OSMANLI’DA EVRİM TEORİSİ.

Osmanlı'da evrimi ilk defa gündeme getiren kişi Ahmed Midhat efendiydi (1844-1912).Dağarcık adlı derginin ikinci sayısında  Veladet” (doğuş)  adlı yazışında evrimi  şöyle açıklıyordu.…Her tabakada o kadar hallere girdim ki, tarif değil isimlerini saymış olsam kamus (sözlük) kadar bir kitap olur. Nihayet dördüncü tabakada dahi nice yüz bin inkılaplar gördükten sonra aksamımı toplaya toplaya…meydana geldim.”

Yazılarında Lamarck'dan söz eden  Ahmed Midhat efendi buna rağmen eserinde Darwin’in Doğal seçilim teorisinden söz etmiyor.İlk Türk romanı Taaşşuk-u Talat ve Fitnat yine ilk Türkçe sözlük Kamus-i Türki ve Şemsettin Sami bey'e ait insan adlı çeşitli eserlerinde çekinerek'de olsa evrimi anlatmakta. jeolojik ve arkeolojik kanıtlarla evrimden söz ediyorlardı.Fakat Şemsettin Sami beyin kitabında Darwin ve teorisinden söz edilmez.Kapatılan ikinci Darülfünun’un müdürü Hoca Tahsin efendi 1880 veya 1881’de yazdığı fakat öldükten sonra 1892'de yayınlanan Tarih-i Tekvin yahud Hilkat (varoluşun ve yaratılışın tarihi) adlı eserinde evrimden şu şekilde söz edilir.

 

“Tabiatın bağrında değişmez bir şey var mıdır? Bütün türler ve cinsler bir değişim ve daimi olgunlaşma halinde olduğu halde türlerin değişmezliğini iddia edenler, karşılaştırmak için yeterli derecede olmayan kısa bir süre varsaydıklarından dolayı aldanmışlardır”  diyor.

Hoca Tahsin  bu sözleri ile evrimin anlaşılması konusunda önemli  bir bakış açısıydı 

Hoca Tahsin efendi Darwin’le ilgili olarak “Darwin’in bu hususa dair ifadeleri her ne kadar kafi mertebede değilse de, mesleği (izlediği çizgi) varoluşu açıklamasına ve gerçeklik felsefesine uygun olmakla, olgunlaşacağından kesinlikle şüphe duyulmaz.”diyerek söz ediyordu.

Fakat yine doğal seçilim teorisinden söz edilmiyor.

Darwin ve doğal seçilimin söz edilmesi Ali Sedad Bey

Osmanlı doğal şeçimle ilk kez Ali Sedad beyin 1882'de yayınladığı kitapla tanıştı.fakat işin ilginç tarafı yayınladığı kitapta bu teori desteklenmiyor kanıtlanmaya çalışmıyor tam aksine bu teori red edilerek yanlış olduğu anlatılmayı çalışılıyor Ali Sedad bey daha çok mantık üzerine yazdığı kitaplarıyla tanınmıştır.Ayrıca ilk Osmanlı ilk termodinamik kitabınında yazarıdır.

1882'de yayınladğı Kavaid-i Tahavvülat fi Harekat-i Zerrat (parçacıkların hareketine ilişkin dönüşüm kuralları) adlı 192 sayfalık eseri Fizik ve Biyoloji tarihi bakımından oldukça önemli bir eserdir.Kitabın 163. ve 170. sayfalar arasında evrim'den söz ediliyor. Darwin’in evrim teorisini detaylı bir şekilde anlattıktan sonra evrim teorisini reddediyor.ve eleştirilerini sıralıyor.Ali Sedad bey, “Darwin’in bu konuda ortaya koyduğu kanıtların en önemlilerinden söz edeceğiz” dedikten sonra sonraki dört paragrafta doğal seçilim mekanizmasını bilimsel ve gayet anlaşılır bir dille okurlarına anlatıyor.canlıların sınırsızca çoğalmasını önleyen en önemli engel, “fıkdan-ı maişet”tir (geçim araçlarının kıtlığı) Bu nedenle, her türün bireyinin, nafakasını temin etmek ve varlığını sürdürebilmek için yürüttüğü bu mücadelede, kuvvetli olan zayıfa galip gelmekte ve bazı faydalı özelliklere sahip olanlar diğerlerinden daha fazla “muammer olmaktadırlar” (yaşamaktadırlar).

Ali Sedad bey “Darwin Mesleğinin (çizgisinin) Muhakemesi” başlıklı paragrafta ise iki büyük itirazı söz konusuydu.Bunlardan birincisi yine bir türün oluştuğu ile ilgili bir kanıt olmadığı ikincisi ise bir ara türün bulunmadığı 

Ali Sedad bey burada ilginç bir retoriğe başvuruyor Darwin’i destekleyenlere “jeoloji tabakalarındaki bilimsel araştırmaların henüz yeterince yapılamamış olmasından dolayı ileride geçiş biçimlerinin bulunması muhtemel olduğu için, jeoloji biliminin bu aşamasında Darwin’in tezlerine itiraz olunamaz” diyen doğa bilimcilere

 

“Bu durumda jeolojinin bugünkü halinde Darwin’in mesleği kabul olunur şeylerden değildir diye ifade etmek daha münasiptir.”şeklinde cevap veriyor Ali Sedad bey Darwin’in  türlerin oluşumunun çok yavaş işlediği  ile geçiş biçimlerinin hızlı olduğu düşüncesinin çeliştiği görüşünde.

