İSMAİL ENVER BEY’DEN ŞEHİD-İ ÂLÂ İSMAİL ENVER PAŞA’YA-3

Bu yazımda öncelikle Yeni Osmanlılar ya da Genç Osmanlılardan bahsedeceğim. Yeni Osmanlılar grubunun önemi, Birinci Meşrutiyetin habercileri olmakla ile birlikte ikinci Meşrutiyetin tohumlarını ekende aynı grup olması. Devletin içine düştüğü parçalanma anında doğmuş, şekillenmiş ve harekete geçmişlerdir. Genç yahut Yeni Osmanlılar Cemiyeti İstanbul bazı aydınlar arasında ortaya çıkan ve devletin mutlakıyet yönetimini bırakarak halkın seçtiği bir meclisin de olduğu meşrutiyet yönetimine geçişini sağlamak amacı gütmüştür. Bu hareketin başlangıcını 1860’a kadar götürmek mümkün olmakla birlikte örgütlenme 1865’te başlar.[1] Bu hareket, fikir, gizli çalışma zamanları, bir kısım mensuplarının yurtdışına kaçışı ve orada yürütülen faaliyetler ile birlikte Meşruti yönetime geçiş sonucunda 1876’ya kadar uzatılabilir. Cemiyetin İstanbul’da ki gizli faaliyetleri kısadır. İki sene kadar sürer. Genç yahut Yeni Osmanlılar gizli cemiyetinin İstanbul’da kuruluş tarihi Haziran 1865 olarak bilinir. Anlaşıldığına göre, cemiyet evvelâ ‘’İttifak-ı Vatan Cemiyeti’’ adı altında ve Belgrat Ormanlarında yapılan bir toplantıda doğdu.[2] Bu cemiyetin ilk kurucuları arasında; Mehmet Bey, Kayazade Reşat Bey, Menapirzade Nuri Bey, Suphi Paşazade Ayetullah Bey, Kemal ve Tevfik Beyler.[3] Cemiyet açığa çıkmadan önce sayıları 250 kadarı idi.(245) Cemiyette gizlilik çok önemli idi. Cemiyet kuruluş amacı ile terör ve darbe eğilimi göstermiyordu. Hareket, ‘’Bu imparatorluk nasıl kurtarılabilir? ‘’ sorusuna cevap arayarak kendileri tarafından hazırlanması planlanan bir ıslahat ve meşrutiyet yönetimine geçiş lahiyası hazırlayarak padişaha sunmak idi.

            Genç veyahut Yeni Osmanlılar, ıslahat lahiyasının yazılması ve uygulanması için birçok sebep ortaya koyuyorlardı. Daha önce bahsettim gibi devletin içinde bulunduğu dertler almış başına gitmişti. Anadolu; zulüm, eşkıya, baskınları, âyanlar yönetimi ve idaresizlikler içinde çalkalanıyordu. Rüşvet, zirve noktalarına varmıştı. Valiliklere önemli mevkilere tayinlerde, saraya ve saray adamlarına çatarak ikbal sağlamak usulleri iyice yerleşmişti. Devlet gelirleri iyi kullanılmıyordu. Dış borçlanmalar ve bu yoldan çok yüksek faizler, komisyonlar ve ağır garantilerle sağlanan paralar, daha çok israf ve sefahate harcanıyordu.[4] Alınan borçlar ile ordu da az çok güçlendirilmiş olsa dahi kurulan donanma Abdülhamid II zamanında çürümeye terk edilmişti. Orduya yapılan harcamalardan daha fazlası Sultan Aziz tarafından pahalı saraylara gitmekte idi. Bu durum rahatsızlık verici derecelere ulaşmış ve bu durumu dile getirenleri sürgünler ve ezilme bekler olmuştu. Sultan Aziz, kendisine yapılan tavsiyeleri dinlemek yerine baskıları arttırma yolu seçerek Genç Osmanlıların tavırlarının değişmesine sebebiyet vermiştir. Tavır değişikliği sonucu Cemiyet Mayıs 1867’de, İstanbul’da Veliefendi çayırında özel bir görüşme yaparak, Sultan’ı tahtan indirmek, Babıâli’yi basarak sadrazam Ali Paşa’yı devirmek gerekirse öldürmek gibi kararlar alınmıştır. Bu kararın uygulanması için ise 40 kişilik bir fedai grubu dahi tesis edilmişti. Sadrazam olarak düşünülen şahsiyet ise Mehmet Bey’in amcası da olan ve kendisi için teminatta alınması muhtemel olan Mahmut Nedim Paşa’dır. Her şey düşünülmüş ve harekete geçilmek için beklenirken, beklenmeyen bir olay olur ve tüm harekât suya düşer: ‘’ Cemiyetin kurucularından ve bir ihtilâlcıdan ziyade, şair ruhlu, yumuşak huylu bir genç olan Suphi Paşazade Ayetullah Bey, işlerin gidişatından ürktü. Gizli cemiyetin varlığını ve kararlarını evvelâ babasına haber verdi. Olup bitenler, bu kanaldan sadrazama duyuruldu. Tabiî derhal tevkifat başladı. İste bu arada bir kısım cemiyet azaları Avrupa’ya kaçmanın yolunu buldurlar.’’[5] Böylece 1867 Veliefendi çayırında yapılan toplantı, Yeni Osmanlılar Cemiyeti’nin yurtiçi faaliyetlerinin ilk safhasının sonunu teşkil etmiştir. İki yıl kadar yurtiçinde örgütlenen ve faaliyetler içinde bulunan Cemiyet bu süre zarfından sonra yurtdışında intikal ediyordu. Yurtdışında, Sultan Aziz ve sadrazamlarına karşı mücadeleye atılan biri vardı ki yurtdışına çıkan Cemiyet üyelerini koruma altına almıştır. Bu kişi Mısırılı Mustafa Fazıl Paşa’dır.

