Has bir hâlim, hasbihâlim!

Has bir hâlim, hasbihâlim!

 

      İşin ciddiyetini nasıl kavrarsın? Zira konu sana göre ciddi değil mi?

Uzandığın koltuktan kalk artık. Nereye kadar uzanacaksın boşlukta?

 

      Gaflet hayatın, nefret kazancın, isyan bakış açın olmuş. Tüm hayatını gözden geçirerek kaçırdıklarını, eyvâhlarını, unuttuklarını, hatırladıklarını bir daha hatırla. Hatırla yaptığın işleri değil gönül ile yaptıkların güzellikler, güzel olanlar gelsin gözlerinin önüne. Kusurlar işledin bâzen aşırıya gittin aştın kendini, kendinde olmadan. Kalbin, nefsin her daim değişip durduğu halde, gündüzleri dolaşıp duranlar gibi boş teneke misâli kuru bir ses, kuru bir yaprak timsâli, rüzgâr ne yana eserse sen o yana savruldun. Âmiyane tabir ile hayvanlar gibi başıboş yaşamana (ki onlar bile başıboş yaşamıyorlar) bütün bir geceyi uykuda geçirmiş olmana rağmen, sen hâlâ kendinden hoşnutsuz kendinden râzısın, kendini beğeniyorsun.

 

       Gerçekte o kadar ciddi olunmasına rağmen senin lâubaliliğe düşmemen gerekiyor. Neden mi?

 

İlk olarak seni dininden soğutuyor, uzaklaştırıyor, yabancılaştırıyor; farkında mısın?

 

İnandığım dediğin hâlde inancın doğrultusunda yaşamıyor kitabım dediğin Kur’ an-ı Kerim’i O-KU-MU-YOR-SUN!

 

Hasbihâl ederken, has bir halimle; nasıl bir inanç nasıl inanış ve nasıl böyle olduk? Sorusuna sorular ekledim şaşkınlığımdan cevap bekledim!

 

Nasıl mı, nasıl olunur?

Nasıl sorusuna, nasıl cevap verdiğine bağlı!   

 

     Bir yerlere bağlı olmak şarttı. Cevap vermek için, soru sormak için, inanmak için, için-için yanmak için.

   

     Peki niçin?

 

     Haçlı misyonerleri, Yahudi zihniyeti, inanmayan ateisti bile senden çok okur oldu senin Kitap’ını! Seni engelleyen nedir?

Dedem hacı idi, nenem namazında- niyazında, yaşıtlarım hoca idi gençliğinin baharın da. İyi, güzel, hoş, kimin ne olduğu ilgilendirmez kimseyi, yaşadıkları ile dinime, inancıma ve insanlığa zarar vermiyor ise. Amma! Duydukların ne kadar doğru, anlatılanlar gerçek mi? Onlar da kulaktan dolma ile ayrı bir dogma ile hayata yeniden doğma ile öğrendiler, öğütledilerse sana?

 

    Ve buncasına düşmanın, seni senden almak isteyen, dinine yeni isimler- izmler takıp, yeni bir kurmak isteyenler var iken; bilmediğin, okumadığın için inancına bid’at’lar, hurafeler, yalanlar katıp, seni inanmadığına inandırıp, şahsını yozlaştırıp, İslâm’a yabancılaştırıp ve yetmezmiş gibi Türk’e düşmanlaştırıp yeni bir Müslüman yeni bir İslâm ortaya koyup, seni de bu oyunda Mücahit (!) ilân ediyor!

 

     Peki, Türk kandaşım, sen ne haldesin? Yağıların bu kadar çok iken, sen gerçek Türk tarihini, töresini, ilkesini, ülküsünü okudun, öğrendin, bildin mi?

Haykırıyorsun ya! Türk’üm diyerek, başka ırklara küfrederek, haddini aşarak söverek, kendinden başkasını bilmeyerek Türk’ü yüceltemezsin. Biz biliriz siz gibileri, sadece türkü söyleyerek sesinizi yükseltirsiniz. Türk düşmanları hâyâli  kahraman(!) ilân ediyor.

 

     Türk; dünya tarihini yazandır. Çağ açıp çağ kapatandır. Türk dediğimde dünyaya aklını kaçırtandır. Atalar’ın nasıl yazdı sanıyorsun Türk tarihini?

 

    Senin gibi bütün gün oturarak mı?

    Kültürünü kültürsüzlük ile kapatarak mı?

    Yüzünü yüzsüzlük ile çatarak mı? Yazdı!

   

     Cenk ederken düşman ile bakmadı ardına, bıraktığı aile, öksüz - yetim kalır mı diye? Sen yabancı kızlar ile onlar şehit - gazi ile yan yana, kol kola yatarak yazdı!

 

     Türk’ü Türk’e kırdırlar, Türk dediğinde İslâm’ı düşman saydırdılar, müslümanlıktan çıkardılar. Çıkana Müslüman değil, sıcak-soğuk, ılıman bir ad taktılar. Ilık-ılık zehrini akıttılar yüreğimize. Sen Müslüman’ ım de yeter dediler. Gerisi zaten teferruattır hele ki bundan sonra Türk ilk düşmandır. Türk’ üm diyen Müslüman’ ı, Müslüman Türk’ e kırdırttılar!

 

      Bilmediğin, okumadığın için kuruldu sehpalar, yapıldı kumpaslar, yazıldı oyunlar. Bilip- bilmeden rol aldın, oyuncu oldun bu sahnede. Bilseydin, biliyordu seni din; sen adam olup dinini bilseydin!

 

Elhamdülillah Türk’üm, hamd olsun müslümanım derdin. Derdin olurdu bunlar, dertlenirdin. Ben başınıza dert olmaya geldim, derdin!

 

     Ama ne yazık ki senin başıboşluktan, dizilerde ki hoşluktan, maçlarda ki eksik koltuktan, sanal âlemde ki face booktan, yararına olmayan yediğin halttan oyunlarla coşarak aldığın bonustan vesaire başka derdin olmadığın için; senin derdin olmadığına göre din, haykırırlar düşmanımız din, der. Dedikten sonra dinini dert, der dini sana, dert eder!

 

   Kimse kusura bakmasın kendime has bir hâlim, hasbihâlim!

 

   Dert size, dertsize; ben dert olmaya geldim; dertsize, densize, dinsize! vesselam… 

 

 

       Beş yaşında el vurduğum Camimizin rahlesinde ki parmak izlerimden; Andımız'ı okuduğum İlkokul bahçesinden, genç yaşıma ve ömrümün sonuna kadar; varlığım İslâm varlığına; varlığım Türk varlığına armağan olsun.


Başlık Kategori Yayın Tarihi
Giderim kimseye bir şey sormadan! Genel 17.11.2017
Gölge etme başka ihsan istemem! Genel 16.11.2017
Sır değildir gizlediğimiz Genel 15.11.2017
Muhteşem Türk Atatürk Genel 13.11.2017
Başlık Kategori Yayın Tarihi
Kur’an’ın “millet” tanımı Genel 14.11.2017
Hava Aracı Halk Grubu Genel 14.11.2017
EKMEĞE İSRAF BAHANESİ İLE ZAM MI? Genel 14.11.2017
DEPREM, CAN KAYIPLARI VE YAPILAŞMA. Genel 13.11.2017
Ön Bilgi Genel 12.11.2017

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.