30 KIYAME SURESİ (1-40)

1 Lâ uksimu bi yevmil kıyâmeti.

1.            lâ: hayır

2.            uksimu: kasem ederim, yemin ederim

3.            bi yevmi: güne

4.            el kıyâmeti: kıyâmet

“Hayır, tanıklığa çağırırım kıyâmet günü.”

Açıklama: Yani “kıyamet günü halimize tanık olunacak; halimiz ortaya sergilenecek…”

2 Ve lâ uksimu bin nefsil levvâmeti.

1.            ve lâ: ve hayır

2.            uksimu: kasem ederim, yemin ederim, şahit kılarım

3.            bi: ...e, …i

4.            en nefsi: nefs

5.            el levvâmeti: levmeden, kınayan

“Ve hayır, şahit ederim levmeden nefsi.”

Açıklama: Yani “insan vicdanının kınayan sesini tanıklığa çağırırım” insanlar ahrette dirilip ayağa kalktıkları zaman. Vicdanımız ne halt ettiklerimizden ötürü tanıklık edecek; hatamızı bileceğiz; kınayan vicdanımız tanık olacak.” Vicdanın kınayan sesi kişinin kendi kusurlarının şahidi olmasıdır. Kendimize kendimiz şahitlik edeceğiz.

3 E yahsebul insânu ellen necmea ızâmehu.

1.            e: mi

2.            yahsebu: zannediyor, sanıyor

3.            el insânu: insan

4.            ellen: asla olmaz

5.            (en) necmea: bizim toplamamız, bir araya getirmemiz

6.            ızâme-hu: onun kemikleri

“Hesap mı ediyor insan asla bir araya getiremeyeceğimizi kemiklerini?”

Açıklama: Yani “insan kendisini tekrar diriltip de kemiklerini yeniden bir araya getiremeyeceğimizi mi sanıyor? Ona zor olanı bize de zor mu sanıyor? Daha önce bir ölüyken cana kavuşturduğu insanı Allah tekrar cana kavuşturabilir. Bunu bir kez yapan elbette bir kez daha yapabilir. Eğer Allah bin kez deseydi bin kez de yapardı. Bunlar Onun için sonsuz kolaydır.”

4 Belâ kâdirîne alâ en nusevviye benânehu.

1.            belâ: hayır

2.            kâdirîne: kaadir olanlar

3.            alâ: ...e

4.            en nusevviye: yeniden düzenlememiz, seviyelememiz

5.            benâne-hu: onun parmakları, parmak uçları

“Hayır, kadiriz yeniden düzenlemeye onun parmak uçlarını.”

Açıklama: Yani “onu parmak uçlarına kadar yeniden yaratırız. Hatta daha önceki şekil ve detaylarıyla beraber onu aynıyla yaratabiliriz.” İnsanoğlu kendisi aciz olduğundan bu imkânsız geliyor. Ama Allah onun gibi değil ki imkânsız olsun. “Parmak uçlarını” ifadesinden belli ki Allah benzer bile değil aynı şekilde yaratacaktır.

5 Bel yurîdul insânu li yefcure emâmehu.

1.            bel: hayır

2.            yurîdu: ister, irade eder

3.            el insânu: insan

4.            li: için, ...i

5.            yefcure: fıska düşer, fücur işler, günahlara dalar

6.            emâme-hu: onun önünde

“Hayır, irade eder insan önündekini fücurlamayı.”

Açıklama: Yani “insan önüne sergileneni inkâra kalkışarak zamanını fısk ve fücurla geçirmek ister. Tekrar yaratılacağına inanmak da zaten işine gelmediğinden ister ki kötülükleri yanına kar kalsın, fitne fücur yapsın.”

6 Yes’elu eyyâne yevmul kıyâmeti.

1.            yes’elu: sorar, soruyor

2.            eyyâne: ne zaman

3.            yevmu: gün

4.            el kıyâmeti: kıyâmet

 “Sorar: ne zaman kıyâmet günü?”

Açıklama: Yani “alay ederek sorar ne zaman geleceğini kıyamet gününün. Kıyamete yani öldükten sonra dirilip ayağa kalkılacağına inanmadığı için sorar, ‘ne zaman?’ diye. Sorarken inanmaya niyeti yoktur.”

7 Fe izâ berikal basar.

1.            fe: artık

2.            izâ: olduğu zaman

3.            berika: (göz) kamaşması

4.            el basaru: bakış

“Artık kamaştığı zaman bakış...”