            Önceki yazıda Mustafa Fazıl Paşa’nın Sultan Aziz’e kırgınlığı hanedanlık meselesi sebebiyle olduğunu anlatmıştım. İsmail Paşa, kardeşi Mustafa Fazıl Paşa’nın topraklarını satın alarak kendinsin Mısır ile alakasını kesmiş ve İstanbul Paşa’sı haline getirmiştir. İki defa nazırlığa getirilmesine rağmen kendisi sadrazamlığı arzulamaktaydı. Fakat iş beklenen gibi olmayıp Paşa hakkında söylentiler çıkartılmaya başlandı. Kendisinin Meşrutiyetçi olduğu dahi söylendi. Cemiyet ile yolları kesişiyor gibi dursa da Paşa’nın Sultan Aziz ve sadrazamlarına karşıtlığı ile Cemiyetin nedenleri aynı değildi. Paşa’nın amacı Meşrutiyet sevdası değil Mısır hanedanlığı idi. Yani saltanat kavgasıydı. Gelişmeler bu yönde yol alırken, İstanbul’da da basın yoluyla beslenen siyasi cereyan yükselerek devam ediyordu. Tasvir-i Efkâr ve Muhbir gibi basın organları Mısır’da ki gelişmekte olan parlâmento sistemini övücü yazılar yazarak Sultan Aziz ile dolaylı savaşa giriyordu. Sultan, tedirgin bir hava olduğunun farkında idi.

            Bu gelişmeler sonucunda Sadrazam Fuat Paşa 1866’larda Mustafa Fazıl Paşa’nın 24 saat içinde memleketi terk etmesini istedi. Fransa’ya çıkan Mustafa Fazıl Paşa buradan ilk direnişini Sultan Aziz’e yazdığı mektup ile başlattı. İlk önce Avrupa’da çıkan uzun ve Fransızca mektup yurtiçinde 21 Şubat 1866’da önce Ali Süavi’nin gazetesi olan Muhbir’de iki gün sonrada Şinasi aynı mektubu Tasvir-i Efkâr’da yayınladı. Bu haberler sonrasında ilk önce 9 Mart’ta Sadrazam Fuat Paşa tarafından Ali Süavi’nin gazetesi Muhbir kapatıldı. Ardından Ali Süavi Kastamonu’ya sürüldü. Bu gelişmeler Ali Süavi’nin aktif siyasi hayata girişinin başlangıcıdır. 15 gün sonra bu sefer Şinasi’nin gazetesi Tasvir-i Efkâr kapatılarak, basın sessizliğe gömülmüştür.

            İstanbul’da istidatları (yetenekleri) ile göze çarpan bazı gençler belirmeye başladı. Bunların başında Namık Kemal, Ziya Bey (Paşa), Agâh Efendi… Sadrazam Âli Paşa geç kalmadan bu kadroyu da dağıtmak için harekete geçti. Namık Kemal’i Erzurum’a, Ziya Bey’i Kıbrıs’a tayin etti. Bu arada Paris’te bulunan Mustafa Fazıl Paşa’da boş durmuyor ve bu kadroyla ve Kastamonu’da sürgünde olan Ali Süavi ile de iletişime geçerek bunları Paris’e çağıracaktı. Böylece elindeki kadroyu güçlendirmeyi hedefliyordu. Ve gereken işlemler ve görüşmeler sonucunda bu ekibi Fransız bandıralı Bosfor vapuru[6] (17 Mayıs 1867) ile yola çıkarma planı yapılır. Hareket öncesinde önemli bir ziyarette bulunmuşlar ve o kişinin hayır dualarını almışlardır. Bu kişi ileride detaylı değineceğimiz Mithat Paşa’dır. Yaptıkları bu ziyaret sırasında öğrendiklerine göre Paşa saraya davet edilmiş olmakla birlikte ikinci defa verilmek üzere Tuna valiliği verilecektir. Böylece Paşa’da İstanbul’dan uzaklaştırılmış olacaktır. Mithat Paşa Cemiyetin fiilen üyesi olmamakla birlikte bu hareketi benimsemiştir. Burada aynı öneme sahip olan Namık Kemal’den de ileriki yazılarda bahsedeceğiz. Namık Kemal’in önemli bir yanı da: ‘’Enver Paşa nesli genç yaşlarında, hep onun şiir ve eserleri ile beslenecektir.’’[7]

 

KAYNAKÇA:

*AYDEMİR Şevket Süreyya, Makedonya’dan Orta Asya’ya Enver Paşa Cilt I, Remzi Kitabevi, İstanbul 1972

 

 

 

[1] Şevket Süreyya Aydemir, Makedonya’dan Orta Asya’ya Enver Paşa Cilt: I, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1972,s.26

[2] Age, s.26

[3] Age, s.26

[4] Age, s.27

[5] Şevket Süreyya Aydemir, Makedonya’dan Orta Asya’ya Enver Paşa Cilt: I, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1972,s.28

 

[6] Şevket Süreyya Aydemir, Makedonya’dan Orta Asya’ya Enver Paşa Cilt: I, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1972,s.31

 

 

[7] Age, s.31



Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.