayız” demişti. Kısacası her ülkenin borusunun öttüğü branşlar var. Türkiye hangisinde etkin ve yetkindir? Eğer adını verecek bir branş adı bulamıyorsanız ben vereyim. Jeet Kune Do branşında şu ülkelerin sözü geçer: Türkiye, Hindistan ve Özbekistan. Sonra Sri Lanka, Pakistan falan gelir. Çünkü JKD müsabakalarını biz dâhil bu ülkeler başlatmıştır. Bu organizasyonların motoru Hindistan’dır. Özbekistan da her organizasyonun ortağıdır. Türkiye olarak sparring’le ilgilenip yarışma talimatnamesi hazırladık; seminerlerle JKD’yi tanıtıp gösterilerle JKD’ye ilgi uyandırdık ve “grandmaster” olarak taltif edildik. Türkiye’de müsabaka talimatnamesini MHK Başkanı Abdulvahid Alagöz hazırlamıştır. Hindistan’da Sifu Vikas Gihara. Ben Sayın Alagöz’ün hazırladığı talimatnameye JKD’den nitelikler katarak başka branşlardan farklı olmasına çalıştım. Sifu Gihara’nın hazırladığı talimatname de JKD’nin karakteristik özelliklerinden çok uzaktı. Saygıdeğer Alagöz’ün müsabaka talimatnamesine JKD’nin prensiplerini kattım. Bunu saygıdeğer tercümanımız Abdulkadir Yiğit İngilizceye çevirdi. Talimatnamenin İngilizce halini Tayland’da Sifu Gihara’ya verdim. Tayland’daki müsabakaların JKD’ye daha çok benzemesi için Bruce Lee ve Taky Kimura arasındaki sparring’in bize model olacağını ve katacağımız JKD prensiplerinin bizi diğerlerinden farklı kılacağını Sifu Tom Kplar’a söyledim. Nitekim o da benimle aynı dertten yakındı. Bana dedi ki: “Burada ikimiz bu müsabakalara bir ayar veriyoruz. JKD sparring başka müsabakalara çok benzememeli.”

Türkiye olarak bu fırsatın farkında olmalıyız. İşte bu yüzden mutlaka Tayland’a gitmeliydik. Geçen yıl Sri Lanka’daki Güney Asya Jeet Kune Do Şampiyonası’na iki öğrencimle katılmıştık ve ikisi de kilolarında birinci olmuşlardı. Bu önemli adımı Kağıtspor sayesinde atmış ve müteşekkir olmuştuk. Biz bu galibiyetten sonra her sene gider altın madalyayla döneriz diye düşünürken işler beklediğimiz gibi çıkmayınca Tayland’a gitmekten umudumu kestim. Altı kişi gidecektik ve üçü yarışacaktı. Diğer üç kişi ben, tercüman ve müsabakalarla ilgili değerlendirme yapmak üzere MHK Başkanımız idi. Fakat onaylanmadı. Sifu Gihara’ya, arzu ederse Grandmaster Tom Keplar’ı davet edebileceğimi söyledim. Çok heyecanlandı. “Kabul eder mi?” diye sordu. “Eğer hasta veya yoğun değilse beni kırmaz” dedim. Öyle de oldu. Sifu Keplar, “Orada seninle buluşmak bile gitmem için yeterlidir” deyice gidemeyeceğimi söyleyemedim. Gelmeye çalışacağımı söyledim. Önceki yıl Avustralya’da İnosanto seminerine gidip Sifu Tom Keplar ve sevgili asistanım Sifu Soner Günday’ın misafiri olacaktım. Fakat gidememiştim. Bu sene de gidemezsem Tom’a ayıp etmiş olacağımı düşündüm. Kimi sponsor yapsaydım? İki kişi gidiş-dönüşü ismini vermek istemeyen eski bir öğrencim halletti. Üzerine biraz da Ergül Fidan ve Okan Efe beyler katkı yapınca gitmek mümkün oldu. Yarışmacımızın masrafını da Kocaeli İlim Yayma Cemiyeti üstlendi.

