KUTÜL AMARE ZAFERİ

Kut’ül Amare yenilgisi, İngilizlerin I. Dünya Savaşı’nda Çanakkale’den sonra uğradıkları ikinci büyük bozgundur. Kut-ül Amare zaferinin kazanılmasında özellikle Kürt aşiretlerin, bir kısım Arap aşiretlerinin ve hatta Şii Arap aşiretlerinin önemli rolü olmuştur. Önemli Şii aileleri Osmanlı’yla ortak hareket etmişlerdir.

Büyük hayallerle ve çetin kuvvetlerle Çanakkale’yi işgale kalkışan İngilizler, bir yandan da diğer Osmanlı topraklarını adım adım işgal etme planları peşindeydi. Ancak, Çanakkale’de aldıkları ağır yenilgiden sonra ağırlıklı olarak Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Irak cephelerine kuvvet kaydırarak bölgenin kalbi olan Bağdat’ı ele geçirme harekatına giriştiler.

Bu amaçla, 1914’te Basra’yı işgal ederek Irak cephesini açmış olan İngiliz birlikleri 24 Temmuz 1915 günü General Townshend komutasında Bağdat’a doğru ilerlemeye başladı. Bu ilerleyiş karşısında Irak Umum Kumandanı Nurettin Bey komutasındaki birlikler 28 Eylül 1915 tarihinde Kut’ül Amare bölgesine çekildi ve peşlerinden gelen İngiliz birlikleri Kut şehrini işgal etti.

Ardından İngiliz birlikleri yeniden Bağdat üzerine iki koldan ilerlemeye başladı. Bu birlikler Selmanpak’ta Nurettin Bey komutasındaki birlikler tarafından durduruldu. İngilizler tekrar Kut’ül Amare’ye geri çekilmek zorunda kaldı. Karşı saldırıya geçen Osmanlı birlikleri 5 Aralık günü Kut’ül Amare önlerine geldi. Aralık ayı boyunca Kut’ül Amare’de sıkıştırılan İngiliz birlikleri şiddetli çarpışmalar sonrasında kuşatılarak çember içine alındı.

Kuşatmayı yarmak için İngiliz birlikleri zaman zaman takviye aldılarsa da başarılı olamadılar. Nehirlerden yapılan cephane ve yiyecek yardımı yeterli olmadığından şehirde sıkışıp kalan İngiliz ordusu, hem saldırı esnasında hem de açlık ve hastalıktan dolayı büyük kayıplar verdi. İngilizler Mart başında tekrar taarruza geçtiler. 8 Mart 1916’da İngilizler, Sabis (Dujaila) mevkiinde, Miralay (Albay) Ali İhsan Bey (Sabis) komutasındaki 13. Kolordu’ya hücum ettilerse de, Sabis Meydan Muharebesi olarak da tarihe geçen çatışmalarda 3.500 asker kaybederek geri çekildiler.

22 Nisan günü, İngiliz birlikleri General Townshend komutasında 5 bin kişilik bir birlikle hücuma geçtiler, ancak bundan da bir sonuç alamadılar ve 3 bin kişilik bir kayıp vererek geri çekildiler. Bütün bunlar olup biterken İngiliz derin devleti elemanları her türlü yolu deniyor ve hayasızca kuşatmanın kaldırılması için Halil Paşa’ya rüşvet teklif ediyorlardı. Zira kuşatma biraz daha devam ederse, zaten bitik ve perişan durumda olan İngiliz ordusu tümüyle yok olmaktan kurtulamayacaktı.

Townshend, tüm silahlarını Halil Paşa’ya teslim etmek ve bir milyon poundluk bir çek vermek karşılığında kendisinin ve ordusunun serbest kalmasını bu yüzden istemişti. Halil Paşa ise İngiliz silahlarının hiçbir işine yaramayacağını ifade etmiş, bir milyon Sterlinlik rüşvet teklifini ise bir “şaka” olarak kabul edip geri çevirmişti. Bu teklifin ardından İngiliz ordusuna 270 ton yiyecek ve mühimmat taşıyan geminin Türk askerleri tarafından ele geçirilmesi, İngilizlere teslim olmak dışında bir imkan bırakmıyordu. Eğer gemi amacına ulaşsaydı, kuşatma iki ay daha devam edebilirdi. Türk askerleri ele geçirilen bu gemiye “Kendi Gelen” ismini verdiler. Gemi, üç makinalı tüfek düzeneği ile birlikte Osmanlı nakliye filosuna dahil edildi.95

Teslim olmasının ardından Townshend, Enver Paşa tarafından iyi bir şekilde ağırlanmış; savaş sonuna kadar Heybeliada’da bir villada konuk edilmiştir.

