32 MURSELAT SURESİ (1-50)

1 Vel murselâti urfâ.

1.            ve: andolsun, yemin olsun

2.            el murselâti: gönderilenler

3.            urfen: ardarda, marufla, irfanla

“Düşün örfle irsal edilenleri…”

Açıklama: Yani “düşün bu örfi doğruları taşıyan, irfanla gönderilen mesajları…”

2 Fel âsıfâti asfâ.

1.            fe: ayrıca, böylece, ve de

2.            el âsıfâti: şiddetle esenler, bükenler, devirenler

3.            asfen: şiddetli eserek, bükerek, devirerek

“Ayrıca büküp devirmesini…”

Açıklama: Yani “irsal edilenlerin batılı nasıl yatırıp yere serdiğini düşün; vahiyle gelen hakikatlerin şiddetle estikçe esişini…”

3 Ven nâşirâti neşran.

1.            ve: ve, düşün, andolsun, yemin olsun

2.            en nâşirâti: yayanlar, neşredenler

3.            neşren: yayarak, dağıtarak

“Düşün neşrederek neşredenleri…”

Açıklama: Yani “düşün bu mesajları dört bir yana yaydıkça yayanları… Mesajlar yayılıyor…”

4 Fel fârikâti ferkâ.

1.            fe: ayrıca, böylece, ve de

2.            el fârikâti: ayıranlara, farkı

3.            ferkan: ayırarak, fark ederek

“Ayrıca farkı fark edenleri…”

Açıklama: Yani “böylece doğru ile eğriyi, hak ile batılı kesin olarak ayırdıkça ayıranları düşün…”

5 Fel mulkıyâti zikrâ.

1.            fe: ayrıca, böylece, ve de

2.            el mulkıyâti: ilka edenler, bırakanlara

3.            zikren: zikir

“Ayrıca ilka edenleri zikri…”

Açıklama: Yani “Kur’an’la öğüt ve hatırlatmada bulunanları düşün.”

6 Uzran ev nuzrâ.

1.            uzren: mazerete özür olarak

2.            ev: veya

3.            nuzren: nezir olarak, uyarı olarak

“Özür olarak veya nezir olarak.”

Açıklama: Yani “suçlardan arınmayı vaad eden veya bir uyarıda bulunan mesajları düşün. O öğütle imana yöneleni mazur addeden ve tövbe için uyarıda bulunanları düşün. Özürleri kabul eden bir müjde veya uyarı olarak...”

7 İnnemâ tûadûne le vâkıun.

1.            inne: muhakkak ki

2.            mâ: şey

3.            tûadûne: size vaadedilen, vaad olunduğunuz

4.            le: mutlaka

5.            vâkıun: vuku bulacaktır, gerçekleşecektir

“Muhakkak ki vaat edilen mutlaka vuku bulacaktır…”

Açıklama: Yani “Allah’ın ‘gerçekleşecek’ dediği her şey ya da ‘bekleyip görün’ dediği bir şey mutlaka gerçekleşecektir. Vaat olunduğunuz yeniden dirilme mutlaka vuku bulacaktır.”

8 Fe izân nucûmu tumiset.

1.            fe: ayrıca, böylece, ve de, öyle ki

2.            izâ: o zaman ...olmuştur

3.            en nucûmu: yıldızlar

4.            tumiset: ışıkları giderildi, silindi, söndüğünde

“Öyle ki, o zaman yıldızlar sönmüştür...”

Açıklama: Yani “yıldızlar söndüğü zaman gerçekleşecek…” Yahut başka bir ifadeyle “gerçekleştiğinde yıldızlar sönecektir.”

9 Ve izâs semâu furicet.

1.            ve izâ: ve o zaman ...olmuştu

2.            es semâu: gök

3.            furicet: yarıldı

“Ve o zaman sema yarılmıştır…”

Açıklama: Yani “gök parçalandığında gerçekleşecektir… Gerçekleştiğinde gök parçalanacaktır.”

10 Ve izâl cibâlu nusifet.

1.            ve izâ: ve o zaman ...olmuştur

2.            el cibâlu: dağlar

3.            nusifet: nesf, dağıldı, yıkmak, dağıtmak

“Ve o zaman dağlar dağılmıştır…”

Açıklama: Yani “dağlar toz gibi ufalandığı zaman gerçekleşecektir… Gerçekleştiğinde dağlar toz olacaktır.”