Açıklama: Yani “kıyam günü geldiğinde, onun zamanı geldiğinde gözler endişeli açılır… Görmek istemez sergilenen gerçeği. Fakat açarsa gözlerini sergilenecektir gerçek. O da görmemek için açmak istemez.”

8 Ve hasefel kamer.

1.            ve hasefe: ve karardı

2.            el kameru: ay

“Ve karardığında kamer.”

Açıklama: Yani “ay karanlığa gömüldüğünde”; yani “ay bile ışığını vermemektedir…”

9 Ve cumiaş şemsu vel kamer.

1.            ve cumia: ve birleştirildi

2.            eş şemsu: güneş

3.            ve el kameru: ve ay

“Ve birleştirildiğinde şems ve kamer.”

Açıklama: Yani “güneş ile ay bir araya getirildiğinde”; yani “güneş de onunla beraber aynıdır, ışığını vermemek bakımından…” Zifiri bir karanlık düşünün… İfadeden bellidir ki insan psikolojik olarak aşırı endişe halindedir.

10 Yekûlul insânu yevme izin eynel meferr.

1.            yekûlu: der, diyecek

2.            el insânu: insan

3.            yevme izin: izin günü

4.            eyne: nerede

5.            el meferru: firar edilecek yer, kaçış yeri

“İzin günü insan diyecek: Nerede firar yeri?”

Açıklama: Yani “o gün insan kaçacak yer arayacak”; yani “insan işte o zaman anlayacak ki hesap zamanı gelmiş, ahret denen gerçekmiş, ama bu gerçekten kaçamayacak…”

11 Kellâ lâ vezer.

1.            kellâ: hayır

2.            lâ: yok

3.            vezere: sığınacak bir yer, sığınak

“Hayır, yok sığınak.”

Açıklama: Yani “sığınamazsın; her şey ve herkes ortada çaresiz kalakalır; zifiri karanlıkta öylece yalnızdır. Zifiri bir karanlıkta saklanacak yer bile saklıdır. Kaçacak yer yoktur.”

12 İlâ rabbike yevme izinil mustekarr.

1.            ilâ rabbi-ke: senin Rabbin’e

2.            yevme izin: izin günü

3.            el mustekarru: karar kılınan yer, varılacak yer, makam

“Senin Rabbin izin günü karar yeri.”

Açıklama: Yani “o gün tek varış yeri Rabbinin iznidir. Artık sığınaksız bu yer kimin nereye sevk edileceğinin karar yeridir. Cennete mi, cehenneme mi? Tamamen Allah’ın iznine bağlıdır.”

13 Yunebbeul insânu yevme izin bimâ kaddeme ve ahhar.

1.            yunebbeu: haber verilir

2.            el insânu: insan

3.            yevme izin: izin günü

4.            bimâ: şeyleri

5.            kaddeme: takdim etti, yaptı

6.            ve ahhara: ve tehir etti, yapması gerekirken erteleyip yapmadı

“Haber verilir insana izin günü kadim ve ahir ettiği şeyleri.”

Açıklama: Yani “Allah’ın iznine herkesin muhtaç olduğu gün insana, yaptığı ve yapmadığı her şey bildirilir; yaptığı her şey, omuzladığı her iyilik ve kötülük önüne dökülür. İhmal ettikleri bile.”

14 Belil insânu alâ nefsihî basîratun.

1.            bel(i): hayır

2.            el insânu: insan

3.            alâ: ...e

4.            nefsi-hî: onun nefsi, kendi nefsi

5.            basîratun: basirdir, görendir, şahittir

“Hayır, insan kendi nefsine basirdir.”

Açıklama: Yani “insan kendi aleyhine şahit olur; insan yapıp ettiklerinin bizzat şahidi olacak ve “ben yapmadım” diyemeyecek.”

15 Ve lev elkâ meâzîrahu.

1.            ve lev: ve olsa bile

2.            elkâ: ilka etti, ortaya attı, belirtti, beyan etti

3.            meâzîre-hu: onun mazeretleri, özürleri, sebepleri

“Ve ilka etse bile onun mazeretlerini.”

Açıklama: Yani “mazeretleri gerekçe olarak ileri sürse de aslında bilir kendisinin ne mal olduğunu; ‘şu yüzden böyle yaptım’ ya da ‘şunun yüzünden böyle yaptım’ dese de bilir gerçekte niçin yaptığını.”

