İhitiyaç

Yine yapamadıklarımla fakat yapmak istediklerimle dolu bir güne merhaba…
Böyle günler uyandığınızda içinizi kaplayan derin bir boşlukla başlar, ardından bu boşluğu bir şeyler ile doldurma ihtiyacı doğar. Peki ya nasıl? Evet, şimdi bunun düşüncesi de başlar.

İçimde tarifini ve reçetesini benim de bilemediğim duygularım var. Bu duygularım yemek yemek, su içmek gibi en doğal ihtiyaçlarımdandır aslında. Hatta yediğimin içtiğimin tadını tuzunu belirler bu duygularım. Bu kadar önemli bir ihtiyacın karşılanamaması bütün dengeleri alt üst eder işte...
Bu sadece benimle alakalı bir durum değil.  Kiminle konuşsam hiçbir şeyin tadının kalmadığını söylüyor. Büyüklerimiz eskiden her şeyin daha güzel olduğunu söylerler, çocukluk hikâyelerini, insan ilişkilerini özlemle anlatırlar. Bu konu ile ilgili bir sürü geçmiş zaman cümlesi kurabilirim fakat zaten hepiniz çokça duymuş ve ezberlemişsinizdir. Özetle tüm bu cümleler eskiden güzel duygular vardı ile biter. Şimdi ise çok yakın bir tarih bile çabucak eskiyip özlenecek hale geliveriyor. Her şey çok çabuk tüketilip hiçbir şeyin değeri kalmıyor…
Nerede sevilebilecek bir şey bulunsa orada işin rengini değiştiren, tadını kaçırtan kısaca kolayca tiksinmemizi sağlayacak insanlar fazlasıyla bulunuyor. (Gülü seven dikenine katlanır demeyiniz lütfen, dikenlerden gül görünmez olmuş! )  Bu insanlar umursanmayacak türden değiller her yerde ve hep etkinler maalesef… Çok sevdiğiniz bir işletmeyi düşünün, sevdiğiniz ve keyif aldığınız bir işletme. Bir gün o işletme el değiştirirse oranın ruhu da değişir ve sizin sevdiğiniz yer olmaktan çıkar. Oraya başka bir ruh yüklenmiştir artık. Tıpkı onun gibi Dünya el değiştirmiş, ruhu değişmiştir…  Aranan, özlenen duyguların bir kıymeti kalmayıp kolayca unutulmuş. Kendince başka değerler bulmuş bu yeni Dünya. Belki bir gün sizinle de karşılaşıp bu durum hakkında sinirlenip üzülürüz! Başka ne yapabiliriz ki? Zaten herkes öyle yapmıyor mu?

Aman, hep şikâyet, hep şikâyet… Nereye kadar? Bilemiyorum nereye kadar. Bunun cevabını bilen varsa lütfen bana da söylesin. Hayati sorunlar şikâyet değil ihtiyaçtır, çözüme kavuşmalıdır. Bu durum kan kaybeden bir yaralının durumuna benzer. Kan kaybedilirken önce tampon yapıp kan akımı durdurulmalı sonuç olarak yara kapatılmalıdır. En neticesinde iyileşmeyi hızlandırmak ve sağlıklı kılmak için uygun ilaçlar kullanılabilir. Yara açıkken sonuç odaklı ilaçların tartışılmasının bir önemi yoktur. Hele kan kaybı devam ederken tedavi adı altında başka sorunlarla uğraşmak tedavi değil ölüme davetiyedir… Maalesef bizim hayatlarımız işte böyledir. Günü kurtarmak için yaşayıp bir günü daha bitirmek yaşamak değildir! Özetle nerede o eski  bayramlar, ah o eski günler falan filan…



Ekrem Esad Atan
ekremesadatan@hotmail.com


Başlık Kategori Yayın Tarihi
Düşünceler Genel 24.09.2017
Hadi bir oyun oynayalım Genel 27.12.2016
Uzaklar Şiir 05.12.2016
Bu normal mi? Yaşam 26.10.2016
Uykum kaçtı Şiir 18.10.2016
Başlık Kategori Yayın Tarihi
Giderim kimseye bir şey sormadan! Genel 17.11.2017
Gölge etme başka ihsan istemem! Genel 16.11.2017
Sır değildir gizlediğimiz Genel 15.11.2017
Kur’an’ın “millet” tanımı Genel 14.11.2017
Has bir hâlim, hasbihâlim! Genel 14.11.2017

Yazıya yapılan bütün yorumlar

Yorum 20.10.2017

Güzel ve farklı, tebrikler.

Bu yazıya sizde kendi yorumunuzu yazabilirsiniz.