2 Aralık 2015 tarihli The Telegraph’ın internet sitesinde yer alan bir makalede Patrick Sawer, o dönemde Kut’ül Amare’de savaşmış ve Türklere esir düşmüş Teğmen Henry Curtis Gallup’un günlüklerinden notlar aktarmaktadır. Yazının başında Patrick Sawer, I. Dünya Savaşı’nda İngilizlerin, birçok Osmanlı toprağı gibi Irak’ı da işgal etme amacında olduklarını belirtmektedir. Sawer, İngiliz derin devletinin sinsi ve ikiyüzlü politikasını ve bunun sonuçlarını şu sözlerle açıklamıştır:

Petrolü koruma altına alma ve Irak’ı Türklerden özgürleştirme misyonuyla başlayan şey, Britanyalı ve Hintli askerlerin esarette ölmeleriyle birlikte kepazelikle sonuçlandı.96

Bu ifadeden de anlaşılabildiği gibi, İngiliz derin devleti, tarihin her döneminde entrika ve hilelere başvurarak masum halkı kandırmakta ve kapsamlı savaşlar çıkarmaktan çekinmemektedir. O dönemde, milletleri kan ve ateş denizinde boğarak 9 milyon ölü, 30 milyon kayıp, sakat ve yaralının ortaya çıkmasına yol açan İngiliz derin devletinin zihniyetinde bugün de değişen bir şey yoktur. Bugün, özellikle Ortadoğu’da, ülkeleri KORUMAK, buraları ÖZGÜRLEŞTİRİP, onları barış ve demokrasiyle tanıştırmak iddiasıyla milyonlarca masum Müslümanı, başlarına bombalar yağdırarak şehit eden, on milyonlarcasını da dul, yetim, öksüz, mülteci, hasta, sakat ve yaralı haline getiren “üst-akıl”, İngiliz derin devletidir.

Sonunda hiçbir çıkış yollarının kalmadığını anlayan İngilizler, 6 ay süren bir kuşatma sonucunda 29 Nisan günü Osmanlı ordusuna teslim oldu. Tüm cephelerde duyurulan bu tarihi zafer, Türk askerlerinde büyük bir moral kaynağı olurken Avrupa’da da büyük bir şok etkisi yaptı. İngiliz gazeteleri, Osmanlı’nın zaferini manşetten verirken, İngilizler için de “Çanakkale’den sonra en büyük hezimet” değerlendirmesini yaptılar.

Bu yenilgi İngiliz basınında ve kamuoyunda çok büyük bir infial uyandırdı. İngiliz tarihçisi James Morris, Kut yenilgisini, “Britanya (İngiltere) askeri tarihindeki en aşağılık şartlı teslimi” olarak tanımlar. Diğer bir İngiliz tarihçi Christopher Catherwood ise bu yenilgiyi, “I. Dünya Savaşında İtilaf güçlerinin (İngiltere’nin) en kötü yenilgisi” olarak tarif etmiştir.99

Halil Paşa’nın, 29 Nisan 1916 tarihli günlük ordu emrindeki sözleri Kut’ül Amare zaferini en güzel biçimde özetlemektedir:

Orduma;

Arslanlar!

1- Bugün Türklere şeref-ü şan, İngilizlere kara meydan olan şu kızgın toprağın müşemmes semasında (güneşli gökyüzünde) şühedamızın (şehitlerimizin) ruhları şad-ü handan pervaz ederken (sevinç içinde göğe yükselirken), ben de hepinizin pak alınlarından öperek cümlenizi tebrik ediyorum.

2- Bize iki yüz seneden beri tarihimizde okunmayan bir vakayı kaydettiren Cenab-ı Allah’a hamd-ü şükür eylerim. Allah’ın azametine bakınız ki, bin beş yüz senelik İngiliz Devleti’nin tarihine bu vakayı ilk defa yazdıran Türk süngüsü oldu. İki senedir devam eden Cihan Harbi böyle parlak bir vaka daha göstermemiştir.

3- Ordum gerek Kut karşısında ve gerekse Kut’u kurtarmaya gelen ordular karşısında 350 subay ve 10 bin neferini şehit vermiştir. Fakat buna mukabil bugün Kut’da 13 general, 481 subay ve 13.300 er teslim alıyorum. Bu teslim aldığımız orduyu kurtarmaya gelen İngiliz kuvvetleri de 30 bin zayiat vererek geri dönmüşlerdir.

4- Şu iki farka bakınca cihanı hayretlere düşürecek kadar büyük bir fark görülür. Tarih bu vakayı yazmak için kelime bulmakta müşkülata uğrayacaktır.
5- İşte Türk sebatının İngiliz inadını kırdığı birinci vakayı Çanakkale’de, ikinci vakayı burada görüyoruz.

6- Yalnız süngü ve göğsümüzle kazandığımız bu zafer yeni tekemmül eden vaziyeti harbiyemiz karşısında muvaffakiyeti atiyemizin parlak bir başlangıcıdır.

7- Bugüne Kut Bayramı namını veriyorum. Ordumun her ferdi, her sene bu günü tesit ederken (kutlarken) şehitlerimize Yasinler, Tebarekeler, Fatihalar okusunlar. Şühedamız, hayatı ulyatta, semavatta kızıl kanlarla pervaz ederken, gazilerimiz de atideki zaferlerimizle nigehban (bekçi) olsunlar.

Mirliva Halil
Altıncı Ordu Komutanı
29/Nisan/1916- Bağdat

 


Başlık Kategori Yayın Tarihi
AHLAKİ DEJENERASYONUN SEBEBİ Eğitim 04.07.2018
KÖRELMİŞ ORGAN YALANI Bilim / Teknik 10.05.2018
FUTBOL DİNİ Teknoloji / İnternet 29.04.2018
İSLAMDA KADIN KUTSALDIR Kadın / Aile 28.04.2018
ATATÜRKÜN İSLAMA HİZMETLERİ Sosyal 27.04.2018

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.