16 Lâ tuharrik bihî lisâneke li ta’cele bihî.

1.            lâ tuharrik: hareket ettirme

2.            bi-hî: ona, onunla

3.            lisâne-ke: dilini, dilinle

4.            li: için, ...diye

5.            ta’cele: acele, acilen

6.            bi-hî: ona, onunla

“Hareket ettirme ona dilini ona acele için.”

Açıklama: “Fakat” diyor Allah, “bahaneler ileri sürmek için dilini aceleyle kıpırdatıp durma, boşuna mazeret ileri sürme.” Bu ayet son derece saptırılabilmektedir. Parantezler açılarak “peygamber” yazılmakta ve kıyamet sahnelerinden ani şekilde dünyaya dönülmekte ve nebi olduğu halde hem de ayet alırken dilini hızla oynatıp durma kusuruyla suçlanmaktadır. Yani bu ayet bizimle ilgili olduğu halde saptırılıyor. Peygamberin beşeri tarafında olabilir ama onun nebevi tarafında hata göstermek iftiradır. Buraya kadar kıyametten bahseden ayetler ne oluyor da birden bire dünyaya geçip Peygamberin aceleyle vahyi alıp okumasına dönüşebiliyor? Peygambere böyle nebevi bir hata yaptırmakla buradan ne ders çıkaracaksınız? Ona olan güveni mi sarsmak istiyorsunuz? Ayet ondan değil, ey iftiracı senden, benden, bizden bahsediyor. Daha dünyada iken bile sıvışmaya yelteniyorsunuz ve siz elbette bu iftiralarınıza da bahane bulacaksınız. Ama kimse kaçamaz. Bu ayette dilini aceleyle kıpırdatacak olanlar bizleriz; korkup bahane arayacak olanlar bizleriz. Allah da boşuna bahane aramayalım diye, “dilini telaşla kıpırdatıp durma boşuna” diyecek. “Mazeretlerle bir yere varamazsın” diyecek. Zaten neredeyse surenin başından beri hep bu yapıp ettiklerimize şahid oluşumuz söz konusu edilmiyor mu? Daha dünyadayken bile kusuru peygambere attınız ya pes doğrusu… Ahrette siz ne yapmazsınız ki… Ne ananızı tanırsınız, ne babanızı, ne de evlatlarınızı… Yuh diyorum…

17 İnne aleynâ cem’ahu ve kur’ânehu.

1.            inne: muhakkak ki

2.            aleynâ: bize ait

3.            cem’a-hu: onun toplanması

4.            ve kur’âne-hu: ve onun okunması

“Muhakkak ki bize aittir onun cem’i ve onun okunması.”

Açıklama: Yani diyor: “Yapıp ettiklerinin tümünü bir araya getirerek ortaya sergilemek bizim işimiz. Senin ne yapıp ne yapmadığın her şeyi bir bir önüne dökeceğiz. Seni sana biz okuyacağız. O yüzden dilini kıpırdatıp da kendini kurtarmaya çalışma. Biz seni zaten çok iyi biliyoruz.”

18 Fe izâ kara’nâhu fettebi’ kur’ânehu.

1.            fe: artık, öyleyse

2.            izâ: olduğu zaman

3.            kare’nâ-hu: onu okuduk

4.            fe: artık, öyleyse

5.            ittebi’: tâbî ol

6.            kur’âne-hu: onun okunuşu

“Öyleyse onu okuduğumuz zaman artık tâbi ol onun okunuşuna.”

Açıklama: Yani, “seni sana anlattığımızda sesini kesip sus ve boyun eğ. Çünkü senin hakikatini bir bir ortaya dökeceğiz. Sen zaten bütün bunları işledin ve bizzat şahitsin. Seni sana sergilerken dünyada neler yapıp ettiğini sessizce izle şimdi. Ne mal olduğunu gör.”

19 Summe inne aleynâ beyânehu.

1.            summe: sonra

2.            inne: muhakkak

3.            aleynâ: bizim üzerimize, bize ait

4.            beyâne-hu: onun beyanı, açıklanması

“Sonra muhakkak bizim üzerimize onun beyanı.”

Açıklama: Yani “yapıp ettiğin her şeyin ortaya dökülmesi bizim işimizdir; senin değil.”

20 Kellâ bel tuhıbbûnel âcilete.

1.            kellâ: hayır

2.            bel: bilâkis, aksine

3.            tuhıbbûne: seviyorsunuz

4.            el âcilete: çabuk geçmekte olan

“Hayır, bilâkis seviyorsunuz acilen geçeni.”

