Şeytan Sayesinde Huzur İçinde...

         Gerçekten ne yapardık? Kırdığımız cevizleri, yediğimiz naneleri kimin üzerine atardık? Günahımızı nasıl çıkarır, vicdanımızı nasıl sustururduk? Bugüne kadar meseleyi bu yönüyle düşünen olduğunu hiç sanmıyorum.

          Düşünsenize hırsızı uğursuzu, katili canisi, rüşvetçisi irtikapçısı, tacizcisi tecavüzcüsü kısacası ne kadar suç varsa bu suçları bilerek ve isteyerek işleyenler köşeye sıkıştıklarında suçu şeytana atarak işin içinden sıyrılmaya çalışmakta. Bu bana göre günah çıkarmanın bir türünden başka bir şey değil.

      Aslında herkes şeytanın olmadığını en iyi kendisi bilmekle beraber işine gelmediği için bu gerçeği kabullenmekte zorlanmakta. Tarihi insanlık tarihi kadar eski olan şeytanı bugüne kadar ne gören olmuştur, ne duyan. Üstelik bütün inanç sistemlerinde günah çıkarma amacıyla yer verilen şeytanın ateşten yaratılmış olduğu kabul edildiği için bir insanı cebren ve fiilen suça teşvik etmesi mümkün değildir. Bu imkansızlık inanç sistemleri tarafından kabul edilmiş, inkarı mümkün olmayan bir gerçektir.

         Olaya bu açıdan bakınca iyi ki şeytan var diyesi geliyor insanın değil mi? Öyle ya şeytan olmasa günah ya da suç kapsamına giren eylemlerimizin vicdanımızda yaratacağı tahribattan nasıl korunabilirdik? Düşünsenize günah olduğunu bilerek ve isteyerek hileli ticaret yapan, konu komşusunun namusuna eli, dili ya da gözleriyle tacizde bulunan, inandığını söylediği kadere müdahale ederek hileli makam ve mevki kadastro edenler gece uyuyabilir miydi?

         İnsan olup da bilerek ve isteyerek suç işlemeyen kişi yoktur. Buna rağmen yaptıkları yüzünden vicdan azabıyla huzursuz olan hatta geceleri uykusu kaçacak kadar ıstırap çeken de yok denecek kadar azdır.  

         Vicdanımızın sürekli başımıza bela olmaması için iki yol geliştirdik tarihi süreç içinde. Birincisi bahane bulma mekanizması ikincisi kabahati şeytana ve onun işbirlikçisi nefis denen tasavvurun üzerine yıkma şeklinde gerçekleşen günah çıkarma mekanizması…

         İnsanın tarih boyunca şeytan ve nefis gibi iki hayali düşmanla oyalanarak kendini temize çıkarmaya çalışması Don Kişotluk paranoyasından başka bir şey değildir. Yel değirmenlerini düşman sanan Don Kişot ne kadar yanılıyorsa, vicdanını susturmak ve çıkarlarını kotarmak adına bilerek ve isteyerek işlediği suçları ve günahları şeytan ve işbirlikçisi nefsin üzerine atan insan denen ahmak o kadar hayalcidir.

         Kimse kıvırmasın; bütün suç ve günahları insanın bizzat kendisi, hür iradesiyle bilerek ve isteyerek işlemektedir. Bu noktada evreni tanımadan kendini evrenin en akıllı varlığı ve yaratılış harikası kabul eden insanın vesvese vermekten başka bir eylem gerçekleştiremeyen şeytan ve nefse uyarak hata yapacağını sanmak aymazlıktan da öte bir rahatsızlığın dışavururumu olsa gerektir.

         Buna rağmen akıl almaz bir aymazlıkla şeytan ve nefis denen tasavvurların gerçekten varlıklarına inananlar varsa onlara bundan sonra mahkemelerde şeytana uydukları için suç işleyenler yerine asıl cezaları onları suça teşvik eden şeytan ve nefse verilmesi halinde ne yapacaklarını öğrenmek istiyorum. Daha da ileri giderek suçlara karşı verilecek cezaların şeytan ve suçlular arasında ikiye, hatta nefsi de katarak üçe bölünmesini adalet mekanizmasından talep ediyorum. Ne dersiniz, olmaz mı? Hem böylece şeytan ve nefis de cezalandırılmış olur.


Başlık Kategori Yayın Tarihi
Dualardan Gelen Felaketler Edebiyat 22.08.2017
Yalan Söylenmez Söyletilir Edebiyat 21.08.2017
Farklılık Yaşam 07.03.2016
Suriye İşgal Edilmelidir Politika 18.02.2016
Başlık Kategori Yayın Tarihi
Sevgiyi nasil anlatabiliriz?.. Yaşam 18.09.2017
Unutulmayacaksın Uzun Adam Yaşam 16.09.2017
Müfredat Dışı Yaşam 14.09.2017
Güzel Ülkemin Güzel İnsanları Yaşam 11.09.2017
Bayram Ziyareti Yaşam 03.09.2017

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.