İslam Perspektifinde Ateizm

De ki: “Hak, Rabbimizdendir. Dileyen inansın, dileyen inkâr etsin. Biz, zalimlere öyle bir cehennem hazırladık ki onun duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. Susuzluktan imdat dileyecek olsalar imdatlarına, erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su ile cevap verilir. Ne fena bir içecek ve ne kötü bir kalma yeri!” (Kehf, 29)

     Ateizm’in Tanımı
    Ateizm mefhumunun teizm kavramından farklı bir mantalite ile türediğini tarihi avantür içerisinde görmek mümkündür. Ateizm terimi Grekçe (a) ve (theos)’dan ibaret bir kelimedir. Tanrı yerine kullanılan “Theos” kelimesinin başına getirilen olumsuzluk takısı olan (a) ile (athee-atheist) kelimesi ortaya çıkmıştır. Tanrı’yı günlük hayatına sokmayan, O’nu düşünce konusu yapmayana karşılık kullanılan bir tabirdir. (YAKIT, II. Din Şurası Konferansı, 1998). Sözgelimi; Sosyal birisi, genel itibariyle cemiyet tarafından insanlarla ilişkisi olan, girişken, atılgan ve toplumla iç içe olan bir birey olarak nitelendirilmektedir. Bu kavramı olumsuz manaya çekmek için kelimenin başına olumsuzluk takısı olan “a” harfini getirerek meydana getirdiğimiz “a-sosyal” kavramından az önce “sosyal” terimi için kullanmış olduğumuz anlamların tam tersini bu terim için geçerliliğini sürdürebiliriz. İşte, tıpkı bu örnekte olduğu gibi teizm kavramının başına “a” olumsuzluk takısını getirerek bu terimin kapsamındaki tüm anlamların zıddı olarak Ateizm kavramı da bu şekilde dil bilimciler tarafından şekillendirilmiştir.

