26 BURUC SURESİ (1-22)

1 Ves semâi zâtil burûc.

1.            ve: andolsun

2.            es semâi: sema, gökyüzü

3.            zâti: sahibi

4.            el burûci: burçlar, takımyıldızlar

“Düşün burçlara sahip semayı…”

Açıklama: Yani “düşün büyük burçlarla donatılan gökteki ihtişamı…”

2 Vel yevmil mev’ûd.

1.            ve el yevmi: ve gün

2.            el mev’ûdi: vadedilen

“Ve vaadedilen günü…”

Açıklama: Yani “ve vaad edilen Günü de düşün…”

3 Ve şâhidin ve meşhûdin.

1.            ve şâhidin: ve şahit olan

2.            ve meşhûdin: ve şahit olunan

“Ve şahit olanı ve şahit olunanı.”

Açıklama: Yani “ve yine düşün tanıklık edecek olanı ve tanıklık edilecek olanı…”

4 Kutile ashâbul uhdûd.

1.            kutile: öldürüldü, katletildi, helâk edildi

2.            ashâbu el uhdûdi: hendeklerin sahipleri

“Katledildi hendeklerin sahipleri.”

Açıklama: Yani “öldürüldüler hendekleri hazırlayanlar.”

5 Ennâri zâtil vekûd.

1.            en nâri: ateş

2.            zâti: sahibi (içinde var)

3.            el vakûdi: yakacak, yakıt, yanan

“Yanan ateşin sahibi.”

Açıklama: Yani “imanlılara karşı şiddetle yanan ateş çukurunu hazırlayanlar…”

6 İzhum aleyhâ kuûd.

1.            iz: o zaman, olmuştu

2.            hum: onlar

3.            aleyhâ: onun üzerinde, etrafında

4.            kuûdun: oturmuşlar

“Ki onlar onun etrafında oturmuşlardı.”

Açıklama: Yani “onlar keyifle etrafında oturup o ateşi seyretmişlerdi…”

7 Ve hum alâ mâ yef’alûne bil mu’minîne şuhûd.

1.            ve hum: ve onlar

2.            alâ mâ yef’alûne: yaptıkları şeylere

3.            bi el mu’minîne: müminlere

4.            şuhûdun: şahit oluyorlardı, seyrediyorlardı

“Ve onlar müminlere yaptıkları şeylere şahittiler.”

Açıklama: Yani “müminlere ne yaptıklarının farkındaydılar.”

8 Ve mâ nekamû minhum illâ en yu’minû billâhil azîzil hamîd.

1.            ve mâ nekamû: ve intikam almadılar

2.            min-hum: onlardan

3.            illâ: den başka

4.            en yu’minû: îmân etmeleri

5.            bi allâhi: Allah’a

6.            el azîzi: azîz, izzet sahibi olan

7.            el hamîdi: hamdedilen

“Ve intikam almadılar onlardan aziz, hamid olan Allah’a iman etmeleri dışında (bir nedenle).”

Yani “ve onlardan intikam almaları Aziz ve hamîd olan Allah’a iman etmelerinden başka bir şey için değildi. Kudretli ve yüceltilen Allah’a inanmalarından dolayı o müminlere zulmetmekten keyif alıyorlardı.”

9 Ellezî lehu mulkus semâvâti vel ard, vallâhu alâ kulli şey’in şehîd.

1.            ellezî: o ki

2.            lehu: ona aittir, onun

3.            mulku: mülkü, idaresi

4.            es semâvâti: semalar, gökler

5.            ve el ardı: ve arz, yeryüzü

6.            ve allâhu: ve Allah

7.            alâ: üzerine, ...a

8.            kulli: her

9.            şey’in: şey

10.          şehîdun: şahittir

“O ki Onundur mülkü semaların ve arzın. Ve Allah şahittir her şeye.”

Açıklama: Yani “o Allah ki göklerin ve yerin hükümranlığına sahiptir. Allah ki her şeye tanıktır!

10 İnnellezîne fetenûl mu’minîne vel mu’minâti summe lem yetûbû fe lehum azâbu cehenneme ve lehum azâbul harîk.