Ben, tercüman olarak öğrencim Oğuz Yalçın ve yarışmacı olarak öğrencim Ferhing Kara. Uçak biletlerini alıp da gideceğimiz kesinleşince özellikle Sifu Tom Keplar ve Sifu Vikas Gihara çok sevinmişlerdi. Her ne kadar THY uçağıyla uçmak istediysek de Katar Havayolları’na ait İstanbul - Doha uçağı bize en uygunuydu. Yaklaşık 4 saatte oraya uçtuk. Katar’da çok beklemedik. 1 saat içinde havaalanında işlemlerimizi yapana kadar baktık ki vakit geçmiş. Tayland’a da bir 7 saat kadar uçtuk. Nihayet Bangkok’taydık. İnanılmaz; otele gitmemiz için bizi limuzinle aldılar. İzmit’in yağmurlu ve serin havasından oldukça sıcak Bangkok havasına gelmiştik. Sri Lanka’da gördüğümüz tuk tuk dedikleri arabalar burada da dikkatimizi çekti.

16 katlı Twin Towers Hotel’e yerleştik. Her tarafında organizasyonla ilgili devasa afişler asılıydı ve başta Muay Thai olmak üzere çeşitli branşlarda sporcular dikkat çekiyordu. Sifu Keplar eşi Marianna ile gelmişti. Görünce çok mutlu olduk. Sifu Gihara da bu mutlu tabloya dâhil oldu. Sri Lanka’da gördüğümüz başta Kevin Nishantha ve Sri Lanka Jeet Kune Do Federasyonu ekibi çok sevindiler.  Daha ilk gündü ve kendimizi kötü hissetmiyorduk; bu yüzden dinlenmeksizin maçların yapıldığı büyük bir spor salonuna gittik.

Keplar Ailesi ve benim tüm masraflarım organizasyona aitti. Organizasyonun baş koordinatörlüğünü Sifu Vikas Gihara yaptı. Ayrıca birçok ülkeden Bruce Lee’nin ikinci ve üçüncü jenerasyon öğrencileri ve çeşitli derecelerde Jeet Kune Do ustaları oradaydılar. Öğrencim ve aynı zamanda JKD hakemimiz Oğuz Yalçın’ın katkıları teşekkürle telafi edilemez. Geçen yıl Sri Lanka’da Güney Asya Jeet Kune Do Şampiyonu olmayı başaran Ferhing Kara bu şampiyonaya ferdi olarak katılıp Dünya Şampiyonu olmak için eldivenlerini giydi. Onun maçına kadar masada “head judge” (yani baş yargıç) olarak görev yaptım. Fakat karşısına final maçında benim gördüğüm kadarıyla Hindistan’ın en iyi dövüşçüsü çıkmıştı. O ana kadar ben de bilmiyordum. Fakat sıkı tekmeleri vardı ve bunlardan birinin Ferhing’e tam teması tehlikeli olurdu. Ferhing uygun mesafe ayarı ve iyi savunmayla sert atakları savuşturdu. Koçluğunu Oğuz abisi yaptı. Geçen senden tanıdığı Sri Lankalılar hem yardım hem de tezaurat yapıyorlardı. Pakistanlılar da “Ferhing!” diye haykırıyorlardı. Maçın puanları hesaplandığında Ferhing’in puanları rakibini geçti. Bunu masa hakemlerinden sonra en son bana gösterdiler. Bir itirazımın olup olmadığını sordular. Hiç itirazım olur muydu?.. Puan farkıyla onu yendi. Ferhing’in kolunu havaya kaldırdığında Sri Lankalılar ve Pakistanlılar sanki havada uçacaklardı. Farkın çok olduğunu söyleyemem. Ferhing ve Oğuz’un mutluluğu anlatamayacağım kadar çoktu. Ben bile neredeyse masadan kalkıp kucaklayacaktım. Ferhing Türk bayrağıyla omuzlarını sarmış meydanda koşuyordu. Tayland’ın başkenti Bangkok'ta gerçekleştirilen 2018 Üçüncü Uluslararası Thai Sanatları-Oyunları ve Festivali’nde Türkiye Wushu Kung Fu Federasyonu'na bağlı Jeet Kune Do branşında öğrencim Ferhing Kara +90 kilo kategorisinde Altın Madalya alarak 1. olmuştu.