Açıklama: Yani diyor ki: “Fakat böyle olduğu halde siz yine de gelip geçici kısa bir dünya hayatını tercih ediyorsunuz.”

21 Ve tezerûnel âhirate.

1.            ve tezerûne: ve bırakıyorsunuz, ve terk ediyorsunuz

2.            el âhirete: ahiret

“Ve bırakıyorsunuz ahireti.”

Açıklama: Yani “öteki dünyayı düşünmüyorsunuz; ahreti unutuyorsunuz. Bir gün bütün yaptıklarınızın hesabını verecek olmanız aklınıza gelmiyor.”

22 Vucûhun yevme izin nâdıratun.

1.            vucûhun: yüzler vardır

2.            yevme izin: izin günü

3.            nâdıretun: ışıl ışıl, pırıl pırıl

“Yüzler vardır izin günü parıltılı.”

Açıklama: Yani “Allah’ın iznine göre insanların sevk olacakları yargı günü bazı yüzler huzurdan ışıldayacak kadar nurludur.” Yani “yüzler vardır Allah’ın iznine herkesin muhtaç olduğu gün mutlu görünür.”

23 lâ rabbihâ nâziratun.

1.            ilâ rabbi-hâ: Rablerine

2.            nâziretun: nazar eden, bakan

“Rabbine nazar ederken.”

Açıklama: Yani “Allah’ın terbiye ediciliğine bakarken, Allah’ın ona sahip çıkmasına şahid olurken mutludur.”

24 Ve vucûhun yevme izin bâsiratun.

1.            ve vucûhun: ve yüzler vardır

2.            yevme izin: izin günü

3.            bâsiratun: şahit, bakmakta olan, (çatılmış, kararmış)

“Ve yüzler vardır izin günü basir.”

Açıklama: Yani “Allah’ın kurtuluşuna izin vermediği yüzler mutsuzdur; nursuzdur; öylece bakakalırlar; ümitsizlikleri dışarıdan bile okunur; mahzundurlar.”

25 Tezunnu en yuf’ale bihâ fâkıratun.

1.            tezunnu: anlar, zanneder, umar, farkına varır

2.            en yuf’ale: yapılacak

3.            bi-hâ: ona, kendisine

4.            fâkıretun: felâket, büyük musîbet, çok kötü muamele

“Anlar fail olacağını ona fakirliğin.”

Açıklama: Yani “fark eder çok büyük bir zenginliği yitirmiş olduğunu ve bir felaketin içine düştüğünü.”

26 Kellâ izâ belegatit terâkıye.

1.            kellâ: hayır

2.            izâ: olduğu, zaman

3.            belegat (i): ulaştı, erişti, geldi

4.            et terâkiye: köprücük kemiği

“Hayır, ulaştığı zaman köprücük kemiğine.”

Açıklama: Yani “artık umutsuzluk değil diline, daha da derinlere ulaşmıştır ve bu ağırlığı omuzlarında hisseder; ta ki köprücük kemiği bile kasılmıştır.”

27 Ve kîle men râk.

1.            ve kîle: ve denir

2.            men: kim

3.            râkın: kurtaracak olan

“Ve denir: Kurtaracak olan kim?”

Açıklama: Yani, artık kendini kurtarmaktan başka derdi yoktur. ‘Yok mu bizi bu durumdan kurtaracak olan?’ diyerek kurtarıcı arar. Bir şefaatçi…

28 Ve zanne ennehul firâk.

1.            ve zanne: ve anlar, zanneder, umar, farkına varır, hisseder

2.            enne-hu: onun (kendisinin) ...olacağını

3.            el firâku: ayrılık

“Ve farkına varır onun ayrılık olacağını.”

Açıklama: Yani “anlar ki artık bu ayrılma vaktidir ve kurtaracak kimsesi yoktur; yalnızdır.”

29 Velteffetis sâku bis sâk.

1.            ve ilteffeti: ve birbirine dolaşır

2.            es sâku: ayak

3.            bi es sâkı: ayağa

“Ve birbirine dolaşır ayağı ayağıyla.”

Açıklama: Yani “artık içinden çıkılamaz, çözümsüz bir aşamaya gelmiştir.”

30 İlâ rabbike yevme izinil mesâk.

1.            ilâ rabbi-ke: senin Rabbine

2.            yevme izin: izin günü

3.            el mesâku: sevk, sevk yeri

“Senin Rabbinedir izin günü sevkediliş.”