1.            inne: muhakkak ki

2.            ellezîne: onlar, ...olanlar

3.            fetenû: fitne, kötülük, işkence yaptılar

4.            el mu’minîne: mümin erkekler

5.            ve el mu’minâti: ve mümin kadınlar

6.            summe: sonra

7.            lem yetûbû: tövbe etmediler

8.            fe: işte, bundan sonra, artık

9.            lehum: onlar için vardır

10.          azâbu: azap

11.          cehenneme: cehennem

12.          ve lehum: ve onlar için vardır

13.          azâbu: azap

14.          el harîkı: yakıcı

“Muhakkak ki mümin erkeklere ve mümin kadınlara fitne yapanlar sonra tövbe etmediler. Artık onlar için vardır cehennem azabı ve onlar için vardır yakıcı azap.”

Açıklama: Yani “inanan erkeklere ve inanan kadınlara fitne yaptıktan sonra hiçbir pişmanlık duymayanları cehennem azabı ve yakıcı azapla cezalanacaklardır.”

11 İnnellezîne âmenû ve amilus sâlihâti lehum cennâtun tecrî min tahtihâl enhâr, zâlikel fevzul kebîr.

1.            inne: muhakkak ki

2.            ellezîne: onlar, ...olanlar

3.            âmenû: âmenû oldular, Allah’a ulaşmayı dilediler

4.            ve amilû: ve amel işlediler, yaptılar

5.            es sâlihâti: salih ameller, ıslâh edici, nefsi tezkiye edici amel

6.            lehum: onlar için vardır

7.            cennâtun: cennetler

8.            tecrî: akar

9.            min tahti-hâ: onun altından

10.          el enhâru: nehirler

11.          zâlike: işte bu

12.          el fevzu: fevz, kurtuluş, şerefli bir ikram

13.          el kebîru: büyük

“Muhakkak imanlı olanlar salih amel işlediler. Onlar için vardır cennetler, akar onun altından nehirler. İşte bu büyük fevzdir.”

Açıklama: Yani “imanlı olanlar dürüst de oldular”. Yani “imanlılar doğru ve yararlı işler yaptılar. Onlar için öteki dünyada altından nehirler akan cennetler vardır. Bu büyük kurtuluş ve ikramdır.”

12 İnne batşe rabbike le şedîd.

1.            inne: şüphesiz, muhakkak

2.            batşe: kıskıvrak yakalama

3.            rabbi-ke: senin Rabbin

4.            le: mutlaka, elbette

5.            şedîdun: çok şiddetli

“Muhakkak ki yakalaması senin Rabbinin elbette çok şediddir.”

Açıklama: Yani “şüphesiz Rabbinin yakalaması son derece şiddetlidir; kaçması imkânsızdır.”

13 İnnehu huve yubdiu ve yuîd.

1.            inne-hu: şüphesiz, muhakkak ki o

2.            huve: o

3.            yubdiû: ilk defa yaratır, yokken var eder

4.            ve yuîdu: ve iade eder, döndürür

“Muhakkak ki O, O yok iken yaratır ve iade eder.”

Açıklama: Yani “Allah mahlûk henüz yok iken onu yaratır ve yeniden hayata getirir.” “Canlıdan başka canlıların ve cansızdan cansız varlığın iadesini dünyada gerçekleştiren Allah insanın iadesini her nefes alışında gerçekleştirdiği gibi insanın ölümünden sonra ahrette dirilterek de gerçekleştirecektir.”

14 Ve huvel gafûrul vedûd.

1.            ve: ve

2.            huve: o

3.            el gafûru: mağfiret eden, günahları sevaba çeviren

4.            el vedûdu: çok seven

“Ve O gafur’dur, vedûd’dur.”

Açıklama: Yani “ve O merhametli, bağışlayıcı, sevgide kapsayıcı, çok sevendir.”

15 Zul arşil mecîd.

1.            zû: sahip

2.            el arşi: arş

3.            el mecîdu: Mecid’dir, çok yüce ve şereflidir

“Sahibidir arşın, meciddir.”

Açıklama: Yani “arşın dahi sahibidir, çok yüce ve şereflidir.

16 Fa’âlun limâ yurîd.

1.            fe’âlun: yapan, fail, fiilin yapıcısı

2.            li: için

3.            mâ: şey

4.            yurîdu: diler, dilediği

“Faildir irade ettiği şey için.”

