Kudüs’ün Kutsallığı (7)

ABD Başkanı Donald Trump, ABD’nin Kudüs’le ilgili yeni yaklaşımını açıklayarak, “Kudüs’ü resmen İsrail’in başkenti olarak tanıma zamanı gelmiştir. Dışişleri Bakanlığına, Tel Aviv’deki büyükelçiliğimizin Kudüs’e taşınması için hazırlıklara başlaması talimatını verdim” demesi üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ortadoğu’da adil ve kalıcı bir barış için 1967 sınırları dâhilinde başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız ve egemen bir Filistin devletinin vücut bulmasının şart olduğuna dikkat çekerek tavrını koydu. 1995 tarihli Kudüs Yasası’na atıf yaparak o tarihte ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıması ve büyükelçiliğini de Tel Aviv’den Kudüs’e taşıma tavsiyesinde bulunduğunu hatırlatan Trump, “20 yıldan uzun süredir tüm başkanlar bu yasanın gereğini yapmayı ertelediler ve buna gerekçe olarak barış çabalarını gösterdiler. Bu sürenin ardından şu anda daha önce olmadığı kadar İsrail ile Filistin arasında kalıcı bir barışa yakınız. Dolayısıyla şu anda Kudüs’ü resmen İsrail’in başkenti olarak tanıma zamanı gelmiştir”dedi. Trump, Tel Aviv’deki Amerikan Büyükelçiliği konusunda Dışişleri Bakanlığı’na, Tel Aviv’deki büyükelçiliğin Kudüs’e taşınması için hazırlıklara başlanması için talimat verdi.

İsrail Büyükelçiliği’ni Kudüs’te tutan hiçbir ülke bulunmuyor. Zira dünyada Hıristiyan nüfusu çok ama elbette hepsi Evangelist değiller. Trump açıklamasıyla bir ilki gerçekleştirerek evangelist adımların ilkini tamamladı. Türkiye de İsrail Büyükelçiliğini Tel Aviv’de bulundurmakla birlikte, Kudüs’te diplomatik temsilcilik bulunduran az sayıda ülkelerdendir. Aslında “büyükelçilik” değil “elçilik” bulundursaydık şımarmalarına katkımız daha az olurdu. Ha, hiç elçilik vermeseydik bu daha iyi olurdu. Türkiye, Filistin yönetimiyle ilişkilerini sürdürmek için Kudüs’te başkonsolosluk bulunduruyor ve Kudüs Başkonsolosluğu’nda Türkiye büyükelçi düzeyinde temsil ediliyor. Filistinliler de Doğu Kudüs’ü ileride kurulacak Filistin devletinin başkenti olarak görüyorlar. Oslo anlaşmalarında Kudüs’ün statüsü barış görüşmelerinin ileri aşamalarına bırakılmıştı. Cumhuriyetçiler uzun süredir ABD’nin Tel Aviv Büyükelçiliği’nin Kudüs’e taşınması gerektiği hususunu dile getiriyorlardı; ancak şimdiye kadar hiçbir Amerikan hükümeti, İsrail’in başkentinin Kudüs olduğu yönünde resmi bir adım atmamıştı. ABD Başkanı Donald Trump İslam dünyasından gelen tüm tepkilere rağmen Kudüs’ü İsrail’in resmi başkenti olarak tanıdığını söyleyince, Amerikan Google ve Rus Yandex harita uygulamaları hiç gecikmeden Kudüs’ü başkent olarak gösterdiler. İsrail, Doğu Kudüs’ü 5 Haziran 1967’de işgal ederek 1980’de tek taraflı olarak öyle kafasına göre kentin doğusunu ve batısını “birleşik başkenti” ilan ettiyse de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BGMK), 1980’de kabul ettiği 478 sayılı kararla, İsrail’in ilhak ve başkent ilanını geçersiz saydı. BMGK kararı çerçevesinde ABD dâhil uluslararası toplum Doğu Kudüs’ün işgal altında olduğunu kabul etti. İsrail yönetimini tanıyan tüm ülkelerin büyükelçilikleri Tel Aviv’de olsa da hiçbir ülke Kudüs’ü yahut doğu veya batı kısmını başkent olarak kabul etmedi. Böylece ABD, Trump’ın hamlesiyle Kudüs’ü İsrail'in başkenti olarak tanıyan ilk ülke olarak ciddi bir “evangelist adım” atmış oldu…

