TÜRKİYE'DE BİLGE OLMAK

Sömürgelilik ve aşağılıklık duygusu ve kültürü Türkiye’de hem sağı hem solu, hem dinliyi hem dinsizi öylesine sarmıştır ki İslamiyet’in zorla kabul ettirildiği 750 yılındaki Talas savaşı’ndan bu yana; Türk olmak aşağılanır, küçümsenir, dışlanır olmuştur. Öyle ki Osmanlı padişahları bile saraya Türkleri sokmazlarmış. Saraya tek soktukları Türkler, cariye oldukları genç ve güzel Türk kızlarıymış. Onları da hamile kalırlarsa karınlarındaki çocukları ile birlikte denize atıp boğdururlarmış. Sol da bu geleneği, kültürü, saplantıyı Osmanlı’dan yani sağdan yani dinlilerden üstüne görev olarak almıştır.
 
Türkiye’de denilmesi en sakıncalı tümce: ‘Ben bilgeyim’dir. Girin bir siteye, ‘Ben doktorum ya da mühendisim ya da öğretmenim ya da subayım ya da sanatçıyım’ yazın, hiçkimse birşey demez. Öyle ki takma ad olarak Galile ya da Marx ya da Lenin ya da Sokrates ya da Nietzsche yazın, kimse birşey demez, övgü bile alırsınız öyle ki ‘Başkan’, ‘Başbakan’ bile yazsanız hoş karşılanırsınız; seveniniz ve dostunuz çok olur ama ‘bilge ‘ ya da Türk bilgesi yazarsanız, hapı yuttunuz demektir, anında saldırıya, aşağılanmaya , dışlanmaya başlarsınız. Onlar ki bilgenin tanımını, anlamını bile bilmezler. ‘Bilge mi laa? Hemi de Türk. Yuh sana! Tuhh sana!’ OIay budur. ‘ Bilgeyim’ demekle hem Türk’ten bilge yapmak suçunu hem de bilgelik gibi para getirmeyen, para kazandırmayan bir ‘şeyi’ seçtiğiniz için aşağılanmaya, dışlanmaya hak kazanmışsınız demektir. ‘Ufo gördüm’. ‘Uzaylı gördüm’, 'Yatır gördüm ‘ deseniz bundan daha iyidir. Hem Türk hem bilge. Amanınnnn.
 
Geçen gün, bir Tv kanalındaki yarışmaya çıkan Türk kızın eşi bir yabancıydı ama daha da ilginci, bu kızın annesinin tüm çocuklarına İngiliz adları koymuş olmasıydı. Yani o kızın adı da İngilizceydi. O kız, 25 yallarında falandı; o yıllarda o anne bu yabancı adları çocuklarına nasıl koyabilmiş, ilginç. Üstelik de ‘Sarah, Jennifer’ gibi oldukça Batılılara özel, özgün adlardı. Bunlar bile garip karşılanmıyor ama ‘Ben bilgeyim’ dediğinizde hapı yuttunuz! Bir de ‘Türk bilgesiyim’ dediniz mi, kaçacak yer arayın artık! ‘Mehdi’yim ya da Mesih’im‘ deseniz bile sakınca yoktur. ‘ Medyumum ya da yaşam koçuyum ya da falcıyım ya da büyücüyüm’ de diyebilirsiniz; sorun olmaz! Yeter ki ‘Bilgeyim’ demeyin; ‘Türk bilgesiyim' hiç demeyin! Bunu dediğiniz an; İsa’nın, Muhammed’in, Hallaç Mansur’un taşlandığı andır.
 
Türkiye’de insanlar ‘Doğru ve güzel’ gibi gösterilmeye çalışılan sözleri, hangi devlet insanlarının söylediklerine bakarlar. Bir sözün söyleyeni olarak, sonunda, ‘Einstein, Sokrates, Platon, Moliere, Spartacus, Kafka, Lenin, Marx, Nietzsche, Che Quera, Dostoyevski, Goethe, Schiller gibi Batı adları yazıyorsa solcularca, Batıcılarca; Muhammed, Ali, Musa, Ömer, Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bektaşı Veli gibi adlar yazıyorsa Müslümanlarca; ‘Çin sözü, İspanyol sözü, İngiliz sözü, Amerikan sözü, İtalyan sözü, Hint sözü, Rus sözü gibi adlar yazıyorsa her iki kesimce kolayca benimseneceği ve benimsendiği açıktır ama ‘Türk atasözü’ yazıyorsa herkesten önce sol, Batıcı kesim bu sözü dışlar, küçümser. Öyle ki altın, gümüş, elmas bile Türkiye toprağının altından çıkma ‘suçu’ işlemişse, değer yitirir! Hiç unutmam, bir şiirimi solcu bir arkadaşa ‘Bu kimin şiiri?’ diye göstermiştim, ‘Nazım’ın şiiri’ demişti, hoş ve güzel bulmuştu ama şiiri benim yazdığımı kanıtlayınca şiir birden değer yitirivermiş, değersizleşmişti!
 
