Sır değildir gizlediğimiz

 

        Bazen kişioğlu tutuklu kalıyor. Usunda fikir elinde kalem, karşısında beyaz kâğıt…

        Kâğıt kaleme, kalem fikirlere hasret. Susuzluğun ardında suya kavuşma hayali gibi. Bir harfi bıraksan kâğıda gelecek cümleler. İşte o bir harfte bitiyordu, başlaması gerekenler. Mademki usumuzdan yola çıktı fikirler, o zaman bu uzun seyahate yolculuk etsin erenler, yiğitler. Biz kapıyı aralayalım, biz yolu hazırlayalım, düşünceleri ekelim, fikirleri üleşelim, davetimizi edelim, varsın gelmek istemeyen ayaklar utansın! 

 

       Kimseyi zorla çağırmayız biz. Kelâm ederiz dil ile çağırırız dîl* ile… 

     Selâm alıp verdiklerimizi, dost diye gördüklerimizi, gönül hanemize eklediklerimizi, gözümüz yollarda beklediklerimizi, bizi duyan sevdiklerimizi açılan gönül kapımızdan içeriye bekleriz. Varsın girmek istemeyen gönülsüzler utansın! 

      Sadece tanıdıklarımız mı? 

     Çağrımızı duyuramadıklarımız, seslenip ulaşamadıklarımız, ulaklar gönderip karşılaştıramadıklarımız, yanımızda görünüp uzaklardan bakıştıklarımız, uzaklarda kalıpta yanımızda sandıklarımız, vardır elbet bizimde kalbini kırdıklarımız, nefsimize uyup bilmeden darılttıklarımız, velhâsılı budur yaşadıklarımız yaşadığımızdan ders çıkardığımız. Varsın uslanmayan usumuz utansın! 

       Nedir ki acunda verdiğin savaş? Almışsın eline bir taş, her şeyin önünde gönül kırmak bu kadar mı baş? Desem ki sana yavaş, üç günlük dünya için değmez gardaş. Bir topan aş için başkalarını aç bırakıyorsan, dünyanın hızına kapılmış haksızlıkta yarışıyorsan, adaleti bırakmış zalimlik ediyorsan, varsın karşına çıkmayan er utansın! 

      Biz gönül eriyiz, yolumuz gider gönülden gönüle. Sır değildir gizlediğimiz. Gizlice anarız ki övündük sanılmasın. Dost meclisine katmak için pirleri, toplarız hep birilerini, yârenlik etmek için kimilerini, çağırdığımızda cümlelerini, gelmiyorsa eğer; varsın dilimizdeki söz utansın! 

     “Ana rahminden geldik pazara, bir kefen alıp döneceğiz mezara!*” O vakit bunca koşuşturma, kalp kırma, yukardan bakma, aşağıda sanma kim için, ne için? 

      Elbet dünya hayatı oyalar insanı. Öyle kandırır ki, pazarın içinde unutursun pazarı. Gelen geçenden yediğin azarı kendine bir pay sanırsın. Öyle bir zaman gelir ki vay*da yaşadığını hay* sanırsın! Toplanır etrafına tanıdıkların tanımadıkların. Hazırlar seni uzun yolculuğa. Kendinden habersiz bakarsın etrafına. Çok geç olacaktır vardığında farkına. Farkı fark edersen ne mutlu sana! Son anını ilk yaşayacağında gelindi mi kapına, varsın ömür törpüsü ecel utansın! 

      Dost diyerek uzatacağız elimizi, Can diye seslenerek duyuracağız sesimizi, evvelimizi ahirimizi düşünerek hepimizi, kutlu yolda kutlayacağız zaferimizi. Haksızlık ile verirken mücadelemizi, Hâk yolunda feda edeceğiz kendimizi. Zalimin karşısında, zulmün çarşısında haykıracağız bildiğimizi. Nice serler giderken bu uğurda, bizde duracağız kıyamda. Buyrun istediğiniz her meydanda, karşınıza çıkmayan kul utansın!  

        

      Beş yaşında el vurduğum camimizin rahlesindeki parmak izlerimden; Andımız’ı okuduğum ilkokul bahçesinden, yaşadığım genç yaşıma ve ömrümün sonuna kadar; varlığım İslâm varlığına; varlığım Türk varlığına armağan olsun!

    


Başlık Kategori Yayın Tarihi
Türk olduğunu bil yeter! Genel 18.11.2017
Giderim kimseye bir şey sormadan! Genel 17.11.2017
Gölge etme başka ihsan istemem! Genel 16.11.2017
Has bir hâlim, hasbihâlim! Genel 14.11.2017
Muhteşem Türk Atatürk Genel 13.11.2017
Başlık Kategori Yayın Tarihi
Değişim Genel 09.12.2017
CENAZE ADABINA DAİR Genel 05.12.2017
Man Adası Genel 29.11.2017
Bir oyun oynanır oyalanırız Genel 20.11.2017
Kur’an’ın “millet” tanımı Genel 14.11.2017

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.