Açıklama: Yani “hiçbir kurtarıcı bulamadığını gördüğünde sadece ve sadece her şeyin sahibi olan Allah’a gidileceğini anlayacak.” İzin günü, kimin nereye gideceğinin sadece Allah’ın iznine bağlı olduğu gündür ve işte böyle bir güne sevk edilecek. Hani kurtarıcı arıyordu ya, al sana kurtarıcı.

31 Fe lâ saddeka ve lâ sallâ.

1.            fe: o zaman, fakat

2.            lâ saddaka: tasdik etmedi

3.            ve lâ sallâ: ve yardım etmedi, dua etmedi, (Allah’a) yönelmedi

“Fakat tasdik etmedi ve yönelmedi.”

Açıklama: Neden bu hale düştü? Çünkü “yaşadığı sürece hakikati kabul etmedi ve hakikate yönelmedi.”

32 Ve lâkin kezzebe ve tevellâ.

1.            ve lâkin: ve lâkin

2.            kezzebe: yalanladı

3.            ve tevellâ: ve yüz çevirdi

“Ve lâkin yalanladı ve yüz çevirdi.”

Açıklama: Yani “aksine hakikati yalanladı, sırtını döndü, umursamadı ve ondan uzaklaştı.”

33 Summe zehebe ilâ ehlihî yetemettâ.

1.            summe: sonra

2.            zehebe: gitti

3.            ilâ ehli-hî: kendi ehline, ailesinin yanına

4.            yetemettâ: gururlanarak, böbürlenerek

“Sonra gitti onun ehline böbürlenerek.”

Açıklama: Yani “sonra da şımarık bir halde kendi gibilerin yanına gitti, böbürlendi, kendini bir halt sandı, böylece layık olduğu kendi safını seçti.”

34 Evlâ leke fe evlâ.

1.            evlâ: daha uygun, müstahak olma, hak etme

2.            leke: sana

3.            fe: artık, bundan sonra

4.            evlâ: daha uygun, müstahak olma, haketme

“Evladır sana artık evladır.”

Açıklama: Yani “yakındır sana akıbetin yakındır.” “Evla” sözcüğü “veli” sözcüğüyle türdeştir. “Veli” demek “yakın”  demektir. Zira ömrün nasıl geçtiğini anlayamayacağı için yakındır.

35 Summe evlâ leke fe evlâ.

1.            summe: sonra

2.            evlâ: daha uygun, münasip, müstahak, haketme

3.            leke: sana

4.            fe: artık, bundan sonra

5.            evlâ: uygun, münasip, müstahak, haketme

“Sonra evladır sana artık evladır.”

Açıklama: Yani “çok yakındır, çok daha yakındır.” Tekrarlanması nedeniyle “yakın” ifadesi pekiştiriliyor; böylece daha da yakın oluyor.

36 E yahsebul insânu en yutrake sudâ.

1.            e: mi

2.            yahsebu: zannediyor, hesabediyor

3.            el insânu: insan

4.            en yutreke: terkedileceğini, bırakılacağını

5.            suden: başıboş, sorumsuz

“Hesab mı ediyor insan bırakılacağını başıboş?”

Açıklama: Yani “buna rağmen insan başıboş bırakılacağını ve dilediği gibi hareket edebileceğini mi sanıyor? Bütün bu akıl ve nimetler verildikten sonra insan ne sanıyor? Boşuna yaratıldığını mı? Nimetlerin bedava olduklarını mı? Kötülüklerin karşılıksız kalacaklarını mı? Hesap sorulmayacağını mı? Dünyada yapılanın yanına kar kalacağını mı? Dünyada cezasını çekmeden ölen zalimlerin kurtulacaklarını mı?”

37 E lem yeku nutfeten min menîyin yumnâ.

1.            e lem yeku: olmadı mı, değil mi

2.            nutfeten: nutfe, bir damla

3.            min meniyyin: meniden

4.            yumnâ: akıtılan, dökülen

“Değil miydi nutfe dökülen meniden?”

Açıklama: Yani “o insan ki nereden bir gelişin olduğunu hatırlasın. Basit bir yaratılışı bile safha safha, meniden damlacıktı.”