Her ‘anlamlı’ yazıya, kitaba ve konuşmaya 'Batılılardan ya da yabancılardan bir sözle başlamak gelenek, mutluluk, üstünlük ve kültürlülük sayılmakta.
 
Bir söz Batılılarca ya da Doğulularca söylenmişse hemen başa taç edilir her kesimce ama dinsiz bir Türk söylemişse solcularca baş tacı edilirken dinlilerde dışlanır, önemsenmez; dinlilerce söylenmişse dinlilerce başa taç edilir ama bu kez de dinsizlerce dışlanır, sevilmez.
 
Örneğin; ‘Bana bir kaldıraç verin, dünyayı yerinden oynatayım’ sözü hem Batılı hem Avrupalı hem eski Yunan hem de adı Archimedes gibi, eğitimsiz, kültürsüz insanlarca kolayca söylenemeyecek bir ad olduğu için, yazılışı ve okunuşu arasında da büyük bir fark olduğu için hemen baş tacı edilir ve ona, bir Batılı, bir Avrupalı, bir eski Yunan olduğu için, dünyayı bile bir kaldıraçla yerinden oynatma hakkı verilir ama bir Türk ‘Ben Türkiye’yi kurtaracağım’ derse ‘Tu kaka’ edilir hemen ve ‘Sen önce kendini kurtar, sen kimsin ki ülkeyi kurtaracaksın’ denilir ki ‘Sen kimsin ki’ tümcesi bir soru değil bir aşağılama tümcesidir, yargısız infazdır gerçekte. Bir Türke; solcu değilse solcular, sağcı değilse sağcılar; dinli değilse dinliler, dinsiz değilse dinsizler değil ülkeyi, değil yaşadığı ili, oturduğu küçücük, tek bir sokağı bile kurtarma hakkı vermezler. Türk, Türklük, Türkiye ve Türkiyelilik bu ülkede böylesine küçümsenir, dışlanır işte. Atatürk’ü büyük bir önder yapan özelliklerinden birisi de işte bu aşağılanma tutkusunu, kültürünü ve neredeyse zevkini saptamış ve buna karşı ‘Ne mutlu Türk’üm!’ diyene ve ‘Bir Türk dünyaya bedeldir‘ sözlerini söylemiş olmasıdır.
 
Boşinançlar, doğaüstü güçlere inanmak insanlara ve toplumlara bir aşağılanma duygusu, saplantısı ve bundan bir de zevk, mutluluk duyma kültürü de verir. O yüzden ki sömürgeci Batı, Afrika ormanlarında ve çöllerinde bugüne dek süren egemenliğini kurabilmiş ve sürdürebilmektedir. Yani hem bireysel hem de ulusal özgürlük ancak ve ancak öncelikle boş inançlara karşı başkaldırıyla, savaşımla, yengiyle(zaferle) başlar. Atatürk’ün tekke ve zaviye denilen yerlere karşı olumsuz tutumunu bu açıdan anlamak gerekir.
 