Kocaeli’de yıllarca İlim Yayma Cemiyeti'nin yurtlarında kalarak Jeet Kune Do sporu yapan Ferhing Kara Tayland'da 63 ülkenin katıldığı şampiyonaya katılan tek Türk olarak bayrağımızı onurla dalgalandırdı. Kocaeli İlim Yayma Cemiyeti ve onun başında Sayın Fevzi Utaş beyefendi olmasaydı temsil ettiğimiz Türkiye’miz adına bugün bu anı yaşayamayacaktık. Ben ve Oğuz’un sponsoru öğrencim Şaban Özzaim, FDN Yapı’nın sahibi Ergül Fidan ve Efesanport ailesinden Okan Efe olmasaydı biz de gidemeyecektik. İnancımız, yeteneğimiz ve Allah’ın cömert kulları olan sponsorlarımız bu başarıda pay sahibidir. Bu sene de geçen seneki gibi altın madalya ile dönmüştük.

Şampiyona olimpik bir havada geçiyordu. Tayland halkı ayaktaydı. Dünyanın her yerinden çeşitli branşlarda sporcular Bangkok'taydılar. Tayland devleti her türlü tedbiri ve kolaylığı sağlayıp kendi kültürünü tanıtmakla meşguldü ve organizasyonu bizzat devlet yapıyordu. Bizim 19 Mayıs’lar, 23 Nisan’lar gibi. Adım başı ring kurulmuş tam bir festival havası esiyordu. Biz dâhil olunca bayrağımız dikildi. Tayland’ın başkenti Bangkok’ta geleneksel olarak yapılan Uluslararası Thai Sanatları-Oyunları ve Festivali’nin üçüncüsü 67 ülkeye ev sahipliği yapıyordu. Müthiş bir turizm geliri olmalı…

Avustralya’da ikamet eden Türk antrenör Rıdvan Manav zaten kendisinin de kaldığı Twin Towers Hotel’de bizi buldu. Türk ekibi olarak dikkatini çekmişiz. Bangkok’ta bir Türke ve Türkçe bilen birine rastlamak çok hoştu. O esnada yanımda bulunan Özbekistanlı Uluslararası Jeet Kune Do Federasyonu Başkanı Mikhail Kim’i onunla tanıştırdım. 12-22 Mart tarihleri ​​arasında düzenlenen 3. Uluslararası ve Tayland Dövüş Sanatları-Oyunları ve Festivali (ITMA), Avustralya toplumunun çok yakından tanıdığı Rıdvan Manav ile bizi bir araya getirmişti. Antrenör Rıdvan Manav Tae Kwon Do’nun Avustralya’daki gururuydu. Avustralyalıların çok yakından tanıdığı Rıdvan Manav’ın yönetimindeki Australian Martial Arts Academy, Education Funding Company (EFC) tarafından 2016’da dünya birincisi ilan edilmişti. Onun yönettiği okul, 1967’de kurulan EFC bünyesinde 700 okul arasında birinci seçilmişti. Australian Martial Arts Academy bu ödülü programları, öğrenci sayısı, öğrencilere motivasyonu, okullardaki başarıları, öğrencilerin ailelerine saygıları, insani ilişkilerde özgüvenleri, yardımlaşma duyguları gibi çok çeşitli kriterlerden dolayı hak etmişti. Kazandığı başarılardan dolayı Martial Arts alanında Avustralya’yı dünyaya tanıtan Australian Martial Arts Academy 2016 yılında aldığı ödül ile (Global Top Single Martial Arts School Award 2016) dördüncü defa uluslararası birinciliği elde etmişti.

