Kudüs’ün Kutsallığı (1)

Ahitlerin nasıl bozulduğunu gözden geçirmeden evvel bilmeliyiz ki, Yahudilerin içinde az sayıda da olsa Tevrat ehli ve Hıristiyanların içinde az sayıda da olsa İncil ehli var. Bunlar savaş yanlısı değiller. Zaman zaman siyonizmi protesto eden Yahudilere ve misyonerliği protesto eden Hıristiyanlara işte bu yüzden rastlayabilirsiniz. Onları müşrik yapan yan kaynakların dinlerine nüfus etmesiydi. Musa’nın ya da İsa ve havarilerinin sözlerinden oluşan hadisler ile ilmihal ve fıkıh kitapları oluşturdular. Bu kitaplar sözüm ona Tanrının kitabını açıklamaya yarayan dinde ölçü kabul edilen kitaplardı. Onların ölçüsü sadece Tanrı’dan geldiğine inandıkları Tevrat ya da İncil değildi; berberinde yorum, içtihad ve rivayetler de dinlerinde ölçüydü. Bu algı korunmasız Tevrat ve İncil’i önce bozdu, sonra da bu kitapları açıklamak adına dinde ölçü oldu. Onlar bu tefsir, hadis ve içtihadları bir “ilim” olarak değil, dinin kendisi olarak gördüler.

Aynı tehlike bizde de söz konusu oldu. Kur’an’da, “Kitapta hiçbir şeyi eksik etmedik” (En’am, 38) buyrulduğu halde, sanki Kur’an’ı değil de hadisi kastediyormuş gibi “Peygamber size ne getirdiyse onu alın; size neyi yasaklamışsa, ondan uzak durun” (Haşr, 7) ayetindeki mesajı saptırdılar. Resulullahın vefatından sonra sanki Müslümanlar tarihte bir kez bile olsun birlik olmuş gibi görüş birliği adı altında işine gelen âlimlerden icma icat ettiler. İcma bile böyle olunca kıyasın durumunu da siz düşünün… Böylece Yahudi ve Hıristiyanlar gibi biz de Kitapla yetinmeyip “edile-i erbaa” adı altında dört delil oluşturduk. “Bugün sizin dininizi kemale erdirdim. Ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Sizin için din olarak İslâm’dan razı oldum” (Mâide, 3) buyrulduktan yüzlerce yıl sonra sanki Allah “Bugün sizin dininizi kemale erdirdim” dememiş gibi, sanki “üzerinizdeki nimetimi tamamladım” dememiş gibi icma ve kıyasla tamamlamaya kalktılar. İşin içine beşer sokmaya çalıştılar. Beşer karıştıkça yeni kutsallar peyda oldu. Mezheb, cemaat, tarikat doğdu… Müslümanlar birbirlerini küfürle suçlayacak kadar ileri gittiler ve paramparça oldular… Cihad sanıp birbirlerinin kanını bile döktüler…

Bu durum bize Yahudi ve Hıristiyanların mirasıdır. Yahudi fıkıhçılar bütün hükümlerini Eski Ahit’ten çıkarmışlardı. Çünkü Eski Ahit onlara yeterli gelmiyordu. Kendi arzu ve ideallerini ancak “yorum” yoluyla dine sokabileceklerdi. Eski Ahit yalnız Yahudilerin değil, Hıristiyanların da Kutsal Kitabı olup İncil’e Yeni Ahit denmesi birinin ötekinin devamı olması hasebiyledir.  Günümüz Tevrat’ında efsaneler, menkıbeler, epopeler, hikâyeler, kronikler, biyografiler, şeriat ve hukuk, teozofi, dua, ilahiler, aforizmalar, uydurma istatistikler, aşk şiirleri ve çok sayıda şiirler vardır. Özellikle Tevrat yani Musa’nın 5 kitabı olan Tekvin, Çıkış, Levililer, Sayılar ve Tesniye Yahudiler ve Hıristiyanlarca yakın zamana kadar Tanrı’nın Musa’ya doğrudan doğruya yazdırdığı kitap olarak kabul edilmekte iken, 2. Yüzyıldan beri yapılan incelemelerle bunların çok yeni zamanlarda yazılıp sürekli değiştirildiği ispatlanmıştır. Günümüz dil bilginleri Eski Ahit’i yazanların isimlerini söyleyemese bile artık bu değişikliklerin hangi zamanlarda yapıldığını kesin olarak sergilemektedir. Tevrat’ın yazar grupları Yahve’ciler, Elohim’ciler, aynı konuları bir kere daha işleyen Tesniye’ciler ve fıkıhçı oldukları belli olan Kâhinlerdir. Bunlar din daha iyi anlaşılsın diye dine beşer bulaştıranlardır.

