AHMET ALTAN'I SOYSAK GERİYE NE KALIR?

Ahmet Altan ''Tarihten budalalığı ayıklasak geriye ne kalır?'' adlı yazı yazmışmış, bilmiyordum. Bu yazıyı bana gönderdiler. Ben kendim bulup okumadım… Okumaya başladığımda normal bir insanın yazmadığını ya da normal bir ruh durumu ile yazılmadığını düşünmüştüm ama yazının sonunda Ahmet Altan'ın adını görünce daha çok şaştım doğal ki. Bence, Ahmet Altan'ın bu yazısını psikologlar incelemeli.

Bu yazıdan bazı alıntılar yapayım ki konu daha iyi anlaşılsın: ''Bir kere savaşları çıkartacağız. Zaten ölecek olan insanların birbirini öldürmesi pek ''akıllıca'' sayılmaz herhalde. Üstelik öldürüp de yemiyorlar birbirilerini… Birbirlerini öldürmeyi seviyorlar bir de ''kümelenmeyi'' seviyorlar… boyayıp bir sopaya taktıkları bir bez var, o çok kıymetli mesela. Ayrıca belli şarkıları söylerken yan yana dizilip hiç kımıldamadan duruyorlar. O şarkı da çok kutsal. Hepsinin birbirinden farklı renkte bezleri ve şarkıları var. Savaşta birbirlerine doğru saldırırlarken bezleri sallıyorlar… Bazı adamlara ''kral, padişah, önder'' diyorlar ve onların her dediğinin doğru olduğunu kabul ediyorlar. Tartışmıyorlar. O ne derse yapıyorlar… Sonra toprakları kazıp bazı parlak taşlar çıkartıyorlar. O taşların, karınlarını doyurabilecek yiyeceklerden, meyvelerden, onları barındıran barınaklardan daha kıymetli olduğuna öylesine kuvvetle inanıyorlar ki… Sonra, taşların büyük ve ağır olduğunu görünce bu sefer de kağıtlar basıyorlar. Üstünde resim ve yazı olan dikdörtgen kağıtlar… En sevdikleri kelime ise her dilde aynı, ''benim''… Hatta kadınlar ve erkekler bile birbirlerini ''mülk ediniyorlar''. Eğer o kadın ya da erkek istedikleri kadar ''benim'' olmazsa'' etrafına bakınırsa'' onu öldürüyorlar. ''Sevdiği için'' öldüren tek canlı türü olmaktan da büyük gurur duyuyorlar... ''

Bu kadar yeter.

Bir psikolog bu yazıyı incelese, iyi şeyler söylemeyeceğine eminim. Çünkü duyu var ama anlamlandırma yapısı yok beyinin, bu yazıda. Nesneleri nesne olarak görüyor yalnızca, onların ne anlama geldiklerini kavrayamıyor. Beyin tüm olarak nicelleşmiş ve tikelleşmiş; niteliğini ve tümelliğini yitirmiş… Yani Ahmet Altan'ın bu yazısına göre: Bayrak bir bezdir; ulusal marş bir şarkıdır; altın parlak bir taştır yalnızca; kağıt para yalnızca boyalı bir kağıttır… Ahmet Altan'a göre; Abd askerleri, saldırdığında karşı koymak, savunmak, direnmek budalalıktır; en yararlı, çıkarcı yolu yani boyun eğmeyi seçmek gerekir. Ahmet Altan'ın evine girecek olan hırsızlar için müjdeli bir haber bu ki demek ki o hırsızlar, bir savaş ile değil kola ve kuru pasta ile karşılanıp cepleri de dolu, mutlu olarak gönderilecekler. Belki sigortaları da yaptırılır! Öyle ki Ahmet Altan, evini, belediye gelip ücretsiz kamulaştırsa, asla evi için savaşmaz çünkü ev, Ahmet Altan'a göre yalnızca bir toprak parçasıdır!

Ahmet Altan'ın bu bakış açısıyla bakarsak; Ahmet Altan'ın üzerindeki her giysiyi çıkardığımızda geriye kalan şey Ahmet Altan'dır yani gövde yani et, kemik, kan yani protein yani amino asit yani asit yani mineraller… Ahmet Altan'ın annesi de ne bir insan ne bir anne değil yalnızca bir mineral kütlesi olur bu durumda; ve ki varsa eşi ve çocukları da… Doğal ki bu durumda, herkes de Ahmet Altan için yalnızca birer mineral kütlesi olurlar. Bu görüş bize hiç de yabancı gelmeyen birini anımsatır, o da bu görüşe bayılır yani : Hitler yani faşizm… Hitler'e ve faşizm'e göre de insanlar insan, anne, baba, eş, kardeş, dede, nine, çocuk, abla, abi, amca, dayı, teyze, yenge falan değiller yalnızca birer nicelik, et, protein, amino asit, mineral kütlesidirler.

