Gölge etme başka ihsan istemem!

Ne kadar kolay değil mi? 

Oturduğun yerden söz yazmak, gelen geçene laf atmak, kendi doğru sanki de herkese kulp takmak, bir de maharetmiş gibi kahramanlık(!)yapmak. Teknolojinin ilerlemesiyle iletişim çağında iletişimsizlik yaşıyoruz. Büyüklerimizden duyardık; “bizim zamanımızda” diye başlardılar söze bir yanlış gördüklerinde. Evet, onların zamanında farklıydı, zaman geçtikçe farklar zamana uymaya başladı. Her zaman farklı farklı… 

Değişmeyen bir konu var ki; nadan ile akıllı! 

Nadan; “bilgisiz, cahil” anlamına gelir ki, biz bunu daha da ilerletmişiz. Bilgisizliğimizi her yerde belli etmek cahilliğine düşmüşüz; cahilliğimizi de bilgisizliğimiz ile övünerek yürütmüşüz, çokta akıllıyız ya, üstünü böyle örtmüşüz. 

Sosyal medyada kabadayı olmuşuz, sokakta gölge; tuşların başında kahraman doğmuşuz, ispatla değince yok elinde belge. Sadece çene, çene, çene… 

Konuşacağız tabi ki! Soracağız, öğreneceğiz. “Bilmemek değil, öğrenmemek ayıp kuralıyla yaşayacağız.” Âcizane şahsım bir şey bildiğini iddia etmekte değil. Öğrenmenin sınırları olmadığını bilmekte, bu yüzden sürekli öğrenmekte ve öğrenciliğine devam etmekte… Okul öğrenciliğimizin yanında biraz öğrendiklerimiz de oldu hayatta. Maksadım şahsımı anlatmak, övünmek değil, hâşâ! Yalnız şu sosyal medya yok mu, sosyal medya!

Asosyal olmayalım tamam da, sosyalleşelim derken de, gevşemeyelim, haddi aşmayalım, ukalalaşmayalım. Bir bilene danışalım, bilmiyorsak susalım. Tuşların şakırdayan sesiyle kahramanlık yapmayalım. Soralım kendimize, nedir verdiğiniz mücadele, ne kattınız çevrenize, sevdiklerinize, ülkenize, siyasetinize, dininize? 

Sorgulayın kendinizi, ortaya koyun öz eleştirinizi, ondan sonra bilin beni, bileyim sizi!

Mademki sosyal hayattan dem vurduk, gerçek hayattan yaşadığım, şahit olduğum birkaç konuyu anlatayım, payına düşen hissesini alır mı bilmem, illa ki almam diyorsa “gölge etme başka ihsan istemem!”

Tanıştırana, buluşturana, o günü yaşatan Tanrım’a, Çalabım’a hamd olsun!

Size; bir büyük Türk mütefekkirinden, Türk’çe yaşayıp Türk’çe yaşatmaya sevdalı Ata Beğim’den, yazarak yazdırmayı öğreten, erbab-ı kalem Edebiyat öğretmenimden, ömrünün 45 yılını aktif olarak Türk siyasetinde geçirmiş, Bakan Danışmanı olarak görev almış, “Ülkücü Hareketin Vicdanı” olmuş değerli büyüğüm, şair, gazeteci, yazar; Mustafa Aslan Hocam’dan bahsetmek ve yaşadığım birkaç olayı anlatmak isterim. İnşallah bir gün değerli Türk Büyüğümü anlatacağım müstakil bir yazıyı da kaleme almayı hatta Türk Beğ'inin hayatını kitaplaştırmayı Tanrım nasip eder!

Mustafa Hocam’ı tanıyanlar ve sosyal medyada takip edenler bilirler ki; kendi sayfasından yazdığı yazıları paylaşır ve kıymetli eserlerini Türk acununa hediye eder. Payına düşen payını alır, hayına düşen hayını, vayına düşen vayını alır. Herkesin bir hissesi vardır muhakkak, almasını bilene!

Bu yazılardan bir tanesini okurken yorumlara usum şaştı! Katılıp katılmamak elbette okuyucunun takdiridir. Fakat yazının tamamını okumadan yorumlamak hangi aklın, izanın eseridir. Hadi diyelim “leb demeden leblebiyi” anlayan cinstensin diyecektim ama yapılan yorumun konuyla alakası olmadığını, bir de arkadaşın bilgiçliğini(!) görünce sordum; sen hangi cinstensin? 

Türkçe dil bilgisine ve Türkçe yazım kurallarına gösterdiği dikkate hiç girmiyorum. 

Kolay oluyor bazen klavye kahramanlığı… Bu kahraman arkadaşlara bir de yeni kurulan “İyi Parti”nin iyi olup olmadığını tartışmak düştü. Tartışmayın demiyorum, haddime mi? Hele ki iyi kelimesiyle söz cambazlığı yapmaksa onu çok iyi yaparım, bilenler bilir der, konuyu kapatırım. 

Öncelikle yeni kurulan parti Türkiye’ye hayırlı olsun. Benim itirazım, kişileri tanımadan, araştırmadan, parti tüzüğünü, programını okumadan yorumlayanlara. Gerçeği kendi partisini savunan, üye olan, içinde bulunan veya taraftarlık yapan kaç kişi kendi partisinin tüzüğünü, programını okuyor? 

Maksadım birilerini ne övmek ne de yermek. Siz kahvehane sohbetlerinde, gazete kâğıtlarında, televizyon ekranında, bilgisayar karşısında gördüğünüz insanlara atıp tutarken, milli, dini ve manevi yaşantılarını sorgularken, kendinize “İyi” ve “kötü” hallerinize baktınız mı? 

Ne kadar faydalı oldunuz, ne kadar yararlı bulundunuz? 