11 Ve izâr rusulu ukkıtet.

1.            ve izâ: ve o zaman ...olmuştur

2.            er rusulu: resûller

3.            ukkıtet: tekıt, vakit bildirildi, bir şey için bir vakit tayin etmek

“Ve o zaman resûllere vakti bildirilmiştir.”

Açıklama: Yani “bütün elçiler belirlenen bir vakitte toplanmaya çağırıldıkları zaman gerçekleşecektir... Gerçekleştiğinde tüm elçiler ümmetleri lehine ya da aleyhine şahitlik yapmak üzere toplanacaklardır.”

12 Li eyyi yevmin uccilet.

1.            li: için

2.            eyyi: hangi

3.            yevmin: gün

4.            uccilet: tecil edildi, ertelendi

“Hangi gün için tecil edildi?”

Açıklama: Yani “ne zaman gerçekleşecek bütün bunlar? Hangi güne ertelendi?”

13 Li yevmil fasli.

1.            li: için

2.            yevmi: gün

3.            el fasli: fasıl, ayırma

“Fasıl günü için...”

Açıklama: Yani “doğruyu yanlıştan, hakkı batıldan ayırt etme; gerçekleri ortaya sergileme günü için ertelendi.” Fasıl günü ifadesi ilk kez bu ayette geçiyor.

14 Ve mâ edrâke mâ yevmul fasli.

1.            ve mâ edrâ-ke: ve sana bildiren nedir

2.            mâ: ne (olduğu)

3.            yevmu: gün

4.            el fasli: fasıl, ayırma

“Ve sana nasıl bildirildi, fasıl günü nasıldır?”

Açıklama: Yani “hakkı batıldan kesin olarak ayırma gününün nasıl bir gün olacağını bilebilir misin?”

15 Veylun yevme izin lil mukezzibîn.

1.            veylun: vay haline, veyl olsun

2.            yevmeizin: izin günü

3.            li el mukezzibîne: yalanlayanlara

“Vay haline izin gününü yalanlayanların.”

Açıklama: Yani “insanların bir kısmının kurtulacaklarına izin verileceği gün hakikati yalanlayanların vay hallerine; onlar kurtulamayacaklar.”

16 E lem nuhlikil evvelîn.

1.            e: mi

2.            lem nuhliki: biz helâk etmedik

3.            el evvelîne: evvelkiler, öncekiler

“Etmedik mi helak evvelkileri?”

Açıklama: Yani “biz geçmiş zamanlarda helak etmiştik.”

17 Summe nutbiuhumul âhırîn.

1.            summe: sonra

2.            nutbiu-hum(u): onlara tâbî kılarız

3.            el âhırîne: diğerleri, arkadan gelenler

“Sonra tâbî kılarız onlara ahirini.”

Açıklama: Yani “geçmişte helak olanlara uyanları da onlara tâbî kılarız. Onlara uyanların da sonu onlar gibi olur.”

18 Kezâlike nef’alu bil mucrimîn.

1.            kezâlike: işte böyle

2.            nef’alu: biz yaparız

3.            bi el mucrimîne: mücrimlere, günahkârlara, suçlulara

“İşte böyle yaparız mücrimlere.”

Açıklama: Yani “biz suçluları daha dünyada iken bile mahvederiz.”

19 Veylun yevme izin lil mukezzibîn.

1.            veylun: vay haline, veyl olsun

2.            yevmeizin: izin günü

3.            li el mukezzibîne: yalanlayanlara

“Vay haline izin gününü yalanlayanların.”

Açıklama: Yani “insanların bir kısmının kurtulacaklarına izin verileceği gün hakikati yalanlayanların vay hallerine; onlar kurtulamayacaklar.”

20 E lem nahlukkum min mâin mehîn.

1.            e lem nahluk-kum: sizi biz yaratmadık mı

2.            min mâin: sudan

3.            mehînin: bayağı, adi, değersiz, hain, ihanet

“Halk etmedik mi sizi bayağı sudan?”

Açıklama: Yani “sizi basit, değersiz bir sıvıdan yarattık.”

21 Fe cealnâhu fî karârin mekîn.

1.            fe: ayrıca, böylece, ve de

2.            cealnâ-hu: onu kıldık

3.            fî: içinde, de

4.            karârin: yerleşme mekânı, bir karar yeri

5.            mekînin: sağlam, kuvvetli, güvenli, mekânlı

“Ayrıca onu karar yerinde güvenli kıldık.”