Ahmet Altan göğsünün sol yanında, yürek dediği bir ''et'' taşır ve o etin sayrılanması (hastalanması) durumunda kesinlikle doktora ya da bir sağaltımlığa (tedavi merkezine) gitmez, ''Salla gitsin, nasılsa bir et yalnızca,'' der. Ahmet Altan, gövdesinin bel kısmında iki tane, böbrek denilen et taşır ve onların ikisi de sayrılansa (hastalansa) yine ne doktor ne sağaltımlığa (tedavi merkezine) gider; öyle ki bir böbrek hastası, onun iki böbreğini de istese seve seve verir ya da aç bir köpeği, böbreklerini vererek doyurabilir çünkü Ahmet Altan'a göre onlar, birer ettir yalnızca; anlamsız ve değersizdirler... O; gözlerini, karaciğerini, beynini de aynı biçimde kullanabilir. Çünkü onlar da birer ettir yalnızca. Ve Ahmet Altan; pantolon, ceket ceplerinde kağıt paralar taşır ve onları da önüne ilk çıkan kapkaççıya, gaspçıya seve seve verir çünkü o paralar da birer kağıttır yalnızca. Ahmet Altan işte böylesine ''gerçekçi'' bir ''mineral kütlesi''dir! Ahmet Altan'ın gazete patronu da , inanıyorum ki gelecek aydan başlayarak, Ahmet Altan'a, köşe yazıları karşılığında ücreti TL, Dolar, Euro gibi paralarla değil satılmayan gazetelerinden para biçiminde kestiği kağıt parçalarıyla ödeme duyarlılığını ve ''gerçekçiliğini'' gösterecektir.

Ve Ahmet Altan, et yemez de sevmez de çünkü Ahmet Altan'a göre et, yalnızca bir asittir, değersiz ve gereksiz bir şeydir! Ve Ahmet Altan sokaklarda çırılçıplak gezer çünkü Ahmet Altan'a göre hem giysiler boyalı birer bez parçasıdır hem de beden denilen amino asit yani mineral kütlesini örtmenin ne anlamı vardır ne de bu değersiz kütleyi örtmek için gerekli giysileri satın almak için çalışıp emek harcamaya!

Ve Ahmet Altan'ın karşısına sakın çıkmayın çünkü sizi bir sinekle eş değer görüp öldürebilir de! Çünkü nasılsa siz de sinek de birer mineral kütlesisiniz!

Ahmet Altan, asla aşık olmaz çünkü kadınlar birer et kütlesidirler! Ve kadınına asla bağlı kalmaz bu yüzden de çünkü bir et kütlesine bağlılık pek de akıllıca olmasa gerektir onun mantığına göre! Ahmet Altan biliyoruz ki ne Nazi'dir ne faşist. Ahmet Altan solcu, devrimci, komünisttir ya da en azından kendini böyle tanımlamakta, yaşamaktadır. Demek ki gerçekte komünistler ve komünizmleri faşizmin, Hitler'in gizli birer açılımıdırlar. Baksanıza, söylemleri aynı kapıya çıkıyor. Gerçekte faşistlerin de komünistlerin de ortak özellikleri; doğru, mantıklı, gerçekçi, bilimsel, insanca, toplumsal, ruhsal düşünememeleridir. O yüzden ki faşizmin Hitler'i varsa, komünizmin de Stalin'i vardır.

Ama Ahmet Altan, ilginç ki Türk değerlerine, Türk Ordusu'na saldırırken; bu gerçekçiliğini sürdürmemekte, onlara saldırmayı, kasalardaki altınlar, ceplerdeki kağıt paralar, renkli bez dediği bayraklar, betonlaşma dediği ulusal marşlardan daha anlamlı ve değerli bulmaktadır. Ve onlara öfkeye, düşmanlığa sahip olmayı; parlak taşlar dediği altına bile sahip olmaktan çok daha değerli bulmaktadır.

Ahmet Altan; ''İnsanlar neden savaşıp birbirlerini öldürüyorlar ki diyor, yemeyecek olduktan sonra?'' diyor. Ahmet Altan'a soruyorum; yemeyecek olduktan sonra, gazete patronundan paranı neden para olarak alıyorsun? Bence domates, biber, patates, patlıcan, yemeklik sıvı yağ, salça falan olarak almalısın!

Ahmet Altan, ''İnsanlar bir de kümelenmeyi çok seviyorlar'' diyor. Peki Ahmet Altan, peki sen neden harfleri kümeleyip yazı yazmaya çalışıyorsun ki? Ne gereği var! Bırak harfler tek başlarına, ayrı ayrı mutlu, özgür ve huzurlu yaşasınlar!