Sorular tabi ki uzar! Siz kendi kendinize sorun olmaktan vazgeçin, öncelikle sorun! Siz sormaya başlayın, ben de şahit oldukları mı anlatayım.

“Ülkücü Hareketin Ağabeyi, Doğu’nun Başbuğu, değerli büyüğümüz Yılma Durak Beğ”in, İzmir’i ziyaretlerinde bulunup, tanıştırılmakla onur duydum. Bu güzel dost meclisinden, değerli Türk büyüklerimden Türk’çe öğrendiklerimi hafızama aldım, hayatımdan dersler çıkardım, öğütlerini bir ömür saklayacağım, unutmayacağım anlar yaşadım, anılar sakladım. Hamd’olsun!

Sohbet devam ederken Mustafa Hocam’ın mütavızılığından dolayı söylediği bir söze, değerli büyüğüm Yılma Durak Beğ şu cevabı vermişti; “Mustafa Caann” (ki o Can sözünü o kadar Candan söylediler ki kıskanmadım desem, yalan olur) diyerek “Sen yere çakılmış ok gibisin. Türk’çe duruşundan zerre taviz vermedin, vermiyorsun, Türk’çe avazından vazgeçmedin biliyorum ki vazgeçmeyeceksin!” 

Selâm olsun o gün orada Türk’çe haykıran Türk büyüklerime.

Ve İzmir’de kitap fuarına düşmüştü yolumuz. “Türk’ün Destancı”sı, elliden fazla tarihi romana imza atmış, tarihin karanlıklarına ışık tutmuş, bizi aydınlatmış olan değerli büyüğüm “Ahmet Haldun Terzioğlu Hocam”ın imza gününe katıldık. Daha “Panama Yayıncılığın” standına varamadan uzun bir kuyruk bekliyordu bizi. Sevindik, övündük… Daha nice nice kitaplarınızı, standın önünde imza bekleyen kuyruklarınızı görmek için Tanrı’dan kaleminize kuvvet, ömrünüze bereket vermesi için alkışta bulundum. Var olun Hocam!

Standın yanından içeri girdiğimizde Mustafa Hocam’a sarılan, sevgiyle kucaklaşan Ahmet Hocam ve çok değerli Türk büyüklerimin yanında bulunma onurunu yaşayan ben, övünerek bu güzel sahneyi hayatımın bir köşesine, unutulmayanlara, unutamayacaklarım arasına almıştım. O güzel sahnenin arasında, imza gününde bulunan Rahmetli Ülkücü Şehit Abdullah Çatlı’nın kızı “Prof Dr. Gökçen Çatlı Hocamız hemen ayağa kalkarak “Amcam” hoş geldin diyerek, Mustafa Hocama saygısını göstermişti. Güzel sohbetin, kıymetli saatlerin ardından kitap fuarından çıktıktan sonra karşılaştığımız; İzmir Ülkü Ocakları eski Genel Başkanı, şu an(İyi Parti Genel Başkan Yardımcısı) Sayın Musavvat Dervişoğlu’nun; Mustafa Aslan Hocam’ı görür görmez, Ağabey’im nasılsın? diye yanımıza gelişi ve sevgiyle kucaklaşmaları yılların verdiği mücadelenin bir anlık göstergesiydi. Güzel günleri yaşatan Tanrım’a hamd olsun!

Daha anlatacak çok anım, şahit olduğum çok konu var. Kimisi zamanı gelince gelir, kimisi şahsımla beraber ketum halimle mezara gider. Anlattığım birkaç olaydan yola çıkarak, insanları yargılarken, sorgularken, sorarken biraz daha dikkatli, biraz daha özverili olmak lâzım. 

Her kim olursa olsun, nerede bulunursa bulunsun; kimsenin hayatı boş değildir. Sen boş yaşadın diye, hayatını Ülküsü uğruna, Ülkesi uğruna feda etmiş değerli büyüklerimizi, düşünürlerimizi, mütefekkirlerimizi, birkaç satır cevap yazmakla klavye karşısında ukalalıkla haddini aşmakla..haddini aşmakla, yargılamaya kalkmakla ancak; kendi kişiliğini belli eder, küçük düşer, boşa kürek çeker, kendi kendine avunur, kendince kahraman(!) olursun. 

Ha bir de, odanın içersinde dört duvar arasında dolanır durursun. Sen yalan dolanla, dolan bakalım!

Elbette kimsenin düşüncesine pranga vuracak, konuşma, yazma diyecek değilim. Herkes konuşmakta ve yazmakta özgürdür. Fakat bu özgürlük doğruyu söylediğin sürece kabuldür! 

Kabul görmek için unutma; okuyacaksın, okuyacaksın, okuyacaksın! 

Okuyacaksın ki fikirleri tartışasın, saygı duyasın, sevgi alasın. Bir kusurumuz olduysa af ola diyelim, hakkımızı da haddimizi de bilelim.

“Türk Türk’ü korumazsa Tanrı Türk’ü korumaz” vesselâm.


Başlık Kategori Yayın Tarihi
Türk olduğunu bil yeter! Genel 18.11.2017
Giderim kimseye bir şey sormadan! Genel 17.11.2017
Sır değildir gizlediğimiz Genel 15.11.2017
Has bir hâlim, hasbihâlim! Genel 14.11.2017
Muhteşem Türk Atatürk Genel 13.11.2017
Başlık Kategori Yayın Tarihi
Değişim Genel 09.12.2017
CENAZE ADABINA DAİR Genel 05.12.2017
Man Adası Genel 29.11.2017
Bir oyun oynanır oyalanırız Genel 20.11.2017
Kur’an’ın “millet” tanımı Genel 14.11.2017

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.