     Ateizm’in Tarihçesi
   Ateizmin doğuşuna sebep teşkil eden en önemli bap “karşı çıkış” olgusudur. Dönemin din anlayışından, insanlığın naçiz ve akılsız, özgürlüğe muhtaç bırakılmasından kaynaklı olarak ateizm de yavaş yavaş kendi gerçeğini aramaya başladı. Ancak bu gerçeğin arayış safhasında ateizm inancı belirdiği anda bu doktrin mensupları, ortaya atılıp da ciddi anlamda kendilerini izhar etmediler. Çünkü bulundukları asır, onlara bu cesareti vermedi. Onların bu hilâf düşüncelerine zemin hazırlayan birçok etken mevcuttur. Onların böylesi bir düşünceye sahip olduğu döneme “ilkçağ” adını vermekteyiz.
    Ateizm tarihinin çok eskilere dayandığını söylemek durumundayız. Ateizmin ilk etapta tanrı inancını benimsemeyip bu inanca karşı bir tür tepki olarak varlığını hissettirdiği reeldir. Tarihi verilerin bize sunmuş olduğu kaynaklarda geçen bilgilere göre bu düşüncelere sahip insanlar, daima gerek ilahi anlamda tek tanrılı dinlere karşı gerekse felsefi anlamda ateizmin zıddı olan teistik düşünceye karşı daima çetin bir mücadele içerisine girmişlerdir. Onların bu girişimleri ve tepkileri giderek ahlaka ters pozisyonda kendini göstermiştir.
    Bu dönemde Epikuroscular, şüpheciler ve aynı şekilde Atinalı Sofistlerin varlığından da söz etmek kaçınılmazdır. Maddenin ezeli olmadığını, hiçbir şeyin yoktan var edilmediğini ve maddenin düşünceden önce var olduğunu ifade eden materyalizm akımı da bu dönemde sahne almıştır. Bu akım fedaileri; Metafiziksel, soyut veya doğaüstü bir tanrı anlayışına karşı gelerek ateizm düşüncesinin monoteizm inancından önce var olduğunu iddia etmişlerdir. Bu doğa yasalarını araştıran, inceleyen veya fikir sahibi olmak adına sorgulayan kişileri de “materyalist ateist” olarak görmüşler ve o şekilde kabul etmişlerdir; ancak böyle bir düşüncenin gerçeği hiçbir şekilde yansıtmadığını, bazı filozofların tanrı düşüncesine sahip olduklarını ve evreni de tanrının var olduğu bilinciyle araştırdıklarını Xenophanes, Heraklitos gibi felsefecilerde açık bir şekilde görebiliriz.
   Toparlayacak olursak bu dönemin ateist beyinlerinin karşı çıktıkları şey, maddenin ezeli ve ebediliği hususu; yine bu doğrultuda o dönemin geleneğinden kaynaklı yaşam şekli ve doğaüstü bir tanrı anlayışının hâkim oluşu gibi hususlar, onların böyle bir anlayış geliştirmelerine kılıf olmuştur. Ortaçağa gelindiğinde, bu dönemde ateizmin felsefi boyutta kendini göstermediğinin temel iki sebebi vardır. Bunlardan birincisi, kilisenin varlığı; ikincisi de kuşkusuz bireylerde herhangi bir duygusal boşluğun olmamasıdır. Hıristiyanlığın genel anlamda kiliseler üzerinde egemen olması, dini kendi tekelinde bulundurmaları ve kilisenin hâkimiyetini ayakta tutmak için akla önem vermemesi gibi neticelerle ateizm, bu dönemde mahrem kalmış; hatta bu öğretiyi açığa vuranlar da cezalandırılmıştır.(Vanini ve Bruno gibi isimler). Dolaylı da olsa bu dönemde ateizmin somut anlamda yaşandığını söylemek mümkün görülmemektedir.
    Tanrı adına karar veren ve istediği yönde hayatı dizayn eden bir gücü/yetkisi olduğundan dolayı kilise, kendilerine hiçbir şekilde muhalif kabul görmek istemediler. Bu yüzden kiliseye sorgusuz sualsiz tam bir istinat hâkimdi. Ancak zamanın değişim evrelerine, şartların gelişmişliğine yenik düşen kilise hâkimiyeti, zamanla reform ve rönesansın da baş göstermesiyle etkisini yitirmiş bir hale geldi. Biz bu döneme de “modern ateizm dönemi” demekteyiz. Tam da bu olayların ve gelişmişliğin ortaya çıkmasıyla bilim gelişmiş ve akıl da ön planda tutulmuştur. Modern dönemde aklın varlığı kendini göstermekle ateizm de akıl yoluyla sorgulama aşamasına geçmiştir.