Açıklama: Yani “rahmin içinde koruduğumuz sıvıyı sağlam bir yerde kararlı kıldık, yerleştirdik.”

22 İlâ kaderin ma’lûm.

1.            ilâ: ...e kadar

2.            kaderin: kader, ölçü, tayin edilen süre

3.            ma’lûmin: malûm, bilinen, belirli

“Malum kaderle.”

Açıklama: Yani “belirli ölçülere bağlı olarak.”

23 Fe kadernâ fe ni’mel kâdirûn.

1.            fe: ayrıca, böylece, işte böyle

2.            kadernâ: biz takdir ettik, kaderledik, ölçülendirdik

3.            fe: bunu

4.            ni’me: ne güzel, mükemmel, muhteşem, iyi

5.            el kâdirûne: takdir edenler, kadirler, kudretler

“Böylece biz kaderledik bunu mükemmel takdirlerle.”

Açıklama: Yani “biz ölçülerini belirledik hem de mükemmel bir belirlemeyle. İnsanın yaratılışını işte böyle gerçekleştirdik. Bizim bir şeyi gerçekleştirme kudretimiz mükemmeldir.”

24 Veylun yevme izin lil mukezzibîn.

1.            veylun: vay haline, veyl olsun

2.            yevmeizin: izin günü

3.            li el mukezzibîne: yalanlayanlara

“Vay haline izin gününü yalanlayanların.”

Açıklama: Yani “insanların bir kısmının kurtulacaklarına izin verileceği gün hakikati yalanlayanların vay hallerine; onlar kurtulamayacaklar.”

25 E lem nec’alil arda kifâtâ.

1.            e lem nec’al(i): kılmadık mı, yapmadık mı

2.            el arda: arz, yeryüzü, yer

3.            kifâten: toplanma yeri

“Kılmadık mı arzı toplanma yeri...”

Açıklama: Yani “biz yeryüzünü toplanma yeri olarak belirledik. Şahit değil misiniz buna? Bunu da mı inkâr edeceksiniz?”

26 Ahyâen ve emvâtâ.

1.            ahyâen: hayy olanlara, dirilere, canlılara, hayatlılara

2.            ve emvâten: ve ölülere, hayatsızlara, mevtalara

“Hayatlılara ve mevtalara?..”

Açıklama: Yani “yeryüzü diriler ve ölüler için toplanma yeridir. Orada bir araya geliyorsunuz. Gerek şehirlerde, gerekse mezarlıklarda.”

27 Ve cealnâ fîhâ ravâsiye şâmihâtin ve eskaynâkum mâen furâtâ.

1.            ve cealnâ: ve kıldık, yaptık, tayin ettik, seçtik

2.            fî-hâ: orada

3.            revâsiye: sabit dağlar

4.            şâmihâtin: yüksek

5.            ve eskaynâ-kum: ve sizi biz suladık, içecek su verdik

6.            mâen: su

7.            furâten: tatlı

“Ve tayin ettik orada yüksek sabit dağlar ve suladık sizi tatlı suyla.”

Açıklama: Yani “yeryüzünde haşmetli, sarsılmaz dağlar meydana getirdik; içmeniz ve kullanmanız için tatlı sular meydana getirdik. Böylece yeşillenen dağlarla ve tatlı sularla serinliyorsunuz. Yaşamanıza uygun bir ortam oluşturduk.”

28 Veylun yevme izin lil mukezzibîn.

1.            veylun: vay haline, veyl olsun

2.            yevmeizin: izin günü

3.            li el mukezzibîne: yalanlayanlara

“Vay haline izin gününü yalanlayanların.”

Açıklama: Yani “insanların bir kısmının kurtulacaklarına izin verileceği gün hakikati yalanlayanların vay hallerine; onlar kurtulamayacaklar.”

29 İntalikû ilâ mâ kuntum bihî tukezzibûn.

1.            intalikû: (ayrılıp) gidin

2.            ilâ: ...a

3.            mâ: şey

4.            kuntum: olduğunuz

5.            bi-hî: onu, kendisini

6.            tukezzibûne: yalanlıyorsunuz

“Gidin o yalanlamış olduğunuz şeye!”