38 Summe kâne alakaten fe halaka fe sevvâ.

1.            summe: sonra

2.            kâne: oldu

3.            alakaten: bir alak, rahim duvarına bir noktadan asılı olan embriyo, cenin

4.            fe: bundan sonra, daha sonra

5.            halaka: halketti, yarattı

6.            fe: bundan sonra, daha sonra

7.            sevvâ: sevva etti, dizayn etti, programladı, düzenledi, biçim verdi

“Sonra alak olduktan sonra halketti daha sonra sevva etti.”

Açıklama: Yani “sonra döllenmiş bir hücre oldu, sonra o hücreden varlık yarattı, sonra varlığı şekillendirdi.

39 Fe ceale minhuz zevceyniz zekera vel unsâ.

1.            fe: sonra

2.            ceale: kıldı, yaptı

3.            min-hu: ondan

4.            ez zevceyni: iki eş, çift

5.            ez zekere: erkek

6.            ve el unsâ: ve dişi

“Sonra kıldı ondan iki eş, erkek ve dişi.”

Açıklama: Yani “böyle evrelerden hayatın idamesi için iki cinsiyeti yarattı.”

40 E leyse zâlike bi kâdirin alâ en yuhyiyel mevtâ.

1.            e leyse: değil mi

2.            zâlike: bunlar

3.            bi kâdirin: kaadir olan, gücü yeten

4.            alâ: üzerine

5.            en yuhyiye: diriltmek, hayat vermek

6.            el mevtâ: ölüler

“Değil midir bunlar, kaadir olan üzerine ölülere hayat vermek?”

Açıklama: Yani deniliyor ki: “Öyleyse, Allah, ölüyü hayata yeniden döndüremez mi? Bütün bu anlatılanları yapan, insanı bir damlacıktan bu hale getiren elbette onu bir daha yapabilir.”

ALINAN MESAJ: Kıyamet günü hakikattir. Orada yargılanacağız. Dünyada yapıp ettiğimiz her şey önümüze çıkacak. Allah bizi nasıl bir kez yaratmış ise bir kez daha elbette yaratabilir. Onun için hiçbir zorluk söz konusu olamaz. Hem de detaylarına kadar aynıyla yaratır. İnsan aciz kaldığı konuda Allah’ı da aciz kalır sanmamalıdır. Yaptığı kötülükler insanın yanına kar kalmayacaktır. Ahrette yargılanacağını anladığında kaçamayacak ve artık iş işten geçecektir. İşlediği her şey bir bir önüne sergilenecektir. Mazeretler ileri sürmesi hiçbir işe yaramayacaktır. Allah yapıp ettiklerimizi sormayacak, bize bizimle kendi gösterecektir. Böyle bir günden Allah’a sığınmak için geçici dünya hayatına değil, kalıcı ahrete yatırım yapmalıyız. Ölüm geldiğinde artık çok geç olur. Ona sevk olacağız. İnanmayan ve iyilikte bulunmayan, aksine gerçeği yalanlayan şımarık kimseler cezayı hak edecekler. Öyleyse başıboş bırakılmadığımızı ve sorumluluğumuz olduğunu bilmeliyiz. Son derece basit bir nutfeden var olageldik. Allah bizi bakın nasıl şekillendirdi. Biz önce bir ölüyken bizi canlandırıp bize bu şekli veren Allah, elbette biz ölünce tekrar bizi canlandırıp yine böyle şekillendirebilir. Bizi iki cins yaratıp hayatımızı idame ettiren Allah elbette diğer hayatımızı da yaratmaya kaadirdir. Öyleyse ahrete inanarak dünya hayatının geçici bir sınav yeri olduğu bilinciyle hareket etmeliyiz.

Temmuz 2017


Başlık Kategori Yayın Tarihi
GERÇEĞİN TAHLİLİ Felsefe 06.09.2019
SIRRIN LİMİTLERİ Felsefe 31.08.2019
DİNE KATILAN HURAFEYİ SORGULAYIN Genel 28.08.2019
Ümmetin kafası neden karıştı? (17) Genel 27.08.2019
MÜSLÜMANLARIN KAÇIRDIĞI TARİHİ FIRSAT Politika 12.08.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
SU STRESLİ ÜLKELER VE TÜRKİYE Genel 14.09.2019
Nasıl mutlu oluruz? Genel 10.09.2019
ÖZSAYGI Genel 09.09.2019
Türkiyedeki Su Kaynaklarına Yabancı Sermayelerin Önem Vermesi Hayra Alamet Olmasa Gerek !!! Genel 29.08.2019
RENKLER KAÇ TANE? Genel 19.08.2019