Ed Parker, Joe Lewis ve Bruce Lee’nin orijinal öğrencilerinin seminerlerini görenlerden ve daha pek çok dünyaca ünlü dövüş ustaları ve öğrencilerinden tutun da Tayland Boksunun en büyük ustalarına kadar herkes oradaydı. Tayland’da Olimpik seviyede organize edilen üçüncü geleneksel şampiyonanın bir parçası olan Jeet Kune Do ilk kez bir Dünya Şampiyonası düzenlemiş ve Türkiye tek kişiyle katıldığı yarışmada Ferhing Kara ile altın madalya kazanmıştı. Her geç gün büyüyen Jeet Kune Do ailesi ustalar arasında “Big JKD Family” (Büyük JKD Ailesi) olarak anılıyordu.

Bangkok’a gidene kadar ne derece büyük bir organizasyonun içine gireceğimizi ben bile bilmiyordum. Oraya gidince irkildim. Herkes bayraklarıyla dolaşıyordu. Her yerde ringler ve maç var. Geleneksel Taylan müziği eşliğinde yarışıyorlar. Bir tarafta Brazilian Jiu Jitsu’su, öte yanda MMA’ciler…  Bir tarafta Kempo’cular, öte tarafta Capoeira’cılar… Birbirinden farklı ülke ve branşlar tam bir festival havası estiriyorlar... Biz olmasak orada belki Jeet Kune Do yine olacak ama Türkiye de olmayacaktı. Ayrıca biz Türk JKD’si olarak dünya JKD’sine renk katıyorduk. Orada Sifu Tom Keplar gibi ben de gördüm ki yarışması olan bir JKD, seminerlere sıkıştırılıp hapsedilen bir JKD’den daha çok ilgi görüyordu. Bu da bizi bir daha düşünmeye sevk ediyordu. Sijo Bruce Lee’nin en yüksek seviyeli asistanı Taky Kimura ile 1967’de Long Beach’te International Karate Championship’te yaptığı sparring demonstrasyonu bizim için prototip oldu. Sijo Bruce Lee’nin bu gösterisi idealdi. Sifu Keplar ile yarışmalarımızın daha fazla JKD karakterli olması gerektiğini konuştuk. TWF MHK Başkanı Abdulvahid Alagöz ile birlikte inşa ettiğimiz müsabaka talimatnamesini Türkçe-İngilizce olarak Sifu Gihara’ya takdim ettim. Maçların bu talimatnameye göre olmasını tavsiye ettim. Bu talimatname Sijo Bruce Lee’nin ideal sparring’ini daha çok ortaya çıkaracaktı.

Adam İskoç bayrağını yumruğuna sarmış neredeyse bayrağı insanların gözlerinin içine sokacak; kazanmış diye seviniyor. Böyle bir atmosferden kaybederek dönmek ne demekti biliyor musunuz? İşte o zaman bize destek olmayanlar kendilerini haklı görebilir ve “gittiniz de ne oldu, dayak yiyip döndünüz” diyebilirlerdi. Fakat şimdi başlarını ellerinin arasına almaları gerekiyor. Daha önce de söyledim; biz bir tarihçe yazıyoruz. Dileyen bunda kilometre taşı olur dualarla anılır, dileyen toz olur unutulur yanılır. Geçen yıl iki öğrencim Sri Lanka’da Güney Asya Jeet Kune Do Şampiyonası’na katılıp ikisi de birinci oldukları için bu sene daha kolay gideriz diye düşünmüştüm. Belli ki Türkiye’nin temsil edilmesinden daha öncelikli işler vardı.