Açıklama: Yani “Allah’ın kurtuluş izni vereceği günü yalanlayıp durduğunuz kıyamete doğru gidiyorsunuz. Siz bir yandan yalanlıyorken bir yandan da ömrünüz azalıyor ve yalanladığınız güne tanık olmaya doğru yaklaşıyorsunuz.”

30 İntalikû ilâ zıllin zî selâsi şuâb.

1.            intalikû: gidin

2.            ilâ: ...e

3.            zıllin: gölge

4.            zî: sahip

5.            selâsi: üç (3)

6.            şuabin: şuab, bir tekten ayrılan kısımlar, şube, bölüm, çatallanmış kısımlar, katlar

“Gidin üç kata sahip gölgeye…”

Açıklama: Yani “o gün geldiğinde bir gölgeden üç kat daha fazla serin bir gölge bile bulsan…”

31 Lâ zalîlin ve lâ yugnî minel leheb.

1.            lâ zalîlin: gölgeli yapmaz, gölgelendirmez

2.            ve lâ yugnî: ve fayda vermez, faydası olmaz

3.            min el lehebi: alevden

“Gölgelendirmez ve faydası olmaz aleve.”

Açıklama: Yani “gölgenin serinliği olmayacak ve alevden koruyamayacak”; yani “üç kat fazla gölge bile bulsan gölgelendiremez ve alevin aydınlatmasını engelleyemez; öyle bir alev ki gölgeleri kaldırır atar.”

32 İnnehâ termî bi şerarin kel kasr.

1.            innehâ: muhakkak ki o

2.            termî: atar

3.            bi şerarin: kıvılcımlar

4.            ke el kasri: köşk gibi, saray gibi, kasır gibi, ev gibi kütükler, tahtadan ev gibi

“Muhakkak ki o kasır gibi kıvılcımlar atar.”

Açıklama: Yani “yanan görkemli tahta evler gibi ateşten kıvılcımlar saçar…”

33 Ke ennehu cimâletun sufrun.

1.            keenne-hu: sanki o ...gibi

2.            cimâletun: (bükülü) halatlar

3.            sufrun: sarı

“Sanki o sarı halatlar gibidir.”

Açıklama: Yani “alevleri kızgın bükülü sarı halatlar gibi şekiller alır.” Sarı çünkü ateş rengidir.

34 Veylun yevme izin lil mukezzibîn.

1.            veylun: vay haline, veyl olsun

2.            yevmeizin: izin günü

3.            li el mukezzibîne: yalanlayanlara

“Vay haline izin gününü yalanlayanların.”

Açıklama: Yani “insanların bir kısmının kurtulacaklarına izin verileceği gün hakikati yalanlayanların vay hallerine; onlar kurtulamayacaklar.”

35 Hâzâ yevmu lâ yentıkûn.

1.            hâzâ: bu

2.            yevmu: gün

3.            lâ yentıkûne: konuşamayacaklar, konuşamazlar

“Bu gün konuşamayacaklar.”

Açıklama: Yani “dünyada gerçekleşen bu hesap gününü yalanlarken o mangalda kül bırakmayanlar artık hiçbir söz söyleyemeyecekler. Bu yalanlayanların konuşamayacakları bir gündür.”

36 Ve lâ yu’zenu lehum fe ya’tezirûn.

1.            ve lâ yu’zenu: ve izin verilmez

2.            lehum: onlara

3.            fe: ayrıca, böylece, ve de, öyle ki, ki

4.            ya’tezirûne: özür dilerler, özür beyan ederler

“Ve izin verilmez onların artık özür dilemelerine.”

Açıklama: Yani “dünyada izin veriliyordu ama artık özür dilemelerine izin verilmeyeceği o gün gelip çatmıştır. Bırakın özrün kabulünü artık onlara özür beyan etmeleri için bile izin verilmez.”

37 Veylun yevme izin lil mukezzibîn.

1.            veylun: vay haline, veyl olsun

2.            yevmeizin: izin günü

3.            li el mukezzibîne: yalanlayanlara

“Vay haline izin gününü yalanlayanların.”

Açıklama: Yani “insanların bir kısmının kurtulacaklarına izin verileceği gün hakikati yalanlayanların vay hallerine; onlar kurtulamayacaklar.”

