Kur’an’ın “millet” tanımı

Biz “millet” denildiği zaman “Türk milleti” gibi etnik anlamda bir ulus anlıyoruz; ama doğru mu anlıyoruz? Yani millet denince aynı topraklar üzerinde yaşarken aralarında dil, tarih, ülkü, duygu, gelenek ve görenek birliği olan insanların topluluğunu anlıyoruz. Türk Dil Kurumu bile böyle söylüyor. Necati Cumalı’dan Ahmet Mithat’a kadar edebiyatçılarımız ve günümüz tedrisatı da hep aynı. Oysaki bu sözcük Arapça. Öyleyse neden onu Arap dil bilimcilerine sormuyoruz? Hatta daha da ileri gidelim… Bakalım 15 asır evvel Kur’an’da “millet” kelimesi nasıl geçiyor? Böylece bu sözcüğü ne kadar yanlış kullandığımızın da artık farkına varalım. Türkler olarak Türkçe sözcükleri biz doldurup biz boşaltabiliriz. Ama başka dillere müdahale etme hakkımız yok. Böylece Kur’an’da on beş yerde “millet” sözcüğünün geçtiğini müşahede ediyoruz. Tek tek inceleyelim…

“De ki muhakkak ki beni hidayet etti Rabbim doğru istikamete (sıratı mustakim); din olarak ayakta kalana İbrahim milletine hanif olarak. Ve olmadı (o) müşriklerden.” (1). Burada geçen “İbrahim milleti” ifadesi daha ziyade “İbrahim’in dinine” ve bazılarınca da “İbrahim’in yoluna” şeklinde anlaşılmıştır. Fakat hiçbir İslam âlimi bugün bizim halk arasında kullandığımız Türk milleti, Arap milleti, Rus Milleti gibi ulusal anlamda etnik milliyetle ilişkili olarak anlamamıştır. Bu ayette olduğu gibi Allah’ın son elçisi kendisi de hidayetli ve doğru istikamette olarak müşriklerden biri olmayan İbrahim’den yana tertemiz olarak ayakta kalan dine tabi oluyor. Belli ki kastedilen Allah’ın elçisi İbrahim gibi şirke girmeden düzgün bir davranışta bulunmaktır. Nitekim bir ayette böyle olduğu apaçıktır: “…sana hanif olarak İbrahim’in milletine tabi olmayı vahyettik...” (2). Hem de “en ittebi” yani tabi olma ifadesi geçiyor ve sadece tabi olma ifadesi bile “millet” sözcüğünden ne anlaşılması gerektiğini belli ediyor. Bu ayet de “…ve o müşriklerden olmadı” şeklinde bitiyor.

Bir ayette kâfirler resullerine kendi milletine davet ederek diyorlar ki, “Sizi mutlaka arzımızdan çıkaracağız veya mutlaka bizim milletimize döneceksiniz…” (3). Ne demek milletimize dönmek? Âlimlerimiz dinimize anlamışlar. Kelimenin dini bir durumunun olduğu ve ırki olmadığı kesin. Belli ki bu ayette “ya sizi bu topraklardan kovarız yahut bizim gibi inanırsınız” deniliyor. Bir baskı söz konusu. Bakın millet kelimesini müşrikler de ırk anlamı olmasızın kullanıyorlar. Çünkü başka bir ayetten daha anlıyoruz ki onların da milleti var: “Muhakkak ki onlar, eğer size karşı galip gelirlerse, sizi taşlarlar veya sizi kendi milletlerine döndürürler. O zaman asla ebediyyen kurtuluşa eremezsiniz” (4). “Kendi milletlerine döndürürler”ifadesini mealcilerimiz daha ziyade “kendi dinlerine döndürürler” şeklinde çevirmişler. “Kendi yollarına döndürürler” şeklinde çevirenler de var. Biz anlıyoruz ki kastedilen “sizi kendilerine benzetirler” ya da “sizi kendileri gibi yaparlar” anlamındadır. Bu benzeyiş elbette inançla ilgilidir. Allah Kur’an’da birçok yerde “din” sözcüğünü kullandığı halde buralarda neden “din” sözcüğünü değil de “millet” sözcüğünü kullanmış? Buralarda “millet” yerine “din” diyebilirdi? Allah dememiş ama sen meallerde diyebiliyorsun. Çünkü gerek âlimlerimizin ve gerekse âlimlerimizden öğrenen toplumun millet algısı Kur’an’ın bahsettiği gibi değil. Peki “din” dense yanlış mı olur? Eğer mesajla yetinip kelimeleri yerli yerine oturtmayacaksak “millet” yerine elbette “din” de denebilir. Ama Kur’an’a göre “din” sözcüğünün de nasıl geçtiğini bilmeliyiz.