Para birimi Baht idi. 1 Türk lirası (TRY) = 7.20 Tayland bahtı (THB). Para spekülasyonlarını sınırlamak için diğer ülkelerle döviz ticaretinde kısıtlamalar koymuş. Tayland dışındaki bankalar (offshore) dövizle THB alışverişinde bulunamıyorlar. Son gün paramızdan değersiz bir parayı elimizde bırakmamak için neye masraf yapalım diye çok düşündük…

Bizim için çok önemli olan bu şampiyonanın açılışına yetişemedik; çünkü on gün kalacak kadar masraf yapamazdık. Biz gitmeden evvel National Stadium’un bir parçası olan Nimibutr Stadium’da dostum Grandmaster Tom Keplar seminer vermiş ve Grandmaster Mikhail Kim gösteri yapmış. Biz gittiğimizde bazı müsabakaların açılışlarına ve ödül verme törenlerine hemen dâhil edildik.

Hatta Ferhing’in Dünya Şampiyon olduğu alanda kendisiyle müsabaka gösterisi de yaptım. Çok beğeni toplayınca başta Gihara olmak üzere masa hakemleri uzatmamı istediler. Gösteri sonrasında bol bol resim çektirdiler.

Otelde 14. Dünya Wai Kru Muay Thai Töreni’ne (World Wai Kru Muay Thai Ceremony) katıldık. Ödüller World Muay Boran Federation Başkanı Chinawut Sirisompan (Grandmaster Woody), Bushi Ban Başkanı International Başkanı Grand Master Zulfi Ahmed ve onlara nispeten kenarda kalan Batılı olduğunu düşündüğüm biri tarafından takdim ediliyordu. Herkes geleneksel kıyafeti kuşanmıştı. Ülkenin en büyük üstatları tarafından toplu halde geleneksel Muay Thai formları uygulanıyordu. Bir usta onlara yüksek sesle formu göstererek yapmalarını istiyordu. Disipline uyulmadığında ise onlara hiç üşenmeden aynı uyarıyı tekrar ediyordu. Kendi gözlerini işaret ederek kendisine dikkat etmeleri, kulaklarını işaret ederek kulak vermeleri ve ağzını işarete ederek konuşmamaları gerektiğini sabırla söylüyordu. Hatta birkaç kişiye şınav cezası da verdi.

Ertesi gün aynı salon çok önemli görülen “Hall of Fame” ödül töreni için hazırlanmıştı. Grand Master’lar olarak en öne oturtulduk. 100’ün üzerinde çeşitli branşlarda ustalar çeşitli ödüller aldılar. Fakat bu organizasyonun JKD branşında “Yılın Grand Maser’ı” ödülünü Tom Keplar aldı. Ben de World Martial Arts Summit & International Thai Martial Arts Games & Festival-Hall of Fame Asia Pacific Martial Arts/2018 Outstanding Dedication In the Martıal Arts (2018 yılı Savaş Sanatlarında Üstün Özveri) ödülü aldım. Soke Kim de uzun yıllar verdiği emeğe mukabil bir ödül aldı. Bunun dışında otelin resepsiyonunun bulunduğu geniş alanda saatlerce süren ödül dağıtımı ve fotoğraf çekimi sonunda canımı sıksa da oradan ayrılamadım. Grandmaster Tom Keplar, Grandmaster Mikhail Kim ve ben her fotoğrafın karesinde yer aldırıldık.