38 Hâzâ yevmul fasli, cema’nâkum vel evvelîn.

1.            hâzâ: bu

2.            yevmu: gün

3.            el fasli: ayırt etme, ayırma, ayrım, fasıl

4.            cema’nâ-kum: sizi bir arada topladık

5.            ve el evvelîne: ve evvelkileri, öncekileri

“Bu fasıl günüdür. Sizi cem ettik ve evvelkileri.”

Açıklama: Yani “onlara şöyle denilecek: Bu gün doğru ile eğri arasındaki ayrım günüdür. Sonrakileri öncekilerle bir araya getirdik”; yani “bu bağışlananlarla bağışlanmayanları ayırma günüdür. Sizi ve evvelkileri bir araya topladık.”

39 Fe in kâne lekum keydun fe kîdûni.

1.            fe: ayrıca, böylece, ve de

2.            in: eğer

3.            kâne: oldu, var

4.            lekum: sizin

5.            keydun: hile, tuzak

6.            fe: ayrıca, böylece, ve de

7.            kîdû-ni: hile yapın, tuzak kurun

“Artık eğer varsa sizin tuzağınız böylece hile yapın.”

Açıklama: Yani “hadi kendinizi tuzağa düşürdüğünüz bu durumdan siz de bir tuzak kurup kurtulun kurtulabiliyorsanız.”

40 Veylun yevme izin lil mukezzibîn.

1.            veylun: vay haline, veyl olsun

2.            yevmeizin: izin günü

3.            li el mukezzibîne: yalanlayanlara

“Vay haline izin gününü yalanlayanların.”

Açıklama: Yani “kimlerin kurtulacaklarına izin verileceği gün hakikati yalanlayanların vay hallerine; onlar kurtulamayacaklar.”

41 İnnel muttakîne fî zılâlin ve uyûn.

1.            inne: muhakkak ki

2.            el muttekîne: muttaki olanlar, takva sahipleri

3.            fî zılâlin: gölgelerde

4.            ve uyûnin: ve pınarlar, pınar başları, pınarlar arası

“Muhakkak ki muttakiler gölgelerde ve pınarlardadırlar...”

Açıklama: Yani “Allah'a karşı sorumluluk bilinci taşıdığından dolayı yamulmayanlar, sağlam duranlar, kendi tuzağını kurmayanlar, suç işlemeyenler gölgelerle ve pınarlarla serinlerler.”

42 Ve fevâkihe mimmâ yeştehûn.

1.            ve fevâkihe: ve meyveler

2.            mimmâ: şeylerden

3.            yeştehûne: iştah duyarlar, canları ister

“Ve meyvelerde, iştah duydukları şeylerde...”

Açıklama: Yani “onlar canlarının çektiği her meyveden tadarlar…”

43 Kulû veşrabû henîen bimâ kuntum ta’melûn.

1.            kulû: yiyin

2.            ve işrebû: ve için

3.            henîen: afiyetle

4.            bi-mâ: sebebiyle, dolayısıyla

5.            kuntum: siz oldunuz

6.            ta’melûne: yapıyorsunuz

“Yiyin ve için afiyetle, yapmış olduklarınızdan dolayı.”

Açıklama: Yani “onlara denilir ki: Hayatta iken yaptıklarınızın karşılığı olarak doya doya yiyip kana kana için.”

44 İnnâ kezâlike neczîl muhsinîn.                                  

1.            innâ: muhakkak ki biz

2.            kezâlike: işte böyle, bunun gibi

3.            neczî: biz karşılığını veririz, mükâfatlandırırız, mücazat

4.            el muhsinîne: muhsinler, ihsan sahipleri, ihsanlılar, güzel kalpli iyi insanlar

“Muhakkak ki bunun gibi mükâfatlandırırız muhsinleri.”

Açıklama: Yani “Ahrete kesin olarak inanan ihsan sahiplerini işte böyle ödüllendiririz.”

45 Veylun yevme izin lil mukezzibîn.

1.            veylun: vay haline, veyl olsun

2.            yevmeizin: izin günü

3.            li el mukezzibîne: yalanlayanlara

“Vay haline izin gününü yalanlayanların.”

Açıklama: Yani “insanların bir kısmının kurtulacaklarına izin verileceği gün hakikati yalanlayanların vay hallerine; onlar kurtulamayacaklar.”