Bunları yazmam gerekti ki Ahmet Altan gibi sözde aydınların, sözde solcuların, sözde demokratların ve sözde her şeylerin ve Taraf Gazetesi gibi sözde gazetelerin arkasından koşanlar, neyin arkasından koştuklarını görsünler, anlasınlar da ne sol ne demokrasi ne sosyalizm, ne komünizm adına kendilerini; yobaz, gerici dedikleri dinlilerden ve dincilerden; faşist, kafatasçı, ırkçı dedikleri milliyetçilerden farklı, üstün, uygar, çağdaş, mantıklı, bilimsel görmesinler, göremesinler.

Türkiye Toplumu'nun en büyük yanlışlarından biri de uygarlık, çağdaşlık, özgürlük ve bilimsellik adına batının; din, ahlak, erdem, vicdan adına da Arab'ın ağılına girmeye koşmasıdır. Biliriz ki hangi ağıl olur olursa olsun ağılda; büyük baş da olsa, küçük baş da olsa her başın kuyruğu vardır. Biz Türk'lere, biz Türkiye'lilere önder gerekiyorsa da peygamber gerekiyorsa da, din gerekiyorsa da kendimiz yaratırız, Türkçe yaratırız hem Türkiye ve Türkler için hem de tüm dünya ve insanlık için yaratırız. Biz bunu yapabilecek beyine sahibiz. Bizim en büyük yanlışlarımızdan biri de kendimizi küçük görmemizdir. Bize hep kendimizi küçük görmemiz öğretilir ki bize bunu öğretenleri ve yabancı her şeyi büyük, üstün, değerli, önemli görebilelim. Hayır beyler, hayır bayanlar; kendimizi küçük, önemsiz, değersiz; yabancıları da büyük, önemli, değerli görmeyi bırakmalıyız artık. Türk'ü, Türklüğü, Türkiye'yi küçümsemek, aşağılamak, sıradan saymak; insanlığı, insanca olan her şeyi küçük görmek, aşağılamak, sıradan saymaktır. Atatürk, '' Ne mutlu Türk'üm diyene ! '' derken boş bir övünç yaşamak ve yaşatmak değil kendini büyük, üstün, değerli, zorunlu görmenin uygarlık, çağdaşlık ve özgürlük için en başta zorunlu şeylerden biri olduğunu ve insanlık tarihinde, Türklerin ne büyük işleve sahip olduğu gerçeği anlatmak istiyordu. Bu açıdan, her kim ki Türkiye'de yaşayıp Türk, Türklük ve Türkiye karşıtlığı yapıyorsa bilsin ki insanlık ve insanca bir dünya karşıtlığı ve bilimsellik karşıtlığı da yapmaktadır.

Komünizm de, komünistlik de artık bilimselliğin bebeklik aşamasından ve yozluğun sığınağından başka bir şey değildir… Artık, ''Ben komünistim,'' demek, ''Türklük karşıtıyım, Türkiye karşıtıyım'' demek, ''Ben psikopatım, sosyopatım, boş inançlıyım, ruhsal sorunluyum, saldırganım, faşistim, kafam çalışmıyor,'' demekten başka bir şey değildir ve başka bir şey de olmayacaktır. İnsanlığa gerekli olan yeni inanç, pek yakında Türkiye'den, ''Türk'üm,'' diyenden doğacaktır. Bu böyle biline… Boş sözlere karnımız tok artık. Düşünceler yarışsın, düşünceler sınansın… ''Haklıyım,'' diyen, kitap yazsın da savaş alanlarında değil bilim, felsefe, düşünce alanlarında çarpışsın.

Batı uşaklığına da Arap uşaklığına da son. Hodrimeydan! Bakalım, özgürlükten ne anlıyorsunuz!

Evet Ahmet Altan, seni çırılçıplak soysak, yani giysilerini ayıklasak; acaba senden geriye ne kalır?

Ahmet Altan'a bu biçim dünya görüşünü sanırım objektivist Ayn Rand'ın kitapları öğretiyor. Sinan Çetin sana diyorum hep, ''Bu kadının kitaplarını satma. Türkiye'ye objektivizm denilen sömürü felsefeciğini sokma. Ban sonra günahın çok olur! Senin yüzünden, aydınlarımız bile mantıklı düşünemez duruma geldi, zaten bir de Gdo'lu şeyler var, beyin yıkayan

Ahmet Altan'ın bu dünya görüşünün, emperyalizme hizmet etmesi kaçınılmazdır.