Şampiyonada JKD branşında Sifu Tom Keplar, Soke Mikhail Kim ve ben “Grandmaster” olarak tanıtıldık. Birlikte her fırsatta otelin kafe’sinde çay içtik. Bu ortamda Sifu Keplar’ın eşi Marianna da onun yanındaydı. Çok yoğun olmasına rağmen Sifu Gihara da her fırsatta bulunuyordu. Soke Kim’in tercümanlığını Timur adında Özbekistanlı asistanı yapıyordu. Onun Kazakistanlı iri kıyım iki asistanı daha oradaydılar ama onların İngilizceleri yoktu. Onlardan biri bana bir şeyler demek istedi. “Chi Sao” diyordu ama bunun dışında ne demek istediğini tam anlayamadım. Benden istifade etmek istediğini düşündüm. Olumlu anlamında başımı salladım. Yarım saat kadar sonra bana uzaktan işaret yapınca ustalardan müsaade isteyerek kalktım yanına gittim. Baktım Chi Sao pozisyonu alıyor; ben de aldım ama önce ilk aklıma gelen ona Chi Sao konusunda yardımcı olmaktı. Sonra baktım klasik Chi Sao değil de bizim uzun yıllardır spor salonlarımızda yaptığımız his geliştirme amaçlı olanı yapmak istiyor; yani amacı benim açıklarımı bularak bana dokunabileceğini göstermek. Bu çalışmada dokunmak “istersem vurabilirim” demektir. Bunu anlayınca anladım ki istifade etme derdi yok. Bu sefer ben de ona bunu üzerimde yapmanın kolay olmayacağını göstermek istedim. Farkettim ki Sifu Gihara da gelmiş kameraya alıyordu. Sonradan gözümün ucuyla Sifu Tom’un da geldiğini fark ettiğimde Kazakistanlı partnerimi bombardımana uğratıyordum. Parmak uçlarım ve avuç içlerim açtığı her noktada gezerek ona vururken o bana ulaşamıyordu. Hatta arada birkaç tokat da kaçırdım. Özbekistanlı arkadaşı Timur kafile arkadaşının vehametini görünce daha fazla uzamaması için araya girip kendisine anlamadığım kendi dillerinde bir şeyler söyledi. O da selam verip bıraktı. Soke Kim Budist idi; öğrencisi Timur ise Müslüman. Bazen başka ülke ustaları da dâhil oluyordu. Mesela Kyoshi Karate’nin Amerika’daki öncü isimlerinden 9. Dan sahibi Fred DePalma ile kafede tanıştık. 1981’den beri dövüş sanatlarını öğretiyor ve 1986’dan beri kendi okullarını yönetiyor. “Kyoshi DePalma” olarak Amerika’da meşhur olmuş. 700’den fazla kupa ve ödüle layık görülmüş eski bir ulusal şampiyon. Mütevazı biri.

“Hall of Fame” ödüllerini aldığımız zaman Avustralya’da yaşayan dünyaca ünlü Türk Taekwondocu Rıdvan Manav bizi fark etmiş kafede yanımıza geldi. Onun yönettiği Australian Martial Arts Academy, Education Funding Company (EFC) tarafından 2016’da dünya birincisi ilan edildi. Onun okulu 1967’de kurulan EFC bünyesinde 700 okul arasında birinci seçildi. Çok doğal bir insandı. Kısacası ortam kaliteli ustalarla kaynıyordu. Bir ara World Jeet Kune Do Council Başkanı Lion S.L.Gihara ile telefondan görüntülü olarak temas kurduk. Kendisi Sifu Gihara’nın hocası ve amcasıydı. Onun oğlu Sam da yanımızdaydı ve zaman zaman bizden istifade etmeye çalışıyordu.

Berbat kokan yemeklerinden kurtulmak için “Turkish Restaurant” yazılı bir yer bulduk. “Türk var mı?” diye sorduğumuzda anladık ki Mısırlı imişler. Şef Türk imiş ama Ramazan ayından sonra gelecekmiş. (Yani bu Ramazan). Müslüman yemeğidir kokusu olmaz diye içeri girdik. Menüde lahmacun ve tanıdık yemekler görünce sevindik. İki lahmacun istedim ama ilginçtir ki her biri iki ayrı tabakla geldi. Bir de yoğurda karıştırılmamış halde dilimlenmiş salatalık herhalde cacık niyetine yapılmıştı. Öğrencilerim Oğuz Yalçın ve Ferhing Kara kebap söylediler. Garson Taylandlıydı ama tam bir Galatasaray hayranıydı. Galatasaraylı futbolcuları sayınca onu kucakladık. Üstelik ben babadan kalma açık bir Galatasaraylı idim. Bu restaurant kesinlikle Türkiye’dekilerin yerini tutmamakla birlikte Tayland gibi bir yerde tercih edilebilir. Bir de Ottoman Restaurant varmış ama ona gitmeye vaktimiz olmadı; çünkü geç keşfettik. O güne kadar neredeyse oruç tutmaya karar verecektik. Hintli dostlarımızın ısrarı nenediyle Hint Lokantası’na da gittik; burası da Tayland yemekleri kadar berbat olmamakla beraber yine de onları hatırlatan bir şeyler taşıyordu. Sanırım bizim Türk yemeklerine Arap müslümanlar kadar yakını yoktu. Ferhing ikram etmek isteyince çarşıda hayatımda ilk defa Hindistan cevizi suyu içtim. Dedim ya üçümüz de “baht”ları bitirmeye çalışıyorduk. Alışmamışım diye mi bilmem Hindistan cevizini zorlukla içtim, hatta bitiremedim. Sanki meyvelerine bile o berbat koku ve tat sinmiş, bir şey yemeğe kalktın mı damağını bırakmıyordu.