46 Kulû ve temetteû kalîlen innekum mucrimûn.

1.            kulû: yiyin

2.            ve temetteû: ve metalanın, faydalanın, yararlanmak

3.            kalîlen: az, biraz

4.            inne-kum: muhakkak ki siz

5.            mucrimûne: cürüm, günah, suç işleyenler

“Yiyin ve metalanın biraz muhakkak ki siz cürüm sahiplerisiniz.”

Açıklama: Yani “yiyip için ve sefanızı sürün bakalım şimdilik, ama bilin ki siz kesinlikle suçlusunuz. Günaha batmış durumdasınız.”

47 Veylun yevme izin lil mukezzibîn.

1.            veylun: vay haline, veyl olsun

2.            yevmeizin: izin günü

3.            li el mukezzibîne: yalanlayanlara

“Vay haline izin gününü yalanlayanların.”

Açıklama: Yani “insanların bir kısmının kurtulacaklarına izin verileceği gün hakikati yalanlayanların vay hallerine; onlar kurtulamayacaklar.”

48 Ve izâ kîle lehumurkeû lâ yerkeûn.

1.            ve izâ kîle: ve ...denildiği zaman

2.            lehum(u): onlara

3.            irkeû: rükû edin

4.            lâ yerkeûne: rükû etmezler

“Ve onlara denildiği zaman ‘Rükû edin!’, rükû etmezler.”

Açıklama: Yani “onlara ‘Allah’a itaat edin’ denildiğinde baş eğmezler.”

49 Veylun yevme izin lil mukezzibîn.

1.            veylun: vay haline, veyl olsun

2.            yevmeizin: izin günü

3.            li el mukezzibîne: yalanlayanlara

“Vay haline izin gününü yalanlayanların.”

Açıklama: Yani “insanların bir kısmının kurtulacaklarına izin verileceği gün hakikati yalanlayanların vay hallerine; onlar kurtulamayacaklar.”

50 Fe bi eyyi hadîsin ba’dehu yu’minûn.

1.            fe: ayrıca, böylece, artık

2.            bi eyyi: hangisine, hangisi

3.            hadîsin: söz

4.            ba’de-hu: ondan sonra, bundan başka, bundan sonra

5.            yu’minûne: inanırlar, inanacaklar

“Artık bundan başka hangi hadise inanacaklar?”

 Açıklama: Yani “bizim sözümüze inanmayıp da başka hangi söze inanacaklar?”

ALINAN MESAJ: Geçmişten beri gelen doğruları taşıyan ilahi mesajların batılı nasıl şiddetle yıktığını düşünmeliyiz. Allah değersiz bir sıvıdan yarattığı bizleri belirli ölçülere bağlı kıldı. Allah’ın ‘gerçekleşecek’ dediği her şey mutlaka gerçekleşir. Yalanlayanlar inkâr ettikleri ahrete doğru gitgide yaklaşıyorlar. Allah geçmişte helak olanlara uyanları da onlara tâbî kılar ve suçluları daha dünyada iken de mahveder. Evvelkiler ve sonrakiler ahrette bir araya toplanacaklar. Bağışlananlarla bağışlanmayanlar ayrılacaklar. İnsanların bir kısmının kurtulacaklarına izin verileceği gün hakikati yalanlayanlar kurtulamayacaklar. O gün inkârcılar korkunç bir ateşte olacaklar ve orada ses çıkaramayacaklar. Özür bile dilemelerine izin verilmeyecek. İhsan sahipleri, takvalar kurtulacaklar. Başaklarının değil, Allah’ın hadislerine inanın.

Ocak 2018


Başlık Kategori Yayın Tarihi
Kudüs’ün kutsallığı (9) Politika 16.02.2018
Kudüs’ün Kutsallığı (8) Politika 08.02.2018
Kudüs’ün Kutsallığı (7) Politika 01.02.2018
MAZİME DÜŞÜLEN KISA BİR NOT Politika 29.01.2018
Kudüs’ün Kutsallığı (6) Politika 26.01.2018
Başlık Kategori Yayın Tarihi
BİZİM İSLAMCILARIN DİZİ BUNAMALIĞI Genel 20.02.2018
TAKİYYE GÖLGESİNDE FETÖ/İKTİDAR BULUŞMASI -2- Genel 19.02.2018
TAKİYYE GÖLGESİNDE FETÖ/İKTİDAR BULUŞMASI -1- Genel 18.02.2018
Entrika Genel 18.02.2018
Bakmak ve Görmek Genel 17.02.2018