   Tarihten bu yana genel izlenimleri aktarmak gerekirse ateizm, ilk önce tanrıyı reddetmekle uğraşmamış; sadece çevresindeki tanrı simgelerine kayıtsız kalmış, kendi içinde ateizm düşüncesini gömülü bırakmış, ortaçağa gelindiğinde bu gizlilik devam etmiştir. Çünkü dönemin şartları gereği ateistler üzerinde baskı uygulanmış ve akla hiçbir rol tayin edilmemiştir. En son modern dönemden günümüze kadar ateistler, gelişen şartların iklimine dayanarak cesaretini toplamış ve açıktan tanrıyı reddetmekle bazı ideolojilerin de ayak takımı olarak varlığını sürdürmüşlerdir.
    Ateizm ve İslam
   İslam; teslimiyet, bağlılık, kulluk, sadakat, mutluluk, huzur vb. anlamları karşılayan bir kavramdır. İslam’ın özünde aşkın bir mevcudata teslimiyet var olduğu için İslam’a mensup Müslüman veya Mü’minler de her daim kalplerinde ve yaşayışlarında bu aşkın varlığa yer vermişler; aynı doğrultuda gereği gibi yaşamaya gayret etmişlerdir. İslam’daki tanrı anlayışı, ihlâs suresinde şöyle tarif edilmektedir: “De ki: O Allah bir tektir, Allah eksiksiz, Sameddir. (Bütün varlıklar O’na muhtaçtır), doğurmadı ve doğurulmadı, O’na bir denk de yoktur.” (İhlâs, 1-4). Ayetlerden de anlaşıldığı gibi İslam dininde tek tanrı inancı hâkimdir. Allah ile Tanrı kavramını elbette yan yana koyamayız, ancak felsefi bakış açıyla yaklaştığımız için yeri geldiğinde Tanrı kavramını kullanmakta da herhangi bir beis görmemekteyiz. İslam’ı inşa eden birkaç husus vardır. Bunlar; başta Allah inancı olmak üzere Peygamberlere, kutsal kitaplara, meleklere, ahiret gününe, Cennet ve Cehennemin varlığına vs. olan imandır. İman da kalben tasdik dil ile ikrar ve amel ile ispattır.
   Ateizm ise, daha önce de ifade ettiğimiz gibi her ne kadar tanrı tanımaz olarak -yani tanrıyı reddetmekle- vuku bulmamış ise de daha sonrasında ide ve eylem itibariyle Allahsızlık, tanrı tanımaz veya tanrıyı reddetme şeklinde bir prensiple yaşamışlardır. Dolayısıyla ateizm ve mensuplarının gerek çok tanrılı gerekse tek tanrılı dinlere olan muamelesi, yerine göre hem sözlü hem de şiddetli eylemsel tutumdan ibaret kalmıştır.
    Tepkilerin muhatabı olan dinlerden birisi de İslam olmuştur. İlk başta Allah’ın reddedilişi, varlığının ispat edilemeyişi gibi söylemler olsa da sonraki süreçlerde evrim teorisi adı altında ateistler, Kur’an’da insanlığın varoluş şeklinin doğru bulmadıklarını; Kur’an’da anlatıldığı gibi insanların o şekilde vücuda gelmediğini ve aynı önemle maymunların evrimi sonucunda insan ırkının var olduğunu iddia etmişlerdir. Evrim teorisi ve yaklaşımlarına teferruatlı olarak değinmeyeceğim; ancak bu konudan kısaca bahsetmekten de yarar görmekteyiz. Evrimi kabul veya inkâr, Allah’ın varlığına asla gölge düşürmemektedir. Konuyla ilgili olarak “Bir Müslüman Evrimci Olabilir Mi?” adlı kitabında Caner Taslaman şunları ifade eder: Evrim teorisiyle Allah inancının ilişkisi hakkındaki yaygın yanılgıların en önemlilerinden birisi, evrim teorisini ortaya koyanların veya ona inananların ateizmle, evrim teorisine inanmayanların ise teizm ile özdeşleştirilmeleridir. Oysa gerçek hiç de böyle değildir; evrim teorisine inanan birçok teist bilim insanı, felsefeci ve ilahiyatçı mevcuttur. Nitekim, Darwin’in teorisinin Amerika’da tanınmasını sağlayan Harvard Üniversitesinin botanikçi Asa Gray, bugün savunulan şekliyle evrim teorisinin babası diyebileceğimiz Theodosius Dobzhansky, çağımızın belki de en önemli biyoloji-genetik projesi olan İnsan Genom Projesi’nin uzun yıllar başkanı olmuş Francis Collins, çağımızın en önemli fosil bilimcilerinden Simon Conway Morris gibi evrim teorisinin geliştirilmesinde katkısı olan ünlü bilim insanları, kendi Allah inançlarıyla evrim teorisi arasında bir çelişki olmadığını ifade etmişlerdir. (TASLAMAN, Bir Müslüman Evrimci Olabilir Mi?, 2017).