Çarşıda hayatımda gördüğüm en büyük iş merkezinde bir yandan fotoğraf çektiğim bir sırada Ferhing ile Oğuz’u kaybettim. Param ve idare edecek kadar İngilizcem olduğundan çok telaşlanmadım. Neyseki takribi yarım saat kadar sonra birbirimizi kaybettiğimiz noktada Ferhing’le rastlaştık.

Tuk tuk süren sürücüye Bruce Lee’yi tanıyıp tanımadığını sorduk. Tanımıyormuş. Muay Thai’ı sorduk, duymamış. Sonra şivemizden kaynaklanacağını düşünerek tekrar sorduk sonra hatırlamış gibi bir kahkahayla karıştırarak gümbürtüye getirdi ve tanıyor muymuş yoksa tanımıyor muymuş emin olamadık.

Sifu Gihara’nın organize ettiği vapur gezisi unutulmazdı. Chaopraya Nehri’nde bizi taşıyan vapurda son derece romantik bir havada yemeğimizi yedik. Ben müzikli eğlenceye yanaşmadım. Fakat Sifu Tom Keplar bir ara dayanamayıp gençlerin arasına karışınca bu onların çok hoşuna gitti. Aramızda Soke Mikhail Kim ve asistanı da vardı. Hakem Oğuz Yalçın ve şampiyonumuz Ferhing Kara da vardı. Sifu Keplar’ın eşi Marianna ve hakemler de vardı. Bir düzine kadar kişiydik.

Gece olduğundan nehir kenarında birbirine karışmış farklı sosyal sınıflara ait yerleşim yerlerini çok net göremiyorduk. Çok lüks villalar, yıkık dökük kulübeler, yüksek sanayi yapıları, beton lojmanlar, tarihi kale ve kuleler, yüksek modern binalar ve saire gece manzarası muhteşemdi. Karanlık timsahların net olarak görünmelerine izin vermiyordu.

Sifu Tom’la ilgilenmek için Ayutthaya’ya pek gitmek istemesem de bu fırsatı kaçırmak da istemedim. Sifu Gihara’ya onunla ilgilenmesini rica ettim. Ayutthaya Tayland’ın başkenti Bangkok’un 85 km kuzeyinde antik Ayutthaya krallığının başkentliğini yapmış bir şehirdi. 1350’de kurulan Ayutthaya, Sukhothai şehrinden sonra Siyam krallığının başkenti oldu. Turizm için dizayn edilmiş halde ve çok turist çekiyor. Muay Thai’ın kökeni olan Muay Boran’ın doğduğu yer. Bu kültür gezisini Muay Thai’ın en yüksek dereceli ustalarından Chinawut Sirisompan (Grandmaster Woody) yönetiyordu. Bu gezi de 3. International Martial Arts Festival & Games’in bir parçasıydı.