Türkiye’de; yabancılarca söylenmiş ve tarihe güzel ve anlamlı sözler olarak geçirilmiş sözler hiç tartışılmaz, incelenmez, sınanmaz, irdelenmez; sanki birer tabuymuşçaysınalar benimsenirler ve baştacı edilirler ama kendi atasözlerimizle dalga geçilir. Lise kompozisyon derslerinde on yıllarca önümüze birer temcit pilavı gibi ısıtılıp ısıtılıp sürülen; atların ayaklarıymış gibi düşünülen kafalarımıza birer nal gibi çakılmaya çalışılan şu sözde doğru sözler, bunlara az da olsa birer örnektir:
-‘Geçmişiyle övünenler patates bitkisine benzerler, en değerli yerleri toprak altındadır.’ (Ama bize, patatesin en değerli yerinin toprak altında olmasına karşın çok yararlı bir besin kaynağı; elmas, gümüş ve altın madenlerinin de yer altında ve çok değerli oldukları; hayvan pisliklerinin, genelevlerin ve sömürgeci devletlerin yeryüzünde oldukları ama çok iyi şeyler olmadıkları anımsatılmaz, öğretilmez; gösterilmemeye çalışılır.)
-‘Bizim özgürlüğümüz, başkasının özgürlüğünün başladığı yerde biter’. (Ama bize; öğretmenim, Atatürk’ün özgürlüğü neden işgalci devlet ordularının komutanlarının özgürlüklerinin başladığı yerde bitsin; neden benim özgürlüğüm bir fahişenin özgürlüğünün başladığı yerde bitsin?’ gibi sorular sormak öğretilmez.)
-‘Arkadaş seçerken davranışlarına mı bakarsınız, kişiliğine mi?' (Bunun altında ise ‘Siz kişiliklisiniz’ önyargısı vardır. Oysa bu soru şöyle sorulmalıdır: ‘Kişilikli olmak nedir ve siz kişilikli misiniz?'. Ama gerçekte iki seçenek de yanlış çünkü nezaketli insanların en iyi arkadaş türü oldukları yanlış yargısını yaratır. O zaman, edebiyat-kompozisyon dersi öğretmenleri ‘çok centilmen’ bilinen İngilizler’in neden Osmanlı devletini, Afrika ülkelerini ve Hindistan’ı hunharca, vahşice işgal ettikleri, katliamlar yaptıkları ve Hint dokuma ustalarının ellerini bileklerinden neden koparıp attıklarını açıklamakta zorluk çekecekleri açıktır.)
-'Bana balık vereceğine, balık tutmayı öğret'.(Bunun bir de Çin atasözü olduğu özellikle vurgulanır, zevkle. Hiçkimse ‘Dostum, ben sana balık vereyim, sen de ülkemiz ve insanlık için daha yararlı işlerle uğraş’ demeyi düşünmez. Düşünün, bir tavalık balık tutmak için tüm gün suyun başında beklediğinizi. Sanki balık tutmayı bilen herkes balık tutabilirmiş gibi. Kaldı ki tek bir kişiyle yakalanamayacak balıklar var. Bir orkinos yakala, tüm köy yesin bir ay. Haydi gel ben sana orkinos yakalamayı öğreteyim, tek başına orkinos yakala bakalım!)
-İslamiyet’e, şeriata karşı laik kitapları bile Batılılardan alıntı ‘örneklerle ve kanıtlarla (!)’ doludur! Batılı söylemişse kesin doğrudur!
-Kızılderililerin sözlerini bile baş tacı ettirildik ama kendi sözlerimizi küçümsetildik.
- Bir üçgenin iç açıları toplamının her zaman 180 derece olmadığını; 2x2’nin neden 4 ya da 5 olduğunu; iki paralel doğrunun sonsuzda neden kesiştiğini; batının düşünürleri büyükse neden Batı ülkelerini hiç düşünürlerinin yönetmediğini; sorgulama hakkımız da hiç olmadı, bu hak bize verilmedi hiç. Bize verilen tek hak; Batıya ve Doğuya yani yabancılara, başkalarına yani Türk olmayan herşeye kölelikti.. Batılılar söyledi, biz boyun eğdik yalnızca. Çünkü bizden bilge, düşünür, filozof gibi şeyler olmazdı, olamazdı. Büyük, üstün, güçlü batı varken biz kimdik ki?
 
Sözde laik, ulusal, bilimsel okullarımızda çaktırmadan öğretilen gizli saplantı budur işte.
 
İşte ben bu zinciri, kısır döngüyü, köleliği kırmaya, yıkmaya geldim. Ben bunu başardığım için Türk bilgesiyim. Üstelik de inadına.
 
Haydi beni de taşlayın, dışlayın, aşağılayın.
 
Tarih ve bilgeler buna alışıktır.
 
Ey Batı; pısikoloji’(psikoloji) biliminden hukukuna; felsefenden hukukuna; özgürlük anlayışından ekonomine bilimine; düşünürlerinden sanatçılarına kadar herşeyine meydan okuyorum senin. Çık karşıma. Hodri meydan! Siz Batıcılar, Doğucular; size de hodri meydan!
 
Türk, Türkiyeli olmanın gücünü ve özelliğini göstereceğim size!
 