Açıklama: Yani “dilediği şeyi yapandır. Ne yapmak isterse o gerçekleşir. İrade ettiği şey faaliyete geçer.”

17 Hel etâke hadîsul cunûd.

1.            hel: mi

2.            etâ-ke: sana geldi

3.            hadîsu: söz, haber, aktarılan olay, kıssa

4.            el cunûdi: askerler, ordular

“Sana geldi mi orduların hadisi.”

Açıklama: Yani “askerlerin kıssasından haberin var mı? Duymadın mı?”

18 Fir’avne ve semûd.

1.            fir’avne: firavun

2.            ve: ve

3.            semûde: Semud kavmi

“Firavun ve Semud’un...”

Açıklama: Yani “Firavun ve Semud ordularının başlarına gelenleri duymadın mı?”

19 Belillezîne keferû fî tekzîb.

1.            bel(i) ellezîne: hayır onlar, ...olanlar

2.            keferû: inkâr ettiler

3.            fî: içinde

4.            tekzîbin: tekzip, yalanlama

“Hayır, inkârcı olanlar tekzib içindedirler…”

Açıklama: Yani “inkârcı olanlar yalanlayıcıdırlar. Hakikati inkâra şartlananlar onu yalanlamakta ısrarcıdırlar.”

20 Vallâhu min verâihim muhît.

1.            ve allâhu: ve Allah

2.            min: den

3.            verâi-him: onların arkası

4.            muhîtun: kuşatandır, ihata edendir

“Ve Allah onları arkalarından ihata edendir.”

Açıklama: Yani “hâlbuki Allah onları farkında olmadıkları halde ilmi ve kudretiyle kuşatmıştır.”

21 Bel huve kur’ânun mecîdun.

1.            bel: hayır

2.            huve: o

3.            kur’ânun: Kur’ân

4.            mecîdun: yüce ve şerefli

“Hayır, o  mecid Kur’ân’dır.”

Açıklama: Yani “hayır bu inkâr ettikleri ilahi kelam yüce, şerefli bir hitabedir...”

22 Fî levhın mahfûz.

1.            fî: de, da

2.            levhın: levha

3.            mahfûzın: muhafaza edilen

“Levh-i mahfuz’da.”

Açıklama: Yani “korunan, kaybolmayan bir levhada.”

ALINAN MESAJ: Gökteki ihtişamı, ahreti, şahit olan ve olunanları düşünüp ders almalıyız. İmanlılara bilerek zulmetmekten keyif alanlara Allah tanıktır. Fitnelerinden sonra pişmanlık duymayanlar cehennemde yanacaklardır. İmanlı ve dürüst olanlar ise Cennete gireceklerdir. Rabbinin yakalamasından kimse kaçamaz. Düşün ki Allah mahlûk henüz yok iken onu yaratan ve yeniden hayata getirendir. Mahlûkatı iade ettiği gibi dünyada yapılanların karşılığını da ahrette iade edecektir. O iyilere merhametlidir; iyileri sever. Her şeyin sahibidir. Dilediği şeyi yapar. Korunan yüce ve şerefli ilahi kelamı inkâr eden ve yalanlayan Firavun ve Semud ordularını ilmi ve kudretiyle kuşatmıştı da farkında bile değildiler. Kurtulmak istiyorsak iman edip salih amel işlemeliyiz.

Temmuz 2017


Başlık Kategori Yayın Tarihi
Kur’an’ın “millet” tanımı Genel 14.11.2017
Arakan’da zulüm buhar oluyor (3) Politika 10.11.2017
Arakan’da zulüm buhar oluyor (2) Genel 06.11.2017
ANTRENÖR EĞİTİM YÖNETMELİĞİ Spor 27.10.2017
KUR’AN’IN ELEŞTİRİSİ’NE CEVAP-2 Genel 26.10.2017
Başlık Kategori Yayın Tarihi
Türk olduğunu bil yeter! Genel 18.11.2017
Giderim kimseye bir şey sormadan! Genel 17.11.2017
Gölge etme başka ihsan istemem! Genel 16.11.2017
Sır değildir gizlediğimiz Genel 15.11.2017
Has bir hâlim, hasbihâlim! Genel 14.11.2017