Önce elleri tespihli Thai rahiplerinin ilahilerini dinleti eşliğinde izledik. Yanyana lotus pozisyonunda oturan Budist rahipler bizim tasavvuftakinin daha gelişmiş bir formuyla zikir meclisi kurmuşlardı. Bir kelimeyi ve bir cümleyi sürekli tekrar ediyorlardı. Ben Türkiye’de de geçmişte zikir meclislerine katılmıştım. Farkı sadece kullanılan kelimelerdi. Onlar diyelim ki “Nirvana” diyorlarken bizimkiler “Allah” diyorlardı. Onlardan alınan şeklin içi İslami literatürle doldurulmuştu. Bizdeki tarikatlar takriben bin yıl evvel Hindistan’a yayılan Müslümanlığın onların kültürleriyle harmanlanarak biz Müslümanlara geri dönüşümüydü. Abdullah el-Dehlevî ‘ler, Mevlânâ Ziyâüddin Hâlid-i Bağdâdî’ler zamanı…  Molla Abdülaziz el-Hindî adı size bir şey fade etmiyor mu? Neyse… Tapınak çevresinde yemek içmek bedava idi ve masalar kurulmuştu. Fakat kokuya dayanmak zorundaydınız. Hatta örs ile ateşte kızan demiri döverek kılıç yapıyorlardı.

Adeta bir belgesel programının içine girmiş hissi uyandıran çok eski Budist tapınaklarını gezerken hava çok sıcaktı. Güneş gözlüğüm nimete dönüştü. Burada kısa bir seminer de verdim. Gezerken Hindistanlılar ve Pakistanlılarla berber grup halinde idik. Ayutthaya’da “Nai Khanom Tom” Günü Kutlamaları’na katıldık. Koca bir arazi devlet tarafından profesyonelce organize edilmişti. Bizimle sürekli gezmekte olan bir Hintlinin Müslüman olduğunu sonradan öğrendiğimde buna hem çok şaşırdım hem çok sevindim. O da yemeklerden bizim gibi şikâyetçiydi. Mezhebini sordum, anlamakta çok zorlandı. “Ehlisünnet misin?” dedim; “Elhamdulillah” dedi. Aynısını Pakistanlıya sordum ondan da aynı karşılığı aldım. Belki de sünnet ehli olmaktan mezhebi değil sünnete saygıyı anlamış ve hamdetmişlerdi. Tribünlerdeydik. Muay Thai ustaları ayrı bir yere yerleştirildi. Fillerin yürüyüşü ilginçti. Akşama kadar uzaması canımı sıkmıştı ama bir defa için yine de değerdi. Akşam yemeği için Müslümanlara ayrılan bölüme gittik. Buranın yemekleri farklıydı. Ama o nahoş tat yine de bir şekilde varlığını sürdürüyordu. Pakistanlılarla bir masya oturduk. İlk kez Mart ayında karpuz yemiştim. Karpuzu bile bizdeki gibi değildi. Yöresel dans ve müzikler eşliğindeki gecede masamızdan ayrılmadık. Ama öğrencilerim her fırsatta çekim yaptılar. Özellikle Pakistanlı antrenör Mohammad Shahbaz ve Hindistanlı Sam Gihara bize sürekli eşlik ettiler. Kimi dövme yaptırıyordu, kimi maç yapıyordu, kimi maçları izliyordu, kimi yumuşak ve gözenekli muz ağaçlarını tekmeliyordu, kimi alış veriş yapıyordu…

Buradaki haberler Güney Asya ülkelerinin medyasına bile taşındı. Resimlerimiz yabancı ülke gazetelerinde çıktı.


Başlık Kategori Yayın Tarihi
Evrimi ateistlere mal etmeyin! Bilim / Teknik 10.06.2018
Kur’an’daki Barış-2 Genel 05.06.2018
Kur’an’daki Barış-1 Genel 04.06.2018
YÜKSEL YILMAZ BİYOGRAFİSİ (2018) Spor 15.05.2018
KUR’AN’DAKİ ADALET Genel 26.03.2018
Başlık Kategori Yayın Tarihi
Liderin Dönüşü Spor 16.04.2018
ANTRENMAN MOTİVASYONU Spor 03.01.2018
BEŞİKTAŞ'TA NELER OLUYOR Spor 24.12.2017
İLK HAFTAKİ GİBİ Spor 04.11.2017
HAKEMLER (!) Spor 31.10.2017