Atatürk sen boşa yaşamadın, boşa ölmedin çünkü senin savaşımını ve onurunu yükseltecek en azından ben varım!
 
Türkiye’li olmanın özelliğini, özgünlüğünü, özgürlüğünü gösterelim tüm dünyaya; en azından kendi onurumuz için!
 
Batı kültürüne de Arap kültürüne de olsa yabancılığa ve yabancıcılığa hayır!
 
Önce kendi bilgelerimizi ve Türkçemizi yaratmalıyız.
 
Bu yozluğa, çürümeye, aşağılanmışlığa baş kaldırmalıyız. Her başkaldırma da kendini beğenmekle başlar. Kendimizi beğenmek zorundayız. Kölelik kendini beğenmemekle başlar çünkü. Kendini güçsüz, değersiz, önemsiz görmekle başlar.
 
Beğenseniz de beğenmeseniz de ben bilgeyim, üstelik de bir Türk bilgesi. Üstelik de inadına! Üzgünüm, yoz dünyalarınız, sırça köşkleriniz, fildişi saraylarınızı yıkmak zorundayım. Çünkü bu ülkenin, yaşadığım ülkenin aşağılanmasına, yok edilmesine, köle yapılmasına izin veremem.
 
Türkiye’de bilge olmak, öteki her ülkedekinden çok zordur. Çünkü sahiplenilmez aşağılanır. Hem bilge olunmak istenilmez hem de bilge olmak isteyene saldırılır. Türkiye’de bu işin yazgısı budur. Türklere hep başkalarına boyun eğmek öğretildi; Talas savaşı'ndan bu yana. Bu dayatmaya yalnızca Mustafa Kemal Atatürk başkaldırdı. Solcularımız bile Sovyetler Birliği’ne katılmaktan yanaydılar. Dinlilerimize kalsa bir Arap ülkesine katılırdık. Batıcılarımız ise Avrupa Birliği’ne katılmayı zorluyorlar.
 
Hayır, hiçbir yere katılmayacağız. Biz, yalnızca biz olacağız! Biz olarak kalacağız!
 
Size söz veriyorum, birgün tüm dünya bize katılmak için can atacak.
 
Türk olmak dünyanın en zor ulusu olmaktır. Atatürk’ün yarattığı bir dehadır.
 
Bugün boynumuz bükükse; dinden ya da komünizmden ya da Avrupa’dan ayrıldığımız için değil Atatürk’ten ayrıldığımız içindir! Atatürk’ün dehasını kavrayamadığımız, yapmak istediğini anlayamadığımız içindir.
 
İleri sürüyorum ki ne Batı ne Doğu; dünya daha bilgeliğin anlamını bile bilmiyor henüz.
 
Binlerce bilgeye gereksinimimiz var özgür, bilimsel, özgür, insanca Türkiye için. Ne Batıya ne Doğuya değil. Batıcılık, Doğuculuk bizi köleleştirir. Batıcılık, Doğuculuk bizi köleleştirir. Tek eksiğimiz, bilgelerimiz; başka bir şey değil kesinlikle. Ulusal bilgelerimiz olmadığı için kalkınamıyoruz, gelişemiyoruz. Bizde bilgelerin olması önlenmek isteniyor. Bilgeleri olmayan bir toplum özgür, başarılı, nitelikli, çağdaş, bağımsız, bilimsel , insanca olamaz. İşin gizemi bu.
 
Ne mutlu Türkiye’liye!
 
 
Necdet Gürçiftçi
İnternetde yayınlandığı zaman: 2010-Ağustos


Başlık Kategori Yayın Tarihi
ÇOK MU DEĞERLİ OLUR AŞK Şiir 16.09.2019
CAMİLERDEN HOPARLÖRLER KALDIRILSIN Felsefe 15.09.2019
DİNSİZ OLMA İNSAN Şiir 14.09.2019
YALNIZCA SENİN ÇOCUĞUN DEĞİL Şiir 13.09.2019
SENİ SEVMENİN BİR YARARI VAR MI Şiir 12.09.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
GERÇEĞİN TAHLİLİ Felsefe 06.09.2019
SIRRIN LİMİTLERİ Felsefe 31.08.2019
HAYIR! HAYIR! Felsefe 23.08.2019
Masadaki 19 Felsefe 08.08.2019
SANRILAR İMPARATORLUĞUNDAN AHLAKİ NORMOLOJİYE Felsefe 29.06.2019

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.