Dünya finans imparatoru İngiliz siyonist Yahudi Rothshild hanedanlığının neden Filistin’i bir Yahudi kolonisine dönüştürmek istediğini, bunun 1874’te Mısır hükümetinin Süveyş Kanalı şirketinden satın aldığı hisselerle bağlantısını, neden 1897’de Dünya Siyonist Kongresi’ni tanzim ve finanse ettiğini, Birinci Dünya Savaşında İngiliz ordusundaki Rothshild’in finanse ettiği Siyonist Yahudi lejyonerlerin Osmanlı ordusuna karşı savaşmak için Nil Deltası’na neden gönderilip Filistin’e nasıl sirayet ettiklerini, Rothshild hanedanlığı adına Filistin derebeyleri ve geniş toprak sahipleri “Hıristiyan ve Müslüman” ağalardan neden toprak satın aldıklarını sorgulamalıyız. İngiliz Dışişleri Bakanı James Balfour’un 1917’de İngiliz Hükümeti adına Siyonist Yahudi ve mali oligark Lord Rothshild’e hitaben yazdığı mektupta İngiltere’nin Filistin’de bir Yahudi devleti kurma istemesinin sebebini anlamadan Filistin meselesi kavranamaz. Günümüzde İsrail’in tarım, doğalgaz, petrol ve askeri sahada tekel olmak için hangi sinsi planları devreye soktuğunu basiretle görmeliyiz. Yeni toprak işgalleri, kanser virüsü gibi genişleyen yerleşim birimleri, Suriye toprağı Golan’ın ilhakı, Suriye ve Lübnan’da yeni sahaların işgal arzuları mutlaka ve şuurla bilinmelidir.

İsrail gazetesi Haaretz’te aklıselim bazı yazarlar bile Trump’ın bu krizi İsrail’in kucağına neden bıraktığını sorguluyorlar. Bu destekten neden şüphe ediyorlar? Vaktiyle Ecevit de ABD’nin pimi çekilmiş Öcalan bombasını kucağımıza neden bıraktığını sorgulamıştı. Yahudi damadına rağmen Trump bir gizli İsrail ve Yahudi düşmanı mıdır? Bu kararla İsrail’i zora sokmak mı istemiştir? Barzani’ye attığı kazığın bir benzerini İsrail’e de atacak mıdır? Dünyayı ABD ve İsrail’e karşı harekete geçiren Trump nükleer savaş seyretmek isteyen gözü kara bir manyak mıdır; neyin nesidir? Trump ve akıl hocaları Kudüs krizi ile başka hesapların peşinde miler?

Asya’dan yükselen gücün rüzgârını engellemek için Yakındoğu’da yeni kriz ve savaş tehditleriyle bir taşla iki kuş vuruyorlar. Zira istikrarsız ve krizlerle debelenen böyle bir bölge Çin için cazip değildir. Çin’den Filistin’e uzanan koridor üzerinde inşa edilmek istenen barış, istikrar ve ekonomik bütünleşme güme gidiyor. Bu zamana kadar ABD ve İsrail her on senede bir ihtiyaç duyulan yeni bir düşman arayışı içindeydi. 11 Eylül İkiz Kuleler saldırısı ve El-Kaide bahanesiyle Afganistan işgal edildi. Irak da nasibini aldı. Suriye de IŞİD bahanesiyle işgal edildi. Şimdi de Kudüs krizi bahanesiyle yeni işgal ve savaş senaryoları planlanıyor. Irak ve Suriye sahasında bölgesel işgal projeleri için uygun ortam hazırlanarak Filistin’e destek olamasın diye Müslüman ülkeler yıpratılıyor. Dünya Filistin ve Kudüs ile dayanışma içindeymiş, ABD Başkanının kararına İsrail Başbakanı Netanyahu ve hükümeti dışında destek veren yokmuş, ABD ve İsrail’e karşı ağır eleştiriler, notalar, uyarılar ve diplomatik ilişkileri kesme tehditleri varmış gibi göründüğüne bakmayın. Çünkü Hıristiyan dünyasında evangelistler, Yahudi dünyasında ise Siyonistler son sözü söylerler. Türkiye ve İran’ın gücü onlar için rahatsız edici bir durumdur. Onlara göre aslında en iyi strateji bu ikisini birbirine ters düşürüp kırdırmak ama ne Türkiye ne de İran bu tufaya düşmüyorlar. Zaman zaman bu iki ülkeyi de kafaya alsalar ve hatta köşeye sıkıştırsalar da asla bu ikisine tam olarak güvenilemiyor. Türkiye ve İran yanına Suriye ve Irak’ı hatta Pakistan’ı da alarak müeyyide uygulamalı; hatta büyük bir İslam Birliğinin başını çekmeliler. Bu gerçekten kolay değil; zira diğer Müslüman ülkeler ABD ve İsrail’in dost ve piyonları olarak Müslüman ülkelerin gazını almakla meşguller. 

27 Ocak 2018   http://www.bizimyaka.com/yazar-82980-Kudusun-Kutsalligi-7


Başlık Kategori Yayın Tarihi
GERÇEĞİN TAHLİLİ Felsefe 06.09.2019
SIRRIN LİMİTLERİ Felsefe 31.08.2019
DİNE KATILAN HURAFEYİ SORGULAYIN Genel 28.08.2019
Ümmetin kafası neden karıştı? (17) Genel 27.08.2019
MÜSLÜMANLARIN KAÇIRDIĞI TARİHİ FIRSAT Politika 12.08.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
MHP, KEMALİST BİR PARTİ’YE DÖNÜŞÜR MÜ ? Politika 15.09.2019
ÜLKEMİZDE SU YÖNETİMİ VE ÇARE ! Politika 09.09.2019
Tahir Çalgüner ; YENİ MERKEZ PARTİ 'nin SİNYALLERİNİ VERDİ.. Politika 08.09.2019
Vay Terörist!!!!!! Politika 03.09.2019
Sudan Haberler Politika 02.09.2019