“…o sizi seçti ve kılmadı sizin üzerinize dinde bir zorluk. Babanız İbrahim’in milletine bundan evvel ve bunda size müslüman ismini o (Allah) taktı…” (5). Buradaki “millet” kelimesinin yerine “din” derseniz bu durumda dinin adı (bireysel özellik olan) “müslüman” oluyor. “Müslüman” sözcüğü her ne kadar “İslam”la alakalı olsa bile bu ifade tam olarak yerini bulmuyor. “Millet” yerine “din” denildiğinde sıkıntı yaşatan bir ayet de Sad suresinde var (6). Yani “millet” ve “din” ilgili ama aynı değil. Bazı mealcilerimiz bazı ayetlerde geçen “ummet” (7) ve “şuûben” (8) sözcüğünü de “millet” olarak çevirmişler…

“Ve asla razı olmaz senden ne Yahudiler ne Hıristiyanlar onların milletine tabi olmadıkça…” (9). Hemen ardından hidayetten söz ediyor. Hatta uyararak tehdit bile ediyor. “Ve kim rağbet etmez İbrahim’in milletine (millet-i İbrâhîm) nefsini sefih kılandan başka…” (10). Belli ki millet “taraftar olmak” anlamındadır.

Peygambere Yahudi ve Hıristiyan olmanın hidayet olduğunu söyleyenlere karşı ayette buyruluyor ki: “...Hayır. İbrahim’in milletidir hanif…” (11). Allah elçisi İbrahim müşriklerden biri olmadığı için böyle deniyor. Ama onun milletine hanif deniyor: “…millete İbrâhîme hanîfâ…”. Demek ki Allah’ın elçisi İbrahim’e inanıp tabi olmak onun milletinden olmaktır. Bu durum başka bir ayette Allah’ın emri olarak karşımıza çıkıyor: “…Öyle ise tâbî olun İbrahim’in milletine hanif olarak…” (12). Niçin tabi olacaklar? O müşriklerden olmadığı için. Hatta bir ayette “din” ve “millet” sözcükleri bir arada geçiyor: “Ve kim daha güzeldir dînen vechini Allah’a teslim edenden ve muhsin olandan ve tabi olarak İbrahim’in milletine hanif olarak…” (13).

Bugün kullandığımız “millet” sözcüğünün “kavim”den ya da “ırk”tan farklı olduğunu belki en çok belli eden şu ayettir: “…Ben terk ettim Allah’a inanmayan kavmin milletini…” (14). Burada niçin “kavmin dinini” demek yerine “kavmin milletini” (millete kavmin) ifadesi kullanılmıştır? Çünkü bu ifade kavmin yolunu, kavmin tarafını, kavmin yönünü anlamındadır.

“Kavim” ve “din” sözcüklerinin bir arada geçtiği başka bir ayet daha var: “Dedi onun kavminden ileri gelenlerden kibirlenen kimseler: ‘Seni şehrimizden mutlaka çıkaracağız ey Şuayb! Ve o seninle beraber iman eden kimseleri. Veya kesin olarak dönersiniz milletimize…” (15). Allah’ın elçisi Şuayb da cevaben “Şâyet biz kerih görüyorsak da mı?” diyecektir.  Ayet şöyle devam eder: “İftira etmiş oluruz yalanla Allah'a karşı eğer dönersek sizin milletinize Allah’ın bizi ondan kurtarmasından sonra. Ve olamaz bizim oraya geri dönmemiz Rabbimiz Allah’ın dilemesi hariç. Kuşattı Rabbimiz her şeyi ilmen. Allah’a tevekkül ettik: Rabbimiz aç bizim aramızı ve kavmimizin arasını hak ile. Ve sen fethedenlerin hayırlısısın.”

Bir sonraki ayette “ve ben tâbî oldum milletine babalarım İbrahim ve İshak ve Yakub’un…” buyrulur ve ardından şirkten bahsedilir. Yani onların yoluna… Onların peşine… Onların grubuna…

Bir ayette “fî dînil meliki” geçiyor (16); yani “melikin dininde” demektir. Burada “din” sözcüğünün ceza kanunu ya da hukuk sistemi gibi “yasa” anlamında geçtiğini müşahede ediyoruz. Karışıklığı tam olarak çözmek için “din” sözcüğünü de tanımamız gerekiyor ki birbirinden ayıralım…

KAYNAKLAR1. (En’am, 161). 2. (Nahl, 123). 3. (İbrahim, 13). 4. (Kehf, 20). 5.(Hacc, 78). 6. (Sad, 7). 7. (Nahl, 36). 8. (Hucurat, 13). 9. (Bakara, 120). 10.(Bakara, 130). 11. (Bakara, 135). 12. (Al-i İmran, 95). 13. (Nisa, 125). 14.(Yusuf, 37). 15. (A’raf, 88). 16. (Yusuf, 76).

03 Kasım 2017 http://www.bizimyaka.com/yazar-80032-Kuranin-millet-tanimi


Başlık Kategori Yayın Tarihi
Arakan’da zulüm buhar oluyor (3) Politika 10.11.2017
Arakan’da zulüm buhar oluyor (2) Genel 06.11.2017
ANTRENÖR EĞİTİM YÖNETMELİĞİ Spor 27.10.2017
KUR’AN’IN ELEŞTİRİSİ’NE CEVAP-2 Genel 26.10.2017
KUR’AN’IN ELEŞTİRİSİ’NE CEVAP-1 Genel 24.10.2017
Başlık Kategori Yayın Tarihi
Giderim kimseye bir şey sormadan! Genel 17.11.2017
Gölge etme başka ihsan istemem! Genel 16.11.2017
Sır değildir gizlediğimiz Genel 15.11.2017
Has bir hâlim, hasbihâlim! Genel 14.11.2017
Hava Aracı Halk Grubu Genel 14.11.2017