Göğün vakti geçmeden gel,

Yaşanan hikayenin devamını anlatmak için kahramanınızın hala yaşıyor olması lazım.Mecazları bir kenara bırakırsak hala içimde yaşıyor mu ? diye sorabilmek en önemli olanı. İki ucu da alev topu olan bu hikayeyi anlatmak istesem de , bazı şeyler yetersiz. Çünkü yaşanan güzellikleride acıları da anlatacak kelime bulamamak en zoru. Hani içimiz de avaz avaz bağırıp konuşamamayı anlarım , ama yazamamak nedir ?
*Sevgilim,bana okuduklarından yola çıkarak senin yazdığın şeyler hep başkarının hikayesi oldu.Sen bunu ne zaman yaşadın sorusuna ben yaşamadım ki sadece dinledim ve kendim yaşamış gibi anlattım dedin. Şimdi ben bizi hep yaşadım , ama dinledim de. Anlatamıyorum. Sevdiğim bir kitabın orta satırlarından birinde diyor ki ''Seviyorsan mektup yaz''.. Doğru. Kafka Milenasını hep mektuplarda,Ahmet Arif leylisini,Nazım Hikmet Verasını mektuplar,hep mektuplarda. Şiir okuyan adamın kötülüğü olmaz sözünden yola çıkarak , sen kötü olamazdın ki hiç.Aslında kötüydün, seni tanıdığım ilk geceden beri kötüydün.Ama bana değil ki. Bu seni kötü yapar mı yapmaz bilmiyorum. Ama ben kirpik düzenini anımsadıkca olabilme ihtimalin yok oluyor her zerremden. O kadar yasak ki , o kadar ateş ki adın bile dilime haram. En acısı vazgeçmek zorunda olmak değil de, asla hüznüme ismini verememek. İki hece adın , olmuş gönlümde dağ. Ateş değil, ateşleri söndürürüm. Öfke değil, tuzla buz ederim. Kin yok, parmak uçlarını düşünüp yok etmeyi bilirim. Ama dağ sevgilim.. Eteğinden çiçek topladığım , yürükçe dikenli kanadığım, ayağım takılıp yüz üstü devrildiğim, yokuşu tırmanıp tam bitti dediğimden kayıp aşağı yuvarlandığım ama yanındaki akarsunun ferahlığının hep var olduğu,güneşin en güzel saatlerini tenime işlediğim, göğe bakma en güzel durağı olan bu dağ. Senin kalbindi. Kimine var olduğunu bile sorgulatan , ama beni hiç şüpheye düşürmeyen o dağ. O dağı , yıkma. Sana gecem gündüzüm sen , yediğim içtiğim sen gibi özlemenin en klişe cümlelerini kuramam. Ben anca senin okurken kızdığın , nefes alamadığın uzun uzun yazılarımın en derinine kazıyıp bahsedebilirim. Anlatmam , bahsederim çünkü sende bilirsin ki ben ellerim kanasada o gülleri hep uğruna tuttum. Sonunu bile bile tırmanışlarımın , bana bıraktığı yorgunluğunun hesabını sana soramam. Bedelini ödemediğim düşmelerimin ,bedelini sen öde diyemem. Ben yana yana beklerken , sana buz gibi olabilirim. Bildiğin şeyleri yazmanın , okumanın , ucuna bucağına dökmenin kaçıncı klişesi bilemem. Ama ben senden ayrı bir satırda başka ne diyebilirim. 

Sevgilim , içimde duvarlar,içimde koca dağlar, içimde benim ;
Bir adamın göğsünde kalp diye taşıdığı et kadar sert ve kendine dahi yumuşak başlılık göstermeyen ve elyafımsı bir hisse dönüşmeyen bir incinmişlik var. Biraz endişeliyim, çünkü biliyorum;
Bir an olacak ve tek başıma yerken en sevdiğim yemeği , kendime alenen kontrol altına alamayıp hıçkırıklarıma hıçkırır bir vaziyette bulacağım. Ekmeğin topuzuna küseceğim.

Dilerim o sırada Sezen Aksu çalıyor olmaz kulağımda, hiç gocunmaz ölürüm. Ben kendimden bazen fazlaca yüzümü gizliyorum. Bana ne olduğu hakkında hiçbir fikre sahip olmayan ama ''tanıyorum seni,senden daha iyi tanırım hem de '' diyenlere ben cumartesi geceleri yastığıma yüzümle neler yaptığımı sorarım. 
Hayır , daha fazla değilim , az da.
''Yetiniyorum''
Artık ben heybeme tıktığım kinlerin insafından da faydalanamıyorum. Üzerimde ki hafiflik bu yüzden yüküm oluyor bazen de benim. Bunu anladım.
Başka türlüsü güç. Tek başıma olmuyor.
İçimde,asla değil ama zaman zaman en azından, yıkıcı olmayan bir fırtınaya dönüşmeyen bir mevsimle , öfkemde kırgınlığım gibi kör değil artık. Kelime haznem ''Hiçbir şey söylemeyeceğim'' cümlesi kadar hiçliğe dönüştüğünde ve içim de zerre gize dönüşmüş, öteki adalara atılmış ve en en ufak bir durum izahı kalmadığında ;
Hoyrat bir sessizliğe çekilmekte sakınca görmüyorum. Bu geçmişe , bu kimseye bu sana geçilmiş bir kıyak değil,
Yanlızca kendimi yoğun bir endişeden kurtarmaya çalışıyorum. En kızgın zamanlarımda bile ruhumu ağırlaştıran bu endişeden tamamiyle kurtulduğum oranda varlığımı ,omzunda küçük prens okurken kanıtlayacağım. Çok bekletme.
Ben ve küçük prens senin büyüklerin dünyasının kalabalığından kurtulup gelmeni bekliyoruz..
Bekletme. Göğün zamanı geçerse, yıldızlara sahip olamayız...


Başlık Kategori Yayın Tarihi
Hikayem başlıyor. Anı 23.01.2018
Başlık Kategori Yayın Tarihi
Kabullenerek Yaşamak Yaşam 21.02.2018
KILIÇDAROĞLU AFRİN’DE KİM'DEN YANA? Yaşam 21.02.2018
“Yaprak sıkılmıştı ağaçtan. Bahaneydi sonbahar.” Yaşam 20.02.2018
14 Şubat Sevgililer Günü Yaşam 13.02.2018
Vatan Afrindir... Yaşam 11.02.2018

Yazıya yapılan bütün yorumlar

Ulubeybi 02.02.2018

Hayır , daha fazla değilim , az da. Yetiniyorum.

Bu yazıya sizde kendi yorumunuzu yazabilirsiniz.