Ali Sedad  evrim teorisine olan itirazlarını bitirdikten sonra Darwin’in insanın maymundan geldiğini söylemediğini,  insan ve maymun'un diğer bir türden  geldiği belirtiyor.İnsan ve Maymun içinde benzerlik değil farkılık olduğunu belirten Ali Sedad bey bu iki türün tamamen aynı ve benzer olsalar bile insanın konuşma özelliği ile maymunda  ayrıldığını belirtiyordu.bu nedenle Lamarck ve Darwin’in düşüncelerinin yanlış olduğunu belirtiyordu.Ali Sedad bey Darwin’in Türlerin Kökeni kitabıdan 23 yıl sonra  evrim teorisi doğal şeçilimiaçıklaması Darwin  görüş açısı ile ilk kez  Osmanlı okurlarına açıklaması süphesiz Biyolojik tarihimiz açısında ilginç ve bir o kadar önemli bir gerçektir.

 

 

 


Başlık Kategori Yayın Tarihi
İnsan Hakları Günü Bilim / Teknik 10.12.2018
Güneş ve Güneş Sistemi -2 Bilim / Teknik 09.12.2018
DİNSİ'ler Bilim / Teknik 09.12.2018
AİHM RUHU'nu anlatmak Bilim / Teknik 08.12.2018
Uzaydaki Yıldızlar Bilim / Teknik 04.12.2018

Yazıya yapılan bütün yorumlar

Yüksel Yılmaz 05.06.2018

Ali Sedad denen kişi maymunun kulaklarını, gözlerini, ellerini, solunum sistemini, dolaşım sistemini, sinir sistemini, sindirim sistemini ve sair canlılık sistemini insana benzetmiyor ise ekmek, taş, ağaç, gezegen gibi cansızların benzememelerini neyle açıklar acaba? İnsan ile maymun arasındaki benzersizliği "çünkü farklılar" diyerek açıklayanlar, benzerlikleri bir türlü açıklayamadılar gitti. Lanet olsun; insanla zerre kadar alakasız bir maymunun neden bir kafası, kafasında gözleri, gözlerinde retinası, retinasında beyninden gelen damar ve sinirleri var? Benzersizliği herkes açıklar; sen benzerlik niçin var onu açıkla... Evrim Kur'an'a aykırı olmayıp bunu ilk kez İslam âlimleri ilan ettiler... Kur'an-ı Kerim'de "İnsanın üzerinden, henüz “anılmaya değer bir şey” değilken, uzun bir zaman geçmedi mi?" (Dehr, 1) buyrulur. Dikkat edin, Arapçasında "ed dehri" diyor; yani "çok uzun bir zaman" demektir. Evrimi ateistlere mal etmeyin; bir gün teori olmaktan tam olarak çıkıp iyice ispatlandığında "evrim doğruymuş" deyip müslümanlığı çürüttüklerini sanmasınlar. "Ve Allah, sizi yerden (topraktan) bir nebat (gibi) yetiştirdi (yarattı)" (Nuh, 17). Çünkü biz topraktan yaratıldıktan sonra milyarlarca yıllık serüvende bitkilere de döndük et yiyen bitkilere de... Dinin muhteşemliğine, Allah'ın muhteşem terbiye ediciliğine bakın ki; bize nihayet akıl vererek insan olma şerefini bağışlayıp kendini tanıttı. Biz “insansılar” iken şu ayet geldi: "Ve Rabbin meleklere: “Muhakkak ki ben yeryüzünde bir halife kılacağım” demişti. (Melekler de): “Orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birisini mi seçeceksin? Biz Seni, hamd ile tesbih ve seni takdis ediyoruz” dediler. (Rabbin de): “Muhakkak ki ben, sizin bilmediklerinizi bilirim” buyurdu (Bakara, 30). Melekler neden hayretle "kan dökecek birini mi seçeceksin?" diye soruyorlar? Çünkü "insansı"lar ve vahşiler. Allah'ın onlara verdiği gelişmiş düşünce yeteneği ve indirdiği ilk vahiyler sonradan onları terbiye etti. Bu dinin gerekliliği ve mucizesidir. Burada neden ayette "...Ben yeryüzünde bir halife kılacağım..." buyrulmuş? Neden "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım demiyor da, "halife kılacağım" diyor. Çünkü toplum var; içlerinde en elverişli olanı seçiyor. Haaaa, evrime inanmazsanız geriye tek alternatif kalıyor: "Ensest ilişki ile çoğalma." Fakat bu defa da "sünnetullah"a aykırı kalıyor. Allah'ın yaratmadığı türden bir yaratma sünneti yok. Ayet sünnetullah'ta değişme olmayacağını yazıyor. Bak: Fetih, 23. Ama evrim sünnetullah'a uygun. Kardeşlerin seksiyle çoğalmaktan daha tutarlı ve daha ahlaklı. Birini seçin. Unutmayın: üçüncü seçenek yok.

Bu yazıya sizde kendi yorumunuzu yazabilirsiniz.