 Ateizm anlayışında sakatlıklar olduğu kadar maalesef Müslüman kesimin ekseriyetinde de İslam’ı yanlış anlama durumu söz konusudur. Ateizme karşı geliştirilen mekanizmalar akıl ve mantıktan uzak olursa kesinlikle ateizm tarafından hiçbir şekilde kale alınmaz. Bir düşünceyi savunmak ve muhataba o düşünceyi benimsetmek için ilk önce aklı ikna etme cehdine girişilmelidir. Toplum içerisinde bu ideolojiye gönül verenler arasında genç kuşağın varlığı kesinlikle yadsınamaz, hatta çoğunluğunu bu kesim oluşturur. Zaman zaman kendini gösteren psikolojik bunalımlar, ruh halinin içinde bulunduğu manevi boşluklar bu ekolün yaygınlığına zemin hazırlamıştır. Başka bir diğer sebep de gençlerin ilgisizliğe itilmesidir. Bu ilgisizlik gerek aileden gerekse akranlarından kaynaklı olabiliyor.
 İslam’ı anlamak isteyen, sorgulayan gençlere rehber olmaktan kaçınan sözde din hocalarının da bu noktada gerçekten oturup düşünmeleri icab eder. Çünkü tatmin olmak isteyen bir bireyin içinde bulunduğu şüpheci hali çözüme kavuşturulmadığında farklı anlayışların veya inkâr boyutundaki doktrinlerin sahneye çıkması da o oranda kaçınılmaz olmaktadır. Allah’ı anlamak, bilmek ve yasalarını idrak etmek isteyen hiçbir insanın önünde engel olmamalıyız. Salt inanç anlayışını dayatarak asla sağlıklı bir tebliğe giriştiğimizi iddia edemeyiz. Nitekim bize sorumluluk yükleyen yaratıcının dilediği en önemli şey de aklın aktif hale getirilmesidir. Kur’an mesajlarına bakıldığında akla yapılan vurgu, imanın önemine yapılan vurgulardan çok daha fazladır. Buradan hareketle sorgulama, akletme veya şuurlu bir imana teslim olma arzu edildiği de çok net bir şekilde anlaşılmaktadır. Kendi aklıyla hayat yaşamayan bir birey, zamanla başkalarının aklına amel olacak ve bundan da kendini kolay kurtaramayacaktır. Vahyin hakikatine kendini adapte eden bir insan zinhar yanlış ideolojilerin ayak takımı olmayacaktır. Kendini Rabbine bırakan birisini Allah asla başıboş bırakmaz ve terk etmez. Bize düşen en önemli görev, öncelikle aklımızı Kur’an aklına hizmetkâr kılarak yol almak, vahyi doğru anlamak, yaşamak ve vahiy doğrultusunda da tebliğe girişmektir. Bu süreç içerisinde kendimizden eksik bırakmamamız gereken en önemli unsur da Kur’an ahlâkı olmalıdır.
    Sonuç olarak yapılması gerekenler bellidir. Yanlışa sapmak için yollar hazır durur. Hidayeti dileyen hidayet yolunda, dilemeyen de nefsin arzularına mahkûm olur. Rabbimin şu sözleriyle konuyu noktalamak isterim: De ki: “Hak, Rabbimizdendir. Dileyen inansın, dileyen inkâr etsin. Biz, zalimlere öyle bir cehennem hazırladık ki onun duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. Susuzluktan imdat dileyecek olsalar imdatlarına, erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su ile cevap verilir. Ne fena bir içecek ve ne kötü bir kalma yeri!” (Kehf, 29)


Başlık Kategori Yayın Tarihi
Bir Varlığın Ölümüne Allah mı Karar veriyor? Sosyal 14.02.2019
FATALİZM’E MAHKÜM HAYATLAR Sosyal 20.01.2019
Milli Piyango Bileti (Ya Çıkarsaaa) Sosyal 18.12.2018
Hangi Ölüler Genel 26.10.2018
İmtihan Nedir? Genel 19.10.2018
Başlık Kategori Yayın Tarihi
ODAK TEK EĞİTİM MODELİ Genel 28.11.2020
El-Cezeri ve Cizreli Mehmet(imiz) Genel 22.11.2020
İslamın gerçek bir yol olmadığını düşünenler.. Genel 22.11.2020
HOCAM AHMET BAYDAR’DAN TUTTUĞUM NOTLAR (3) Genel 22.11.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (27) Genel 20.11.2020

Yazıya yapılan bütün yorumlar

Muhammed Akif 09.09.2020

Bu yazıyı yazan namussuz şuan youtube üzerinden ateizm propagandası yapıyor, islama küfrediyor. Allahım ayaklarımızı dinin üzere sabit kıl!

Bu yazıya sizde kendi yorumunuzu yazabilirsiniz.