Yahve’ciler İsrail devletinin ikiye bölünmesinden yüz yıl sonra (M.Ö. 9. Yüzyıl ortası) ortaya çıktılar. Yani Musa’nın yaşadığı iddia edilen zamandan 4 yüzyıl sonra… Böylesini uzun zaman sonra Tevrat’ı yorumlayalım derken bozdular. Nihayet Yahve’cilerin tarif ettiği Tanrı bahçede dolaşan, ağaç arkasına saklananları göremeyen, bir insanla güreşe tutuşabilen, hatta uyuyan tıpkı insan gibi bir ilahtır. Yahve’ciler bu inancı bir grup halinde birkaç kuşak sürdürerek tahrife hizmet ettiler. İşte bu yüzden Tevrat’ta aynı hikâyenin başka anlatılış şekilleri yan yana gelebiliyor. Yaratılış efsanesi, ilk günah, yani Âdem ve Havva’nın yasak meyveyi yemeleri, Tufan, Babil Kulesi efsanesi hep Yahve’cilerden kalmadır. Bunlarda Yahve adı verilen Tanrı’nın aslında çoğul yani “tanrılar” olduğunu açıktır. Çekinmeden zan ve rivayet kattılar… Elohim’ciler Yahve’ciler kadar güçlü bir üsluba sahip olmamakla birlikte bunlara göre Tanrı ya da tanrılar hem biraz uzaktadır, hem de insana o kadar benzemez; sadece bulutlardan, elçiler aracılığıyla ya da rüyalarda insanlarla konuşur. Elohim’ciler M.Ö. 750’den sonra gelerek belki Efraim ya da Yusuf kabileleri arasında yaşamışlardır. Ama şu kesin ki onlar da gelenekleri derlediler ve beşeri katkılarda bulundular. Bu iki anlatışın birleştirilmesi M.Ö. 650’ye doğru Kudüs’te gerçekleştiğinde Kral Sargon Samiriye’yi alıp yıkarak İsrail devletini ortadan kaldırmış ve geriye sadece Yahuda devleti kalmıştı. İbrahim’in Sara’yı kardeşi diye göstermesi, Yakup’un babasını aldatması gibi iftiralar hep Elohim’cilerin uydurma hadisleridir. Yahve’ciler ve Elohim’cilerin birleştirilmesi birçok rivayetlerin çelişmesine neden olunca Yahudi tefsirciler sıkıntı yaşadılar. Zan ve rivayet katarak çeliştiler, sonra da bu çelişkilerden kurtulmak için yine zan ve rivayete başvurarak daha da batağa saplandılar. Tesniye (ikileme) dediğimiz “Deuternomium” kitabının adı şeriatın tekrarlanışı anlamındadır. Sonradan anlaşıldı ki bu kitabın dili Talmud’daki haham yazı diline çok benzemektedir. Bunda söze, “Yazılmıştır ki” diye başlanması dikkate şayandır. İlk defa olarak Tesniye’de halkla kâhinler, devletle din adamları arasındaki ayrılıklardan söz edilir. Tesniye yazılırken Musa’nın Beş Kitabı, Yeşu, Hâkimler ve Krallar kitaplarının da elden geçirildiği, politikaya uymayan yerlerin çıkarıldığı ya da yumuşatıldığı hatta mevcut çelişkilerin kaldırılmaya çalışıldığı bellidir. Bunlar Babil sürgünlüğü zamanına ve İran hükümdarı Kyros’un sayesinde yeniden Yeruşalim’e dönerken (M.Ö 550’ye doğru) gerçekleşmiştir. Tevrat’taki 10. Bölüme kadarki kısımlar doğrudan doğruya bunlarındır. Bütün bunlar bu şeriatçı Yahudiler İran yönetimi altındayken (M.Ö. 444-450) gerçekleşti. 

Bunların hepsi Babil sürgünlüğünden sonra belirli amaçlara göre yazıldı. Eski Şarkı ve İlahiler ve Efsaneler M.Ö. 1000’den sonra yazıldı. Yahve’ciler M.Ö. 850’ye doğru devreye girdiler. Elohim’ciler M.Ö. 750’den sonra kattılar. Musa, Yeşu, Hâkimler, Samuel, Krallar kitaplarının Tesniyeciler tarafından işlenmesi M.Ö. 550’ye doğru gerçekleşti. Kâhinler, Levililer, 25. Bölümünden itibaren Çıkış ve 10. Bölümünden itibaren Sayılar M.Ö. 444’te hazırlandı. Musa Kitaplarının Kâhinler tarafından yeniden işlenmesi M.Ö. 450’den sonradır. Tarihler, Ezra ve Nohemya kısımları M.Ö. 300’e doğrudur. Bu son tarihten sonra Eski Ahit artık şimdiki şeklinde kalmış olsa bile, hatta tek bir harfi dahi değişmemiş olsa bile, bu hale gelinceye kadar geçirdiği safhalar onu muharref kılmak için kâfidir.

15 Aralık 2017   http://www.bizimyaka.com/yazar-81518-Kudusun-Kutsalligi-1


Başlık Kategori Yayın Tarihi
BİR SAVUNMA YAZISI (14) Genel 26.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (13) Genel 25.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (12) Genel 24.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (11) Genel 15.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (10) Genel 14.06.2020
Başlık Kategori Yayın Tarihi
Şişli`de Komşu Masa EL oldu Politika 12.07.2020
YCHP'Lİ NİHAT YEŞİL'E KIDEMLİ SORULAR !! Politika 20.06.2020
Batı Emperyalizmi ve Türkiye Politika 17.06.2020
"KRİPTO FETÖ VİRÜSÜ" ve FETÖ'YE GEBE KALAN VESAYETCİLER !! Politika 12.06.2020
İhanet Projeleri -3 Politika 05.06.2020