Ayrıca bir önerim var: Köşe yazarlığı için de kitap yazarlığı için de, ses sanatçılığı ve yazarlığı için de, senaryo ve piyes yazarlığı için de, radyo-tv-sinema yapımcılığı ve sunuculuğu için de kişiler; temel mantık sınavından geçirilmeli ki insanlara, toplumlara, halklara yanlış, mantıksız, gerçek dışı, bilimsellik dışı düşünce ve duygular aşılamak büyük bir insanlık suçudur. Yoksa müzik dünyasındaki saçmalıklar, akıl ve ruh hastalıkları; köşe yazarlığı dünyasına da taşınır ve egemen kılınırlar… Ve bir de her önüne gelen yayıncılık, kitapçılık yapamasın… Benden söylemesi… Yoksa ülkeler akıllı kitaplardan çok deli kitaplarla dolacak!

Ahmet Altan'ın bu mantığı gerçekte komünistlerin önünde sonunda gideceği mantıktır. Bu nedenle komünistler artık insanlık ve ülke tarihlerinden ve pek de ilgilenmedikleri toplumsal bilimlerden uzak durmalıdırlar. Komünizm her şeyden önce felsefeden ve ekonomiden anlamayı gerektirir. Bu iki şeyden de anlamayanların, bir bağımlılık gibi komünizme, komünistliğe ve komünist önderlere, sanatçılara, şairlere, yazarlara sarılmaları ancak psikolojik bir zaafın tatmini ile açıklanabilir. Şurası on yıldır kesin bir gerçek ki artık insanlık tarihini ne komünistler ne milliyetçiler ne var olan dinciler ne var olan dinsizler ne demokratlar ne laikler değil yepyeni bir düşünce, yöntem, erek, neden, gerçek, doğru, inanç, bilimsellik yapacaktır. Ve bunu Türkiye ve bir Türk yapacaktır… Ve ondan önceki ve ona karşı her şey, gerilik damgasını yiyecektir. Türk'ler, Türkiye artık cesur, özgün, bağımsız, özgür, özel, önde, öncü, önder, egemen, yaratıcı olmak zorunda ve bu olanağa da hakka da sahip. Artık, batı uşaklığına da, Arap uşaklığına da, yabancı her kültüre ve inanca uşaklığa son veren bir tarih başlayacak Türkiye'de ve yalnızca Türkiye'yi değil dünyayı da değiştirecek ve yepyeni ufuklara, çağa götürecek. Bu çağ bu kez kılıçla değil kalemle açılacak. Eskiden üstün olmak; eskiyi kötüleyerek; eskiyi, yabancılara uşaklık içine girip kötülemekle; eskiyi, yeni, hiçbir şey üretmeden kötüleyerek değil eskiden üstün ve nitelikli, en insanca ve toplumsal, en bilimsel ve en duygulu olanı yaratarak olur… Bölünmüşleri birleştirerek olur, birleşmişi bölerek değil! Üstün akıl, değerli akıl, bilimsel akıl, insanca akıl, üretken akıl bunu yapar!

Yağmur; dolu da kar da olsa, yere gider.

Evet, Ahmet Altan; seni soysak geriye ne kalır?

(Ek: Ahmet Altan'ın bu düşündüklerini herkes düşünür, yaşamının bir döneminde. Ben de bu tür düşünceleri düşündüğümde, lisede falandım! Bir psikolog, ''İşini bana tanımlar mısın?'' diye sorduğunda aldığı yanıt eğer '' Valla sabah gidip akşam geliyorum işte, benim için başka bir anlamı yok, '' derse, bu yanıtı veren kişiye ilaç yazar ve tedavi altına alır! Türklük ve Türkiye arasında bağ kuramayan Türkiye'lilere de duyurulur! Benden uyarması!).

Taraf olmak, bilimsel olmak demek değildir.

Kaynak: Tarihten budalalığı kaldırsak geriye ne kalır? ( Yazan: Ahmet Altan-2008).

(İlgili yazım: Güncel bölümdeki : ''Ahmet Altan, ne anlıyorsun bu halttan?'' adlı yazım…).

....

Necdet Gürçiftçi

2010-ocakda internette yayınlandı.....


Başlık Kategori Yayın Tarihi
SEN YÜKSEL EY TÜRK MİLLETİ Şiir 22.10.2017
AMERİKAN KÜLTÜRÜNE HAYIR Şiir 21.10.2017
ERDOĞAN'DAN VE CHP BAŞKANINDAN TUHAF SÖZLER Felsefe 20.10.2017
DUYAN YOK Şiir 19.10.2017
ÇOK YALANCI ÜSTELİK ÇOK YAKICI Şiir 18.10.2017
Başlık Kategori Yayın Tarihi
Kız Çocukları Günü Felsefe 11.10.2017
Tek Tanrı, Tek Eş Felsefe 09.10.2017
Mademki Sen Bensin, Ben de Senim, Niye Bu Ötekileştirme Felsefe 07.10.2017
Siyah Beyaz Felsefe 27.09.2017
Gazi Felsefe 24.09.2017

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.